HABERLER

OYUNCU ORHAN KILIÇ YÖNETMEN KOLTUĞUNDA

Ekranların sevilen oyuncusu Orhan Kılıç, yönetmen koltuğuna oturdu. Mayıs ayında kendi çekeceği dram komedi tarzındaki filminden önce, çocukluk arkadaşı olan Tansel Karaduman'ın ilk albümünün klip yönetmenliğini yapan Orhan Kılıç, müzik dünyasından tam not aldı. Bugüne kadar sayısız dizi projesinde yer alan, 'Miran Ağa' karakteriyle büyük beğeni toplayan Orhan Kılıç, oyunculuğuyla birlikte yönetmenliğinden de adından söz ettirecek. Çok uzun zamandır üzerine titizlikte çalıştığı dram komedi tarzındaki filmin son hazırlarını yapan, mayıs ayında da çekimlerine başlayacak olan Kılıç, filmi öncesinde çocukluk arkadaşının ilk albümünün klip yönetmenliğini yaptı. 'Her Gece' adlı pop-caz tarzında ilk albüm çalışmasını yapan Tansel Karaduman'ın ilk klibi 'Çaresiz' adlı şarkıya çekildi. Senaryo ve yönetmenliği Orhan Kılıç'a ait olan klip, Beykoz Deri ve Kundura fabrikasında çekildi. Bir günde çekilen klip de Kılıç, oyunculuk konusunda da arkadaşına yardımcı oldu. Sonu ayrılıkla sonuçlanan bir ihanet öyküsünün anlatıldığı klip, her şeyi ile müzik dünyasından tam not aldı.

 

11.12.2013 - EKONOMİ

Haberin Devamı
NE DİYOSUUN? KANAL D’DE BAŞLIYOR

Kanal D’de yakında “Ne Diyosuun?” adlı yeni bir dizi daha başlıyor. Bir, “ayrılık komedisi” olan “Ne Diyosuun?”un başrollerinde İlker Aksum, Dilara Gönder, Ayçin İnci, Bülent Seyran ve Mehmet Ali Kaptanlar yer alıyor.

Yapımını Limon Yapım, yapımcılığını Hayri Aslan’ın üstlendiği, senaryosunu Murat Boyacıoğlu’nun kaleme aldığı, yönetmenliğini de Kerem Çakıroğlu’nun yaptığı  “Ne Diyosuun?”, bitmiş gibi görünsede, aslında bitmeyen ve kolay kolay da bitecek gibi görünmeyen bir aşkın hikayesi.

Biten bir ilişkinin ardından kara kara düşünenlerin, gidenin ardından gözyaşı dökenlerin ve unuttum diye yalanlar söyleyenlerin dizisi olan “Ne Diyosuun?” bir ayrılık komedisi.

“Ne Diyosuun?”u tersten anlatılmış bir aşk hikayesi olarak nitelemek de mümkün.  Zekice kurgulanmış senaryosu ve oyuncularının ‘resital’ kıvamındaki yorumlarıyla  “Ne Diyosuun?”, aşkın içindeki ayrılığı değil, ayrılığın içindeki aşkı anlatmaya aday ve de son derece eğlenceli bir ‘modern zamanlar’ dizisi.

Kanal D’de yakında ekrana gelecek olan dizinin konusu şöyle;

Ali Kemal (İlker Aksum) – Cansu (Dilara Gönder) çifti, geçmişte sevgili olmayı beceremedikleri için, bugün de ayrılığı bir türlü kıvıramayan(!), sakarlıklarıyla sürekli birbirlerinin ayağına dolanan iki kentli gençtir. Her ikisi de ayrıldıktan sonraki ilişkilerinde aradıklarını bulamamışlardır ve bu yüzden zihinlerinin bir köşesinde hâlâ birbirlerine dair umutlarını taze tutmak gibi bir dertleri vardır. İkili, tam da bu yüzden, dört yıl sonra tekrar karşılaştıklarında bıkıp usanmadan birlikte geçirdikleri zamanın küllerini eşelerler. Sadece onlar da değil, en yakın arkadaşları Derman ve Binnur da, ‘batmış’ bu aşkın en yakın tanıkları olarak işleri karıştırmakta ellerinden geleni(!) yaparlar.

 

19.12.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
NE DİYOSUUN? KANAL D’DE BAŞLIYOR

Kanal D’de yakında “Ne Diyosuun?” adlı yeni bir dizi daha başlıyor. Bir, “ayrılık komedisi” olan “Ne Diyosuun?”un başrollerinde İlker Aksum, Dilara Gönder, Ayçin İnci, Bülent Seyran ve Mehmet Ali Kaptanlar yer alıyor.

Yapımını Limon Yapım, yapımcılığını Hayri Aslan’ın üstlendiği, senaryosunu Murat Boyacıoğlu’nun kaleme aldığı, yönetmenliğini de Kerem Çakıroğlu’nun yaptığı  “Ne Diyosuun?”, bitmiş gibi görünsede, aslında bitmeyen ve kolay kolay da bitecek gibi görünmeyen bir aşkın hikayesi.

Biten bir ilişkinin ardından kara kara düşünenlerin, gidenin ardından gözyaşı dökenlerin ve unuttum diye yalanlar söyleyenlerin dizisi olan “Ne Diyosuun?” bir ayrılık komedisi.

“Ne Diyosuun?”u tersten anlatılmış bir aşk hikayesi olarak nitelemek de mümkün.  Zekice kurgulanmış senaryosu ve oyuncularının ‘resital’ kıvamındaki yorumlarıyla  “Ne Diyosuun?”, aşkın içindeki ayrılığı değil, ayrılığın içindeki aşkı anlatmaya aday ve de son derece eğlenceli bir ‘modern zamanlar’ dizisi.

Kanal D’de yakında ekrana gelecek olan dizinin konusu şöyle;

Ali Kemal (İlker Aksum) – Cansu (Dilara Gönder) çifti, geçmişte sevgili olmayı beceremedikleri için, bugün de ayrılığı bir türlü kıvıramayan(!), sakarlıklarıyla sürekli birbirlerinin ayağına dolanan iki kentli gençtir. Her ikisi de ayrıldıktan sonraki ilişkilerinde aradıklarını bulamamışlardır ve bu yüzden zihinlerinin bir köşesinde hâlâ birbirlerine dair umutlarını taze tutmak gibi bir dertleri vardır. İkili, tam da bu yüzden, dört yıl sonra tekrar karşılaştıklarında bıkıp usanmadan birlikte geçirdikleri zamanın küllerini eşelerler. Sadece onlar da değil, en yakın arkadaşları Derman ve Binnur da, ‘batmış’ bu aşkın en yakın tanıkları olarak işleri karıştırmakta ellerinden geleni(!) yaparlar.

 

19.12.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
FİRUZE'NİN SESİ VAR SÖZÜ YOK

Mahsun'un yeni dizisi 'Firuze', Sezen Aksu hitinden esinlendi. Güfte sahibi Aysel Gürel'in kızı Müjde Ar'dan izin çıkmayınca, 'Firuze' dizide müzik olarak yer aldı. Ekranın yeni dizisi 'Firuze', ilk yayın günü tüm oyuncuları ve ekibi bir araya topladı. Önceki akşam The İstanbul Edition'ın balo salonunda yemek yiyen diziye emek verenler, ilk bölüm heyecanını paylaştı. Dizinin yapımcısı ve oyuncuları habercilerin sorularını cevapladı.

Murat Tokat (Yapımcı): Firuze şarkısı ile çıkan polemikler için şunu söyleyebilirim. Müjde Ar sözlerinin kullanılmasını istemedi. Biz de sadece müziğini kullanıyoruz. Sezen Aksu da dava açmadı.

Ceren Hindistan (Firuze): Firuze ailesi için özellikle hasta küçük kız kardeşi için her şeyi yapabilecek bir kız. Farklı karakterler oynamak istediğim için Firuze'de olmak istedim. Ama bence hikayesi Yeşilçam filmlerine benzemiyor.

Ceyda Ateş (Suzan): Firuze için "Eski Türk filmlerinde izlediğimiz gibi fakir kız - zengin oğlan hikayesinin daha modernize edilmiş hali" diyebiliriz.

Fırat Çelik (Oğuz): Dizide etrafındaki kızlardan çok farklı olduğu için Firuze'ye aşık olan zengin bir ailenin çocuğuyum.

Haluk Piyes (Demir): Eski Yeşilçam vari bir tipleme. Ben yurdum insanı Demir'i oynuyorum. Okuduğumda çok sevdim hikayeyi. Bize çok yabancı değil aslında böyle hikayeler.

Dizinin başrol oyuncuları Haluk Piyes, Ceren Hindistan, Fırat Çelik ve Ceyda Ateş, 'Firuze'nin ilk bölümünü birlikte izledi.

 

07.12.2013 - STAR

Haberin Devamı
FİRUZE FIRTINASI

Show TV'nin yeni dizisi 'Firuze' önceki gün yayınlanan ilk bölümüyle ekran yolculuğuna başladı. Boyut Film'den Murat Tokat'ın yapımcılığını, Cemal Şan'ın yönetmenliğini üstlendiği dizinin ilk bölümünü The İstanbul Edition'da düzenlenen organizasyonla Ceren Hindistan, Fırat Çelik, Ceyda Ateş, Haluk Piyes ve tüm set ekibi birlikte izledi. Dizinin ilk bölümü beğeni toplarken, Hindistan ve Ateş güzellikleriyle geceye damga vurdu. Ceren Hindistan, yoksul bir ailenin güzel kızı Firuze'yi, Ceyda Ateş, onunla aşk için mücadele eden varlıklı ailenin ihtiraslı kızı Suzan'ı canlandırıyor. Fırat Çelik zengin ailenin yakışıklı varisi Oğuz, Haluk Piyes ise köşkün kalfasının oğlu Demir karakterine hayat veriyorlar.

 

07.12.2013 – HABERTÜRK

Haberin Devamı
YEŞİLÇAM’A SAYGI DURUŞU

Yıllar sonra yeniden buluşan bir baba-kızın birbirini tanıma sürecini beyazperdeye aktaran "Kızım İçin"in galası yapıldı. Filmde Tuncer'i oynayan Yetkin Dikinciler, "Bütün baba-kızlar bu filmle ilişkilerine bir daha bakacak" dedi.

Bugün vizyona girecek "Kızım İçin" filminin galası önceki akşam Demirören İstiklal’de gerçekleşti. Başrollerini Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay ve Berke Üzrek'in paylaştığı filmin yönetmen koltuğunda ise Hakan Haksun oturdu. Filmin galasına Ayşegül Aldinç, Asuman Dabak, Sevil Uyar, Gani Müjde, Murat Serezli ve Murat Kekilli gibi ünlü isimler yer aldı. Gazetecilerle yaptığı kısa sohbette, yönetmen Hakan Haksun'u öven Yetkin Dikinciler, "Hakan Haksun'un yazıp yönettiği filmde, günümüzde yaşanan konuya değiniyoruz. Artık anne babalarla çocuklar arasında bir iletişim zorunluluğu yaşanıyor. İki buçuk yaşında terk ettiği kızının 18 yaşına girmeden üç hafta önce karşısına çıkan Tuncer karakterini canlandırıyorum. Türkiye'de bu filmi izleyen bütün baba ve kızlar sorunlu olsun ya da olmasınlar ilişkilerine bir kez daha bakacaklar" diye konuştu.

 

06.12.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
CEREN VE CEYDA YÜREKLERİ HOPLATTI

Show TV ekranlarının yeni dizisi "Firuze" yayın hayatına merhaba dedi. Boyut Film'den Murat Tokat'ın yapımcılığını üstlendiği ve Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğini yaptığı "Firuze" dizisi dün akşam ilk bölümünü bütün ekip birlikte izleyerek kutladılar. Başrollerini Ceren Hindistan, Fırat Çelik, Ceyda Ateş ve Haluk Piyes’in paylaştığı dizinin oyuncu kadrosu oldukça zengin.

 

07.12.2013 – GÜNEŞ

Haberin Devamı
YEŞİLÇAM'A SAYGI FİLMİ

Bir baba-kızın 15 yıl sonra ilk kez karşılaşmasını anlatan "Kızım İçin" filminin galası önceki akşam Demirören AVM'deki Cinemapink'te yapıldı. Bugün vizyona giren filmin senaryosunu ve yönetmenliğini üstlenen Hakan Haksun, "Bu film Yeşilçam'a saygı in başrolü paylaştığı mirören AVM'de yapıldı niteliğindedir" dedi. Dikinciler ise, "Bu topraklarda Hollywood filmleri yapmıyoruz. Yeşilçam bizim miras aldığımız gelenek. Yeşilçam'm bıraktıkları üstüne yeni taşlar koyarak yolumuza devam ediyoruz" diye konuştu.

 

06.12.2013 - VATAN

Haberin Devamı
YEŞİLÇAM'A SAYGILARLA

Hakan Haksun'un yönettiği 'Kızım İçin' filminin galası yapıldı. Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek'in rol aldığı filmin galasına Ayşegül Aldinç, Asuman Dabak, Sevil Uyar, Gani Müjde, Murat Serezli ve Murat Kekılli gibi ünlü isimler katıldı. Haksun senaryosunu da yazdığı filmi için, "Bu film Yeşilçam'a saygı niteliğindedir” dedi.

 

06.12.2013 – GÜNEŞ

Haberin Devamı
PARÇALANMIŞ AİLELERE DAİR BİR YEŞİLÇAM İŞİ

Yıllar sonra birbirine kavuşan baba-kızın hikayesini anlatan filmi için yönetmen Hakan Haksun, "Kızım İçin, gelişen Türk sinemasından Yeşilçam'a bir saygı duruşudur" dedi. Hakan Haksun'un yönettiği 'Kızım İçin' bugün vizyona girdi. Önceki akşam galası yapılan filmde Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay ve Berke Üzrek gibi isimler yer alıyor. Galasına, aralarında Ayşegül Aldinç, Asuman Dabak, Sevil Uyar, Gani Müjde, Murat Serezli ve Murat Kekilli gibi ünlü isimlerin katıldığı film için yönetmen Hakan Haksun, "Bu film her şeyden önce Yeşilçam'a saygı niteliğindedir" diye konuştu. Gala gecesinde 'Kızım İçin' filminin başrol oyuncuları, rolleri hakkında şunları söylediler... Eda Ece: “Filmde babasıyla annesi 2,5 yaşındayken ayrılan Tuğba adlı kızı oynuyorum. Tuğba yıllar sonra babasıyla karşılaşıyor ve yürek burkan öykü başlıyor.” Yetkin Dikinciler: “İki buçuk yaşındayken terk ettiği kızıyla 15 yıl sonra karşılaşan Tuncer adlı babayı oynuyorum. İlle ayrılmış olması gerekmez ama büyükler bu filmi izlerlerse muhakkak kıssadan hisse çıkaracaklardır.” İnci Türkay: “Bir baba ile kız hikayesinde ben Tuğba'nın annesi Banu'yu canlandırıyorum. Tam bir Yeşilçam filmi oldu. Senaryo beni çok etkiledi. İlk defa dramatik bir anne karakterini canlandırdım.

 

06.12.2013 – STAR

Haberin Devamı
HEM YETENEKLİ HEM EĞİTİMLİ

Oyunculuk kariyerine nasıl başladınız? Oyunculuk çocukluk hayalimdi benim. Büyük bir ailenin ilk torunu ve tek çocuğuyum. O yüzden şanslıyım aslında ailem sayesinde sporun ve sanatın birçok dalıyla küçük yaşta tanıştım. Babam sporcu olmamı istedi hep, dedemse kanun çalmamı... Dedem Halil FİKRİ öğretici kanun üstadıdır. Bana doğum günümde antika kanunlarından birini hediye etti ve elimi tutup arkadaşının yanına teslim etti. “Ben sana kıyamam kızamam usta-çırak ilişkisi aramızda olmaz, arkadaşımdan ders alacaksın” dedi. Ben sanırım 8 yaşında falandım, o derslerden kaçıp tiyatro kursuna gittim. Öğretmenim de beni derslere aldı ama velime de ulaştı. Böylelikle ilk profesyonel adımımı atmış oldum. Ondan önce de anaokulunda başlayan bale ve tiyatro deneyimlerim oldu. İlkokulda bir oyunda ödül aldım ve öğretmenlerimle o dönemin milli eğitim bakanı güzel sanatlara gitmemi önerdiler. Ama okulda oldukça parlak bir öğrenciydim ve klasik bir söylem olarak hobi olarak oyunculuğu yapmam önerildi. Anadolu Lisesi’ne girdim ama tiyatro hep hayatımda oldu, belediye tiyatrosunun oyunlarında yer almaya başladım, okul oyunlarından sonra belediye tiyatrosunda. Oynadığım bir oyunda beğenilince 10 yaşındayken televizyonda yer almaya başladım. Şanlıyım çünkü ailem beni hep en önde alkışladı ve desteklerini hiç benden esirgemediler. Ve şimdi de ailem ve eşim en büyük destekçim.

 

Almış olduğunuz eğitimlerin mesleğinize avantajı oldu mu?

Tabii ki oldu. Eğitim, her an yapmış olduğum gözlem mesleğime fayda sağlıyor. Çünkü mesleğinizin kaynağı da konusu da izleyeniniz de insan... İnsan da her şeyden etkilenen duyarlı bir canlı. Ben Kenter Tiyatrosu’nda çalıştım, Yıldız Hoca’yla çalışma şansım oldu. Sadri Alışık Tiyatrosu’ndan burs aldım, Selçuk Yöntem başta olmak üzere birçok iyi hocayla çalıştım. Daha sonra da tiyatronun oyuncu kadrosuna dahil oldum. Sadri Alışık Tiyatrosu’nun Çolpan Hoca’nın yeri bende çok başkadır. Bir süre Amerika’da yaşadım orada da çalışmalara katıldım, oyunlar izledim. Konservatuvarın oyuncu için gerekli olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki diplomasız bir doktor işini yapamıyorsa oyunculukta da diploma önemlidir. Ben hep bu işi yapmak istedim ve işim benim için çok değerli ve eğitim sürecim yaşadığım sürece devam edecek, oldum derseniz bitersiniz. Sinema TV ve oyunculuk bölümlerini bitirdim, hem kamera arkasını hem de kamera önünü keşfettim. Bu işinize ve sevenlerinize verdiğiniz değerdir. Öğrenmenin ucu bucağı yoktur, daha yolun başındayım. Amatör ruhumla heyecan devam edecek ve aldığım eğitimle bu heyecanımı harmanlamaya devam edeceğim.

 

Örnek aldığınız oyuncular kimler?

Aslında bizzat örnek aldığım bir oyuncu yok. Çünkü her oyuncudan alacağım bir şey olduğuna inanıyorum. İyi kötü görecelidir ama en kötü en acemi olarak adlandırılan kişiden bile alacağım dersler vardır. Tabii ki üstad olarak adlandırdıklarım da var... Ben hep bir çabalama çırpınma içindeyim yolun daha çok başındayım ailem ve eşim en büyük destekçilerimdir. Ailem anneannemler dedemler de dahil tüm oyunlarımı izlerler televizyondaki işlerimi eleştiriler, yorum yaparlar, zaten önemli olan bu olumsuzları duymak ve ilerlemek, alkış yapmak en kolayı... Eşim de hayat arkadaşlığının yanında tam bir oyuncu koçu. Eleştirir üzerinde tartışırız... Zaten oyunculuğunu çok beğeniyorum derler ya eşim diye demiyorum aynı meslekte olmak güzel bir şey ortak alanımız çok. O da Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunu yurtdışında eğitim almış. Ondan da öğreneceğim çok şey var... Mesleğim için hayatın her anını gözlemliyorum herkesten bir şeyler almaya çalışıyorum...

 

Son dönemde en başarılı kadın oyuncu sizce kim?

Ben özellikle kendim başta olmak üzere performansa karşı eleştirel bakarım dört dörtlük demek ve nokta koymak bence bizim işte olmaz. Meryem Uzerli’yi genel anlamda değerlendiremem başka işlerini izlemedim ama role gerçekten tam oturmuştu bence ve hakkını veriyordu. Melisa Sözen’in birkaç işini izledim ve beğendim. Dolunay Soysert’i severim. Deniz Çakır’ın bence iyi bir enerjisi var. Ama işe göre ve rol itibariyle değişiyor. Genelde eşimle yabancı dizi ve film izliyoruz. Yerli yapımlar için isim vermem zor benim için. Tiyatroların hemen hemen hepsini takip ederdim ama günlük iş tempomdan dolayı aynı ekipte rol aldığım arkadaşlarımın bile oyunlarını izleyemiyorum. Hem cinsim olarak diziden de rol arkadaşım Zeynep Yasa’nın içtenliğine hayranım. Yaptığımız günlük iş ve bazen birçok kez tekrar alabiliyoruz. Zeynep aynı içtenlikle aynı kelimede ağlayabiliyor ve gerçekten yaşıyor. Ben teknikten çok içselliği severim... Burada itiraf edeyim ki Zeynep Yasa başta olmak üzere birçok rol arkadaşımdan bir şeyler kapmaya bakıyorum.

 

Dram oynamak mı komedi oynamak mı sizi heyecanlandırıyor?

Ben daha önce ‘Her Halimle Sev Beni’, ‘Akasya Durağı’, ‘Türk Malı’, ‘Yahşi Cazibe’ gibi komedi işlerinde de yer aldım ve çok zevkliydi. Şu an drama yakın hissediyorum sanırım 3 yıldır ağladığım için olabilir :) Ama bundan sonra bir komedide yer almak isterim okulda vodvil hazırlamıştık çok eğlenceliydi. Şu an işimi çok seviyorum salt dram değiliz zaten eğlenceli sahnelerimiz de tam hayatın kendisi... Karakterim 3 boyutlu ve bizden biri. Absürd bir komedide güzel olurdu ama zamanı var diyelim. Önemli olan işinin hakkını vermek için çalışmak. Şunu da söyleyim ki ben normalde gülmeyi güldürmeyi çok severim insanlar beni dizide ağlarken gördüklerinden eski işlerimi izlediklerinde gülüyormuşşsun diyorlar. Bahar da gülecek dilerim... Baharda eğlenceli bir karakter olmasa bu kadar acının üstesinden gelebilir miydi? Bahar ile Kemal aşkının komik eğlenceli yanı da çok fazla, şimdi bir de bebek eklendi bu sene daha eğlenceli olacak.

 

Tiyatro ve dizi arasında bir tercih yapmak zorunda kalsanız hangisini seçerdiniz?

Ben okul oyunlarında, belediye tiyatrosunda ve Sadri Alışık Tiyatrosu’nun kadrosunda yer aldım. Ama okulum vardı okul zamanı da TV işleri, sunucuk yaptım uzun yıllar... Tiyatro ben seçimimi yapamadan ikinci planda kaldı. İleride eşimle güzel projeler yapmak istiyoruz. Onun yönettiği bir oyunda oynamak isterim... Gönlümde en büyük yatan bir sinema filminde yer almak... Keşke eski Türk filmlerinde yer alabilseydim… Çok isterdim öyle sımsıcak projelerde yer almayı... Dönem işlerinin ve Türk filmlerinin hastasıyımdır. Eşim Deniz’le bin kere aynı filmi izleyip gülüp ağladığımızı biliyorum.

 

Ümraniye T tipinde ‘Duvarların Dili’ adlı bir projede yer almışsınız biraz bahseder misiniz? Nasıl başladı, gelen tepkiler nasıldı?

Bu güzel sosyal projeye menajerim ve canım ablam Tümay Özokur sayesinde girdim. Tümay Abla cezaevinde bir oyun oynanacağını iki bayan oyuncuya ihtiyaç duyduklarını söyledi. Ben de seve seve kabul ettim. Bizim dışımızdaki tüm oyuncular mahkumdu. Projede konservatuvardan arkadaşım aynı zamanda kardeşim gibi olan en yakın arkadaşım Sema Şahingöz de yer aldı. Yaklaşık 1 yılı geçkin bir süre zamanımızın çoğunu cezaevinde geçirdik. Oyunumuzun yazarı Hakan Metin Mercan da tanınması gereken, kalemi sağlam bir değerdir. Aynı zamanda kendisi de mahkum olduğu için bu projeye çok sıcak yansıdı ve tam olarak gerçeği yansıtıyordu. Orada çok güzel dostluklar kurdum hepsi düğünümüze de geldiler dostlardan. Oraya giren Gaye ile çıkan Gaye bambaşka oldu diyebilirim. Tümay Abla iyi ki bu teklifi sunmuş bana, iyi ki yer almışım bu projede... Anladım ki hepsi bambaşka hayat ve zaten cezalarını çekiyorlar bir de insanların onları yargılaması oldukça adaletsiz. Hayatta hepimizin başına her şey gelebilir... Projeye herkes destek verdi ilk önce bir sürü erkek mahkumla çalışmak çevremi korkuttu ama baktılar ki ben mutluyum bu işte ve huzurluyum destek verdiler oyunlara basın ve birçok sanatçı dostumuz ünlü isim de gelerek projenin tanıtılmasına destek oldu ve proje istediğimiz yeri buldu. Birçok anı ve cezaevi hediyeleri kaldı bana... İlk fırsatta yine böyle bir sosyal projede yer almak isterim. Birçok hayat tanıdım, demirler arkasındaki hayatın başka bir yönüyle karşılaştım ve gökyüzüne insanlara bakışım değişti, içimi ısıttılar... Daha sonra kadına şiddet ile ilgili şarkıcı Ege ile bir projede yer aldım. Sosyal projelerde sık sık olmaya çalışıyorum, bir tutam katkım oluyorsa ne mutlu...

 

ARALIK 2013 – SUXE DERGİ

Haberin Devamı
AŞK BENİM İÇİN GÖKKUŞAĞI

En son “Şevkat Yerimdar” filminde izlediğimiz, geçen sezondan beri Şaft Tiyatro ile “100” adlı oyunda oynayan Başak Parlak ile 2013’ü uğurluyoruz. Güzelliği ve yeteneğiyle dikkat çeken oyuncu ile keyifli sohbetimize buyurun.

 

Uluslararası ilişkiler ve AB Bölümü mezunusunuz. Bu alanda herhangi bir çalışmanız oldu mu?

Okulu geçen sene bitirdim, henüz bir şey yapacak vaktim olmadı işlerimden ama önümüzdeki yıl yüksek lisans yapmayı düşünüyorum. Tabii oyunculuğa devam edeceğim yine…

 

Oyunculuk maceranız nasıl başladı?

Oyunculuğa çok küçük yaşta başladım. Türk tipi değildim, kumral ve renkli gözlü olmam dolayısıyla daha çabuk fark ediliyordum. Ortaokul yıllarımda, Star Televizyonunda yayınlanan ‘Zalim’ adlı dizi ile sektöre başlangıç yaptım. Sonrasında Tümay Özokur ile çalışmaya başladım. Dizi film, reklam filmi, sinema derken, baktım ki oyunculuk hobi olmaktan çıkmış ve benim mesleğim olmuş.

 

Şu anda neler yapıyorsunuz?

Başrolünü Özgürcan Çevik ile paylaştığımız, “Şevkat Yerimdar” adlı sinema filmimiz halen vizyonda. Yanı sıra, geçen sezondan beri Şaft Tiyatro ile beraber "100" oyununu oynuyoruz. Her Çarşamba Mecidiyeköy'de Sahne Hâl'de seyirci ile buluşuyoruz, sizleri de bekleriz.

 

İlerisi için hayalleriniz?

Aslında öyle çok uzun vadeli hayaller kurmuyorum, yer aldığım projelerde maksimum çaba gösterip rolüme yoğunlaşmaya çalışıyorum. Birlikte çalışmayı arzu ettiğim yönetmenler, oyuncular elbette var. Her şeyin bir zamanı var, ben oyuncunun sabırlı olması gerektiğine inanıyorum. Zaman, hayallerimin kılavuzu.

 

Şimdiye kadar sizi en çok etkileyen rolünüz hangisi oldu?

‘Neva’ filminde canlandırdığım Neva karakteri beni çok etkiledi. Oynadığım diğer rollerden farklıydı çünkü hayal ürünü değil yaşamış bir karakterdi. O insanın o duyguları yaşadığını, o cümleleri kurduğunu bilmek insanın içini ürpertiyor. "Neva" adını önce romana ardından da beyazperdeye vermiş aşka aşık bir genç kız etkilenmemek mümkün değildi.

 

Güzelliğiniz için özel bir bakım sırrınız var mı? Kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler? 

Özel bir bakım sırrım yok, cilt temizliğine çok önem veririm. Nemlendirici olarak Dermologica ürünlerini kullanıyorum. Makyaj çantamda genel olarak Mac ve Benefit ürünleri var. Vazgeçemediğim güzellik ürünüm kirpik kıvırma aleti. Güzellik merkezi olarak tercihim Derma Slim, gönül rahatlığıyla uzmanlarına kendimi emanet edebiliyorum.

 

Spor yapıyor musunuz? Doğal beslenmeye önem veriyor musunuz?

Ben spor salonuna büyük bir kararlılıkla üye olup sonra gitmeyenlerdenim, dolayısıyla öyle pek düzenli spor yaptığımı söyleyemem. Yemekle aram çok iyi değil, ama öğünlerime dikkat etmeye çalışıyorum. Genel olarak et ve sebzeyi bir arada yemeyi seviyorum.

 

Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Alışverişe ne sıklıkta ve kimlerle çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Genel olarak spor bir tarzım var diyebilirim. Eğer özel bir işim yoksa deri mont ve topuksuz botlar tercih ediyorum. Bir günü alışveriş günü olarak ilan etmeyi pek sevmiyorum. Alışveriş yapacaksam, Aqua Florya'ya gidiyorum. Hem hiçbir zaman kalabalık olmuyor hem de sevdiğim bir sürü marka var orada. En sevdiğim alışveriş arkadaşım ablam Burcu. Abiye kıyafetlerde tercihim Özgür Masur, onun tasarımlarını giymek bana kendimi çok özel hissettiriyor.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler?

Skinny kotlar, uzun salaş kazaklar, kısa jean şortlar ve etekler dolabımın vazgeçilmezleri.

 

En sevdiğiniz tatil tarzı ve mekanı nedir?

Ben hem "gezelim görelim" tarzı hem de "bütün gün sahilde güneşin altında yatalım" tarzı tatili seviyorum. Bunun ikisini de yapabileceğim tatil mekanlarını tercih ediyorum. Favorim Barselona.

 

Aşk sizin için ne ifade ediyor?

Böyle sorulduğunda yanıtlamak çok zor yani aşkın tanımını yapamam. Şunu söyleyebilirim ki; ben aşık olduğumda dünyanın en neşeli insanı oluyorum. Her sıkıntı sakince çözülüyor, hayatın bütün renkleri daha canlı oluyor. Diyebiliriz ki aşk benim için, gökkuşağı...

 

Yeni yıl kararlarınız var mı? Bu yıl mutlaka şunu yapacağım, şu özelliğimi bırakacağım gibi… 

Kendimi bir şeye mecbur gibi hissetmeyi hiç sevmem, büyük büyük kararlar almayı da sevmiyorum ama kendime ve sevdiğim insanlara daha özen gösterebileceğim, sağlıklı ve düzenli yaşayacağım bir yıl olsun istiyorum.

 

Bu yıl sizi en mutlu edecek hediye ne olabilir?

Valla yeni bir cep telefonu süper olur :)

 

Kısa kısa 

Doğum yeri ve tarihiniz - Şarköy , 3 Kasım1989

En son izlediğiniz film – “Behzat Ç. Ankara Yanıyor”

En sevdiğiniz kitap - İhsan Oktay Anar/Puslu Kıtalar Atlası

En çok gittiğiniz kafe/restoran - Kahve bağımlılığım yüzünden en güzel kahve kokan ve en lezzetli yemek yapan her mekan

En sevdiğiniz yemek - Hünkar Beğendi

Size en çok yakışan renk – Beyaz

 

ARALIK 2013 - SHOP’S

Haberin Devamı
ÇILGINLIK BANA GÖRE DEĞİL

Yolculuk yapmayı sever misin? En son nereye seyahat ettin? Evet yolculuk yapmayı severim. En son, Adana'ya gittim.

Kendinde en beğendiğin 3 özellik nedir? Soğukkanlı, açık sözlü ve disiplinli olmam.

Hediye almayı sever misin? En son kime ne aldın? Açıkçası hediye almayı çok sevmem, çünkü bu konuda çok başarılı değilim. En son ablama hediye aldım.

Tatlıyla aran nasıldır? Kilo takıntılı bir insan mısındır? Tatlıyla aram çok iyi değildir, yemeyi çok sevmem. Ayrıca, evet doğrusu kilo takıntılı bir insanım diyebiliriz.

Karşı cinste en sevdiğin 3 özelliği sayabilir misiniz? Karşı cinsin mizah yönünün kuvvetli olması, dürüstlüğü, programlı olması beni etkiler.

Kolaylıkla yalan söyleyebilir misin? En son, kime yalan söyledin? Genelde başarılı yalan söylerim. En son basın danışmanıma yalan söyledim. 

Çılgınlık, senin için ne ifade ediyor? En son yaptığın çılgınlık nedir? Çılgınlık benim için ‘kontrolsüzlük’ kelimesini çağrıştırıyor. Benim de fazlasıyla otokontrollü bir insan olduğumu düşünürsek, çılgınlık bana çok yakın değil, diyebilirim. 

Hangi huyun yüzünden senin için ‘sıkıcı biri’ diyebiliriz? Otokontrolüm ve geceleri evde oturmayı sevmem yüzünden sıkıcı bir insanım diyebiliriz.

En sevdiğin ve sevmediğin yemekler nelerdir? Aslında hep değişiyor. Bu ara en sevdiğim yemek ‘Hünkar Beğendi’. En sevmediğim yemek de ‘Tavuk Haşlama’ diyebiliriz.

Batıl inançların ya da fobilerin var mıdır? Hayır, yok.

 

ARALIK 2013 - ESQUIRE

Haberin Devamı
SUDAN'DA YETİMHANE

Türkiye'nin çok sevdiği, Yeşilçam oyuncularını bilirsiniz. Milyonlarca hayranları vardır. Ama o kıymetli oyuncular; vakti zamanında zor şartlarda çalışmış, bazen az, bazen iyi denebilecek kadar para kazanmış oyunculardı. Bazıları hesapsız yaşadığından, bazıları da sigortasız, küçük paralara çalıştığından çoğu zaman karşımıza dramatik yaşam öyküleri ile çıktılar...

Kimilerinin sesi duyuldu, devlet sahip çıktı; kimileri ise sesini duyuramadan küçük bir barakada hayatını kaybedip gitti...

Şimdiki oyuncular ise geçmişe göre çok daha rahat şartlarda çalışıp, birçok meslek grubuna göre inanılmaz kazançlar elde ediyor. Peki bu çok kazanan oyuncular kazandıkları milyonların küçük de olsa bir kısmını ihtiyaç sahipleri ile paylaşıyorlar mı?

Sahnelerin güçlü sesi Ebru Gündeş'in yaptığı yardımları bilmeyeniniz yoktur.

Herkesin bilmesi iyi de oluyor. Her ne kadar "Bir elin verdiğini diğer el bilmemeli" dense de, bu iyiliklerin bilinmesi topluma örnek olarak bir iyilik dalgası yaratıyor.

Geçtiğimiz hafta "gizli kahraman" olarak yazdığım Kenan İmirzalıoğlu'nu hatırlarsınız. O yazıyı okuyanlar Kenan'ın nasıl vicdan sahibi bir yardım meleği olduğunu anlamıştır… Sizlere şimdi başka bir kahramandan bahsetmek istiyorum: Evet bu kahramanımızın ismi Burçin Abdullah. İsmini okuyunca belki çıkaramayabilirsiniz.

Ama fotoğrafını görünce aaa dediğinizi duyar gibiyim… Birçok dizide ana karakter olmasa da, önemli roller almış bir isim. Ancak yukarıda yazdığım gibi tüm oyuncular da milyonlar kazanmıyor tabii. Milyonlar kazananlar genelde başrol oyuncularıdır. İşte Burçin Abdullah da az kazanan oyunculardan.

Kazancı az olsa da gönlü zengin bir isimmiş.

Burçin Abdullah çok kazanmamasına rağmen kazancının bir bölümünü 'Kimse Yok Mu' derneğinin yoksullara yönelik projelerine bağışlıyormuş. Derneğin Sudan'da açlıkla mücadele ve kimsesiz çocuklara yardım projesi kapsamında birçok çalışması bulunuyor.

Dernek yönetimi Sudan'a yaptırdıkları yetimhaneye Burçin Abdullah'ın adını verme kararı almış.

Küçük yardımları ile birçok yetimin duasını alacak olan Burçin Abdullah'ın bu destekleri kocaman alkışları hak etmiyor mu?

Umarım diğer ünlü isimlere de örnek olur Abdullah...

 

04.12.2013 – TAKVİM (UFUK ÖZCAN KÖŞE YAZISI)

Haberin Devamı
ADINA YETİMHANE AÇILDI

İlker Aksum'la yaşadığı aşkla çok konuşulan Burçin Abdullah, hafta sonu “ Kimse Yok mu “ derneğiyle birlikte Sudan'daydı. Adına yaptırılan yetimhanenin açılışını yapan Burçin, o anların fotoğrafını Instagram ve Twitter sayfasından paylaşıp " Bu çocukların yüzünde birer gülümseme olduysak ne mutlu bize" notunu düştü.

 

04.12.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
ADINA SUDAN'DA YETİMHANE AÇILDI

İlker Aksum'la yaşadığı aşkla çok konuşulan Burçin Abdullah, hafta sonu 'Kimse Yok mu' derneğiyle birlikte Sudan'daydı.

Adına yaptırılan yetimhanenin açılışını yapan Burçin, o anların fotoğrafını Instagram ve Twitter sayfasından paylaştı...

Abdullah "Bu çocukların yüzünde birer gülümseme olduysak ne mutlu bize" notunu düştü.

 

04.12.2013 - VATAN

Haberin Devamı
ADINA SUDAN'DA YETİMHANE AÇILDI

İlker Aksum'la yaşadığı aşkla çok konuşulan Burçin Abdullah, hafta sonu 'Kimse Yok mu' derneğiyle birlikte Sudan'daydı. Adına yaptırılan yetimhanenin açılışını yapan Burçin, o anların fotoğrafını Instagram ve Twitter sayfasından paylaştı... Abdullah "Bu çocukların yüzünde birer gülümseme olduysak ne mutlu bize" notunu düştü.

 

04.12.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
SAĞ SALİM 2 VİZYON İÇİN GÜN SAYIYOR

Geçtiğimiz yıl korsan piyasasında ve internette rekor kıran ‘Sağ Salim’ adlı sinema filminin ikincisi vizyona girmek için gün sayıyor. Yönetmen Ersoy Güler ve filmin oyuncuları Burçin Bildik, Murat Akkoyonlu, Nazlı Tosunoğlu, Burak Demir, Ece Can Gümeci ve Yakup Yavru, Cevahir Alışveriş Merkezi  Ora Cafe’de basın mensupları ile bir araya geldi. Yönetmen Ersoy Güler ilk filmden en az dört kat daha komik bir esere imza attığını belirtti. Filmin oyuncularından Murat Akkoyunlu; ‘Kısa Cemal’ karakteri bu filmde öyle şeyler yapacak ki izleyenler gözlerine inanamayacak. Kahkaha tufanı için sinema salonuna bekliyoruz” dedi. Ciddi aksiyon sahnelerine, dublörsüz imza atan Nazlı Tosunoğlu ise “Özellikle nehir sahnelerinde çok üşüdüm ama değdi. Çekimler boyunca çok eğlendik” diye konuştu. Filmin ilk bölümünü tabutun içinde geçiren Yakup Yavru ise ‘Tabuttan çıktım ama sürprizler büyük” dedi. ‘Sağ Salim 2’ 20 Aralık tarihinde vizyona giriyor.

 

11.12.2013 - www.magazimedya.com

Haberin Devamı
İZLEYİCİLER GÖZLERİNE İNANAMAYACAK

Geçtiğimiz yıl korsan piyasasında ve internette rekor kıran ‘Sağ Salim’ adlı sinema filminin ikincisi vizyona girmek için gün sayıyor. Yönetmen Ersoy Güler ve filmin oyuncuları Burçin Bildik, Murat Akkoyonlu, Nazlı Tosunoğlu, Burak Demir, Ece Can Gümeci ve Yakup Yavru, Cevahir Alışveriş Merkezi  Ora Cafe’de basın mensupları ile bir araya geldi. Yönetmen Ersoy Güler ilk filmden en az dört kat daha komik bir esere imza attığını belirtti. Filmin oyuncularından Murat Akkoyunlu; ‘Kısa Cemal’ karakteri bu filmde öyle şeyler yapacak ki izleyenler gözlerine inanamayacak. Kahkaha tufanı için sinema salonuna bekliyoruz” dedi. Ciddi aksiyon sahnelerine, dublörsüz imza atan Nazlı Tosunoğlu ise “Özellikle nehir sahnelerinde çok üşüdüm ama değdi. Çekimler boyunca çok eğlendik” diye konuştu. Filmin ilk bölümünü tabutun içinde geçiren Yakup Yavru ise ‘Tabuttan çıktım ama sürprizler büyük” dedi. ‘Sağ Salim 2’ 20 Aralık tarihinde vizyona giriyor.

 

11.12.2013 - www.kacamag.com

Haberin Devamı
ÇEKİMLER BOYUNCA ÇOK EĞLENDİK

Geçtiğimiz yıl korsan piyasasında ve internette rekor kıran ‘Sağ Salim’ adlı sinema filminin ikincisi vizyona girmek için gün sayıyor. Yönetmen Ersoy Güler ve filmin oyuncuları Burçin Bildik, Murat Akkoyonlu, Nazlı Tosunoğlu, Burak Demir, Ece Can Gümeci ve Yakup Yavru, Cevahir Alışveriş Merkezi  Ora Cafe’de basın mensupları ile bir araya geldi. Yönetmen Ersoy Güler ilk filmden en az dört kat daha komik bir esere imza attığını belirtti. Filmin oyuncularından Murat Akkoyunlu; ‘Kısa Cemal’ karakteri bu filmde öyle şeyler yapacak ki izleyenler gözlerine inanamayacak. Kahkaha tufanı için sinema salonuna bekliyoruz” dedi. Ciddi aksiyon sahnelerine, dublörsüz imza atan Nazlı Tosunoğlu ise “Özellikle nehir sahnelerinde çok üşüdüm ama değdi. Çekimler boyunca çok eğlendik” diye konuştu. Filmin ilk bölümünü tabutun içinde geçiren Yakup Yavru ise ‘Tabuttan çıktım ama sürprizler büyük” dedi. ‘Sağ Salim 2’ 20 Aralık tarihinde vizyona giriyor.

 

11.12.2013 - www.magazincity.com

Haberin Devamı
TABUTTAN ÇIKTIM AMA SÜRPRİZLER BÜYÜK

Geçtiğimiz yıl korsan piyasasında ve internette rekor kıran ‘Sağ Salim’ adlı sinema filminin ikincisi vizyona girmek için gün sayıyor. Yönetmen Ersoy Güler ve filmin oyuncuları Burçin Bildik, Murat Akkoyonlu, Nazlı Tosunoğlu, Burak Demir, Ece Can Gümeci ve Yakup Yavru, Cevahir Alışveriş Merkezi  Ora Cafe’de basın mensupları ile bir araya geldi. Yönetmen Ersoy Güler ilk filmden en az dört kat daha komik bir esere imza attığını belirtti. Filmin oyuncularından Murat Akkoyunlu; ‘Kısa Cemal’ karakteri bu filmde öyle şeyler yapacak ki izleyenler gözlerine inanamayacak. Kahkaha tufanı için sinema salonuna bekliyoruz” dedi. Ciddi aksiyon sahnelerine, dublörsüz imza atan Nazlı Tosunoğlu ise “Özellikle nehir sahnelerinde çok üşüdüm ama değdi. Çekimler boyunca çok eğlendik” diye konuştu. Filmin ilk bölümünü tabutun içinde geçiren Yakup Yavru ise ‘Tabuttan çıktım ama sürprizler büyük” dedi. ‘Sağ Salim 2’ 20 Aralık tarihinde vizyona giriyor.

 

11.12.2013 - www.geceturk.com

Haberin Devamı
FARKLI KARAKTERLER CANLANDIRMAK İSTİYORUM

Yer aldığın her projede farklı bir karakteri canlandırıyorsun. Bir oyuncu olarak bambaşka insanların hayatlarını oynamak nasıl bir duygu?

 Yer aldığım projelerde tabii ki farklı karakterler canlandırmak bana çok keyif veriyor. Hepsi üzerimde değişik bir iz bırakıyor. Özellikle farklı karakterleri tercih etmeye çalışıyorum. Canlandırdığım karakterler ne kadar farklı olursa, gelişimime de o kadar faydalı oluyor.

 

Başak Parlak rolüne nasıl hazırlanıyor?

Öncelikle role hazırlanmak için böyle bir vaktinizin olması gerekiyor. Bazen rolü kabul edip ertesi gün sete çıkmam gerekebiliyor. Ama vaktim olduğu zaman, çekimler başlamadan önce sosyal hayatımı olabildiğince minimuma indirip, karakterle olabildiğince yakınlaşmaya çalışıyorum.

 

‘Şevkat Yerimdar’ seyircinin keyifle izleyeceği bir film. Çekim sürecinde zannediyorum siz de bir hayli eğlendiniz?

Evet, çok keyifli bir film oldu. Yönetmenimiz Bülent İşbilen'le de, Özgürcan Çevik'le de ilk günden beri kimyamızın uyması bizim için şanstı. Onlar zaten uzun süredir birlikte çalışan ve iyi anlaşan bir ekipti. Beni de aralarına aldılar sağolsunlar.

 

Filmde canlandırdığın karakterinden biraz bahsedebilir misin?

Filmde Pelin karakterini canlandırıyorum. Pelin çok zengin bir ailenin tek çocuğu… Annesini küçük yaşta kaybetmiş. Babası da çok üstüne düşmüş, fazlaca şımartmış. Pelin kendi küçük dünyasında yaşıyor. Dışarıdaki yaşantıdan, zorluklardan bihaber. Bir gün kaza eseri Şevkat'in yumurtacı dükkanına arabasıyla giriyor ve böylece büyük bir kavgayla tanışıyorlar. Sonrasında beraber vakit geçirmek zorunda kalıyorlar. Bu süreçte Pelin'in dış dünyayla tanışmasını ve yavaş yavaş değişimini gözlemliyoruz.

 

Film içerisinde futbolu da barındırıyor, Başak Parlak bu sporun ya da sporların neresinde?

Filmde canlandırdığım pelin karakterinin futbolla yakından uzaktan hiçbir ilgisi yok ama ben aslında futbola çok düşkünüm. her hafta lig maçlarını ve şampiyonlar ligi maçlarını kaçırmam. Şampiyonlar liginden bahsetmemden Galatasaraylı olmamı anlamışsınızdır zaten. Avrupa ve Brezilya Ligini de seviyorum. Onun dışında aslında her türlü spor müsabakasını izlemekten keyif alıyorum. Lise yıllarında da profesyonel voleybol oynadım.

 

Sence film izleyici üzerinde nasıl bir etki bırakacak?

6. bizim için en öneli olan şey, insanların rahatsız olmadan izleyip, eğlenebilecekleri bir film yapmaktı. böyle de oldu. ortaya cıkan filmden çok memnunum. insanların keyifli bir 2 saat geçireceğini düşünüyorum.

 

Sırada bizi bekleyen hangi projelerin var? Tiyatro çalışmaların ne durumda?

Geçen seneden beri Şaft Tiyatro ile 100 adlı bir oyun oynuyoruz. Oyun Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanından uyarlama. Sahnedeki beş oyuncu hayatlarından tek bir anı seçmek zorunda ve yaşadıkları diğer her şey silinecek. bunu bulmaya çalışıyorlar. Kasım ayının 6, 20 ve 27’sinde Mecidiyeköy Sahne Hâl'de oynuyoruz.  Yeni başlayacağım bir dizi de var, yakında televizyon izleyicisiyle tekrar buluşacağız.

 

KASIM 2013 - www.klaketaktuel.com

Haberin Devamı
ÖNCE BİRBİRİMİZE GICIKTIK SONRA DOST OLDUK

Didem Balçın ile 'Karadayı' dizisinde oynayan Lila Gürmen 'Ne İstediniz?' isimli oyunda birlikte rol alıyor. İkili, önce birbirlerine gıcık şimdi ise çok iyi dost olduklarını söylüyor. ATV'nin sevilen dizisi 'Karadayı'da 'Hakime Feride' karakterinin annesini canlandıran Lila Gürmen ile başarılı Didem Balçın; 'Ne İstediniz?' isimli tiyatro oyununda birlikte rol alıyorlar. İki yıl önce 'Firar' dizisinin setinde çakmak kavgasıyla başlayan arkadaşlıkları dostluğa dönüşen ikiliyle, 'Ne İstediniz?' oyununu konuştuk...

Bu oyunda oynamayı neden istediniz?

LİLA GÜRMEN: Ben Türkiye'ye geldiğimden beri bir oyunda oynamayı çok istiyordum ama şivemden dolayı yapamayacağım diye çok korkuyordum. Bir oyunda birlikte rol almak için çok çabaladım; bu oyunda kısmet oldu.

DİDEM BALÇIN: Ben her sene tiyatro yapmak istiyordum. Oyunun yönetmeni Apo Kaya, bana bu oyunu getirdi. Oyunu geçen yıl Mayıs ayında okudum ve çok etkilendim.

 

Peki oyunun konusu ne?

D.B.: Benim oynadığım 'Suzan', zor bir çocukluk yaşamış, 80 döneminde öğretmenlik yapan babasından uzak kalan bir kız. Bunun getirisiyle birlikte gazeteci oluyor. Evinde yazı yazarken bir hafta boyunca yan komşusunun telefonu çalıyor. Merak edip apartman görevlisiyle birlikte komşusunun başına bir şey mi geldi duygusuyla eve giriyor. Telefona cevap veriyor. O telefonu açmalarıyla olaylar bambaşka bir hal alıyor. Kendisini bir alacak-verecek hikayesinin içinde buluyor ve olay gerilim hikayesine dönüşüyor.

 

ROLÜM CİLVELİ DEĞİL ŞÜKÜR

Sizin karakteriniz 'Ece' bu hikayenin neresinde?

L.G.: 'Ece', korumasıyla birlikte eve gelen mafyavari bir kadın. Nereden geldiği, neden geldiği, hedefi belli değil. 'Ece'; 'Suzan' için önemli karakterlerden biri.

Oyunda aşk yok; neden?

D.B.: Her oyunda olması gerekmiyor ki... Baba-kız aşkı var. Biz bir saat içinde geçen bir süreci anlatıyoruz. O yüzden gerek yoktu. Olmasın ya; ilk defa işveli cilveli olmadığım bir rol oynuyorum, çok mutluyum.

Sizin dostluğunuz 'Firar' dizisine dayanıyor. Hatta çekimlerde kavga ettiğiniz söyleniyor. Doğru mu?

L.G.: Evet, çakmak kavgası yaşamıştık.

D.B.: Mardin'de çekim yapıyorduk. Herkes birbirini tanımaya çalışıyordu. Biz birbirimize gıcık olmuştuk.

L.G.: Didem'i ilk gördüğümde "Ne kadar burnu havada biri" demiştim.

D.B.: Benim çakmağımı almıştı, söyledim. Lila inkar ederek, "Hayır, benim de aynısından var" dedi. Biz böyle senin-benim kavgası yaparken sete çağırdılar.

Kiminmiş çakmak?

D.B.: Ben çantamı bir açtım, benim çakmağım çantamda. Onunkini almışım.

L.G.: Ama sonra ben çakmağımı görmeden çantama atmış. Set bitince "Çantalarımıza bakalım" dedi. Benim çantamdan çıkınca çok mahçup oldum. Bu gerçeği de bana çok sonra anlattı.

 

BENİM SMS'LERİMİ DİDEM YAZIYOR

Gazeteci olmak ister miydiniz?

D.B.: İsterdim ya... Köşe yazmayı, röportaj yapmayı falan çok isterim.

L.G.: Çok iyi yazar, SMS'lerimi ona yazdırıyorum. (Gülüyor)

Türkçe'niz yüzünden mi?

L.G: Evet, biraz zorlanıyorum ama Türkçem yavaş yavaş düzeliyor. Oyundaki rol de kaldırıyor aslında bu konuşma tarzımı. D.B.: Çok melodik bir konuşma yapısı var. Bazen konuşmaya değil, melodiye takılıyor insan.

 

DOST MUTLULUĞU PAYLAŞMALI

Dostluk hakkındaki düşünceleriniz ne?

D.B.: 30 yaşımdan sonra bu konuda daha seçici oldum. Çünkü şunu anladım; dostluk kötü gününde yanında olmak değilmiş, mutlu gününde mutluluğunu paylaşmakmış. Kötü günde herkes destek olabilir ama ben mutluyken benimle aynı sevinci paylaşamaz. Artık buna dikkat ediyorum.

 

09.12.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
OYUNCU MELTEM PARLAK’TAN 2.KİTAP

Zaytung’da editörlük ve haber spikerliği de yapan Meltem Parlak’ın ikinci kitabı Gülfim Abla kitapçılarda. Yaklaşık beş-altı seneden beri sosyal medya hayatımızın neredeyse merkezi haline geldi. İlk başta reddedip istemeyenler, “Ben fotoğraflarımı her yerde paylaşamam” diyenler, ya da “140 karakterle ne anlatabilirsin ki?” diye karşı çıkanların bile en az iki sosyal ağda kendilerine ait bir hesabı bulunuyor. Twitter, Facebook, Tumblr, Linkedin, Foursquare… Her birinin farklı kullanım amaçları mevcut kuşkusuz. Yakın bir zamanda, özellikle Facebook ve Twitter’ın doğru kullanıldığında nelere kadir olabileceğini gördük, grupları bir anda nasıl birleştirdiğine şahit olduk.

 140 KARAKTER BÜYÜSÜ!

Okuyanus Yayınları’nca çıkan Dizüstü Edebiyat Serisi de 140 karakterden yola çıkarak başlamıştı. Bu serinin en taze üyesi: Gülfim Abla

Gülfim Abla, insanların dertlerini dinleyen, onlara akıl veren, herkesin ona bir şey danıştığı, mahalleli tarafından da tanınan, bilinen biri. Fakat onun hayatına baktığımızda işler biraz karışıyor. Kocasıyla sürekli kavga eden ama ondan asla vazgeçemeyen, eşine âşık ama aldatılan, altmış yedi yaşında bir kadın o. Dertleri, sıkıntıları, kocasıyla ilişkisinde yolunda gitmeyen konular var ve bunları açık açık okuruyla paylaşıyor.

Gülfim Abla’yı okudukça onun hayatını ve üslubunu yakından tanıma fırsatımız oluyor. Peki ya Meltem Parlak? Gülfim Abla’ya kalemiyle eşlik eden, ona hayat veren ve onun maceralarını bizlerle paylaşan asıl isim o. Yani Gülfim Abla ile okurlarının arasındaki bir köprü. Aslında onu sadece Gülfim Abla sayesinde değil, daha önceden de tanıyanlarımız vardır eminim. Televizyondan ve sinemadan… Aynı zamanda Zaytung’da editörlük ve haber spikerliği de yapmış Meltem Parlak. Hatta daha önce yazdığı “Şaşaalı Şehir” romanıyla da anımsanacaktır.

 

KASIM 2013 – www.klaketaktuel.com

Haberin Devamı
FATİH HARBİYE’NİN YENİ GÜZELİ, BAŞAK PARLAK

Başrollerini Kadir Doğulu, Neslihan Atagül ve Yunus Emre Yıldırımer’in paylaştığı 'Fatih Harbiye' dizisine oyuncu Başak Parlak katıldı. Yapımcılığını Koliba Film/Ata Türkoğlu’nun üstlendiği dizinin kadrosuna 13. bölümde dahil olacak olan Başak Parlak, 'Rüya' karakteri ile izleyici karşısına çıkacak. Dizide Şinasi’ye şarkılarında ve bestelerinde yardımcı olacak müzik direktörü Rüya’yı canlandıracak olan oyuncu, 'Fatih Harbiye'yi daha önceden takip ettiğini söyleyerek "Projeyi çok iyi bildiğim için öncelikle karaktere bakmak istedim. Oynayacağım karakter de hoşuma gidince projeye dahil oldum. Diziyi çok doğal ve naif buluyorum. Hikayesi, oyunculuk tarzı ve çekimleri de öyle. Yapım ekibimiz, yönetmenimiz Sadullah bey çok başarılı bir ortam oluşturmuş. Sette herkes çok iyi bir ekip olmuş. Çok sıcakkanlılar, herkes birbiriyle arkadaş. Dolayısıyla bunun sıcaklığıyla iş ekranda da sıcak görünüyor. Kitap okuyormuş gibi hissettiriyor dizi kendini" dedi.

 Macit, Neriman, Şinasi aşk üçgenine Rüya'nın da bir şekilde dahil olabileceğini sözlerine ekleyen oyuncu "Rüya, biraz ortalığı karıştıracak gibi. Dizide hepsi birbiriyle bağlı hikayeler olduğu için eğer Şinasi’nin kafasını karıştırırsa Neriman’ı da rahatsız etmiş olacak ve bu durumda Macit’in de kafası karışacak. Neler olacağını hep birlikte göreceğiz ben de açıkçası merak ediyorum. Rüya, işinde gücünde entrikalar peşinde olmayan iyi bir kız. O yüzden dizinin fanlarının ondan nefret edeceğini pek düşünmüyorum" diye belirtti.

 

27.11.2013 – www.medyatava.com

Haberin Devamı
“FATİH HARBİYE”NİN YENİ GÜZELİ

Yapımcılığını Koliba Film/Ata Türkoğlu’nun üstlendiği dizinin kadrosuna 13. bölümde dahil olacak olan Başak Parlak, 'Rüya' karakteri ile izleyici karşısına çıkacak. Dizide Şinasi’ye şarkılarında ve bestelerinde yardımcı olacak müzik direktörü Rüya’yı canlandıracak olan oyuncu, 'Fatih Harbiye'yi daha önceden takip ettiğini söyleyerek "Projeyi çok iyi bildiğim için öncelikle karaktere bakmak istedim. Oynayacağım karakter de hoşuma gidince projeye dahil oldum. Diziyi çok doğal ve naif buluyorum. Hikayesi, oyunculuk tarzı ve çekimleri de öyle. Yapım ekibimiz, yönetmenimiz Sadullah bey çok başarılı bir ortam oluşturmuş. Sette herkes çok iyi bir ekip olmuş. Çok sıcakkanlılar, herkes birbiriyle arkadaş. Dolayısıyla bunun sıcaklığıyla iş ekranda da sıcak görünüyor. Kitap okuyormuş gibi hissettiriyor dizi kendini" dedi.

 Macit, Neriman, Şinasi aşk üçgenine Rüya'nın da bir şekilde dahil olabileceğini sözlerine ekleyen oyuncu "Rüya, biraz ortalığı karıştıracak gibi. Dizide hepsi birbiriyle bağlı hikayeler olduğu için eğer Şinasi’nin kafasını karıştırırsa Neriman’ı da rahatsız etmiş olacak ve bu durumda Macit’in de kafası karışacak. Neler olacağını hep birlikte göreceğiz ben de açıkçası merak ediyorum. Rüya, işinde gücünde entrikalar peşinde olmayan iyi bir kız. O yüzden dizinin fanlarının ondan nefret edeceğini pek düşünmüyorum" diye belirtti.

 

27.11.2013 – www.gecce.com

Haberin Devamı
FATİH HARBİYE'YE YENİ OYUNCU

Başrollerini Kadir Doğulu, Neslihan Atagül ve Yunus Emre Yıldırımer’in paylaştığı Fox’un ilgiyle izlenen dizisi Fatih Harbiye’ye bir isim daha katıldı. Yapımcılığını Koliba Film/Ata Türkoğlu’nun üstlendiği dizinin kadrosuna on üçüncü bölümde dahil olacak olan Başak Parlak, “Rüya” karakteri ile izleyici karşısına çıkacak. Parlak, dizide Şinasi’ye şarkılarında ve bestelerinde yardımcı olacak müzik direktörü Rüya’yı canlandıracak.

 

27.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
YAŞADIĞIMIZ HER ŞEYİN BİR SEBEBİ VAR

Bu sezon Tükenmez Kalem'in yapımcılığını üstlendiği ‘Pis Yedili‘ dizisinde canlandırdığı ‘Fatih’ karakteriyle kısa sürede büyük alkış toplayan oyuncu Çağlar Sayın ile özel röportaj gerçekleştirdik.

 Çağlar Sayın kimdir?

9 Aralık 1984 Manisa doğumlu kendi halinde mühendis kafalı bir oyuncudur.

 Oyunculuğa nasıl başladınız?

Doktorlar dizisi ile profesyonel olarak oyunculuğa başladım. Şans, istek, kader... Ne deriz bilemiyorum?

 Pis Yedili dizisinde Fatih karakterini canlandırıyorsunuz nasıl biri Fatih?

Aşkı için her şeyi göze alan hatta aşkından başka gözü bir şey görmeyen aklını yitirmiş bir adam.

 Hangi dizilerde rol aldınız?

Pis Yedili'den önce Doktorlar ve İffet dizilerinde oynadım. Bunların dışında bir kaç dizide de konuk oyuncu olarak yer aldım.

 Günlük hayatınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Kitap okumaktan, spor yapmaktan, yürüyüşe çıkmaktan, arkadaşlarımla uzun uzun sohbetler yapmaktan çok hoşlanırım.

 Peki “Hayatımda şu şöyle olmasaydı daha iyi olurdu” dediğin bir anı oldu mu?

Eskiden olurdu ama artık öyle düşünmüyorum. Çünkü inanın yaşadığımız her şeyin bir sebebi var.

 Kullandığın parfüm markası nedir diye sorsam?

One million diye cevaplarım.

 Aşk hayatınız nasıl?

Özelimin bana kalması hoşuma gidiyor ama Fatih kadar psikopat değilim. Olacağımı da sanmıyorum :))

 Yakışıklı olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Benim ne düşündüğüm değil de başkalarının ne düşündüğü daha önemli. Her insanın bir güzelliği, yakışıklılığı yok mudur zaten?

 Küçükte olsa sırlarınız var mıdır?

Maalesef yok, saklayamam bir şey de. Bence bana sırrınızı söylemeyin :)

 

09.12.2013 – eroakkas.blogspot.com

Haberin Devamı
FİRUZE BU AKŞAM SHOW TV’DE

Ceren Hindistan, Ceyda Ateş, Haluk Piyes ve Fırat Çelik'i bir araya getiren, Show TV'nin merakla beklenen dizilerinden "Firuze", bu akşam ilk bölümüyle izleyiciyle buluşacak. İki erkek arasında kalan bir kadının hikâyesine tanıklık edeceğimiz dizide Ceren Hindistan yoksul bir ailenin güzeller güzeli kızı Firuze, Ceyda Ateş ise onunla aşk için kıyasıya bir mücadeleye giren varlıklı bir ailenin ihtiraslı kızı Suzan rolüyle karşımıza çıkacak. Fırat Çelik'in ülkenin önde gelen zengin ailelerinden birinin tek vârisi Oğuz karakterini canlandırdığı dizide Haluk Piyes ise Arısoy Ailesi'nin koruması ve köşkün kalfasının oğlu Demir olarak beyazcama yansıyacak. Yapımcılığını Murat Tokat'ın, yönetmenliğini Cemal Şan'ın üstlendiği dizide hikâye, İstanbul'un kenar mahallelerinden birinde başlayacak. Güzelliğiyle herkesi büyüleyen Firuze, kız kardeşi Gamze'nin hastalığına, ailesinin ekonomik sıkıntılarına rağmen hayatta hep dik durmuştur. Firuze'yi hayata bağlayan en önemli şey, kalbini ilk kez çarptıran Demir'dir. Firuze, Demir'le birlikte sıradan ama mutlu bir geleceğin hayalini kurmaktadır. Ta ki Türkiye'nin en zengin ailelerinden Arısoy'ların biricik oğulları Oğuz, yaptığı sürpriz teklifle Firuze ile Demir'in arasına aşılmaz bir duvar örene kadar... Show 20.00 Ceren Hindistan'ın iki erkeğin arasında kalan bir kadını canlandırdığı, sloganı "Aşk seni saklandığın yerde bulur" olan, sezonun merakla beklenen dizisi "Firuze", bu akşam saatler 20.00'yi gösterdiğinde Show TV'de ekran yolculuğuna başlayacak"

 

05.12.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
YETER Kİ GÖNÜLLÜ OLUN

6 Aralık'ta, gişe sürprizi garantili yeni bir film daha giriyor vizyona; "Kızım İçin" On Numara Yapım A.Ş ve Avşar Film ortak yapımı olan "Kızım İçin" Hakan Haksun'un eseri...

Filmi hem yazıp, hem yöneten Hakan Haksun, "Balalayka", "Her Şey Çok Güzel Olacak", "Muhallebicinin Oğlu" gibi hafızlarda yer edinmiş filmlerin senaryolarına imzasını atan bir isim... Bizimkiler dönemi itibarıyla oyunculuk yapması da, dışarıdan konulan taşın, içerde nasıl göründüğünü bilmesi açısından en önemli avantaj...

Filmin başrollerinden birini üstlenen, Yetkin Dikicilerin oyunculuk performansı zaten malum... Olmazı izlettirecek yetiye sahip...

Pis Yedili dizisiyle, tanınıp sevilen Eda Ece'nin ise ilk sinema deneyimi... İnci Türkay, Berke Üzrek, İlayda Çevik, Hakan Altıner, Sefa Zengin, Tayfun Sav, Yakup Yavru ve Güler Ökten'in rol aldığı "Kızım için" in hikayesi de, toplumda sıklıkla karşılaştığımız, babasının varlığından habersiz evladın 18'ine girmeye çeyrek kala babasıyla karşılaşmasının üzerine kurulu...

Hiç bir anınız olmazsa böyle bir ilişkide ne yaparsınız? Sıradan bir tepkiyle, öfke patlamaları, nefretin ön plana çıkması, "tanımak" yerine, "reddetmek"! Yani en çok karşılaştığımız tablolar... Oysa bu filmde başka bir bina inşa ediliyor... En azından umut verici.... Diyor ki Hakan Haksun; "Hayat yaşamayanlara hayıflanmak değildir. Yaşananlardan hatıralara kalandır. Yeter ki, siz anılarınızda kalabilecek anlar inşa etmeye gönüllü olun..."

 

04.12.2013 - İDİL ÇELİKER GÜNEŞ GAZETESİ KÖŞE YAZISI

Haberin Devamı
BENİ EN İYİ ŞARKILARIM ANLATIR

Müzisyen ve oyuncu Melih Görgün tıpkı göründüğü gibi sakin ve romantik biri. Aynı zamanda elektrik mühendisi olan yakışıklı oyuncu şu sıralar siyaset bilimi üzerine doktora tezini yazıyor ve siyasete girmeye hazırlanıyor.

 Dışarıdan çok mülayim, uysal ve romantik görünüyorsunuz. Gerçekten öyle misiniz?

Aynen öyle, göründüğüm gibiyimdir. Aslında beni en iyi şarkılarım anlatır. Şarkılarımdaki gibi bir insanım. Her ne kadar romantik görünsem de bir yanım her zaman realisttir. Hayallerim var hem de binlerce. Ama hayal kurmak başka hayallerle yaşamak başka...

Müzisyenlik ve oyunculuğu bir arada yürütmek zor oluyor mu? Hangisi sizin için ağır basıyor?

Müzik her zaman benim ilk gözağrımdır. Oyunculuğu da çok severek yapıyorum. Bence en önemlisi ne yapıyorsan yap onu dünyanın en önemli işiymiş gibi yapıyor olmaktır. Ama demin de dediğim gibi ben kendimi en iyi şarkılarımla anlatabiliyorum.

Aynı zamanda mühendislik ve işletme eğitimi almışsınız. O alanda çalışmalarınız var mı?

Evet. Aynı zamanda endüstri mühendisiyim.  Şu anda da siyaset bilimi üzerine doktora tezimi yazıyorum. Akademik kariyer benim için çok önemli. İleride siyasetle ilgili hedeflerim var. O noktaya gelince çok donanımlı olmak çok bilgili olmak istiyorum.

Şu anda yer aldığınız “Deniz Yıldızı” dizisinden bahseder misiniz?

Deniz Yıldızı çok sevilen ve çok izlenen bir proje.  Ekibimiz çok genç ve dinamik. Sette herkes işini özenle yapıyor.  Çekimler Ankara'da devam ediyor. Ben de haftanın belirli günlerinde orada oluyorum. Şu anda beşinci sezonu çekiyoruz.  Sanırım yaza doğru 1000. bölüm yayınlanmış olacaktır.

İlerisi için projeleriniz neler?

İlerleyen süreçte hem müzikle ilgili hem de akademik kariyerimle ilgili projelerim var. Bir yandan da reklam müzikleri yapıyorum. İlk fırsatta tamamlanacak olan bir de şiir albümü projemiz var bu da sürpriz olsun :)

Özel hayatınızdan bahseder misiniz? Mutlu bir ilişkinin sırrı sizce nedir?

Bence mutlu bir ilişkinin hatta her çeşit ilişkinin, yani bu evlilik olur arkadaşlık olur, en önemli sırrı karşılıklı saygıda gizli. Çünkü sevgi zaten olması gereken unsur. Ama eğer saygı bitmişse artık o ilişkiden bir hayır beklemek boşuna olur. Saygı dediğimiz zaman zaten bu birsürü öğeyi içinde barındırıyor.  Güven,  anlayış,  özveri ve daha birçok şey.

Bir kadında sizi ilk etkileyen şey nedir?

Kadın olsun erkek olsun ben önce samimiyet ve içtenliğe bakarım. Bakışlardan bunu anlayabiliyorum sanırım. İnsanlar hakkında bugüne kadar pek yanılmadım. Tabii istisnalar olmadı değil ama genel olarak anlarım.

Spor yapıyor musunuz? Formunuzu korumaya özen gösteriyor musunuz?

Zaman buldukça yürüyüş yapıyorum. Eskiden daha çok zaman ayırıyordum spora ama yoğunlaşan tempoda biraz zor oluyor. Ivır zıvır şeyler yememeye çalışıyorum. Yani cips olsun şeker olsun çikolata olsun. Kendimi zor tutsam da yememeye çalışıyorum.

Giyim tarzınız nasıl? Dolabınızda en çok yer alan kıyafet ve aksesuarlar neler?

Rahat ettiğim her türlü kıyafeti severim. Biraz daha spor giyinmeyi seviyorum. Ama takım elbisenin de ayrı bir ağırlığı var. Yerine göre her türlü kıyafeti giyerim.

Ne sıklıkta ve kimlerle alışverişe çıkarsınız?

Öyle alışveriş tutkunu ve tüketim delisi biri değilimdir. İhtiyaçlar doğrultusunda alışverişe çıkarım. Genelde de yalnız gitmeyi severim

Sizi en çok eğlendiren, mutlu eden aktivite nedir?

En sevdiğim şey yaz akşamlarında hatta bir Adanalı olarak Akdeniz akşamlarında dostlarla sohbet etmek tavla oynamaktır. Bir de kitap okumayı çok seviyorum. Yaptığım işler gereği çok fazla okumam gerekiyor.

Mutfakla aranız nasıl?

Mutfakla ve mangalın her türlüsüyle aram oldukça iyidir. Deniz böcekleri hariç pek yemek ayırdığım söylenemez.

 

Kısa kısa…

Burcunuz Terazi burcuyum. 29 Eylül 1980

En son izlediğiniz film The Great Gatsby

En beğendiğiniz oyuncu Robert Downey, Harrison Ford ve Dustin Hoffman ve de Jack Nickolson.

En etkilendiğiniz kitap Günü Yaşamak-Saul Bellow.

 

ARALIK 2013 – TRENDERA MAGAZINE

Haberin Devamı
KENDİMİ SEVİYORUM

Ekranlara ilk kez “Aşk-ı Memnu” dizisiyle merhaba diyen Hande Sarıoğlu, daha sonra “Çarkıfelek” ve “Pasaport” programlarında yer aldı. Şu sıralar Bülent Ersoy’un programında sunuculuk yapan Hande Sarıoğlu, kendini geliştirmeyi seven, işinde hırslı, sıcakkanlı ve sevgi dolu bir insan.

 

“Çarkıfelek” size ne kattı? Sonrasında neler yaptınız?

“Aşk-ı Memnu”nun son üç bölümünde Nihal ve Behlül’ün düğün organizatörlüğü rolünü oynamıştım. Sonrasında önüme bir çok proje geldi. İçlerinden kendimi en yakın bulduğum proje Çarkıfelek’ti. Çünkü benim için her zaman sunuculuk, oyunculuktan önce geliyordu. Seçmelerde de tobleron hostesliği için değil, Anadolu bağlantıları sunuculuğu için aday olduğumu özellikle belirtmiştim. Benim için 21 yaşında Türkiye’nin 54 ilini gezmiş olmak olağanüstü bir deneyimdi. Farklı insanlarla, kültürlerle tanışıp ülkemin dört bir yanını görebilmek büyük şans. Hem geziyorum, hem görüyorum, hem öğreniyorum, üstüne para kazanıyorum daha ne olsun… Sonrasında Pasaport yarışması geldi. Partnerim Ümit Erdim ile birlikte çok iyi bir ikili olduk. Aramızda süper bir enerji oluştu. Bir sürü yarışmacımı tatile göndermek inanın tatile gitmek kadar mutluluk vericiydi benim için. Çok hırslıyımdır yapılması gerekenin en iyi şekilde sonuçlanması açısından. 38 bölüm sonrasında yarışmadan ayrıldım ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü okuduğum okulum Kültür Üniversitesi’ne geri dönüp okulumu bitirdim.

 

Şu anda hangi projeleriniz var?

Şu an Show TV’de Pazar akşamları yayınlanan Bülent Ersoy Show’un şarkı yarışması bölümünü sunuyorum. Programın son saati çıkıyorum, Bülent Hanım ve o akşamki konuklar yeni sesleri dinliyor, değerlendiriyor ve haftanın birincisini seçiyorlar. Birincilerin birincisine ödül olarak yapımcımız M.Fevzi Siverek albüm için destek olacak. Onun haricinde başka projelerimin görüşmeleri de devam ediyor.

 

İlerisi için planlarınız neler?

Öncelikle iyi bir sunucu olmayı hedefliyorum. Bu alanda kendimi geliştirip ekranların sevilen ve tercih edilen yüzü olmak istiyorum. Kendi programımı hazırlayıp, kendi ekibimle çalışmak da hoş olsa gerek.

 

Oyunculuğa nasıl bakıyorsunuz?

Oyunculuk benim için şu an da bir bebek gibi. Büyümeyi, öğrenmeyi, yetişmeyi, özen ve ilgi gösterilmeyi bekleyen bir bebek gibi..  Üzerinde çalışıp kendimi geliştirmem gereken koca bir okyanus. Aşılması imkansız olan bir okyanus değil ama, içinde bir sürü balığın barındığı, keşfedilmeyi bekleyen balık türleriyle dolu. Daha yolun başında olduğum bir alanda yaşayıp göreceğim.

 

Güzelliğiniz için yaptığınız özel bir bakım sırrınız var mı? Kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler?

Bana göre güzellik içten gelir. Ne yersen vücudun onu yansıtır. Öncelikle yediklerimize ve su içmeye özen gösterilmeli. Kesinlikle suyun faydasının hiçbir güzellik ürününde olmadığının savunucusuyum. Günde içilen 2 litre su, cildinizi 1 ay sonra bile nasıl ışıldatacak deneyin ve görün derim. Tabi su içerken yanında baharatlı, yağlı yiyecekleri de yememeye de özen göstermeliyiz.. Mesela ben akşam iki cips yesem, iki çekirdek çitletsem ertesi gün çenemde iki sivilceyle uyanırım. Kişi önce kendini tanımalı ve cildi neye reaksiyon gösteriyorsa ona göre beslenmesine dikkat etmeli. Açıkçası özel bir bakım sırrım yok. Saçlarımda hiç boya yok. Yıpranmalara karşı yılda 1 kere keratin yüklemesi yaptırıyorum o kadar. Makyajla öldürseler yatmam. En çok dikkat ettiğim nokta bu cildimle alakalı olarak. Günlük hayatımda fondöten pudra gibi kapatıcılar kullanmam. Doğallıktan yanayım. Eyeliner, rimel, nemlendirici ruj günlük makyajım için yeterli. The Body Shop Eyeliner vazgeçilmezim. Rimel olarak Max Factor 2000 Calorie kullanıyorum.  Göz altı kapatıcım Clinique marka. Fondöten Mac. Allık Mac ve Nars. Dudak nemlendiricilerim: Yves Rocher Hydra  ve The Body Shop Born Lippy Framboıse. Makyaj temizleme ürünü olarak Neutrogena tek adımda makyaj ve yüz temizleme jelini kullanıyorum ve tavsiyelerim arasında. Bir de peelig ürünüm var çok memnun kaldığım: Yves Rocher pure system.

 

Spor yapıyor musunuz? Doğal beslenmeye önem veriyor musunuz?

Spor yaptım mı öldürüyorum kendimi. Yaptım mı tam hatta fazlasıyla yapıyorum ama ara verince de tekrar başlamak zor oluyor. Rejime başlamak gibi sporda, pazartesi başlayacağım sendromu. Şu an ara verdiğim dönemdeyim, benim için doğru pazartesiyi bekliyorum galiba. Görsellik ön planda olduğu için, spor da doğal beslenme de bizim sektörde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar.

İçinde kendinizi en çekici hissettiğiniz kıyafet nedir?

Kalem etek üzeri karnı açıkta bırakan yarım büstiyer ve stiletto ayakkabılar.

 

Tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Günlük hayatımda rahatıma düşkünüm. Spor giyimi daha çok yakıştırırım kendime.  Yazın rengarenk giyinmeyi seviyorum. Rengi yakıştırıyorum tenime, göz ve saç rengime. Yerine göre şık giyinmeyi de severim. Topuklu ayakkabılar hemcinslerim gibi benimde vazgeçilmezlerim arasında. Kendimi kesinlikle topuklu ayakkabılar üzerinde şık hissederim. Klasik tarz da ayna karşısında kendimi sevdiğim görüntülerimden. Bir kot, beyaz tshirt ve ceket şık olmanın kolay kombini.

 

Alışverişe ne sıklıkta ve kimlerle çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız? 

Boş olduğum zamanlarda almak için olmasa da nerede ne var, vitrin ve mağaza dolaşmayı severim. Kendi başıma alışveriş yaparım. Ama arkadaşlarım benimle alışverişe çıkmayı severler. Zevkime ve gözüme güveniyorlar ki en özel günlerinde seçim için yanlarında hep ben olurum. Büyük bir zevk ve özenle arkadaşlarıma alışveriş yapmaya bayılıyorum.

Genelde alışveriş merkezlerinde hallediyorum işlerimi. Düzenli ve aradığım bir çok şeyi aynı yerde bulabildiğim için seviyorum AVM’leri. Bağdat Caddesi en sevdiğim alışveriş alanı. Zara, Topshop, Twist, İpekyol, H&M, Oysho, Drape Butik(Bağdat Caddesi), Deri and Me(Bakırköy) sevdiğim mağazalar.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler? 

İspanyol paça kotlarım ve pantolonlarım her daim dolabımda. Deri ceket,  beyaz t-shirtler olmazsa olmazlarım. Hiç bıkmadan kot gömlek türevlerini alabilirim. Pofuduk yelekler, büyük hırkalar da dolabımdaki yerini korur. Ayakkabı konusuna hiç girmeyelimJ

 

Şu an aşık mısınız? Aşık olduğunuzda nasıl olursunuz?

Şu an değil, 14 seneden beri aşığım.. İlk aşkım, şansım, çocukluğum, birlikte büyüdüğüm, ömrüm ve ömrümün geri kalanı. Akçakoca’nın masalıyız biz. Halim ile Hande.

 

En sevdiğiniz tatil tarzı ve mekanı nedir? 

En sevdiğim tatil mekanı kendi memleketim Akçakocam. İstanbul ve Ankara’ya 2 saat uzaklıkta, İstanbullular tarafından keşfedilmemiş daha ama Ankaralıların kısa tatillerdeki kaçamak mekanı. Bendeki, havasına suyuna taşına toprağına aşkı..  Orada doğup büyümüş olmak şanslı hissettiriyor. İlkokul, lise arkadaşlarımla hala çok sıkı görüşüyoruz. Yaz tatillerinde hepimiz soluğu memlekette alıyoruz. İşte en sevdiğim tatil tarzı, Akçakocam’da birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımla koca bir yazı geçirmek. O sabahları erken uyanıp sahil boyunca yürüyüş yapıp denize atlamak gibisi yok. Akşama kadar denizde vakit geçiriyoruz. Eve gel giyin süslen hadi sokağa. Çınar caddemiz var kafelerin ve barların bulunduğu, biz 5 kişi çıkıyosak bi anda 15 kişi olabiliyoruz. Memleket senin, herkes birbirini tanıyor, sahaba kadar sohbeti, dansı, şarkısı, eğlencesi bitmiyor..  Gelmek isteyenler beni bulabilir :)

 

Yeni yıl kararlarınız var mı? Bu yıl mutlaka şunu yapacağım, şu özelliğimi bırakacağım gibi…

Nişanlanıyorum:) Onun okuldan mezun olmasını bekledik. Yeni yılda o mezun, biz nişanlı .. İkinci üniversiteyi okumak istiyorum. Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Şimdi televizyon kariyerimle ilgili eğitim almak istiyorum. İngilizcemi ilerletmekte yeni yılda kendime katmak istediklerimden. Maddi olarak kendimi hazır hissedersem bu yıl İstanbul’da ev sahibi olmak aldığım kararlar arasında. Kendimi seviyorum, terk edebileceğim bana ve çevremdekilere zarar bir özelliğim yok.

 

Yılbaşı dilekleriniz?

Öncelikle ülkemiz adına huzurlu, sakin bir yıl diliyorum. Ailem ve sevdiklerim yanımdan eksik olmasın, üstüne raitingi bol bir iş oldu mu daha ne isterimJ Herkesin yeni yılı kutlu, mutlu olsun. Huzur ve sağlık yanınızdan eksik olmasın. Kimin gönlünden ne dilek geçiyorsa, hayırlı olacaksa olsun inşallah..

 

Yılbaşı gecesini nasıl geçirmeyi planlıyorsunuz?

Benim ailem, canım güzel geniş ailemle. İki kardeşiz biz, tektanem abim var ama kardeş gibi büyüdüğümüz bir kuzen ordusuna sahibim.  Beş teyzem ve tek dayımdan toplam 15 kuzen, 2 de biz etti mi sana 17. Herkes kafa dengi olunca bir araya geldiğimizde kaliteli vakit geçirebiliyoruz. O yüzden her yılbaşı bir teyzede bir araya geliyoruz.

 

Doğum yeri ve tarihiniz: Akçakoca/ 19.09.1988

En son izlediğiniz film: Benim Dünyam

En sevdiğiniz kitap: Açlık Oyunları ve Alacakaranlık serisi.

En çok gittiğiniz kafe/restoran: Aşşk Cafe, Happy Moons ve Cookshop

En sevdiğiniz yemek: Makarna

 

ARALIK 2013 – TRENDERA MAGAZINE

Haberin Devamı
2013'ÜN ÖNE ÇIKAN ADIMLARI

Güzel, bahtsız, zor, acı, mutlu, farklı, huzurlu... 2013’ün izleri herkesin hayatında farklı bir anı, farklı bir tat bıraktı. Ama kadınların hak ve özgürlükleri açısından bu senenin çok iyi geçtiğini söylemek pek mümkün değil. Tartışılmayan yerimiz kalmadı! Ama her şeye rağmen tek başına ayakta duran, kariyerleri için mücadele eden yepyeni isimler girdi hayatımıza. 2013 her anlamıyla Y kuşağının yılı oldu! Biz de Y kuşağının bu sene öne çıkan isimleriyle bir araya geldik.

 

YAĞMUR TANRISEVSIN 2014 DE ONUN YILI OLACAK

'Güneşi Beklerken' dizisi büyük bir hayran kitlesi yarattı ve her oyuncusu ayrı bir yıldız oldu. Yağmur Tanrısevsin de bu yıldızlardan biri. 'Hayata ne kadar çok emek verirsen o kadar karşılık alırsın' felsefesiyle ilerleyen Tanrısevsin, 2014'te beyazperde de performans gösterecek.

 

'Güneşi Beklerken' dizisi hayatında, kariyerinde nasıl bir yere sahip?

Bu bir dönüm noktası. Benim için çok özel bir iş. Üstelik artık çalışma arkadaşlarımla aile gibi olduk.

 

Oyuncu olmaya nasıl karar verdin?

Sekiz yaşındayken ilk defa bir tiyatroda oynadım. Zor bir roldü aslında ve çevremden aldığım tepkiler beni bu konuda çok heveslendirdi. Fakat Mersin'de oyunculuk eğitimiyle ilgili yeterince seçeneğim olmadığını düşündüğüm için bu benim hayalim olarak kaldı. Üniversite için İstanbul'a geldikten sonra arkadaşlarımın etkisiyle oyunculuk eğitimi almaya başladım. Altı aylık bir eğitimin ardından da 'Adını Feriha Koydum'la ilk kez kamera karşısına geçtim.

 

2014 yılında sinema filmi projesi var mı gündeminde?

'The Tragedy' isimli bir korku filminin çekimleri tamamlandı. Wilma Elles'le birlikte oynuyoruz. Şubat ayında vizyona girecek ama kesin tarihi belirlenmedi. Hayattaki sloganın ne? Ne kadar çok emek verirseniz onun karşılığını bir şekilde alıyorsunuz. Mesela kötü bir dönem yaşadığımda, çok çalıştığımda bunun karşılığını hayattan alacağımı biliyorum. Bu da bana daha çok çalışma hevesi veriyor.

 

Aşık mısın?

Hayır değilim.

 

Bir erkeğin seni çıldırtması için ne yapması lazım?

Siniri, ısrarı ve takıntıyı sevmiyorum. Karşılıklı güven ortamının bozulması da bence korkunç bir durum.

 

2014 nasıl bir yıl olsun?

Herkese uğurlu gelen bir yıl olsun. Pozitif enerji saçacak bir yıl olsun, ölümler olmasın. Toplumsal olarak zor bir yıl geçirdik. Umarım 2014 çok daha iyi geçer.

 

Kendinde olmadığına inandığın, başka insanlarda gördüğünde özendiğin ne var?

Kararsızım! Bir şey yapacaksam 10 kişiye sorarım. Bunların içinde annem de olabilir, bindiğim taksinin şoförü de! E, tabii bütün bunların üzerine her şeyi çok ayrıntılı düşünmek durumunda kalıyorum. Bir şey için 'tamam, budur' demek benim için çok zor. Bunu yapabilmeyi çok istiyorum.

 

ARALIK 2013 - ELELE

Haberin Devamı
2013'ÜN ÖNE ÇIKAN ADIMLARI

Güzel, bahtsız, zor, acı, mutlu, farklı, huzurlu... 2013’ün izleri herkesin hayatında farklı bir anı, farklı bir tat bıraktı. Ama kadınların hak ve özgürlükleri açısından bu senenin çok iyi geçtiğini söylemek pek mümkün değil. Tartışılmayan yerimiz kalmadı! Ama her şeye rağmen tek başına ayakta duran, kariyerleri için mücadele eden yepyeni isimler girdi hayatımıza. 2013 her anlamıyla Y kuşağının yılı oldu! Biz de Y kuşağının bu sene öne çıkan isimleriyle bir araya geldik.

 

EDA ECE İLK KEZ BEYAZ PERDEDE

Aklında oyunculuk bile yokken girdiği televizyon dünyasında üç seneyi deviren Eda Ece, bu sene Yetkin Dikinciler'le başrolünü paylaştığı bir filmde rol alıyor. Kendini geliştirmekten asla vazgeçmediğinin altını çizen Ece, ilerleyen yıllarda tiyatro sahnesinde de performans sergilemek istiyor. 'Kızım İçin' 6 Aralık'ta vizyona giriyor.

 

Nasıl bir film?

Bir baba-kız hikayesi. Adam kansını ve kızını terk edip gidiyor. Yıllar sonra geri dönüyor ve kızını kaçırıyor. Film böyle başlıyor. Babasına kızgın her kızın izlemesi gereken bir film. 'Pis Yedili' dizisinden sonra ilk kez farklı bir karakterle izleyici karşısına çıkacağım. Çok heyecanlıyım gerçekten. 'Pis Yedili'de üçüncü sezonunu geçiriyorsun...

 

Gelecek sezon için gündeminde bir yenilik var mı?

Evet, dizimiz gayet iyi gidiyor. Şu anda bütün hikayemiz bu sezonun sonuna kadar. Ama tabii bilemiyorum; seyirci, kanal, yapımcı isterse gelecek sezon da dizi devam edebilir.

 

Tiyatro sahnesinde bir performans sergilemeyi istiyor musun?

Tiyatro çok ciddi bir konu. Bilgi Üniversitesi'nde psikoloji okudum. Konservatuar mezunu değilim. Şu anda bir oyuncu koçuyla çalışıyorum. Oyunculuk tekniklerini öğreniyorum. Birikimindi arttırmaya çalışıyorum ama tiyatro sahnesi insanı başka bir strese sokuyor. Oyunculuk anlamında kendimi daha çok geliştirdiğimde tiyatro sahnesine çıkmayı istiyorum.

 

Uzun süredir devam eden bir ilişkin var. Evlilik sana ne kadar yakın şu anda?

23 yaşındayım ve o yüzden çok yakın değil. Hiçbir zaman olmayacak da demiyorum, ilerleyen yıllarda belki beş sene sonra bu soruyu tekrar sor istersen. Şu an çok genç olduğum için hiç kafa yormadığım bir konu.

 

Peki neden köşe bucak kaçıyorsunuz?

Zaten o kadar çok çalışıyorum ki öyle dışarılarda ezecek çok vaktim olmuyor. Ama elbette |özen gösteriyorum. Ben bu hayatı seçtiğim için magazini, insanların beni takip etmesini zaten göze almış durumdayım. Fakat onun bu dünyayla hiç alakası yok. Onu ve özel hayatını korumak adına dikkat ediyorum.

 

ARALIK 2013 - ELELE

Haberin Devamı
HAKSUN'DAN 'KIZIM İÇİN'

Haksun'dan 'Kızım İçin' Hakan Haksun'un yazıp yönettiği "Kızım İçin", sinemalarımızda 6 Aralık Cuma günü vizyona girecek filmler arasında yer alıyor. "Baba-kız olamayan baba-kızların öyküsü" olarak sunulan filmin önemli rollerinde; Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek, İlayda Çevik, Hakan Altıner, Sefa Zengin, Tayfun Sav, Yakup Yavru ve Güler Ökten var. Yapımcılığını Avşar Film'in üstlendiği "Kızım İçin"in konusu kısaca şöyle özetlenebilir: Kırklı yaşlann ortasındaki Tuncer, yıllar önce kansından boşanıp kendi hayatma yönelmiştir. Babasının varlığından habersiz büyüyen Tuba ise 18 yaşını doldurmasına üç hafta kala, bir anda karşısında Tuncer"i bulur. Onunla birlikte hayallerini aşan bir yolculuğa çıkar. Tuba, bu ilginç yolculukta, babası olduğunu iddia eden deli dolu ve gizemli Tunceli tanırken, büyük sürprizlerle karşılaşacaktır.

 

03.12.2013 – DÜNYA GAZETESİ

Haberin Devamı
EVLİLİK MUTLULUK TAKLİDİ YAPILACAK BİR ŞEY DEĞİL

Yetkin Dikinciler ve Eda Ece; ‘Kızım İçin’ filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Ece, "Hayatta en sevdiğim insan, babam" derken, Dikinciler ise "Mutlu bir evliliğiniz yoksa, varmış gibi taklit yapmanın da hiçbir anlamı yok" diyor

Hakan Haksun'un yazıp yönettiği 'Kızım İçin', 6 Aralık'ta gösterime giriyor. Film, eşinden boşanmış olan 40'lı yaşların ortasındaki Tuncer' ile babasının varlığından habersiz büyüyen kızı 'Tuba'nın yıllar sonra bir araya gelmesiyle yaşananları konu alıyor.

Filmde, 'Pis Yedili' adlı diziyle tanınan 23 yaşındaki Eda Ece; ‘Tuba’ karakterini canlandırırken, deneyimli oyuncu Yetkin Dikinciler ise kızını babası olduğuna inandırmaya çalışan 'Tuncer' rolüne hayat veriyor. İkiliyle filmi ve baba-kız ilişkisini konuştuk...

 

'TUNCER' BEDEL ÖDÜYOR

Filmin nasıl bir hikayesi var?

YETKİN DİKİNCİLER: Bir babanın 2.5 yaşında terk ettiği kızına, 18 yaşına girmeden yeniden elini uzatma hikayesi... Baba elini uzatıyor ama kızı tutmuyor. Konu, beni gerçekten heyecanlandırdı.

 

Aslında kızını terk ettiği için bu acımasız babaya kızmamız lazım...

Y.D.: Evet, kesinlikle iyi bir kahraman değil. Bütün hatalarıyla, günahlarıyla bir insan ve bunun da farkında olduğu için kızına elini uzatıp ondan kabul görmek istiyor. 'Tuncer', belki o günün koşullarında kızını terk etmiş ama yıllar sonra içindeki hasrete daha fazla dayanamayıp kızının karşısına dikilme cesareti gösteriyor.

 

Kendinizi 'Tuba'nın yerine koyduğunuzda onun gibi mi davranırdınız?

EDA ECE: Benim, 'Tuba'yı anlayabileceğim bir deneyimim olmadı. Yıllarca babasına hasret büyümüş ve bu yüzden kendinden yaşça büyük bir adamla internetten tanışıp onu sevgili yerine koymuş bir kız. Onun yerinde olmayı hiç istemezdim.

 

BABAMI ÇOK SEVERİM

Sizin kendi babanızla aranız nasıl?

E.E.: Babamla hiçbir sorunum yok. Hayatta en çok sevdiğim insan da babam. Her zaman babacıydım. Baba sevgisi başka bir şey. Keşke onun gibi birini bulsam... Annem gerçekten çok şanslı.

Y.D.: Düşünsenize benim işimin zorluğunu; hayatta en çok sevdiği kişi, babası olan birine baba olmaya çalışıyorum. (Gülüyor)

 

'Kızım İçin' seyirciyi ağlatacak mı?

Y.D.: Yer yer ağlatacak, duygulandıracak ama aynı zamanda güldürecek de... Aynı hayat gibi. Bu filmden her kız çocuğu, babasını düşünerek çıkacak. Filmi izleyen her baba da, kızını özleyerek ve ona yeniden dokunmak isteyerek çıkacak.

 

Bundan sonraki hedefiniz ne?

E.E.: Bundan sonra da böyle güzel projelerde rol almak istiyorum.

Y.D.: Yaptığın işi düşünmeye başladığın anda, oyunculuğundan kaybetmeye başlıyorsun. Benim amacım hep hissedeceğim projelerde rol almak.

 

02.12.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
İYİ VE KÖTÜNÜN ÖTESİNDE İKİ SAVAŞÇI

Bile isteye başkalarına zarar vermektir gerçek kötülük. Hırslanıp, bilinçle yaralamaktır. Ben ise kötülüğü paylaşmam, bulaştırmam. Kötülüğün matematiği çok karışık değil ama ben kötülükten sıyrılmak isterim, kaçarım. Cevap ve karşılık vermek istemem, uzaklaşırım. Karşılık vermek intikam almak için harcadığım enerjiyi kendime kullanmak isterim. Ne de olsa hayat çok hızlı geçiyor, bunu unutmamak gerekli. Ben hep kötü karakterleri canlandırdım, bundan memnunum. Hayatımda yapamayacaklarımı tecrübe ediyorum. Her insanın mayasında iyilik kadar kötülük de var. Tabii kötülük göreceli, koşullar kötüleri yaratır. “Camoka” kötü bir karakter ve benimle büyüdü. Aslında on yıldır onunlayım. Tecrübeleri ve yalnızlığı onu bu noktaya getirmiş. Sırtını yalnızlığa dayıyor. O yüzden de hiç korkusu yok. Yaşamak için savaşıyor, kötülüğü onun için yapıyor. O da onun doğrusu.

 

KARAOĞLAN EFSANESİ BEYAZPERDEDE!

Bir dönemin fırtınalar gibi esen “Karaoğlan” çizgi romanı, eserin sahibi Suat Yalaz’ın Süpervizörlüğünde Kudret Sabancı, Melek Öztürk ve Rana Mamatlıoğlu tarafından yazılan senaryo, 12 milyonluk bütçeyle beyazperdeye taşınıyor. Yüksek bütçesiyle olduğu kadar, görüntü kalitesi, çarpıcı sahneleri ve müziğiyle de dikkat çeken filmde Volkan Keskin, Müge Boz, Özlem Yılmaz ve Hasan Yalnızoğlu başrol oynuyor. Yapımını TMC’nin, yapımcılığını Erol Avcı’nın üstlendiği, yönetmenliğini Kudret Sabancı’nın yaptığı “Karaoğlan” filmi 11 Ocak’ta vizyona girecek. Filmin hikayesi ise şöyle; Moğollar, Türklerin huzur dolu yurdu Anadolu kapılarına dayanmışlardır. Türk-Moğol savaşı çıkmak üzeredir. Bütün dünyayı ateşe veren Moğol istilasından korunmanın tek yolu Türk devletleri arasında birlik oluşturmaktır. Altın Orda Devleti de bu birliğe katılmak istemektedir. Bu birliği gerçekleştirmenin tek yolu, Çise Hatun’un Altın Orda’ya gelin gitmesidir. Ancak başlarında Camoka’nın olduğu Moğollar, bu birliği engellemek için Çise Hatun’u yok etmeye kararlıdırlar. Ancak Camoka’nın işi o kadar da kolay değildir. Karşısında efsane kahraman Karaoğlan vardır. Anadolu’dan başlayıp Kafkas dağlarında uzanacak heyecan ve tehlike dolu yolculuk, on binlerce kişilik üç dev ordunun kıran kırana savaşına yol açar. Anadolu’nun kaderi Karaoğlan’ın elindedir. Ele avuca sığmayan güzeller güzeli Bayırgülü, Asya’nın en iyi kılıç kullanan adamı Baybora, büyük savaşçı Balaban ve Karaoğlan’ın akıl hocası Çalık, bu büyük destanın kader ortaklarıdır.

 

ARALIK/OCAK 2013 – 46 DERGİSİ

Haberin Devamı
“KIZIM İÇİN” VİZYONA GİRMEK İÇİN GÜN SAYIYOR

Hakan Haksun'un yazıp yönettiği, Avşar Film yapımı “Kızım İçin”de Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek, Hakan Altıner, Sefa Zengin, İlayda Çevik ve Güler Ökten rol alıyor. Kızım İçin filminin kısaca konusu şöyle; 40’lı yaşlarının ortasındaki Tuncer (Yetkin Dikinciler) yıllar önce eşinden boşanıp kendi hayatına yönelmiştir. Kızı Tuba (Eda Ece), babasının varlığından habersizdir. 18 yaşını doldurmasına sadece üç hafta kalan Tuba, bir anda karşısında babasını bulur... Evlilik, boşanma, ayrılıklar, son pişmanlıkların fonunda film eğlenceli, bol sürprizli ve duygulu bir kavuşma öyküsünü anlatıyor.

Hakan Haksun'un yazıp yönettiği, Yetkin Dikinciler ve Eda Ece'nın başrollerinde olduğu “Kızım İçin” filmi 6 Aralık'ta vizyonda.

 

01.12.2013 – HARPER’S BAZAAR

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

 Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

 Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

 Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

 Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

 Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

 Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

 Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

 Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

 Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

 Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

 Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

 Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
66 İSİM, KADINA ŞİDDETE KARŞI BİR OLDU

'Her Ses Bir Nefes 3' kadına yönelik şiddete "Hayır!" demek ve toplumsal birlik oluşturmak için 66 ünlü kadını bir araya getirdi.

 Kadına yönelik şiddeti önlemek, farkındalık yaratmak ve toplumsal birlik olmak için bir araya gelen 66 ünlü kadın ‘Her Ses Bir Nefes 3’ için objektif karşısına geçti. Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için bir araya gelen ünlü isimler bu kez, ‘şiddet’ kelimesi karşısında ağladı, haykırdı, çığlık attı, şiddet duygusunu içtenlikle objektife yansıttılar ve tepkilerini gösterdi.

 Proje, bu yıl da Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasitesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesine katkı sağlamaya devam ediyor. Birlik olmak ama sevgi için, birlik olmak ama daha sağlıklı bir gelecek için ve birlik olmak şiddetsiz yarınlar için… Ve bu proje ile kadın sığınma evlerinde kalan kadınlarımızın daha iyi koşullarda yaşamak adına bir umudu olacak.

 Polisan Boya’nın katkılarıyla ve 66 ünlü kadının desteği ile gerçekleştiren ‘Her Ses Bir Nefes 3’ün, proje tasarımını ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Derre üstlendi. 66 ünlü ismin fotoğraflarını da Hakan Yüksel (studioH2O) tarafından çekildi.

İlk sergi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’nden bir hafta önce City’s Nişantaşı’nda açıldı; 21 Kasım – 06 Aralık günleri, 10.00 ile 22.00 saatleri arasında AVM ziyaretçileri ile buluşacak. Sergi daha sonra Meydan İstanbul Alışveriş Merkezi’ne 30 gün süreyle devam edecek.

 Projede, Ayşenur Yazıcı, Bennu Yıldırımlar, Betül Arım, Buket Dereoğlu, Emel Çölgeçen, Aslı Omağ, Tuğçe Özbudak, Hande Doğandemir, Hande Subaşı, Ceren Soylu, Ayça İnci, Ayçin İnci, Hilal Ergenekon, Ivana Sert, Larissa Gacemer, Nazlı Tolga, Duygu Şen, Oya Aydoğan, Neslihan Yeldan, Aslıhan Güner, Bedia Ener, Ayten Uncuoğlu, Özge Borak, Pelin Akil, Suzan Kardeş, Burçin Abdullah ve Zeynep Turan gibi isimler gönüllü olarak yer aldı.

Haberin Devamı
EN İYİ KISA FİLM ÖDÜLÜ “I II III IV”E

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Boston eyaletinde bu yıl 18’incisi düzenlenen Boston Türk Film Festivali’nde Atom Film’in çektiği, Dila Hanım dizisinde ‘Canip’ karakterine can veren Ali Düşenkalkar ile ‘Ebru’ karakterini canlandıran Didem Balçın’ın oynadığı ‘I II III IV’,  en iyi kısa film ödülüne layık görüldü. Atom Film ekibi Boston’dan aldıkları ödülü Adana’ya getirmekten dolayı mutlu olduklarını ve gurur duyduklarını söylediler.

 

 40 FİLM FİNALE KALDI

Bu yıl 18’incisi gerçekleştirilen Boston Türk Film Festivali kapsamında düzenlenen Boston Belgesel ve Kısa Film Yarışması'nın sonuçları açıklandı. Türkiye'den gelen başvuruların yanısıra ABD, Almanya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Ermenistan, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İngiltere, İran, İsrail, İtalya, Kanada, Nepal, Norveç, Ukrayna, gibi ülkelerden 200’den fazla film değerlendirildiği belgesel ve kısa film yarışmasında finale kalan 40 film, Boston Güzel Sanatlar Müzesi ve Boston Üniversitesi’nde gösterildi.

EN İYİ KISA FİLM ÖDÜLÜ “I II III IV”E

Harvard Film Arşivi Direktörü Haden Guest, Film Editörü Peter Keough ve Boston Güzel Sanatlar Müzesi Film Küratörü Carter Long’dan oluşan jüri en iyi kısa film ödülüne Adanalı Atom Film’in “I II III IV” adlı filmini layık gördü. En İyi Belgesel Ödülü ise, yönetmenliğini Haydar Demirtaş'ın yaptığı "Misafir" adlı filme verildi. Seyirci ödüllerini de belgesel film dalında yönetmen Can Candan'ın "Benim Çocuğum", kısa film dalında ise yönetmen Buğra Dedeoğlu'nun "Şeref Dayı ve Gölgesi" aldı.

 

“I II III IV” HAKKINDA

Tufan Şimşekcan ve Ozan Sihay’ın yazıp yönettiği filmde “Korkuyorum Anne” filmiyle “Hanımın Çiftliği” “Dila Hanım” dizilerinden tanınan oyuncu Ali Düşenkalkar ile "Çakallarla Dans", "Açlığa Doymak" filmleriyle "Dila Hanım" dizisindeki rolleriyle bilinen Didem Balçın rol aldı.

 

FİLMİN KONUSU

‘I II III IV’, tarihte ve süregelen yaşamımızda yer alan duyarsızlaşma üzerine yapılmış bir kısa film. Evinde kendine ait bir yaşam alanı kurup dışarıyla ilişkisini kesen bir adamın bir akşamını anlatıyor. Bir akşam adamın kapısı çalar ve korunaklı evinde bir kırılma anı yaşar. Peki ama duyarsızlık çözüm müdür?

 

ATOM FİLM HAKKINDA..

Atom Film’in aldığı diğer ödüller şunlar:

Denizbank Kısa Film Festivali’nde  ‘ATM Adam’ kısa filmi ile ‘Jüri Özel Ödülü’, Altın Kepenk Kısa Film Yarışması’nda ‘Yırtık’ kısa filmi ile  ‘En İyi Film Ödülü’, AllDecor Reklam Filmi Yarışması’nda ‘Evinizden Sıkıldınız mı?’ kısa filmi ile ‘En İyi 2. Film Ödülü’,’Müdür’ kısa filmi ile ‘GenceArtı En İyi 2. Kısa Film Ödülü’, ‘Manisa Altın Üzüm Kısa Film Festivali’nde ‘Etki’ adlı kısa film ile  ‘Kurmaca’ kategorisinde ‘En İyi Film Ödülü’, Altın Kepenk Kısa Film Yarışması’nda ‘Usta’ adlı kısa filmi ile  ‘Mansiyon Ödülü’, Denizbank Kısa Film Festivali’nde ‘Gelecek Denizde’ adlı kısa film ile ‘En iyi 2. Film Ödülü, 48 Saat Film Projesi Yarışması’nda ‘Olay Yeri’ adlı kısa filmle En İyi 2. Film, En İyi Senaryo ve Seyirci Özel ödülleri, Acıbadem Adana Hastanesi’nin “Adana’yı Onurlandıranlar” ödülü, 18. Boston Türk Film Festivali Kısa Film ve Belgesel Yarışması’nda ‘I II III IV’ adlı kısa film ile “En İyi Kısa Film” ödülü.

Haberin Devamı
GURBETTE AŞK BAŞLIYOR

TRT 1’in yeni dizisi “Gurbette Aşk”ta Türk Osman’la Alman Nina’nın aşkı anlatılıyor. Dizinin çekimleri için İstanbul’da tipik bir Köln mahallesi kuruldu. TRT’nin yeni dizisi “Gurbette Aşk”, bu ay ekrana gelmeye hazırlanıyor. Başrollerini Cezmi Baskın, Gökhan Alkan, Müge Boz, Wilma Elles ve Serhat Özcan’ın paylaştığı, dizinin çekimleri Beykoz’daki eski kundura fabrikasının bulunduğu alan üzerine kurulan sette yapılıyor. Ekip, Köln’deki tipik bir Türk mahallesinin kurulduğu sette gazetecilerle bir araya geldi.

Yıllar önce Türkiye’den Almanya’ya göçmüş muhafazakâr bir Türk ailesinin maceralarını anlatan dizide Osman’la Nina’nın aşkının anlatıldığını söyleyen yönetmen Hamdi Alkan, “Bir dönem dizisi çekmiyoruz. Türk-Alman ilişkilerini, kuşak çatışmalarını yansıtan bir dizi bu” dedi.

Dizide olaylar, Nina’nın (Müge Boz) üniversitede İslam Dünyası’nda Diller ve Kültürler bölümünde okurken, gönlünü makine mühendisi Osman’a (Gökhan Alkan) kaptırmasıyla başlıyor.

 

02.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
GURBETTE AŞK BAŞLIYOR

TRT 1’in yeni dizisi “Gurbette Aşk”ta Türk Osman’la Alman Nina’nın aşkı anlatılıyor. Dizinin çekimleri için İstanbul’da tipik bir Köln mahallesi kuruldu. TRT’nin yeni dizisi “Gurbette Aşk”, bu ay ekrana gelmeye hazırlanıyor. Başrollerini Cezmi Baskın, Gökhan Alkan, Müge Boz, Wilma Elles ve Serhat Özcan’ın paylaştığı, dizinin çekimleri Beykoz’daki eski kundura fabrikasının bulunduğu alan üzerine kurulan sette yapılıyor. Ekip, Köln’deki tipik bir Türk mahallesinin kurulduğu sette gazetecilerle bir araya geldi.

Yıllar önce Türkiye’den Almanya’ya göçmüş muhafazakâr bir Türk ailesinin maceralarını anlatan dizide Osman’la Nina’nın aşkının anlatıldığını söyleyen yönetmen Hamdi Alkan, “Bir dönem dizisi çekmiyoruz. Türk-Alman ilişkilerini, kuşak çatışmalarını yansıtan bir dizi bu” dedi.

Dizide olaylar, Nina’nın (Müge Boz) üniversitede İslam Dünyası’nda Diller ve Kültürler bölümünde okurken, gönlünü makine mühendisi Osman’a (Gökhan Alkan) kaptırmasıyla başlıyor.

 

02.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
‘GURBETTE AŞK’A SÜRPRİZ ZİYARET

Yönetmenliğini Hamdi Alkan’ın yaptığı başrollerini Cezmi Baskın, Müge Boz, Gökhan Alkan, Wilma Elles, Sinan Çalışkanoğlu, Zuhal Topal ve Serhat Özcan gibi oyuncuların paylaştığı ‘Gurbette Aşk’ dizisinin setine Alman basını sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.

Beykoz Kundura Fabrikası’nda kurulan Almanya’daki bir Türk mahallesi platosundaki çekimlere gelen Alman basınıyla keyifli anların yaşandığı röportajda, oyuncular ve yönetmen diziyi anlattı. Önümüzdeki günlerde TRT1’de başlayacak olan dizide, yıllar önce Almanya’ya göç eden Türkoğlu Ailesi’nin oğlu Osman’ın Alman Nina’yla olan aşkını anlatıyor.

 

15.11.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
‘GURBETTE AŞK’A SÜRPRİZ ZİYARET

Yönetmenliğini Hamdi Alkan’ın yaptığı başrollerini Cezmi Baskın, Müge Boz, Gökhan Alkan, Wilma Elles, Sinan Çalışkanoğlu, Zuhal Topal ve Serhat Özcan gibi oyuncuların paylaştığı ‘Gurbette Aşk’ dizisinin setine Alman basını sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.

Beykoz Kundura Fabrikası’nda kurulan Almanya’daki bir Türk mahallesi platosundaki çekimlere gelen Alman basınıyla keyifli anların yaşandığı röportajda, oyuncular ve yönetmen diziyi anlattı. Önümüzdeki günlerde TRT1’de başlayacak olan dizide, yıllar önce Almanya’ya göç eden Türkoğlu Ailesi’nin oğlu Osman’ın Alman Nina’yla olan aşkını anlatıyor.

 

15.11.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
‘GURBETTE AŞK’A SÜRPRİZ ZİYARET

Yönetmenliğini Hamdi Alkan’ın yaptığı başrollerini Cezmi Baskın, Müge Boz, Gökhan Alkan, Wilma Elles, Sinan Çalışkanoğlu, Zuhal Topal ve Serhat Özcan gibi oyuncuların paylaştığı ‘Gurbette Aşk’ dizisinin setine Alman basını sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.

Beykoz Kundura Fabrikası’nda kurulan Almanya’daki bir Türk mahallesi platosundaki çekimlere gelen Alman basınıyla keyifli anların yaşandığı röportajda, oyuncular ve yönetmen diziyi anlattı. Önümüzdeki günlerde TRT1’de başlayacak olan dizide, yıllar önce Almanya’ya göç eden Türkoğlu Ailesi’nin oğlu Osman’ın Alman Nina’yla olan aşkını anlatıyor.

 

15.11.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
GURBETTE AŞK VAR

Başrollerini Cezmi Baskın, Gökhan Alkan, Müge Boz, Serhat Özcan ve Wilma Elles’in paylaştığı, yarından itibaren TRT 1’de yayınlanacak “Gurbette Aşk”, yıllar önce Türkiye’den Almanya’ya göçen bir Türk ailesinin hikayesini anlatıyor.

 Hisseli Harikalar yapımcılığında, yönetmenliğini Hamdi Alkan’ın yaptığı dizinin senaryosunu Caner Güler, Ömer Pınar ve Volkan Girgin yazıyor. Dizinin konusu kısaca şöyle: “Almanya’nın Köln kentinde yaşayan Türkoğlu ailesinin en büyük oğlu Osman (Gökhan Alkan), Almanya’da Makine Mühendisliği okuyan dürüst ve mert bir gençtir. Aynı üniversitede ‘Sprachen und Kulturen der islamischen Welt’ (İslam Dünyası’ndaki Diller ve Kültürler) ve tarih okuyan Nina’yla (Müge Boz) aşk yaşamaktadır. Nina, hem okuduğu dal nedeniyle hem de Osman’la olan ilişkisinden dolayı Türk kültürünü tanıyan bilen ve seven bir kızdır. Aşıklar okul biter bitmez evlenmek niyetindedirler. Fakat başlarında çok büyük bir dert vardır. Osman’ın babası Salih.”

 

24.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
DİZİ SETİNDE HAYRAN İZDİHAMI

Kanal D’de ekrana gelen “Güneşi Beklerken” dizisinin setine ilgi her geçen gün artıyor. Önceki gün de bir hayran grubu sete gelerek izdiham yarattı. Emre Kınay, Hande Doğandemir, Kerem Bürsin, İsmail Ege Şaşmaz, Yağmur Tanrısevsin, Ebru Aykaç ve Gökçe Yanardağ’ın başrolleri paylaştığı “Güneşi Beklerken”in çekimlerine gösterilen ilgi her geçen gün artıyor. Dizinin sıkı takipçileri önceki gün yine seti ziyaret etti. Okul sahnelerinin çekildiği yere akın edenler, oyuncuları görebilmek için saatlerce kapıda bekledi. Sonunda onlara ulaştıklarında imza alıp fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarışmaları, kısa süreli bir arbedeye yol açtı. “Güneşi Beklerken” sürprizlerle dolu yeni bölümü ile pazar akşamı saat 20.00’de ekrana gelecek.

 

21.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
FİLMDE GÜLMEKTEN OYNAYAMADIM

Genç oyuncu Başak Parlak, internette yayılan videolarla herkesin tanıdığı ve ‘Oldu Teşekkürler’ skeçlerinin baş kahramanı olan ‘Şevkat Yerimdar’ sinema filmiyle beyazperdede boy göstermeye hazırlanıyor. Bugüne kadar sinema ve dizi sektöründe drama ağırlıklı yapımlarda oynayan oyuncu, ilk kez bir komedi filminde yer almanın heyecanını yaşıyor. Güzel oyuncuyla filmin kamera arkasında yaşananları ve yeni projelerini konuştuk.

 

KOMEDİNİN TADI DA BİR BAŞKAYMIŞ

 ‘Şevkat Yerimdar’ var olan yeni bir karakter değil. Yönetmen Bülent İşmen’in ‘Oldu Teşekkürler’ diye internette yayımlanan projesindeki skeçin baş kahramanı. Kısa sürede sosyal medyada fenomen oldu. Bu ilgi üzerine filmi çekildi. Karaktere çok güldüğüm için bu işin içinde olmak istedim. Hatta sette gülmekten oynayamadığım sahneler bile oldu. Orada Şevket’le aşk yaşayan Pelin’i oynuyorum. Filmi üç kere izledim. Gelen tepkilerde olumlu yönde. Bugüne kadar hep drama oynadım. Ama komedinin tadı da bir başkaymış bu yapımda gördüm. O yüzden bu filmin benim için ayrı bir önemi var diyebiliriz. 

 

ZALİM DİZİSİ BENİ OYUNCULUĞA TEŞVİK ETTİ

 2003 yılında çocuk oyuncu olarak bu sektöre girdim. İlk dizim ‘Zalim’di. O zamanlar Tekirdağ’da yaşıyordum ve ortaokula gidiyordum. Çekimler ise Kayseri’deydi. Zafer Ergin, Mahsun Kırmızıgül, Cezmi Baskın, Ceyda Düvenci ve Şafak Sezer gibi çok önemli oyuncuların olduğu keyifli bir kadroydu. Oyunculuk yapmaya karar verip, oyunculuğa ısındığım settir. Okulumu da hiç etkilemedi. Çünkü çalışkan bir öğrenciydim. Ders çalışmaktan zevk almak diye bir tanımlama vardır ya işte ben de öyleydim. O yüzden okulumu dereceyle bitirdim.

 

YAKINLAŞMA SAHNELERİ ZOR ÇEKİLİR

 Oyuncuların yakınlaştığı sahneler zor, kolay diyemem. Bir setin içinde 50 kişi var ve herkes sizi izliyor, kimse yokmuş gibi davranmak zorunda kalıyorsunuz. Bugüne kadar bir sevişme sahnesinde oynamadım. Ama gerçekten yakınlaşma olan sahnelerin çekimleri zor geçer. Aslında o sahnelerin diğer bir sahneden farkı yoktur. Mesela ‘Süpür’ filminde Cem Kılıç’la öpüşme sahnelerimiz çok konuşulmuştu. Filmin önüne geçecek bir sahne değildi aslında. Bana göre günümüzde hala böyle şeylerin konuşulması saçma geliyor.

 

ÇAĞATAY ULUSOY KENDİNİ ÇOK GELİŞTİRDİ

 Demet Akbağ, Ezgi Mola, Büşra Pekin komediyi kendi üzerinden yapan karakterler. Özellikle Demet Akbağ’ı bu konuda başarılı buluyorum. Örnek aldığım demeyeyim de Vahide Gördüm’ü her zaman beğenirim. Çetin Tekindor da müthiş bir oyuncudur. Çağatay Ulusoy’un ‘Med Cezir’de oynadığı karakteri büyük bir zevkle izliyorum. Daha önceki dizisine nazaran çok başka bir yerden oynuyor. Kendisini gayet iyi geliştirdi. Kıvanç Tatlıtuğ ve Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuğunu zaten konuşmaya gerek yok.

 

FARKLI ROL SEYİRCİYİ HEYECANLANDIRIR

 Geçen sezon dizi yapmadım ama bu sezon bir yapımda olmak istiyorum. Kendime uygun bir proje olursa beni yeniden ekranlarda göreceksiniz. Özellikle kötü kız karakterini oynamak beni heyecanlandırır. Çünkü izleyici beni hep iyi kız rolünde izledi. Farklı role girmek hem insanı hem de izleyiciyi heyecanlandırabilir.

 

KEMAL BENİ ÇOK GÜLDÜRÜYOR

 Kemal Uçar’la 1.5 senedir beraberiz. Yamak Ahmet’te birlikte oynamıştık. Görüntülenmemek için özel bir çaba sarf etmiyoruz. Yakalanmak, yakalanmamak gibi gizli bir ilişkimiz yok. Saklamıyoruz ama insanların da gözüne sokmuyoruz. Kemal çok eğlenceli birisi ve beraberken çok gülüyoruz. Ortak noktalarımız fazladır. Bu tabii ki ilişkiyi güçlendiriyor. Öyle kıskançlık falan da söz konusu değil. İkimiz için evlilik için çok erken. Çünkü genciz.  Kariyerimizin daha başındayız, enerjimizi işimize vermek istiyoruz.

 

AŞKIN İLK ZAMANLARI TOZ PEMBEDİR

 Aşk için spesifik bir şey söyleyemem ama insanın ruhunu besleyen, neşelendiren bir duygu. İlk âşık olduğunuzda dünyanız değişiyor. Başka bir insana dönüşüyorsunuz. Müthiş bir duygu ama aşk şudur demek zor. ilk zamanlar toz pembe, sonradan başka bir şeye dönüşüyor, o da başka bir keyif.

 

HAYATINIZDAKİ ANILARI SİLMEK ZORDUR

 ‘100’ adlı yeni bir oyunumuz var. Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ adlı romanından uyarlandı. Çarşamba günleri ‘Sahne Hall’de oynuyoruz. Kadroda Kemal Uçar, Cansu Diktaş ve Giray Altınok var. Şenol Önder’in yönettiği oyun; ‘Hayatınızdan eğer tek bir anı seçmek zorunda kalsaydanız ve diğerleri silinecek olsaydı hangisini seçerdiniz? sorusuna yanıt arıyor. İnsan bunu duyunca düşünüyor. Bence zamana ve anılara göre değişebiliyor. Silmek de zor. Bu oyunda Kemal, tiyatro kökenli olduğu için oldukça yardımı dokunuyor.

 

17.11.2013 – AKŞAM LIFE

Haberin Devamı
‘UMUTSUZ EV KADINLARI’NDAN DALYA

“Umutsuz Ev Kadınları” dünyada ABD dışında 100’üncü bölüme ilk defa Türkiye’de ulaştı. Başrollerini Songül Öden, Ceyda Düvenci, Deniz Uğur, Özge Özder ve Bennu Yıldırımlar’ın paylaştığı “Umutsuz Ev Kadınları”nın 100’üncü bölümü önceki akşam Günay restoranda kutlandı. Med Yapım’ın 2011’de yayınlanmaya başlayan dizisi üçüncü sezonunda FOX TV’de ekrana geliyor. ABD yapımı “Desperate Housewives” uyarlaması “Umutsuz Ev Kadınları”, dünyada orijinali dışında 100’üncü bölüme ilk defa Türkiye’de  ulaşmış oldu.

 

23.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
UMUTSUZ KADINLAR KOROSU

“Umutsuz Ev Kadınları” ekibi, dizinin 100’üncü bölümünü önceki akşam Günay’da kutladı. Fatih Aksoy ve Armağan Çağlayan’ın ev sahipliği yaptığı kutlamanın en çok eğlenen isimleri, başrol oyuncuları Songül Öden, Ceyda Düvenci, Özge Özder ve Bennu Yıldırımlar’dı. Dört başarılı oyuncu, mekanda sahne alan Utku’ya eşlik etmekle kalmadı, mikrofonu alıp şarkı da söyledi.

 

23.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
PARA YÜZÜNDEN DİZİLERDEYİZ

Cezmi Baskın, bir oyuncu olarak tiyatroda rol almayı tercih ettiğini ancak maddi nedenlerden dizilerden vazgeçemediğini söyledi. TRT'nin yeni dizisi 'Gurbette Aşk'ın kadrosunda yer alan Cezmi Baskın, yıllar evvel Türkiye'den Almanya'ya göçmüş olan 'Türkoğlu' ailesinin reisini canlandırıyor. Son dizi projesi 4.5 yıl süren ve hiç ara vermeden yeni bir diziye başlayan Baskın ile oyunculuk ve dizi sektörü hakkında konuştuk...

 

SİNEMA PRESTİJDİR

'Gurbette Aşk' dizisinde nasıl bir rolde izleyeceğiz sizi?

Dizi; Türkiye'den Almanya'ya giden 'Türkoğlu' ailesinin başından geçen olayları anlatıyor. Ben dizide ailenin reisi 'Salih'i oynuyorum. 'Salih', geleneklerine bağlı, hatta biraz tutucu bir adam.

 

Dizinin size cazip gelen yanı neydi?

Televizyonda yurt dışında geçen hikayeler pek işlenmiyor. Sanırım en fazla o kısmı cazip geldi. Dizide hikaye Almanya'nın Köln kentinde geçiyor.

Bir önceki diziniz 'Akasya Durağı' tam 4.5 yıl sürdü. Dinlenmeden yeni bir diziye başladınız.

 

'Yüzümü dinlendireyim' diye düşünmediniz mi?

Türkiye şartlarında öyle şeyler yapmaya pek fırsat kalmıyor. Yüzünüzü dinlendirmekten çok değiştirmek marifet. Birbirinden farklı rolleri oynamaya çalışıyorum. En çok buna özen gösteriyorum. Yani 'Orada kullandığı tipi burada kullanmış' dedirtmem.

 

Dizilerde yer almaktan memnunsunuz öyleyse...

Evet. Hep söylerim; sinema prestijdir, dizi paradır, tiyatro hayat biçimidir. Dizi yapmazsak parasız kalma korkusu yaşıyoruz. Gelecek kaygısı yaşadığımız için dizilerde rol alıyoruz. Keşke dizide kazandığımız kadar diğerlerinden kazansak da dizi yapmaya mecbur kalmasak.

 

Sürekli komedi türündeki işlerde rol alıyorsunuz. Bu bilinçli bir tercih mi?

Hep komedi oynarmışım gibi bir anlayış var. Artık daha fazla dram işlerinde rol almak istiyorum.

 

Bir oyuncu olarak, belli bir yaştan sonra sadece belirli roller için teklif almaktan korkuyor musunuz?

Hiç hissetmiyorum. Yaş söz konusu değildir bir oyuncu için.

 

Başrol oynamak gibi bir hevesiniz var mı?

Hiç olmadı. Aksine küçük veya az rollerin de çok başarılı oynandığında akılda kalabileceğini gösterdiğime inanıyorum. Benim hoşuma giden her rolü hiç düşünmeden oynarım. O konuda egom yok.

 

24.11.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
"AŞK KÖPEKLİKTİR"İN GALASI YAPILDI

Bu sezon da birbirinden özel oyunları tiyatroseverlerle buluşturan Tiyatro Ak'la Kara'da, Ahmet Ümit'in yazıp oyunlaştırdığı tek eseri “Aşk Köpekliktir" oyun galası yapıldı.

 Tiyatro Akla Kara’da bu sezon sergilenen dört özel oyunundan biri olan “Aşk Köpekliktir" gala gecesine, oyunun yazarı Ahmet Ümit'in yanı sıra sanat ve televizyon dünyasından isimler de katıldı. Galanın konukları arasında, Aytaç Arman, Buket Dereoğlu, Fulden Akyürek, Cem Kurtoğlu, Tijen Par, Sennur Nogaylar, Mehtap Bayrı da yer aldı.

 Oyunun sonunda sahneye çıkıp oyunculara eşlik eden Ahmet Ümit, oyunu izlerken gözyaşlarını tutamadığını söyleyerek, oyunlaştırdığı tek eserini izlemenin mutluluğunu ve duygularını seyircilerle paylaştı. Geceye Ahmet Ümit'in aşkı anlatan sözleri damgasını vurdu.

 

21.11.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
İMKÂNSIZ AŞK MI? ÜMİTSİZ AŞK MI?

Aslında her şey, Nazım Hikmet’in meşhur “Sende ben imkansızlığı seviyorum / Fakat asla ümitsizliği değil” dizeleriyle başlar. Çook uzun zaman önce. Birinde imkansızlığı sevmek, ‘ümitsizliğe’ asla demek... Ne ola ki aralarındaki fark? Hangisi daha kötü? İşte bu sorular yıllarca meşgul eder kafasını, bugünlerde son romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” sayesinde çok satan listelerinin bir kez daha omuzlarında taşıdığı Ahmet Ümit’in. Bazen bir soruya cevap bulmanın en iyi yolu ‘yazmaktır’. Hatta bazen insan okuyarak değil yazarak öğrenir. Ahmet Ümit de böyle yapar. Oturup polisiye tadındaki ‘aşk’ öykülerinin en güzellerinden birini, onun sağlam edebiyatı hakkında da epey bilgi veren “Aşk Köpekliktir”i kaleme alır.

İç içe geçmiş iki aşk hikayesini anlatır bu uzun öykü. Stefan’a aşık olan Deniz ve Stefan’ın büyük aşkı Jasmine... Aynı adamı seven iki kadın, iki kadını da seven bir adam. Bir imkansız, bir de ümitsiz aşk.

Deniz, Beyoğlu’ndaki bir caz barda tanışır ‘kızıl saçlı’ trompetçi Stefan’la. Fonda “Blue Skies”... İçeri girer girmez dikkatini çeker Stefan’ın. Zira Berlin’de tanışıp, izini kaybettiği Jasmine’e çok benziyordur. Bu benzerliğin de etkisiyle kısa süre sonra birlikte olmaya başlar ikili. Ama ne var ki, ‘ümitsiz bir aşk’tır Deniz’inki. Sevdiği adamın aklı da, kalbi de bir başka kadında olanların yaşadığı türden.

Aslında vaktiyle polislik yapmış olan Stefan’ın durumu da pek parlak değildir. ‘Kızıl saçlı erkekleri’ öldüren seri katil Jasmine’le onu yakalamaya çalıştığı günlerde karşılaşmış, görür görmez aşık olmuş, hala da unutamamıştır. Ölümün kıyısından dönmüştür ve büyük olasılıkla o günden sonra kayıplara karışan Jasmine ile yeniden bir araya gelse belki de o kadar ucuz atlatamayacaktır. Ama ne gam. Bu ‘imkansız aşk’a düşmüştür bir kere.

Öykü, Deniz’in, Stefan’ın çalıştığı barın barmeni Rafo’yla dertleştiği bir akşam vaktinden geriye dönüşlerle anlatılır. Deniz ile Stefan’ın aşk hikayesini Rafo’yla birlikte ilk ağızdan öğreniriz. İlişkinin nasıl başladığını, Stefan’ın Genç Osman baskılı bir broşun izini sürdüğünü, birlikte neler yaptıklarını, Jasmine’in dramatik hikayesini, sonunda bir gün üç satırlık bir mektup bırakarak Deniz’i terk edişini Stefan’ın... Ama Deniz, tanıştıkları caz bardadır işte. Belki Stefan’a rastlar umuduyla. Durumunu da şöyle özetler Rafo’ya: “Nasıl ki bir köpek, onu terk eden sahibini bırakmaz, kokusunu aldığı her yerde peşinden koşar durur, ben de öyle oldum işte Rafo. Stefan beni istemediği halde, bir başka kadın için beni terk edip gittiği halde ben onu bırakamıyorum, sahibini arayan bir köpek gibi hala peşinden koşturup duruyorum”.

“Aşk Köpekliktir”i ilk kez 2004 yılında Ahmet Ümit’in aynı adlı öykü kitabında okuduk. Dokuz yıl sonra bu sezon, yazarın oyunlaştırdığı metin üzerinden Tiyatro Ak’la Kara’da karşımıza çıktı. Savaş Özdural’ın yönettiği oyunun dünya prömiyeri bu hafta yapıldı. Hem Deniz’i hem Jasmine’i canlandıran Füsun Kostak, her iki kadının da hüznünü seyirciye geçiriyor daha ilk dakikalardan. Stefan’da Fatih Gülnar, Rafo’da Özgür Özdural öykü karakterlerinin hakkını fazlasıyla veriyorlar. Geçmişle bugün arasındaki geçişler ışıkla, perdeyle, müzikle hiç teklemeden ilerliyor.

Ne ümitsiz olanı ne de imkansızı... Hele köpeklik... Asla! Adı “Aşk Köpekliktir” olup bu cevapları verdiren bir oyundan söz ediyorum. Bu, yazarının zekası, oyuncularının başarısı...

 

24.11.2013 – MİLLİYET / FİLİZ AYGÜNDÜZ KÖŞE YAZISI

Haberin Devamı
KÜÇÜK GELİN'E YENİ OYUNCULAR KATILIYOR

Samanyolu TV'nin Pazar akşamları reyting listesine damga vuran Küçük Gelin dizisine 2 yeni oyuncu katılıyor. Başrollerini Çağla Şimşek, Orhan Şimşek ve Gözde Mukavelat'ın paylaştığı dizide, 13 yaşında bir kız olan Zehra'nın berdel olarak verilmesiyle gelişen olaylar anlatılıyor.

Haftaya yayınlanacak olan 12. bölümde diziye "Zelal" rolüyle Ayşen Batıgün katılıyor. Diziye diğer katılacak oyuncu ise Pınar Kaya oldu. Zehra’nın zorla evlendirildiği eşi Ali’nin âşık olduğu, 15 yaşındaki küçük gelin Suna’ya Pınar Kaya hayat verecek. Pınar Kaya, 21 yaşında.

 

19.11.2013 – STAR GAZETESİ

Haberin Devamı
KÜÇÜK GELİN'E İKİ YENİ OYUNCU

Stv’de yayınlanan ve berdel karşılığı zengin bir aileye verilen 14 yaşındaki bir kızın dramını konu alan ‘Küçük Gelin’ isimli diziye sürpriz bir isim dahil oldu. Yayınlanan son bölümüyle kanalını birinciliğe taşıyan dizide oyuncu Ayşen Batıgün, ‘Zelal’ karakteriyle izleyicilerin karşısına çıkacak. Devran karakterini oynayan Ufuk Şen’in nişanlısı olarak 12. bölümden itibaren kadroya katılan Batıgün, ülkemizde yaşanan sosyal bir yarayı ele alan bu dizide rol almanın kendisi için oldukça önemli olduğunu söyledi.

Haberin Devamı
ERKEKLER KADINLAR KARŞISINDA HEP ERGEN

'Erkek Tarafı' filminin oyuncuları; Mert Fırat, Onur Ünsal ve Timur Acar, Yeni Aktüel dergisine konuştu. Mert Fırat, "Erkekler kadınlara karşı hep ergen oluyor" dedi

Yedi farklı mesleğe mensup bir grup erkeğin gerçekleşemeyen bir düğün sonrasında yaşadıklarını anlatan 'Erkek Tarafı', 22 Kasım Cuma günü vizyona girecek. Beş sene boyunca Oyun Atölyesi'nde 'Testosteron' adıyla oynayan oyunun filminde de rol alan Mert Fırat, Onur Ünsal ve Timur Acar, erkek dünyasını Sebla Koçan'a anlattı...

 

ŞARKI ANLATIYOR

'Testosteron' oyunu 'Erkek Tarafı' filmiyle aynı metne sahip. Oyunu izlemeyenler için kısa bir özet alabilir miyiz?

ONUR ÜNSAL: Mesele büyük bir kavgayla başlıyor ve sonra kavganın nedenlerini görüyoruz. Düğünde yaşanmış bazı hikayeler sonrası yedi erkek, kadınlarla olan travmatik durumlarını anlatmaya başlıyor.

Filmde Ümit Besen'in meşhur 'Nikah Masası' şarkısını söylüyorsunuz. Bu şarkıyı söylemek nereden aklınıza geldi?

TİMUR ACAR: Filmle çok örtüşen bir şarkı 'Nikah Masası'. İzleyince göreceksiniz.

MERT FIRAT: Oyunda da 'Nikah Masası' söylediğimiz bir an vardı ama filmde başka bir cover oldu. Müziklerimizi Gevende'den Ahmet Bilgiç, Okan Kaya ve Taner Yücel yaptı.

Erkeklerin saçma davranışlarına 'Post-ergenlik halleri' derler genellikle... Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

M.F.: Aslında erkekler kadınlara karşı hep ergen. Oyunumuz bizlere, 'Ergenlikten Erkekliğe Geçiş Ritüeli' diye bir kitap öneriyor mesela. O kitapta sahiden de erkeklerin birer 'balon erkek' olarak dolaşması, ilişkide yenilmeyi 'yok olma' sayması, verasetlerini yitirmesi, kusmaktan saldırmaya saçmasapan şeyler yapmaya kadar giden farklı süreçler anlatılıyor.

 

KADINLAR OYUNDAN ÇOK KEYİF ALIYORDU

Erkekler kendi aralarında dertlerini konu etmiyor pek sanki. O damar yakalandığı için mi ilgi görüyor bu metin sizce?

T.A.: Evet, ama ilginç bir şekilde kadınlar 'Testosteron' oyununda inanılmaz keyif alıyorlardı. Kadın matinesi yapmıştık ama olmadı, çünkü kadın yanındaki erkeğin sahnedeki haline gülüyordu. 'Böylesiniz' demek istiyordu, o kodlar çözülüyordu.

 

ERKEK DÜNYASI MERAK EDİLİYOR

M.F.: Bizim salonun yüzde 60'ı hep kadın seyirciydi. Artı-eksi kutup durumu... Biz başlarda 'Hangi kadın izler ki bu oyunu?' diyorduk ama kadınlar daha çok gelmeye başladı oyuna. Bunun nedeni de; kadınların 'Erkekler yalnızken bizim hakkımızda ne konuşuyorlar?' diye meraklanmaları....

 

ÇEKİMDE MERT'E GÜLDÜM

Filmde en çok eğlendiğiniz sahne hangisi?

O.Ü.: Hepsi ama ben Timur'a çok güldüm.

T.A.: Niye ki?

O.Ü.: O kadar kötüydü ki, hep güldüm! Hahaha... Biz oyunda rahat rahat gülemiyorduk. Mert'in garsonun anlattıklarını dinlediği bir sahnemiz vardı, onu dinlerken her seferinde Mert'e çok gülüyordum.

M.F.: Onur da gerçekten komikti. Hem tipi, hem kahkahası. Timur'un gülmesi de başka güldürüyor insanı.

Gülme molaları uzatıyordur çekimi tabii...

O.Ü.: Çekimlerde çok vaktimiz yoktu. Normalde kendimi çok eleştiririm ama çekim sırasında ortaya komik bir şeyin çıktığını hissettim. Temposu yüksek bir iş olduğunu, bunun da Avrupalı bir yazara ait olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

 

20.11.2013 – SABAH GÜNAYDIN

 

Haberin Devamı
FARKLI BİR BABA-KIZ ÖYKÜSÜ

Farklı bir baba-kız öyküsü Yetkin Dikinciler'in başrolünde yer aldığı ‘Kızım İçin’ filmi afişine kavuştu. Senaristliğini ve yönetmenliğini Hakan Haksun'un yaptığı filmde Dikinciler'e Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek, İlayda Çevik, Hakan Altıner ve Sefa Zengin gibi isimler eşlik ediyor.

Filmde, kırklı yaşların ortasındaki Tuncer, yıllar önce karısından boşanıp kendi hayatına yönelmiştir. Babasının varlığından habersiz büyüyen Tuba ise 18 yaşını doldurmasına üç hafta kala, bir anda karşısında Tuncer'i bulur. Onunla birlikte hayallerini aşan bir yolculuğa çıkar. Kızım İçin, 6 Aralıkta vizyona giriyor.

 

21.11.2013 - BUGÜN

Haberin Devamı
YAPMAK İSTEDİĞİM TEK ŞEY OYUNCULUK

Çoğu kez başkalarının bizim adımıza aldıkları kararlardan hoşlanmayız. Söz konusu olan şey meslek seçimiyse bu daha da keskin sınırlara taşınır. Yaşamınız boyunca mutlu olup olamayacağınızı da belirler. TV dizilerinden tanıdığımız Emre Kızılırmak için ise bunun tam tersi olmuş. Teyzesinin 2007 yılında “Best Model of  the World” yarışmasına başvurmasıyla yaşamının yönü değişerek model olmuş. Sonrasında da oyuncu olmuş. Model olma şansını Eskişehir’de BESYO öğrencisi iken yakalamış. Dört yıl süren Eskişehir’deki güzel günlerini hala unutamıyor ve kendini Eskişehirli olarak da tanımlıyor. Sevilen oyuncu ve model Emre Kızılırmak, bize yaşamındaki bu renkli günleri ve oyunculuğunu anlattı.

 

Oyunculuktan önce spor ve modellik günleriniz var. Öncelikle onlardan bahseder misiniz?

Basketbol atletizm başta olmak üzere hemen hemen her spor dalıyla uğraştığım doğru ama modellik derseniz sadece katıldığım yarışmalardan ibaret. Modelliği meslek olarak seçmiş olsaydım o konuda da başarılı olabilirdim fakat ülkemizde henüz modelliği tek başına bir meslek olarak değerlendiremiyorum ne yazıkki.

 

Model olmaya nasıl karar verdin?

Aslında buna ben karar vermedim. Hatice halam benim yerime Best Model yarışmasına başvuru yapınca oldu bittiye geldi. Öğrenci olarak da modellerle dolu bir otelde 1 hafta kamp dönemi benim daha çok ilgimi çekmişti. Yarışma benim için dereceyle sonuçlanınca model olmuş bulundum.

 

Modellikte ve yarışmada sizi şaşırtan şeyler oldu mu?

Benim şaşırmamdan çok ben şaşırttım. Yarışmaya 5 dakika kalana dek kıvırcık uzun saçlı biriyken birden karar değiştirip odada saçlarımı 1 numaraya vurup seyirci karşısına çıkmam biraz şaşkınlık yarattı. İlk başta tanıyamadılar ama öyle de sevmişler ki derece alabildim.

 

Model olarak Eskişehir’de keşfedilmişsiniz. Bu nasıl oldu, Eskişehir ile olan bağlantınız nedir?

2003-2008 arası Anadolu Üniversitesi Spor Yüksek Okulu öğrencisiydim. Haliyle Eskişehir'in altını üstüne getirirdik, girmediğimiz delik kalmadı. Neşe Erberk'in de bir yarışması vardı o gün ve arkadaşımla yarışmaya katılan bir arkadaşımızı izlemeye gitmiştik. Neşe Hanım ikimizin de yarışmaya girmesine ısrar edince kendimizi yarışmada bulduk. İlk üçte ben ve iki arkadaşım seçilmiştik.

 

Bir röportajınızda “Survivor’a gitsem kimsenin şansı olmaz” demişsiniz. Kondisyonunuzu korumak üzere hala spor yapıyor musunuz? Bu sözü hangi nedenle söylediniz? 

Bana bu soru önceden sorulduğunda böyle cevap vermiştim. Hayatımın ciddi bir bölümünü spora dayalı faaliyetlerle tamamladım. Bundan sonraki ağırlıklı yapmak istediklerim daha çok oyunculuk mesleğim üzerine olacak.

 

Acun Ilıcalı’dan bu konuda bir teklif aldınız mı?

Hayır.

 

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Küçüklüğümden beri arzuladığım bir şeydi oyunculuk. Gerçekten istemek gerekiyor, bekleyerek olacak bir şey değil bunun için harekete geçmeye karar verildiğinde savaşmak lazım. Hayatımda bana sempatik gelen bir düzine şey sayabilirim size ama gerçekten tek istediğim şey oyunculukmuş.

 

Memoli ve Aşk Bir Hayal dizilerinde oynadınız. İkisi de farklı diziler. Biri polisiye diğeri daha romantik ve dramatik. Siz hangi rolü daha çok sevdiniz?

‘Aşk Bir Hayal’ dizisi benim ilk kamera önüne geçtiğim dizi filmdir. Bu yüzden onun yeri ayrıdır. Sevmediğiniz bir rolü kabul etmeyeceğinizden dolayı her rolü oynamanın ayrı tadı vardır.

 

Oynamak istediğiniz özel bir rol var mı? Sinema teklifleri geliyor mu? Nasıl bir filmde oynamak istersiniz?

İzlemek için heyecanla beklediğim ilk sinema filmim ‘Peri Masalı'nın çekimlerini Ağustos ayında tamamladık ve 20 Aralık tarihinde vizyona girecek bu film için oynadığım rol çok özel bir karakterdi. İlk sinema filmimin Peri Masalı olması benim için çok büyük bir şans. Oynadığım her sahnede tüylerim diken diken olarak oynadım. 20 Aralık’ı iple çekiyorum.  İyi bir filmin oluşabilmesi için, o filmi meydana getirecek elemanların birbiriyle uyum ve profesyonellik içerisinde olması şarttır. Senaristinden oyuncusuna, yapımcısından kostümcüsüne kadar. Böyle projelere bir oyuncu olarak rastlayabilirseniz, oynayacağınız karakter de sizin kumaşınıza uyan bir karakterse bu çerçevede her rolde oynayabilirim.

 

En çok kimlerle aynı sahneyi ya da projeyi paylaşmak istersiniz?

Rolü için uygun en iyi kişi kimse onunla oynamak isterim. Rolümü ifşa ederken Emre olarak kendimden olabildiğince uzaklaşmaya çalıştığım için normal hayatta oyuncu arkadaşımın çok ünlü olması oyun esnasında benim için hiçbir şey ifade etmiyor. İşini aşk ile yapan her oyuncu ile birlikte çalışmak isterim.

 

Spor, modellik ve şimdi de oyunculuk. Bunlardan hangisinde daha çok zorlandınız?

Gerçekten hakkını vererek yapılan her işin zorlukları vardır. Bir sporcu antrenmanda ya da müsabakada can çekişircesine mücadele etmek durumunda kalabileceği gibi. Bir modelin de podyumda yüzüstü yere kapaklansa bile hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etmesi gerekir. Bir oyuncu için de hiç tahmin edemeyeceğiniz zorluklar vardır mesleğinde ve bunları kamera karşısına veya sahneye taşımaması yaşadığı zorlukların sadece milyonda biridir.

 

Oyunculuğun dışında neler yapıyorsunuz?

Oyunculuk dışında İzmir’de babam ile birlikte işlettiğimiz bir spor okulumuz var. 6-15 yaş guruplarına karşılıksız basketbol öğretiyoruz. Sivas Gemerek'te yeni oluşum içerisinde olan bir çiftliğimiz var ve burada ziraat konusunda birtakım yatırımlar yapıyorum. Sadece İstanbul’a değil ülkemizin doğu kısımlarına da yatırımlarımızı bekleyen genç bireyler var.

 

Kendinizi ödüllendirmek istediğinizde neler yaparsınız?

Gece dışarıya çıkarım. Sevdiğim bir kıyafet alabilirim ya da yaz için güzel bir tatil planı yapabilirim.

 

Yaşamınızda size verilen en büyük hediye nedir? 

Benim için en büyük hediye sağlıklı bir ailemin olması ve ben küçükken beni yetiştirmek için verdikleri mücadeledir.

 

Bir model olarak moda ile aranız nasıl?

Üzerime yakıştırdığım her şey benim modamdır. Bir de arada bir moda haftalarında izlediğim defileler işte.

 

Sporun dışında bilmediğimiz hobileriniz var mı?

İzmir’de lisedeyken bir iki tane rock grubum olmuştu, vokalisttim. Müzik için basketbolu bırakmıştım. Yapmak istediğim tek şey müzikti o ara. Hala içimde kalmış bir müzisyen yanım vardır arada bir beni gaza getiren. Şimdilik sadece hobi olarak evde kendi kendime yapıyorum.

 

Eskişehir size neyi hatırlatıyor?

Eskişehir bana -30 derecede donmuş Porsuk Çayı üzerinde oynayan çocukları anımsatıyor.

 

Eskişehir’le ilgili bir film ya da projede yer almak ister misiniz?

Elbette isterdim.

 

İleride sizi hangi projelerde göreceğiz?

20 Aralık' ta sinemalarda vizyona girecek ‘Peri Masalı’ filminde bir aşk hikayesi içinde beni görebilirsiniz. Bir de yeni bir dizi projem olacak ama şimdilik sürpriz olsun istiyorum.

 

En son Follow okurlarıyla ne paylaşmak istersiniz?

Eskişehir çok özel bir şehir. Genel olarak Eskişehirli olmayan öğrencilerin gelip yaşadığı bir yerdir. Bu şehrin değerini bilirseniz sizi hayallerinize yakınlaştıracak bir yer olur. Ömrünüz boyunca anlatacağınız en iyi anılarınızı bu şehirde yaşarsınız.

 

KASIM 2013 – FOLLOW MAGAZİN

Haberin Devamı
6 ARALIK'TA VİZYONDA

Yetkin Dikinciler, Eda Ece, İnci Türkay, Berke Üzrek, Hayda Çevik, Hakan Altıner ve Güler Ökten'in rol aldığı Avşar Film yapımı 'Kızım İçin' 6 Aralık'ta sinemaseverlerle buluşuyor. Hakan Haksun’un yazıp, yönettiği film 'Baba-kız' olamayan baba-kızların öyküsünü anlatıyor. Filmde, Yetkin Dikinciler 40'lı yaşların ortasındaki 'Tuncer' karakterini oynarken, kızı 'Tuba'yı ise son dönemlerde adından söz ettiren genç oyuncu Eda Ece oynuyor. 'Kızım İçin' filmi Tuncer ve kızı Tuba'nın yıllar sonra karşılaşmalarını konu ediyor.

 

20.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
TÜRKİYE'DE HERKES AB İÇİN HAZIRLANMALI

Oyunculuğa 12 yaşında başlayan Başak Parlak, 12 yılda aralarında 'Doktorlar', 'Acı Hayat' ve 'Gümüş'ün de yer aldığı 12 televizyon dizisinde ve 4 sinema filminde rol aldı. Üniversite öğrenimini Avrupa Birliği üzerine yapan Parlak, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne mutlaka girmesi ve bütün ülkenin Avrupa Birliği'ne girmeye hazır olması gerektiğini düşünüyor. Yeni filminde ‘Şevkat Yerimdar' zengin bir kadın olan 'Pelin'in tesadüfler sonucu yoksul bir mahalleye yolunun düşmesiyle yaşananları hikâye ediniyor.

 

'BİR B PLANIM OLSUN İSTEDİM'

 

Üniversite öğrenimini Avrupa Birliği üzerine yapan biri neden oyuncu olur?

Oyunculuk dışında bir başka alanda da öğrenim görmek istedim. Siyasete olan merakımdan dolayı Maltepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü'nü seçtim. Sonuçta bizim sektörde ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Bir B planım da olsun diye Avrupa Birliği üzerine öğrenim gördüm. Avrupa Birliği bölümünün çok da keyifli olduğunu düşünüyorum. Belli mi olur? Belki de bir gün Avrupa Birliği üzerine bir çalışma yapacağım.

 

Sizce Türkiye Avrupa Birliği'ne girmeli miyiz?

Türkiye, elbette Avrupa Birliği'ne girmeli. Girmemiz halinde birçok avantaj elde edeceğimizi düşünüyorum. Avrupa Birliği ülkelerinin birbirlerine tanıdığı ticaret avantajlarından biz de faydalanabiliriz. Sonuçta biz üretim kapasitesi çok yüksek bir ülkeyiz. Hem bu kapasitemizi daha da artırır hem de ürünlerimizi bizim için daha uygun fiyatlarla daha geniş bir pazarda satabiliriz. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi sadece bizim için değil onlar için de büyük avantajlar sağlayacaktır. Biz Avrupa'daki en genç nüfusa sahip olan ülkelerin başında geliyoruz. Yani dinamik bir ülkeyiz. Avrupa Birliği ülkeleri gerek bizim dinamizmizden gerekse yüksek üretim kapasitemizden faydalanmalıdır.

 

Üniversitede öğrendiklerinizin ışığında sizce Türkiye Avrupa Birliği'ne girebilir mi?

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabul edilme süreci oldukça uzun ve meşakkatli. Sonuçta neredeyse 40 yıldır bu iş için uğraşıyoruz. Avrupa Birliği, bilindiği gibi Türkiye'nin önüne belli şartlar getiriyor. Bu şartların bazıları kabul edilebilir, bazıları kabul edilemez türden istekler. Örneğin bu şartlardan biri Kıbrıs meselesi. Diğer bütün şartlar üzerinde anlaşılsa bile Kıbrıs meselesi Türkiye'nin Avrupa Birliği önündeki en büyük engel. Bu nedenle Avrupa Birliği'ne kabul edilmemiz bugünkü şartlarda pek mümkün görünmüyor.

 

DİZİ İÇİN KAYDINI AMASRA'YA ALDIRDI

 

Oyunculuğa neden 12 yaşında başladınız?

Renkli gözlü, beyaz tenli biri olduğum için hep dikkat çeken bir tiptim. Oyuncu olmam konusundaki fikir babamdan çıktı. Tekirdağ'da yaşıyorduk, babam İstanbul'da beni bir ajansa yazdırdı. Ortaokuldayken bir televizyon dizisinde rol alarak oyunculuğa başladım. Sonra diğer diziler ve reklam filmleri geldi. Böylelikle oyunculuk küçük yaşlardan itibaren mesleğim haline geldi.

 

Yoğun dizi çekimleri arasında ortaokul ve liseyi nasıl bitirdiniz?

Show Tv'de yayınlanan 'Fikrimin İnce Gülü' Amasra'da çekiliyordu. Dizide ağırlık bir rolüm olduğu için okul kaydımı Amasra'ya aldırdım. Böylelikle okula da diziye de gerekli zaman ayırabildim.

 

Şöhret sizi ne kadar ilgilendiriyor?

Şöhret olmak yaptığımız işin doğal getirisi. Şöhret olmak için oyunculuğa başlayanlar işlerini devam ettiremez. Böyle olduğunu da birçok kez gördük. Oyunculuğun doğal getirisi olarak gelen şöhretin birçok avantajı olabilir. Ne var ki kontrol de edilmeli. Hem de iyi edilmeli. Aksi takdirde avantajlar dezavantaj haline dönüşüp mesleği de yaşamı da çekilmez hale getirir.

 

Şöhret nasıl kontrol edilir?

Ayaklarınızı yerde tuttuğunuz sürece şöhreti kontrol edebilirsiniz. Şöhreti amaç değil, yaptığımız işin aracı olarak kabul etmek ve o şekilde çalışmak gerek. Ben işimi iyi yapmaya çalışan, küçük dünyasında yaşayan bir oyuncuyum.

 

Yeni filminiz 'Şevkat Yerimdar'da neden rol aldınız?

Filmin yönetmeni Bülent İşbilen’le daha önce de bir işte çalışmıştık. Bülent, önce senaryoyu sonra da 'Şevkat Yerimdar' ile video görüntüleri gönderdi. Senaryoyu okudukça ve o videoları izledikçe proje hoşuma gitti. Sete çıktık ve oldukça keyifli bir çalışma dönemi geçirdik. Kanımca ortaya izlenmesi oldukça keyifli bir film çıktı.

 

Filmin gişesi sizi ne ölçüde ilgilendiriyor?

Klasik 'Ben oyuncuyum, işimi yapar gider ve sonrasıyla ilgilenmem' görüşüne katılmıyorum. İzleyici sayısının ne olacağı konusunda elbette filmin oyuncuları da kafa yormalı. Sonuçta bizler insanların izlemesi için film çekiyoruz. Elbette amacımız mümkün olduğunca fazla kişiye ulaşmak. Maharetlerini geniş kitlelere göstereceği için oyuncular da gişeyle doğal olarak ilgilidir. Daha çok gişe yapması demek yapımcının para kazanması demek. O yapımcı da bir daha film çekecek ve belki de onda rol alacağız.

 

'Şevkat Yerimdar'ın kariyerine nasıl bir etkisi olacağını düşünüyorsunuz?

Bu film benim ilk komedi çalışmam. Bu nedenle 'Şevkat Yerimdar' benim için ayrı bir öneme sahip. Komedi yapımlarında da başarılı olabileceğimi görülmesi açısından kariyerime olumlu bir etkisi olacağını düşünüyorum.

 

13.11.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
SOKAKLAR HER ŞEYİN ŞAHİDİDİR

Adana'nın arka mahallelerinden birinde doğmuş, büyümüş Caner Cindoruk. İşportacılık yapan öykü yazarı, babası Zafer Doruk'tan öğrenmiş sokakları ve edebiyatı. Orhan Kemal'in eserinden televizyona uyarlanan 'Hanımın Çıjtliği'nde dikkat çeken oyuncu, Bahman Ghobadi'nin 'Gergedan Mesuimi' sinema filminde performansıyla çok konuşuldu. Şimdilerde ise Uğur Yücel ve Binnur Kaya'nın rol aldığı 'Aramızda Kalsın' dizisiyle ekranda. Oyunculuk yapan her insanın sokaktan, mahalleden uzaklaşmaması gerektiğini söyleyen Cindoruk Türkiye'deki dizi sektörünün en büyük sıkıntısının hikâye olduğunu söylüyor. 'Türkiye'nin yaşayan, basit gibi gözüküp içinde renkleri olan o kadar çok hikâyesi var ki. Maalesef biz onlardan uzaklaşmaya başladık. Neden yabancı uyarlamalar? Neden halktan uzaklaşıp gösterişli hikâyeler yapıyoruz ki?" diyen oyuncuyla keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Sinemada, tiyatroda, dizilerde Türkiye'nin en iyi isimleriyle aynı sahnede bulundunuz. 'Elveda Katya'da Kadir İnanır'ın gençliğini canlandırdınız. İranlı yönetmen Bahman Ghobadi'nin 'Gergedan Mevsimi' adlı filminde rol aldınız. Bugün Uğur Yücel'le 'Aramızda Kalsın' dizisinde oynuyorsunuz. Şanslı olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Kadir İnanır'dan öğrendiğim şeyler oldu. Uğur Yücel'den bu sene içinde çok şey öğreneceğimi biliyorum. Çünkü kafalı adamlar. Gerek oyunculuk gerek hayata bakış anlamında küçücük sohbetlerinden bile deneyim kazanabileceğim kesin. Bu da kendimi şanslı bulduğum bir konu elbette. Oyunculuğa uzun vadeli baktığım için bu insanlarla çalışmak bana çok şey katıyor. Çünkü ben Tuncel Kurtiz gibi vefat edeyim istiyorum. Onun gibi anılmak istiyorum. O yüzden de yapacağım işlerde de seçici davranmaya çalışıyorum.

 

Dizilerde rol almak bir oyuncunun kariyerine nasıl hizmet ediyor?

Popüler kültür sinemayı, tiyatroyu maalesef ki kuşattı ve biz de onun göbeğinde yaşıyoruz. Elbette ki sinema benim için büyülü bir sanat. Ama şöyle bir gerçeklik de var; tiyatro ya da sinema yaptığımızda oraya seyirci doldurmanın bir yolu haline geldi diziler. Mesela 'Hanımın Çiftliği'nden önce Necip Memeli'yle 'Uçurtmanın Kuyruğu'nu oynamıştık. Salonun yarısı dolmuyordu. Ama 'Hanımın Çiftliği'nden sonra salon dolu dolu oynamaya başladık. Televizyon öyle hayatımıza girdi ki birçok sinema filmi yönetmeni oralardan takip ediyor ve yeni projelerinde yer alacak oyunculara oradan karar veriyor.

 

Mahallede geçen dizilerin karakterlerinin gerçeğinden çok daha 'kentli' olduğuna katılır mısınız? Kentli olma hali sanata nasıl yansıyor?

Oyunculuk yapan insanların her zaman sokakla iç içe olması gerekir bence. Adana'nın Denizli Mahallesi'nde büyüdüm. Kuruköprü'de sokak oyunları oynadım, çocukluğum orada geçti. Adana'nm arka mahallelerini çok iyi bilirim. Babamla işportacılık yapardık ve babamın öykü yazarken en çok beslendiği yer sokaklardı. Bu yüzden ailem ve ben sokağı çok iyi biliyoruz. Sokaklar her şeyin şahididir, bir oyuncu sokaktan uzaklaşmamalı. Oradan uzaklaştığı zaman yabancılaşır ve 'oyun oynamaya' başlar, insanı içselleştiremezsen hissedemezsin oyun oynarsın.

 

Süper Baba, Perihan Abla, Canım Ailem de iz bırakan diziler...

Bazı diziler hayatımıza o kadar etki ediyorlar İti ben de 'ikinci Bahar'ı mesela hiç unutmayacağım.

 

Bu dizileri diğerlerinden farklı kılan ne?

Hikâye. Tükiye'nin yaşayan, basit gibi gözüküp içinde renkleri olan o kadar çok hikâyesi var ki. Maalesef biz onlardan uzaklaşmaya başladık. Neden yabancı uyarlamalar? Neden halktan uzaklaşıp gösterişli hikâyeler yapıyoruz ki? Sektörün en büyük sıkıntısı bu. Sokağın içinde olan, insanların içinde olan dizilerdi. O yüzden hâlâ hatırlanıyor.

 

İkinci Bahar'ı seyreden seyirci bugün 'Huzur Sokağı'nı seyrediyor. Türkiye'nin değişen bu beğenisini neye bağlıyorsunuz? Reyting kaygısı bir korku ve travma bence. Bu sektör için çok zararlı bir şey. Bunun için başka bir kıstas olmalı bence. O dizilerin bir de set çalışanları var. O diziler kaldırıldığı anda 100 kişi birden işsiz kalıyor. Bu da o çalışanlarda büyük tramvalar yaratabiliyor. Bir dizinin çok izlenmesi ya da az izlenmesi bir kıstas olmamalı. Bu algı 'İşler Güçler' ya da 'Leyla ile Mecnun' dizileriyle bir nebze kırıldı. Başka bir komedi algısı yaratan bu diziler gerçi arkasında farklı olaylar vardı ama ama reytingler gerekçe gösterilerek kaldırıldı. Demek ki bunun da izleyicisi var ve şans vermeliyiz.

 

Edebiyat bugün dizi sektörüne fazlasıyla hizmet ediyor. Sizinde içinde yer aldığınız edebiyat uyarlamaları var. Bu uyarlama dizileri nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle edebiyat da popüler kültüre yenilmiş durumda. Artık bir şiir, bir öykü satmıyor. Roman haricinde hiçbir edebiyat ürünü satmıyor. Romanda da popüler kültür öğelerini taşıyorsa satıyor. Bir Orhan Pamuk'sanız satıyorsunuz maalesef. Bir Elif Şafak'sanız satıyorsunuz. Ya da Yaşar Kemal gibi bir ustaysanız takip ediliyorsunuz. Yani edebiyat da çok büyük bir çıkmazda. Edebiyat da kendi dilini arıyor.

 

Türkiye sinemasının unutulmaz ismi Yılmaz Güney'in topraklarında doğdunuz. Güney'in sizin için nasıl bir anlamı var ve izlediğiniz ilk sinema filmini hatırlıyor musunuz?

Adana'da hangi eve giderseniz gidin mutlak bir Yılmaz Güney fotoğrafıyla karşılaşırsınız. Bunun nedeni sadece onun politik görüşü değil; Güney'in halkçı olması, ilk izlediğim sinema filmi Yılmaz Güney'in 'Yol'udur. 13 yaşında açık havada izlediğim bu filmi o yıllarda daha çözememiştim. 'Yol'u izlediğimde 'başka bir şey izliyormuşum' gibi gelmişti. 0 aldığım lezzeti şimdi daha iyi yorumlayabiliyorum.

 

80 kuşağısınız, Adana'nm yoksul bir semtinde çocukluğunuz geçmiş. Şimdi metropolde yaşıyorsunuz. Sanat camiyasının içindesiniz. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Biz kendi içinde yaşamış hep susturulmuş bir kuşağız. Sette çalışan çocuk oyuncularımız var. Kendilerini öyle iyi ifade ediyorlar öyle özgüvenliler ki! Düşünüyorum da ben çocukken kendini o kadar iyi ifade edebilen biri değildim. O kadar özgür de değildim. Biz fazlasıyla bastırılmış bir kuşağız. Biz üniversitede bile dayak yiyerek büyüdük. Diğer yandan bireyselliğe doğru kayan sadece sosyal medya aracılığıyla sosyalleşen bur kuşak da var. Bu da bir arada yaşama ruhunun kaybı demek. Buna da sanatla edebiyatla engel olabiliriz diye düşünüyorum.

 

Üniversite Tiyatro Toplulukları asidirler

Konservatuvar çıkışlı mısınız?

Ben alaylıyım. Sanırım üniversite tiyatro topluluklarında çalışıyor olmamdan kaynaklı konser vatuvarlı olduğuma dair bir algı oluştu. Adana Şehir Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni olaı amcam vesilesiyle tiyatroyla tanıştım. 13-14 yaşında Seyhan Belediyesi Tiyatro Topluluğu'nda. tiyatronun mutfağında başladım. Yaklaşık 3-4 sene o mutfağın sahne arkasının gerektirdiği he şeyi yaptım; çivi çaktım, boya yaptım, dekor yaptım... 17 yaşında ilk profesyonel oyunuma çıktım. Sonrasında Çukurova İşletme Fakültesi'ni kazandım. Sonra üniversite tiyatro toplulukları. Üniversite topluluklarına amatör denir ama benim kendimi bulmamda en büyük etkidir. Çünkü deney sellerdir, asilerdir, derdi olan şeyleri yapmayı hedeflerler. Hafif anarşist tarafları vardır. Birçok kurumsal tiyatrodan çok daha iyilerdir. Kendilerini çok iyi yetiştirirler. Devlet ve Şehir Tiyatroları hep gişe hedeflediler. Hep bildiğimiz metinleri döndürdüler. Ama üniversite tiyatro toplulukları hep alternatif metinler sundular bugüne kadar. O yüzden de hâlâ bir ODTÜ oyunu izleyesim vardır.

 

 18.11.2013 - BİRGÜN

Haberin Devamı
EVİNİ ÇOCUKLUK ARKADAŞINA DEKORE ETTİRDİ

Show TV'nin beğenilen magazin programı 'Cumartesi Sürprizi' ve Pazar Sürprizi' programlarının sunucusu oyuncu Gamze Karaman evinin kapılannı In Style Home'a açtı. Mütevazı olduğu kadar zevkle döşenmiş evinde annesi ve iki kız kardeşiyle yaşayan Karaman'a evcil hayvanları da eşlik ediyor.

   ‘Sıfır Noktası’ filmi, 'Kızım Nerede?', 'Makber' ve 'Harem' dizileri, 'Böyle Bir Şey Var mı?' sabah programıyla tanıdığımız Gamze Karaman, şimdi de Show TV'de ekrana gelen Cumartesi Sürprizi ve Pazar Sürprizi programlarıyla seyirciyle buluşuyor. In Style Home Dergisi, geçtiğimiz günlerde güzel oyuncu Karaman'ın ailesiyle beraber yaşadığı evine konuk oldu. Keyifli sohbet kapıdan girer girmez başlıyor. "Bu evde dört kişi yaşıyoruz. Annem iç mimar Selma Benli, ablam Altunizade'deki Müzeyyen adlı restoranın sahibi, kız kardeşim ise organizasyonla uğraşıyor. Burada bize iki beagle cinsi köpeğimiz ve sokaktan bulduğumuz kedimiz eşlik ediyor. Çocukluğumdan beri Anadolu Yakası'nda oturuyorum. Bu yakanın sakinliğini, huzurunu çok seviyorum" diyor Karaman.

 

DEKORASYONU ARKADAŞI YAPTI

Karaman 3+1 düzende 145 metrekare bahçe katı olan dairenin dekorasyonunu en yakın arkadaşı olan iç mimar Eda Kamış ile yapmış. "Eda ile beraber büyüdük. Hayatıma ve yaşam v stilime çok hâkim biri olduğu için onunla çalışmak istedim. Dekorasyon ve tadilat yaklaşık bir ay kadar sürdü. Fakat bazı şeylerin evin içinde yaşarken düşünülmesi ve yapılması gerektiğini düşündüğümüz için hâlâ devam eden uygulamalar var. Ev yeni yapılmış sıfır bir evdi. Fakat aydınlık, rahat ve bahçeyle iç içe bir ev olduğu için renk seçimleri, mobilya modelleri ve boyutları mekâna göre seçildi. Fazla modern evlerden hoşlanmıyorum. Bir eve girdiğim zaman oranın gerçek bir ev olduğunu hissetmek isterim. Bu nedenle ne modern, ne de klasik diyebileceğiniz, tamamen zevklerim ve ilgilerim yönünde oluşturulmuş, benim ve ailemin yaşam tarzını özetleyen bir ev oldu diyebiliriz. Genel olarak hayatımda gittiğim konserden tutun da yemek yediğim restorana kadar pek çok şey bana ilham kaynağı olabiliyor."

 

OBJELERDE ESNEK DAVRANILMIŞ

Karaman çok koyu tonlardan hoşlanmadığı için dekorasyonda açık renkler üzerine yoğunlaşılmış. "Fakat objeler ve detaylar konusunda daha esnek davrandık. Gün içinde çalıştığım için akşam eve geldiğimde çok aydınlık bir ortamdan hoşlanmıyorum. Daha çok lokal aydınlatmalarla, lambader ya da abajur gibi az sakin ışıklarla çözdük aydınlatma sistemini. Bahçede ise yine aynı şekilde lokal aydınlatma kullandık ama benim için vazgeçilmez olan mumlar, ev ve bahçede her köşededir" diyor ve ekliyor: "Kullanmayacağım hiçbir ürünü görsel amaçlı olarak evde bulundurmam. Eve giren her mobilya, her obje ihtiyaç sebebiyle buradadır ve fonksiyoneldir. Rahat kanepeler, yumuşak ışıklar, mumlar, iyi müzik, kitaplar ve doğru renkler benim konforumdur. Herhangi bir sanatçıya ait tablo ya da bir obje de yok. Ama bu evin en güzel sanat eserleri, kitaplarımız ve filmlerimiz diyebilirim"...

 

17.11.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
MUTFAKTA EVLİLİK TEKLİFİ

Geçtiğimiz aylarda Serdal Genç ile nikah masasına oturan Ayçin İnci, tanışma sürecini ve aldığı evlilik teklifini AllWedding Sonbahar 2013 sayısına anlattı.

"Serdal ile 49. Altın Portakal Film Festivali'nde tanıştık. Menajerim Tümay Özokur onun da menajeri olduğu için aynı ekipteydik. Oradaki günlerimiz çok eğlenceli geçti. Festival filmlerini birlikte izledik. Sohbetlere ve seminerlere katıldık. İstanbul'a döndüğümüzde beni aradı, gelip motosikletiyle aldı. Tüm gün dolaştık. Çok romantik ve hayat doluydu. Konuştukça birbirimizi yansıtıyorduk ve aşık olduk"

"Birlikteliğimizin ikinci ayında, benim evimdeydik. Kız kardeşi Suzan da vardı yanımızda. Hep birlikte yemek yedik, film izledik. Evin içinde beni gözleriyle takip ettiğini hissediyordum. Mutfaktaydım, yanıma geldi ve benimle evlenmek istediğini söyledi. Çok şaşırdım çünkü daha iki aydır birlikteydik. Tam bu karar için erken olduğunu düşünüyordum ki, eşimin hayatında ilk kez birine evlenme teklif ettiğiniz ve bu sebeple ne kadar kararlı olduğunu fark ettim. Sonra gözlerindeki aşkı gördüm. Ve 'evet' dedim. Çünkü kalbi, kalbime ayna tutuyordu. Birlikteliğimizin dokuzuncu ayında evlendik."

 

15.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
MUTFAKTA EVLİLİK TEKLİFİ

Geçtiğimiz aylarda Serdal Genç ile nikah masasına oturan Ayçin İnci, tanışma sürecini ve aldığı evlilik teklifini AllWedding Sonbahar 2013 sayısına anlattı.

"Serdal ile 49. Altın Portakal Film Festivali'nde tanıştık. Menajerim Tümay Özokur onun da menajeri olduğu için aynı ekipteydik. Oradaki günlerimiz çok eğlenceli geçti. Festival filmlerini birlikte izledik. Sohbetlere ve seminerlere katıldık. İstanbul'a döndüğümüzde beni aradı, gelip motosikletiyle aldı. Tüm gün dolaştık. Çok romantik ve hayat doluydu. Konuştukça birbirimizi yansıtıyorduk ve aşık olduk"

"Birlikteliğimizin ikinci ayında, benim evimdeydik. Kız kardeşi Suzan da vardı yanımızda. Hep birlikte yemek yedik, film izledik. Evin içinde beni gözleriyle takip ettiğini hissediyordum. Mutfaktaydım, yanıma geldi ve benimle evlenmek istediğini söyledi. Çok şaşırdım çünkü daha iki aydır birlikteydik. Tam bu karar için erken olduğunu düşünüyordum ki, eşimin hayatında ilk kez birine evlenme teklif ettiğiniz ve bu sebeple ne kadar kararlı olduğunu fark ettim. Sonra gözlerindeki aşkı gördüm. Ve 'evet' dedim. Çünkü kalbi, kalbime ayna tutuyordu. Birlikteliğimizin dokuzuncu ayında evlendik."

 

15.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
İÇİMDEKİ ÇOCUĞU SEVİYORUM

Sinema ve dizilerin sert adamı Burak Demir, özel hayatında bambaşka bir portre çiziyor. 19 aylık oğlu Kuzey’in doğumunun ardından eşi Meltem Demir ve kardeşi Murat Demir’le birlikte okul öncesi çocuklar için ‘Mutlu Krallık’ adında bir aktivite merkezi açan Demir, ‘Eşim de ben de içimizde ki çocuğu çok seviyoruz. Kendimiz için hala oyuncak alıyoruz ve evde özel oyuncak dolabımız var’ diyor.

 

Oyunculuğa henüz 17 yaşındayken Ankara Belediye Tiyatrosu’nun ‘Çocuk Oyuncu’ topluluğunda adım attığını ve altı yıl boyunca Ankara’nın bütün kreşlerinde palyaçoluk yaptığını belirten ünlü oyuncu, ‘Biz bir eğitim kurumu değiliz. Burada oğlumuzla birlikte diğer ufaklıklara da farkında olmayı öğretiyoruz. Burada herkesin bir görevi var. Ben masal okuyup, gölge tiyatrosunu seslendiriyorum. Eşim Meltem, iletişim ve parti organizasyonlarını idare ediyor, kardeşim Murat Demir de kukla tiyatrosunu yönetiyor’ diye konuşuyor.

 

Önümüzde ki günlerde vizyona girecek olan ‘Sağ Salim 2’ adlı sinema filminde bir astsubay’ı canlandıran, yakın zamanda ekrana gelecek olan bir dizide komiseri oynayacak olan Burak Demir, “Bu işin içinde olmama rağmen kendi çocuğuma dizi izlettirmem.  Diziler çocukların gelişimi açısından büyük sakıncalar taşıyor. Tam üç yıl, toplam 125 bölüm şiddet dolu bir dizide oynadım. Yolda önümü kesen bir çok anne ve baba, çocuklarının beni ve diziyi çok sevdiğini söyledi. Onlara her zaman dizinin yoğun şiddet içerdiğini ve çocuklarına izlettirmelerini söyledim. RTÜK, bu konuda elinden geleni yapıyor ve yayın öncesi uyarı yapıyor. Burada tüm sorumluluk anne ve babalara düşüyor’ diyor.

 

4 KASIM 2013

Haberin Devamı
EKRANLARIN YENİ İKİLİSİ

Şarkıcı Doğuş ve Cüneyt Arkın'ın oyuncu oğlu Murat Cüreklibatır, birlikte görüntülendi. İkili yeni bir dizi projesi için görüştüklerini belirtti. Trump Alışveriş Merkezi'nde arkadaşlarıyla birlikte koyu bir sohbet içinde olan Doğuş ve Cüreklibatır, 'Birlikte bir televizyon dizisi için çalışmalar yapıyoruz. Bu masadakilerin hepsi yapım şirketinden arkadaşlarımız. Projeyi konuşuyoruz. Yakın zamanda inşallah tüm detayları paylaşıyor olacağız' şeklinde konuştu. Daha önce televizyon için projeler yaptığını ve oyunculuktan keyif aldığını söyleyen Doğuş, setleri özlediğini ve dönmek için heyecanlandığını belirtirken Murat Cüreklibatır ise oyunculuğun kendisi için vazgeçilmez olduğunu, oyunculuk geninin kendisine babasından geçtiğini ifade etti.

 

13.11.2013 – www.magazinkolik.com

Haberin Devamı
BENİ AFFET’İN BAHAR’I EVİMİZİN KIZI

Star TV’de Beni Affet dizisinde canlandırdığı ‘Bahar’ karakteri ile karşımıza çıkan Gaye Turgut’la bilinmeyen yönleri, hayatının aşkı Deniz Evin ve oyunculuk serüveni hakkında çok özel bir röportaj yaptık. Oyunculuk serüveni çok eskilere dayansa da bizler onu ‘Beni Affet’ dizisinde canlandırdığı Bahar Karakteri ile tanıdık. “Beni Affet” dizisinde başroldeki performansıyla göz dolduran Gaye Turgut, günlük bir diziyle her gün ekrana gelince ‘evin kızı’ haline geldiğini ve bu nedenle de çok mutlu olduğunu söylüyor. Bu diziye başladığı için kendine iyi ki diyen Gaye Turgut’un en büyük iyi kisi de “Beni Affet” dizisinde tanıştığı rol arkadaşı şimdilerde ise hayat arkadaşı Deniz Evin… Başarılı oyuncu Gaye Turgut’un oyunculuk kariyerinde geleceği güzel yerleri heyecanla takip ediyoruz ve başarılar diliyoruz.

 

Öncelikle sizi daha yakında tanıyalım… Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Aslında birçok röportajda bu soruyu uzun uzun yanıtlamışımdır ama son zamanlarda şunu fark ettim ki herkes beni benimsemiş ve ailesinin kızı olarak görüyor.. Aslında tam da öyle, ben aile bağımlısı ev canlısıyımdır.. Bir ailenin tek çocuğu ailenin ilk torunuyumdur ve el bebek gül bebek büyüdüğüm doğrudur..  Aile benim için çok değerlidir... Çalışan bir ailenin çocuğuydum o yüzden anneannemlerde büyüdüm.. Derler ya eski İstanbul Hanımefendisi gibi.. Kavga etmeyi bile bilmeyen çok sakin huzurlu bir çocukluk geçirdim.. Dedem Halil Fikri Öğretici kanunidir. Ailemin hemen hemen hepsi müzisyendir.. Dedemler benimde kanun çalmamı istemiştir hep ama ben kanun kursundan tiyatro kursuna kaçardım.. Aslında şanşlıyım yapmadığım spor dalı hatta sanat dalı neredeyse yok. Ailenin en ufağı ve ilki olunca herkes size bir şey yaptırmaya çalışıyor bu güzel bir şey ve zor ama şu açıdan süper; erken yaşta ne istediğini deneme ile anlayabiliyorsun... Anaokulunda bale ile başlayan ve hiç kopmadığım tiyatro vazgeçilmezim oldu... Derslerim iyi başarılı bir öğrenci olduğumdan hobi olsun diyenler de çok oldu konservatuvarla sonuçlanan uzun bir sürecim oldu.. Ve hayatımda hep istediğim hayalim gerçek oldu... Eşim, ailem ve oyunculuk vazgeçilmezlerim.. Ben çocuk kalmayı seviyorum ve mesleğimde  süper bunun için uygun zaten içinde çocuk olmayan için çok zor. 25 yaşındayım ve hala çocuk yanım bir yerlere saklandı saklambaç oynuyor ve onu gerektiğinde ebeliyorum... Bazense olmadık zamanlarda o beni ebeliyor :)

 

Oyunculuğa nasıl karar verdiniz, oyunculuk kariyeriniz nasıl başladı?

Hep vardı içimde zaten oyunculuk isteği, ailem de erken fark etti ve 5 yaşında ilk kez sahneye çıktım... Sonra tüm okul hayatım boyunca sahnede oldum.. Sonunda da konservatuvarı kazandım ve hayalim gerçek oldu yani mesleğim oldu... Ben Cumhuriyet’in 75. yıldönümünde ilk ödülümü aldım oynadığım rolle daha 9 yaşındaydım.. Ailemde tamam dedi artık bu kızın yolu bu ve bana hep destek oldular... İlk TV deneyimim de 12  yaşında oldu ana kadroda yer aldım ve çok zevk aldım... Sonrada şansım iyi gitti zaten insan içindeki sesi dinlerse yolu hep açık olur... Ben içime kulak verdim ve istediğim yerdeyim.. TRT’de 2 yıl sunuculuk yaptım sonra Showmax’te sonra diziler devam etti. Sevgi Ana, Kanıt, Akasya Durağı, Türk Malı, Yahşi Cazibe ve Yamak Ahmet, Her Halimle Sev Beni... Zincir gibi birbirini takip etti... Hayat beni buraya iyiki de getirdi... Tümay Özokur ve ekibiyle emin adımlarla kariyerimi en iyi şekilde yönetmek için beraber ilerliyoruz. Ve ben dünyaya yine gelsem yine bu mesleği seçerdim.

 

Gaye Turgut, hangi diziyle tanındı? Beni Affet dizisinden önceki oyunculuk deneyimlerinizden bahseder misiniz?

TRT’deki Yamak Ahmet’te Canfeda Sultan rolüyle tam anlamıyla insanlar beni tanımaya başladı.. Dönem işiydi ve çok zevkliydi ben dönem işlerini ve masalsı şeyleri çok severim.. Birçok oyunculuk deneyimim oldu ama şunu demeden geçemeyeceğim ki Beni Affet beni tamamiyle ailenin kızı durumuna getirdi... Hem tam bizden biriydi karakter olarak bende hikaye klasik türk filmi içeriğindeydi bu da kısa sürede tanınmama ve beni sevmelerine yol açtı.. İlk başrolümde böyle bir işte yer alıp sevilmek sevdiğim işi daha mutlu yapmama yol açtı.. ve Bahar’ın  yeri bende hep özel kalacak.

 

Bu projede sizi çeken en çok ne oldu?

Tam bu sırada başka bir işle de imza atmak üzereydim ve Yamak Ahmet daha bitmemişti... Biter bitmez de bu işe başladım.. İyiki de başladım Bahar benim hayatımdaki dönüm noktalarımdan.. Şans derler ya aslında şehir dışında iş yapmayı düşünmezken bir anda oldu her şey. Ben TRT’de belgesel ekibinde çalışıyordum şehir şehir dolaşıyorduk spor belgeseli ekibi olarak. Tam o sırada Ankara’da bu belgeselle ilgili toplantı oldu, bende fırsat bulup dizi görüşmesine de gittim... Sonra tekrar toplantıya çağırdılar ve bildiğiniz yazlıklarla gelip kışlıkları aileme kargolattım çekimler başladı hemen… Proje ve rolüm üzerinde yoğunlaştıkca Bahar ve Gaye arasında birçok köprü buldum.. Bahar’ı tanıdıkça daha çok sevdim. Projenin en sevdiğim yanı Türk filmi gibi bize ait bizden parçalar var.. Her insan bir şeyler bulabilir bizim dizide.. Bazı olaylara olmaz desek de eminim bir yerlerde ben aynısını yaşadım diyen vardır.. Proje yapısı itibariyle tam bize ait unsurların hepsini barındırıyor.

 

Canlandırdığınız 'Bahar' karakteri sizde nasıl bir etki yarattı?

Ben tek çocuğum Bahar ise kalabalık bir ailenin temel taşı.. Gecekonduda zor bir hayat yaşıyor… Oyunculuk böyle bir şey farklı hayatlara dahil olmak... Baharı anlatmak beni daha da yumuşattı hayata karşı daha fazla şükrediyorum... Bahar’ı  tanımak bir karakteri uç boyutlu anlamanın masa başı dışında en büyük pratiği oldu... Bahar benim oyunculuk kariyerim için farklı bir yerde... Bahar sayesinde farklı hayatlar tanıdım. Sadece bahar değil bir dünya…

 

Eşiniz Deniz Evin ile Beni Affet dizisinde mi tanıştınız?

Evet iyi ki bu diziye başlamışımın en büyük iyikisi de bu tabii ki...

 

Eşinizle aynı dizide rol almak nasıl bir duygu, zorluğu ya da güzel yanları neler?

Eşim en büyük sırdaşım, hayat koçum, oyuncu koçum, arkadaşım... Çok güzel bir duygu. Başka işte olsaydım da gene ilk danışacağım o olurdu ama şu an ikimizde aynı projeye hakimiz ve her şeyi bildiğimiz için oyunculuğumla birebir ilgilenebiliyor... Birçok sahnemi izler, yorum yapar, destek verir ve dürüsttür olmamışsa da olmadı der... Ben de olumsuz olanı duymanın önemine inanırım insanın oldum dediğinde biteceğine inanırım. Oyunculuk uzun bir yol ve hep çalışmalı... Eşim en büyük destekçim, o da konservatuvar mezunu ve birçok ortak noktamız var… Ben ona oyunculuğu konusunda da hayranım ilk tanıştığımızda devlet tiyatrosunda oyununa gitmiştim ve çok güzel bir duyguydu... Birçok oyunda oynadım izledim ama başka bir şey... Set saatleri, evdeki dayanışma benim her halimi anlayabiliyor çünkü aynı noktadayız tam elmanın iki yarısı gibi...

 

Sinema camiasında sizi Türkan Şoray'a benzetiyorlar. Bu nasıl bir duygu, sık sık bu benzetmelerle karşılaşıyor musunuz?

Evet her röportajımda ve katıldığım programlarda söylüyorlar... Ben Türk filmleriyle büyüdüm ve hala da izliyorum, izlerim, ağlarım, onlarla gülerim... Onların sultanı olarak adlandırılan birine benzetilmek tabii ki güzel... Çok isterdim bir türk filminde oynamayı, Türkan Şoray çok şanslı tam bir kültür mirası bıraktı bizlere dilerim ben de az da olsa yolunda ilerleyebilirim… Yıllar sonra ağlatan gülen sımsıcak işlerde yer alabilirim.

 

Bundan sonra neler yapacaksınız, projeleriniz neler?

Dizimiz uzun süre devam eder sanırım dilerimde sevenlerimiz bizi sevmeye devam eder ve uzun sezonlar deviririz. Menajerimle sinema ve reklam görüşmelerim var bu seneye sinema sıkıştırmak istiyorum... Eşimle tiyatro planlarımız var ama önce bu işe devam... Günlük iş devam ederken başka alanlara dahil olmak zor ve aşırı yorucu ama güzel fikirler ve işler var... Tabii İstanbul’a dönüş planları işimiz bittikten sonra. Güzel şeyler olacak eminim hayırlısıyla.

 

Bu keyifli söyleyişi için teşekkürler… Siz son olarak neler söylemek isterseniz?

Ben çok teşekkür ederim. Keşke daha uzun uzun anlatabilseydim ama bu aralar o kadar yoğunuz ki yeni sezon çekimleri başladı gece yarılarına kadar çalışıyoruz... Dilerim bu sezon uğurlu güzel olur... Soruları set arasında yanıtladım... İçten sorularınız ve derginizde yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim... Bir de lütfen hayallerinden vazgeçmesin kimse hayatta olmaz denilen hiçbir şey yoktur... Aşk da iş de umulmadık anlarda gelir... Zamanını kendi bilir. Bir şeyleri isteyip unutmalıyız elimizden geleni yapıp üstüne gitmemeli. Hayat bizim için sürprizler hazırlamak istiyor belki de biz gözümüzü dikersek nasıl olurki? Sen bakarken soyunamam der yaşam bize... Herkese güzel sürprizler diliyorum ve beni Bahar’ı evlerine alıp ağırladıkları kendi kızlarından ayırmadıkları için teşekkür ediyorum, daha da çalışacağım ve bu çizgimi bozmayacağım diyorum... Sevgiyle, umutla...

 

EKİM 2013 – KARADENİZ IN

Haberin Devamı
OYUNCULUKLA İNSANLARIN RUHLARINI TEMİZLİYORUM

Pis Yedili’nin kötü çocuğu Fatih ile dikkat çeken Çağlar Sayın, İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği mezunu bir oyuncu. Sayın ile Çevre Mühendisliğinden oyunculuğa uzanan yolu konuştuk...

 

Çevre Mühendisliğinden kamera karşısına geçişiniz nasıl oldu?

Çocukluğumdan beri hep oyunculuk yapmayı istiyordum. Üniversite tercihleri sırasında çevrenin ve ailenin baskılarına dayanamayıp aldığım puanı hasır altı edemedim ve İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’ne kaydoldum. Okulu bitirmesine bitirdim ama bitireceğim sene artık kesinlikle bu mesleği yapmak istemediğime karar verip Ayla Algan’dan oyunculuk dersleri aldım. Sonrasında Tümay Özokur ile tanışıp 2010 senesinde Doktorlar dizisinin kadrosuna dahil olarak oyunculuğa profesyonel olarak başladım.

 

Oyunculuk sizin için ifade ediyor?

Çevre Mühendisliğine o kadar çok benziyor ki anlatamam… Çevre Mühendisliği’nde nasıl suyu, havayı temizliyorsanız, oyunculukta da insanların ruhunu temizliyorsunuz.

 

Fatih nasıl bir karakter ?

Fatih, her şeyden önce aşık bir karakter. Aşk insana neler yaptırıyor izliyoruz. Hepimiz aşık oluruz sonrasında da aşık olduğumuz kişi için yaptıklarımıza inanamayız. Fatih bunun bir kademe ötesine gidiyor ve normal şartlar altında insanların yapmayacağı şeyleri yapmaya başlıyor ve zamanla doğal olarak bence akli dengesini de kaybediyor.

 

Günümüz lise gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z kuşağından bahsediyorsunuz sanırım. Bu kuşak tamamen teknoloji kuşağı, benim zamanımda da vardı bilgisayarlar, oyunlar vs. fakat biz yine arkadaşlarımızla dışarı çıkardık, gezerdik, sokakta top oynardık. Yaşadıkları aşkları da, işlerinden başını kaşıyamayan, yoğun anne babalarının ilgisizliğinden yaşadıkları boşluğu doldurmak için araya soktukları bir kavram gibi hissediyorum. Tabi bu son verdiğim örnek benim hissiyatım sadece, fikrim bile diyemem.

 

Pis Yedili üç sezondur ekranda. Bir dizi üç sezon oynuyorsa bunun kriteri ne olabilir?

Tek kelimeyle cevap veriyorum, senaryodur!. Eğer ki o senaryoda izleyici kendinden bir şeyler bulabiliyorsa, senaryonun samimiyetinden şüpheye düşmek düpedüz aptallık olur. Samimi senaryo ekrana güzelce yansıtıldığında değil üç, on üç sezon bile oynamaması için hiçbir sebep yok.

 

Sektörde kızlar mı erkekler mi oyunculuk yapma adına daha  şanslı? Genç erkek oyuncular için kriter Kıvanç Tatlıtuğ olmak mıdır ?

Kızlar çok daha şanslı tabi ki. Yoksa, “Şanslı olsaydım, annemden ‘kız’ doğardım” sözünü boşuna söylememiştir büyükler… Sosyal baskıdan ötürü, kız oyuncuların bir kısmı çok da yetenekli olsalar oyunculuk yapmaya fazlasıyla çekingen yaklaşabiliyorlar, bu da oyunculuk yapmaya çekinmeyen kızların rakiplerinin azalması demek oluyor ki erkeklere karşı bu çok büyük bir avantaj. Rakip fazlaysa seçim şansınız malesef düşük olur. Kriter o, bu ya da şu olmamalı. Kıvanç Tatlıtuğ bence de çok çok iyi bir oyuncu. Ama insan önce kendisiyle yarışmalı, kimseyle kıyas edilmemeli.

 

Hangi yönetmenin çektiği, kimlerle başrolü paylaştığın, nasıl bir filmde oynamak isterdiniz ?

Ben, Tarantino ve Danny Boyle filmlerine bayılıyorum. Türkiye’den de Reha Erdem filmleri benim en sevdiğim Türk filmlerinin başında geliyor. Christopher Waltz ile bırakın başrolü paylaşmayı sadece bir sahne bile paylaşsam bana çok şey katacağına inanıyorum.

 

KASIM 2013

Haberin Devamı
ROL GEREĞİ KÖTÜYÜM

Fox TV’de yayınlanan Fatih Harbiye dizisinin kötü çocuğu Emre karakteri ile dikkat çeken Yusuf Baymaz, Kick Boks yapan, fırsat buldukça yüzen, hobi olarak gitar çalan ve kendi müzik grubunu kurmayı hedefleyen bir oyuncu. Yusuf Baymaz ile izleyicinin nefret etsede garip bir tutkuyla bağlandığı Emre’yi konuştuk…

 

Emre kötü biri ama hayranları da bir hayli fazla. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz ?     

İnsanlar garip bir şekilde kötü olanı sevebiliyorlar, hiç kimse tamamen iyi ya da kötü değildir. Emre'nin farkı da salt kötü değil de masum bir kötü olması. Kimseye kötülük yapmayı planlamıyor belki empati eksikliği var, sanki 4 yaşındaki çocuk gibi; çok bencil belki de zamanla karşısındakilerinin de duygularını önemsemeyi öğrenecektir... Bence izleyici de Emre'nin özünde kötü olmadığının farkında bu yüzden ondaki doğal dönüşümün olmasını, artık iyi yanlarının ortaya çıkmasını bekliyorlar...

 

Oyuncuların en büyük kabusu belli bir karakterle damgalanmaları. Emre’nin üzerine yapışmasından korkmuyor musunuz?

Hayır; çünkü ben tipim yüzünden kötü bir role seçilmedim, rol gereği kötüyüm daha önce rol aldığım projelerde de birbirinden farklı karakterler canlandırdım... Tiyatro kökenliyim. İlk rol aldığım oyunda küçük bir rol ile başlayıp aynı sezonda aynı oyunun başrolünü de oynama şansım oldu, bu oyunda oynadığım karakter; çok iyi ve entelektüel bir karakterdi hatta beni bu oyundan takip eden izleyiciler Emre karakterini canlandırmama şaşırdılar ama çok başarılı buldular. 

 

Oyunculuğa tiyatro ile adım attınız. Tercihiniz sahne mi, kamera önümü ?

Bence ikisi de apayrı heyecanlar. Tiyatroda seyirci ile birebir kurduğum ilişki de, televizyon sayesinde çok daha geniş bir kitleye ulaşabilmek de çok güzel. Zaten sahne ve kamera önü oyunculukları da birbirinden farklı alanlar. Her ikisinin de benim hayatımda her daim olacağına inanıyorum.

 

KASIM 2013

Haberin Devamı
SEVDİKLERİM İÇİN HER ŞEYİ YAPARIM

"Pis Yedili" dizisi sayesinde onu tanımayan neredeyse yok. Eda Ece ile oyunculuğa adım atışı, hayalleri, alışveriş tarzı, güzellik ve bakım sırları üzerine konuştuk. Onu yakından tanıdık, güzelliğine şapka çıkardık.

 

Psikoloji eğitimi almışsınız. Eğitiminiz oyunculukta işinize yarıyor mu?

Oynadığın karakterin psikolojisini anlayabilmek, onunla ilişki kurabilmen için oldukça önemli. Bu anlamda bana avantaj sağladı. Ben de oynadığım karakterleri irdeleyip iyi anlamaya çalışıyorum.

 

Artık Reiki, Kuantum ve düşünce gücü insanlar arasında çok yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Siz bu konularla ne kadar ilgilisiniz?

Bu konularla ilgili bir eğitim almadım ya da bir reiki seansına da hiç katılmadım ama ilgilenen insanların enerjilerini daha yüksekte ve pozitif tutabildiklerini gözlemliyorum. Umarım ben de ilgilenmeye fırsat bulurum.

 

Oyuncu olmayı hayal eder miydiniz? Nasıl başladı serüveniniz?

13 yaşındayken oynadığım bir tiyatro oyununda izleyiciler arasında şu anki menajerim Tümay Özokur da vardı. Oyundan sonra ailem ve bana, beni çok yetenekli bulduğunu ve kurduğu ajansına dahil etmek istediğini söyledi. Yani aslında yıllar önce tanıştık ama ben önce lise, ardından üniversite eğitimlerimle meşgul olduğum için o yıllarda televizyon oyunculuğuyla ilgilenemedim. 2013 yılında "Pis Yedili" projesi için tekrar bir araya geldik. Herkes gibi elemeye girdim ve 'Cimbom' rolü benim oldu.

 

İlerisi için hayalleriniz neler?

Oyunculuk kariyerimde başarılı işlere imza atmayı ve hayatımda her daim mutlu olmayı istiyorum.

 

Örnek aldığınız oyuncu var mı?

Örnek aldığım değil de sevdiğim oyuncular var. Mesela Binnur Kaya, onu izlerken çok keyif alıyorum. Gülüyorum, çok beğeniyorum, umarım bir gün tanışırım.

 

Güzellik ve bakımınıza özen gösterir misiniz? Kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler?

En çok cildimle ilgileniyorum. Sette her gün makyaj yapıldığı için cilt problemleri yaşamamak adına düzenli cilt bakımı yaptırmaya çalışıyorum. Dermatologum Fügen Çekin'in tavsiye ettiği bakımları uyguluyorum. Set dışında makyaj yapmamaya çalışıyorum, zaten set dışında geçen fazla zamanım da olmuyor. Setteki makyaj çantamda pudra, allık, maskara ve dudak rengi nemlendiriciler var. Dizi okulda geçtiği için çok fazla makyaj uygulamıyoruz.

 

Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl?

Bu iş temposunda çok fazla kendime ayıracak zamanım olmuyor ama fırsat bulduğum günlerde fitness ve pilates yapıyorum. Beslenmeme dikkat etmeye çalışıyorum; çünkü çok uzun ve düzensiz saatlerde çalıştığımız için yemek saatlerim de düzensiz oluyor. Sete gelen yemeklerin de yağı ve tuzu biraz fazla olduğu için kendi yiyeceğimi yanımda getirmeye çalışıyorum.

 

Kendinizde en beğendiğiniz özelliğiniz nedir?

İyi bir arkadaşım. İyi bir sevgiliyim. İyi bir kardeşim ve iyi bir çocuğum. Sevdiklerim için her şeyi yaparım.

 

Modayla ne kadar ilgilisiniz? Alışverişe ne sıklıkta ve kimlerle çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Kendi başıma alışveriş yapmayı severim. Öncelikle ihtiyacım olan şeyleri alıyorum ama beğendiğim bir şey gördüğümde ihtiyacım olmasa da aldığım oluyor, sanırım kadın olmanın bir yan etkisi.:) Yine de bütün gününü alışveriş yaparak geçirebilecek kadar alışveriş sever sayılmam, birkaç saat gezindikten sonra sıkılmaya başlıyorum.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler? Skinny jean'ler ve sneaker'lar diyebilirim.

 

Aşık olduğunuzda daha "nasıl" olursunuz? (Daha enerjik, daha pozitif?)

Aşık olduğumda daha mutlu hissederim. Güvendiğin ve sevdiğin birinin hayatında olması çok güzel!

 

En sevdiğiniz tatil tarzı ve mekanı nedir?

Genelde kalabalıktan uzak, sakin mekanlarda tatil yapmayı severim. Denizi çok seviyorum o yüzden benim için en güzel tatil; deniz kenarı bir yerde, sessizlik içinde kafa dinlemek!

 

 

Burc: İkizler

Film: Gravity

Kitap: Leviathan- Paul Auster

Cafe: Sürekli gittiğim bir mekanım yok. Değişik yerlere gitmeyi severim.

En sevdiğim yemek: Her şeyi yemeyi denemeyi seviyorum. Dönem dönem favorilerim oluyor sonra canım başka bir yemeği çekiyor. Favori bir yemek seçemedim:)

Renk: Herkes yeşili yakıştırıyor. Bense siyah seviyorum.

 

KASIM 2013 – SHOP’S

Haberin Devamı
ARTIK AYAKLARIMIN ÜSTÜNDE DAHA SAĞLAM DURUYORUM

Gaye Turgut, hafta içi her gün Star TV’de yayınlanan günlük dizi 'Beni Affet’te Bahar karakteriyle karşımızda. Turgut, dizi sayesinde artık ayaklarını yere daha sağlam bastığını söylüyor. Gaye Turgut, ekrana çok yakışan, özetle kamera ışığı olan bir isim. Bunu, onu ilk gördüğünüzde fark ediyorsunuz. Turgut, kendisinin de dediği gibi hayallerine doğru emin adımlarla ilerliyor…

Beni Affet size uğurlu geldi diyebiliriz değil mi, hayatınızda birçok şeyi değiştirdi sanırım…

Evet kesinlikle... Bundan önce de birçok projede çalıştım ama onlar için başlangıçtı diyebilirim. Daha çok sunuculuk hakimdi hayatımda, TRT 1’de yayınlanan Yamak Ahmet isimli dizideydim ve İstanbul’da başka görüşmelerim de sürüyordu. Bir anda kendimi Ankara yolunda buldum. Beni Affet’te canlandırdığım Bahar karakteri oyunculuk açısından da hayatım açısından da bir dönüm noktası oldu benim için. İdeallerim her daim vardı ama artık daha sağlam basıyorum ayaklarımın üstüne...

 

Baktığımızda ülkemizde günlük diziler artık yerleşmeye, başarılı olmaya başladı. Ne düşünüyorsunuz?

İzleyiciler günlük dizileri oldukça takip ediyorlar. Kendi hayatlarına yakın görüyor olacaklar ki uzun soluklu işler oluyor. İzleyicilere sıcak geliyor. Her gün evlerine konuk olduğumuz için de komşu kızı komşu oğlu akraba gibi görüyorlar bizleri. Dizi olduğunun farkına varacak süreçleri bile olmuyor. Aile sıcaklıklarına bizi de katıyorlar.

 

Sizin günlük bir diziyi kabul etmenizde neler etkili oldu? Tereddütleriniz oldu mu?

Beni Affet dizisinden önceki işim de günlüktü ama bu kadar tempolu değildi. Bir anda kendimi bu yoğun iş temposu içerisinde buldum ama aile sıcaklığıyla ve ilk günki heyecanımızla çalışıyoruz... Partnerim, oyuncu arkadaşlarım ve setteki arkadaşlarım dahil herkes işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar. Ailemizden çok arkadaşlarımızı görür hale geldik. Beni Affet’le birlikte Gaye’den çok Bahar’ın hayatını yaşıyorum... Benim için sıkı bir çalışma disiplini ve oyunculuk pratiği sağladı ve sağlıyor...

 

Haftalık dizi çekmek çok zorken, günlük dizi çekmek nasıl?

Tabiî ki inanılmaz zor... Erken saatlerde başlayıp geç saatlere kadar yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Kedi hayatımızı yaşamak için zamanımız kalmıyor. Allahtan eşim Deniz Evin’le aynı işteyiz çünkü o benim en büyük destekçim. Ekip arkadaşlarımız ve oyuncu arkadaşlarımızla aile sıcaklığını paylaşıyoruz. Biz mutlu bir ekibiz...

 

Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Bölümü mezunusunuz. Mektepli olmanın oyunculukta avantajları neler?

Bir adım önde başlamış oluyorsunuz. Saygı duyduğunuz, çocukluk hayaliniz ve en büyük çabanızsa bambaşka hisler doğuyor. Daha yolun başındayım ve çalışmam çalışmam çok çalışmam gerekiyor. Oyunculuğun eğitimini aldım ve almaya da devam ediyorum. Oyunculuk; hayat ve insan kaynaklı olduğu için hep bir döngü, değişim içindedir. Bu da kendimi sürekli eğitip çalışmam anlamına geliyor.

 

Tiyatro eğitimi veriyormuşsunuz biraz bahseder misiniz?

Gönüllü olarak Ümraniye T Tipi Cezaevinde oyunculuk eğitimi verdim; inanılmaz bir deneyimdi.... Kadın haklarıyla ilgili çalışmalarım oldu… Okullardan da teklif geliyor ama bu tempoda çok zor... Hayatımda sosyal projelere hep yer vermeye çalışıyor yaşama alanları açıyorum. Bir şeyleri paylaşmak ne güzel mutluluk… İşimiz oyunculuk, insan merkezli ve her deneyim mesleğime ve beni ben yapanlara büyük katkıda bulunuyor... Cezaevindeki oyun ve eğitim deneyimim bende büyük katkılar ve mükemmel bir ufuk açtı...

 

Yakın zamanda yeni projeler var mı, sizi sinemada da görecek miyiz?

Şu anda epey zor gözüküyor. Menajerim Tümay Özokur’la birçok proje için görüşsek de içinde yer aldığım projeyi sevmeme rağmen Ankara’da günlük bir projede çalışıyor olmanın dezavantajını yaşıyorum. Sürpriz bir sinema filmiyle karşınıza çıkmak en büyük hayalim... Daha yolun başındayım ve hayallerime doğru emin adımlarla ilerliyorum.

 

13.11.2013 - HAFTASONU

Haberin Devamı
GÜLFİM ABLA’NIN NEŞESİ VE HÜZNÜ

Gülfim Abla kocasıyla sürekli kavga eden ama ondan asla vazgeçemeyen, eşine âşık ama aldatılan, altmış yedi yaşında bir kadın. Dertleri, sıkıntıları var ve bunları açık açık okurla paylaşıyor.

 

Yaklaşık beş-altı seneden beri sosyal medya hayatımızın neredeyse merkezi haline geldi. İlk başta reddedip istemeyenler, “Ben fotoğraflarımı her yerde paylaşamam” diyenler, ya da “140 karakterle ne anlatabilirsin ki?” diye karşı çıkanların bile en az iki sosyal ağda kendilerine ait bir hesabı bulunuyor. Twitter, Facebook, Tumblr, Linkedin, Foursquare… Her birinin farklı kullanım amaçları mevcut kuşkusuz. Yakın bir zamanda, özellikle Facebook ve Twitter’ın doğru kullanıldığında nelere kadir olabileceğini gördük, grupları bir anda nasıl birleştirdiğine şahit olduk.

 

140 karakter büyüsü!

Okuyanus Yayınları’nca çıkan Dizüstü Edebiyat Serisi de 140 karakterden yola çıkarak başlamıştı. Bu serinin en taze üyesi: Gülfim Abla.

 

Gülfim Abla insanların dertlerini dinleyen, onlara akıl veren, herkesin ona bir şey danıştığı, mahalleli tarafından da tanınan, bilinen biri. Fakat onun hayatına baktığımızda işler biraz karışıyor. Kocasıyla sürekli kavga eden ama ondan asla vazgeçemeyen, eşine âşık ama aldatılan, altmış yedi yaşında bir kadın o. Dertleri, sıkıntıları, kocasıyla ilişkisinde yolunda gitmeyen konular var ve bunları açık açık okuruyla paylaşıyor.

 

Gülfim Abla’yı okudukça onun hayatını ve üslubunu yakından tanıma fırsatımız oluyor. Peki ya Meltem Parlak? Gülfim Abla’ya kalemiyle eşlik eden, ona hayat veren ve onun maceralarını bizlerle paylaşan asıl isim o. Yani Gülfim Abla ile okurlarının arasındaki bir köprü. Aslında onu sadece Gülfim Abla sayesinde değil, daha önceden de tanıyanlarımız vardır eminim. Televizyondan ve sinemadan... Aynı zamanda Zaytung’da editörlük ve haber spikerliği de yapmış Meltem Parlak. Hatta daha önce yazdığı Şaşaalı Şehir romanıyla da anımsanacaktır.

 

Dizüstü Edebiyat Serisi’nin bir kitabını okuduysanız üslubuna çabuk alışacaksınız Gülfim Abla’nın. Hâlâ okumadıysanız da bir göz atmakta fayda var diyebilirim. Sosyal medyanın hayatımıza kattıklarını ayrı bir boyutta değerlendirmek için iyi bir başlangıç olabilir.

 

09.10.2013 – RADİKAL KİTAP

Haberin Devamı
KALBİ KALBİME AYNA TUTUYORDU

Biraz da gerçek hayattan sonu mutlu biten masallara yer vermek lazım. Bu yıl evlenen, alanında isim yapmış dört güzel gelin mutlu sonlarını kendi bakış açılarından anlattı.

 

Ayçin İnci & Serdal Genç

 

TANIŞMA

Serdal ile 49. Altın Portakal Film Festivali’nde tanıştık. Menajerim Tümay Özokur onun da menajeri olduğu için aynı ekipteydik. Oradaki günlerimiz çok eğlenceli geçti, festival filmlerini birlikte izledik, sohbetlere ve seminerlere katıldık. İstanbul’a döndüğümüzde beni aradı, gelip motorsikletiyle aldı, tüm gün dolaştık, çok romantik ve hayat doluydu, konuştukça birbirimiz yansıtıyorduk ve aşık olduk.

 

TEKLİF

Birlikteliğimizin ikinci ayında, benim evimdeydik, kızkardeşi Suzan da vardı yanımızda. Hep birlikte yemek yedik, film izledik, evin içinde beni gözleriyle takip ettiğini hissediyordum. Mutfaktaydım, yanıma geldi ve benimle evlenmek istediğini söyledi, çok şaşırdım çünkü daha iki aydır birlikteydik. Tam bu karar için erken olduğunu düşünüyordum ki; eşimin, hayatında birine ilk kez evlenme teklif ettiğini ve bu sebeple de ne kadar kararlı olduğunu farkettim, sonra gözlerindeki aşkı gördüm. Ve evet dedim, çünkü kalbi kalbime ayna tutuyordu. Birlikteliğimizin dokuzuncu ayında evlendik.

 

MEKAN VE ORGANİZASYON

Düğünümüzü Kuzguncuk Yanıkmektep’te İnvito davet organizasyonla gerçekleştirdik. Yanıkmektep, kapıdan girince aniden karşınıza çıkan çok sevimli, saklı bir bahçe ve bistroya dönüşen bir alandan oluşuyor. Orayı seçtik çünkü, hem istediğimiz bahar konseptini orada oluşturabilirdik, hem de davetliler için çok uygun bir lokasyondaydı.

GELİNLİĞİN HİKAYESİ

Gelinliğim Vintage, (Retro’dan satın aldım), belimdeki korsaj Berrin Akyüz, bu modelin kır düğünü konseptine uyacağını düşündüm, saçımdaki çiçekten taç ve el çiçeğim kendi tasarımım.

 

HAZIRLIK AŞAMASI

Her şey benim elimden geçti ama tüm çevrem de bana bu konuda yardım etti. Bir ayda herşeyi tamamladık neredeyse. Ablam Ayça pasta, çiçek süslemesi, müzik ve davetliler ile ilgilenerek bana en büyük desteği verdi. Çok sevdiğim abim Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen de, Grup Gündoğarken’in şahane şarkılarıyla düğünümüzü taçlandırdılar. Davetiyeleri ise ben kendi bilgisayarımda hazırladım.

 

TEMA VE PASTA

Kuzguncuk ve bahar temalıydı. Her yer yüzlerce eflatun, gül kurusu, pembe sardunya ile süslendi. Kuzguncuk hatırası yazılı bir panonun önünde misafirlerimizle fotoğraf çektirdik. Ve beyaz renkli pastamızda, şekerden bir sardunya ve çiçeğin üstünde bir pembe bir de mavi kelebek vardı. Geri kalan metal katları çeşitli meyvelerle süslenmiş petibörlerle bezedik, böylelikle servis de çok kolay oldu, çünkü isteyenler gidip standtan istedikleri kadar alıp yiyebildi.

 

SONBAHAR KASIM 2013 - ALL WEDDING

Haberin Devamı
GERÇEK MASALLAR

Biraz da gerçek hayattan sonu mutlu biten masallara yer vermek lazım. Bu yıl evlenen, alanında isim yapmış dört güzel gelin mutlu sonlarını kendi bakış açılarından anlattı.

 

Ayçin İnci & Serdal Genç

 

TANIŞMA

Serdal ile 49. Altın Portakal Film Festivali’nde tanıştık. Menajerim Tümay Özokur onun da menajeri olduğu için aynı ekipteydik. Oradaki günlerimiz çok eğlenceli geçti, festival filmlerini birlikte izledik, sohbetlere ve seminerlere katıldık. İstanbul’a döndüğümüzde beni aradı, gelip motorsikletiyle aldı, tüm gün dolaştık, çok romantik ve hayat doluydu, konuştukça birbirimiz yansıtıyorduk ve aşık olduk.

 

TEKLİF

Birlikteliğimizin ikinci ayında, benim evimdeydik, kızkardeşi Suzan da vardı yanımızda. Hep birlikte yemek yedik, film izledik, evin içinde beni gözleriyle takip ettiğini hissediyordum. Mutfaktaydım, yanıma geldi ve benimle evlenmek istediğini söyledi, çok şaşırdım çünkü daha iki aydır birlikteydik. Tam bu karar için erken olduğunu düşünüyordum ki; eşimin, hayatında birine ilk kez evlenme teklif ettiğini ve bu sebeple de ne kadar kararlı olduğunu farkettim, sonra gözlerindeki aşkı gördüm. Ve evet dedim, çünkü kalbi kalbime ayna tutuyordu. Birlikteliğimizin dokuzuncu ayında evlendik.

 

MEKAN VE ORGANİZASYON

Düğünümüzü Kuzguncuk Yanıkmektep’te İnvito davet organizasyonla gerçekleştirdik. Yanıkmektep, kapıdan girince aniden karşınıza çıkan çok sevimli, saklı bir bahçe ve bistroya dönüşen bir alandan oluşuyor. Orayı seçtik çünkü, hem istediğimiz bahar konseptini orada oluşturabilirdik, hem de davetliler için çok uygun bir lokasyondaydı.

GELİNLİĞİN HİKAYESİ

Gelinliğim Vintage, (Retro’dan satın aldım), belimdeki korsaj Berrin Akyüz, bu modelin kır düğünü konseptine uyacağını düşündüm, saçımdaki çiçekten taç ve el çiçeğim kendi tasarımım.

 

HAZIRLIK AŞAMASI

Her şey benim elimden geçti ama tüm çevrem de bana bu konuda yardım etti. Bir ayda herşeyi tamamladık neredeyse. Ablam Ayça pasta, çiçek süslemesi, müzik ve davetliler ile ilgilenerek bana en büyük desteği verdi. Çok sevdiğim abim Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen de, Grup Gündoğarken’in şahane şarkılarıyla düğünümüzü taçlandırdılar. Davetiyeleri ise ben kendi bilgisayarımda hazırladım.

 

TEMA VE PASTA

Kuzguncuk ve bahar temalıydı. Her yer yüzlerce eflatun, gül kurusu, pembe sardunya ile süslendi. Kuzguncuk hatırası yazılı bir panonun önünde misafirlerimizle fotoğraf çektirdik. Ve beyaz renkli pastamızda, şekerden bir sardunya ve çiçeğin üstünde bir pembe bir de mavi kelebek vardı. Geri kalan metal katları çeşitli meyvelerle süslenmiş petibörlerle bezedik, böylelikle servis de çok kolay oldu, çünkü isteyenler gidip standtan istedikleri kadar alıp yiyebildi.

 

SONBAHAR KASIM 2013 - ALL WEDDING

Haberin Devamı
VUSLATA ERMEMİŞ BİR AŞK HİKAYESİ

Daha önce “Adını Feriha Koydum” dizisinde birlikte kamera karşısına geçen Melih Selçuk ve Ceyda Ateş, bu kez bir sinema filmiyle karşımızda. “Aşk Ağlatır”da rol alan ikili, “Bu film, merhameti, bağışlamayı ve hayatın gerçeklerini anlatıyor” diyor

“Aşk Ağlatır”da oynamayı neden kabul ettiniz?

Melih Selçuk: Beni projeye çeken şey Dostoyevski’nin “Ezilenler” romanından uyarlanıyor

olmasıydı. Bir de ekipte daha önce çalıştığım arkadaşlarımın olduğunu da

görünce “Tamam” dedim.

 

 Çekimlerden önce bir hazırlık yaptınız mı? Karakterinizi nasıl ortaya çıkardınız?

M.S: Set çok hızlı başladı.  O yüzden okuyacaklarımı yanımda götürüyordum.

CEYDA ATEŞ: Karakterden o kadar çok etkilendim ve onu o kadar çok hissettim ki sanki Lale’ydim. Zaten hissederek oynarsan onu yaşarsın. Ayrıca yönetmenimiz Mehmet Taşdiken’in emeği çoktur. Ondan çok yardım aldım.

 

 Nasıl bir karakter canlandırıyorsunuz?

M.S: Canlandırdığım karakter Atıf; alışılmışın dışında bir adam. Küçüklüğünden beri aşık olduğu Leyla’yla (Ceyda Ateş) nişanlanmışken, hatta evlenecekken kızın bir anda “Ben başkasını seviyorum” diyerek gitmesine bile kötü bir laf etmeyen biri.  Buna rağmen kızın yanında duruyor, onun üzülmesine üzülüyor, hiç sesini çıkarmıyor. Aşka aşık bir adam.

C.A: Leyla, duygusal, iyi niyetli bir kız. İki erkek arasında kalan ve seçtiği erkek tarafından hayal kırıklığına uğrayan, bunun karşısında vazgeçebilmeyi bilen ve dik durmayı başaran biri.

 

“Duygusal olan herkes izleyince ağlayacak”

 

 Peki nasıl bir film izleyeceğiz?

M.S: Amacına ulaşamamış

bir aşk izleyeceksiniz. Karşılıksız bir aşkın hikayesi.

C.A: Merhameti, bağışlamayı ve hayatın gerçeklerini, aşkın ne olduğunu anlatan bir film izleyeceksiniz.

 

“Aşk Ağlatır”ı nasıl tanımlarsınız?

M.S: Ben bu filmi bir türe sokamıyorum. Çünkü alışılagelmiş bir aşk hikayesi değil. Aşk anlamında mutlu sonu olmayan bir film. “Vuslata   kadardır aşk” derler, benim için bu filmde iki kavuşamayan aşkı anlatıyor ama bir tür söyleyemem.

C.A: Hayatın gerçeklerini ve zorluklarını anlatan bir film.

 

 Zorlandığınız sahneler oldu mu?

M.S: Mental olarak zorlandığım sahneler duygusu yüksek, ağlamam gereken sahnelerdi. Özellikle Aslıhan’la karşılıklı oynadığım sahnelerde zorlandım. Çünkü Aslıhan küçücük bir kız ama inanılmaz, dev gibi oynuyor. Ve bu sahnelerde gerçekten hissederek oynadım.

C.A: Zorlandığım sahne olmadı ama duygusu çok yoğun olan sahneler vardı. Bunlar beni biraz düşündürdü. Çünkü en iyisini yapmak istiyordum. En iyisini yaptığımı düşünüyorum.

 

Filmi izleyenler sinema salonunda nasıl çıkacaklar?

M.S: Sebepsiz yere çok üzecek, duygu yüklü bir film. Sinema zaten çok tuhaf bir şey. Hiçbir derdiniz  yokken bir film açıp ağlamaya başlıyorsunuz. Duygusallığa yatkın biri bu filmde çok ağlar. Mesela ben  ağlayamıyorum. Hayatımda  hiç bir filmde ağlamadım.

C.A: Eğer insanların ağlama gibi

bir duygusu varsa bence ağlayarak çıkacaklar. Eminim ki birçok kişinin başından böyle olaylar geçmiştir. Herkes kendinden bir parça bulacaktır.

 

CEYDA ATEŞ: “İŞİMİ YARIM BIRAKMAM”

 

Aşk gerçekten ağlatır mı?

Aşk hem ağlatır, hem hüzünlendirir, hem de mutluluk verir. Ne çok sevinirsiniz

ne de çok ağlarsınız.

 

 Aşk ve aile kurmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aşk insana birçok şey öğretiyor. Yaşanması gereken bir duygu. O kadar güzel bir ailede büyüdüm ki sevginin, insanlığın ne demek olduğunu gördüm. Ben de ileride böyle bir aile kurmak isterim. İçinde sevgi, insanlık ve merhamet olan bir aile...

 

 Yeni başlayacağınız “Firuze” dizisinde 8 ay rol aldıktan sonra yurt dışına yerle-şeceğiniz konuşuldu. Konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Yurt dışına yerleşme fikrim hep vardı. Bu fikrim değişmedi ama şu an net bir karar vermedim. Yeni bir projeye başladım. İşimi yarım bırakmak gibi bir saygısızlık yapmam.

 

”Firuze”de nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

“Suzan” karakterini canlandıracağım. “Suzan” için ne iyi ne de kötü biri diyebilirim. “Suzan”ın inişlerini çıkışlarını, ağlamalarını ve planlarını izleyeceksiniz. Aynı zamanda bu dizide Ceyda Ateş’i,  duruşu ve oyunuyla olgun biri olarak göreceksiniz.

 

12.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
DOSTLUK KLİBE TAŞINDI

Bora Öztoprak, yeni çıkacak albümünün çıkış şarkısı "Eylül"e klip çekti. Çalışmamn yönetmenliğini Murat Evgin üstlendi. Evgin klipte yönetmenlik yapmakla kalmadı, Gamze Karaman’la birlikte kamera karşısına da geçti. Sanatçı Karaman'ın psikoloğunu canlandırdı.

 

12.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
O GÜN ÖLEBİLİRDİM

Gezi'de biber gazı yedim, polisin kapsülü burnumun ucundan geçti Aramızda Kalsın dizisinin Civan'ı Caner Cindoruk'la diziyi, rolünü, tiyatroyu ve Gezi'de yaşadıklarını konuştuk. Hanımın Çiftliği adlı dizide Kemal rolüyle alkışlanan Caner Cindoruk, şimdi de Uğur Yücel, Gökçe Bahadır ve Binnur Kaya'yla birlikte Aramızda Kalsın'da aynı başarılı performansı Civan karakteriyle sergiliyor. Cindoruk'la İstanbul Moda'da buluştuk.

 

Yıllar önce konuşmuştuk ve en beğendiğin oyunculardan iki isim söylemiştin: Şener Şen ve Uğur Yücel. Nasıl yürekten istediysen, Uğur Yücel'le birliktesin...

Aramızda Kalsın dizisinde Uğur Yücel'le birlikte oynadığım için çok mutluyum. Binnur Kaya için de aynı şeyi söyleyebilirim, o da dizide ve ablamı oynuyor. Temiz olup yürekten istemek gerekiyor.

 

Şimdi sırada Şener Şen var galiba!..

Evet, sırada Şener Şen var ve onunla kamera önünde buluşmak istiyorum.

 

Bir oyuncu, bir vatandaş, dahası bir Adanalı olarak Türkiye'nin gidişatını nasıl değerlendiriyorsun?

Ülkede yolunda gitmeyen şeyler var. İnsanlar ayrıştırılıyor, baskı uygulanıyor, siyaset her şeyin önüne geçiyor. Bence en önemlisi insan ve özgürlük olmalı. Zamanında özgürlük adına türban için bile yürüdüğümü hatırlıyorum. Ama türbanın her fırsatta siyasete malzeme yapılmasını da kınıyorum.

 

Türbana hoşgörü gösterilip Meclis'e buyur edilirken, Gezi'deki gençlere de keşke şiddet uygulanmasaydı.

Ben de Gezi'deydim. Biber gazı yedim, polis şiddetine hedef oldum. Polisin attığı bir kapsül burnumun ucundan geçti, kafama çarpsa belki de ölebilirdim.

 

En neşeli ve keyifli aşkı Gökçe'yle yaşıyorum

 

Caner Cindoruk, Gökçe Bahadır'ın Yadigar'ı oynadığı Aramızda Kalsın dizisinde ona sırılsıklam aşık olan Civan karakterinde... Gökçe Bahadır’la Yaprak Dökümü'nden sonra bu ikinci buluşmanız...

Gökçe Bahadır'la yine buluşmamız avantaj oldu. Çok iyi bir sinerji oluşturduk.

 

Dizide canlandırdığın Civan karakteri ile Yadigar (Gökçe Bahadır) arasında masalsı bir aşk var.

Aşkı, yalnız zaman değil, bizler de değiştiriyoruz. Bana göre aşkı herkes kendine göre yaşar. Civan ve Yadigar'ın aşkları çocukluktan geliyor. Dizideki masalsı aşkı ben de sevdim. Bana göre aslan içinde mutlaka masalsı bir yan olmalı.

 

Yadigar'la aşk başka mı?

Kamera önünde en neşeli ve keyifli aşkı. Gökçe Bahadır'la yaşıyorum. Onların da çıkmazları var ama her ikisi de umutlu. Civan, çevresine umut tohumları savuruyor.

 

Civan’la Yadigar'ın yaşadığı aşk gibi bir aşk yaşadın mı hiç?

Bire bir, onlarınki gibi bir aşk olmasa da, elbette aşk yaşadım. Aşksız hayat olmaz, hele oyuncuysân. Hanımın Çiftliği'nde Halide'yi oynayan Ebru Özkan'la beraberliğimiz sürüyor.

 

İnce Memed'i istiyorum

 

Hanımın Çiftliği'ni çekerken karşılaştığı Yaşar Kemal "Senden ince Memed olur" deyince Cindoruk çok heyecanlanmış. İlk sinema filmin Beynelminel'de oynadığın Özgü Namal'la da daha sonra Hanımın Çiftliği'nde buluşup Kemal karakteri olarak dillere destan bir aşk yaşamıştın...

Hayatımda yapıcı, olumlu ve güzel tesadüfler çoktur. Özgü Namal da bunlardan birisidir.

 

Kemal rolü unutulmadı...

Hanımın Çiftliği'ndeki Kemal'i ben de unutmadım. Çünkü, Adana benim memleketim ve olay orada geçiyor. Ben Adana sokaklarında büyüdüm. Babam yazardır. İşportada terlik satarken öyküleriyle Orhan Kemal Mansiyon Ödülü aldı. Bir yıl sonra birinci oldu, şimdi ise Orhan Kemal ödül yarışmasının jürisinde bulunuyor. Dedem, Adana'daki Milli Mensucat Fabrikası'nda Orhan Kemal'le birlikte çalışmış. Kemal karakterini oynarken bunlar beni hep besledi.

 

Amcan Erdal Bey ve birkaç arkadaşınla kurduğunuz İstanbul Yeni Sahne'nin tiyatro çalışmaları sürüyor mu? İstanbul Yeni Sahne'yi kapattık. Çünkü tiyatroyu yönetmek çok zor, beceremedik. Başka tiyatrolarda oynuyorum. Ancak şu var ki tiyatro ile sinema filmleri çok başka bir keyif veriyor bana.

 

12.11.2013 - SÖZCÜ

 

Haberin Devamı
‘GULYABANİ’NİN MASKESİ YAKINDA DÜŞECEK

Orçun Benli'nin yeni filmi 'Gulyabani'nin ay sonunda ortaya çıkacak afişiyle birlikte, filmine adını veren karakter de ilk kez görülecek

 Adını 'Bu Son Olsun' isimli sinema filmiyle duyuran yönetmen Orçun Benli, yeni filmi 'Gulyabani'nin vizyona girmesi için gün sayıyor. Çekimleri geçtiğimiz yaz tamamlanan film, 28 Şubat 2014'te gösterime girecek. Film, dört aydır yapım aşamasında... Filmin korkunç kahramanı 'Gulyabani'nin maskesinin üzerine yapılması gereken makyaj ve bu sahnelerin dijital efektle süslenmesi, filmin yapım aşamasının uzun sürmesine neden oluyor. En küçük ayrıntısına kadar düşünülen ve ince ince tasarlanan dijital sahneler; filmin korku düzeyinin yükselmesine sebep oluyor. Deniz Uğur, Ceyda Ateş ve Kenan Ece'nin başrolünde oynadığı filmde; Didem Balçın, Melike Öcalan, Perihan Savaş ve Cüneyt Arkın gibi isimler de rol alıyor.

 

ŞİMDİLİK HER ŞEY GİZLİ

Filmin korkunç kahramanı 'Gulyabani'nin maskesi ve asası için özel bir çalışma yapan Benli, şimdilik bu detayların medyada yer almasından yana değil. Kasım ayı sonunda çıkacak filmin afişi, filmdeki korkunç kahraman 'Gulyabani'nin de ilk görüntüsü olacak.

 

10.11.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
OYUNCULUKTA EN BÜYÜK OKUL SETLERDİR

2003 yılında Miss Model of Turkey yarışmasında Türkiye Güzeli seçilen Gamze Karaman, ilerleyen dönemlerde başladığı televizyon dünyasında yakaladığı başarılarını devam ettiriyor. Gamze Karaman birçok konuda sorularımızı yanıtlıyor...

 

Spor ile küçük yaşlarda tanıştınız ve sonra?

12 yıl hentbol oynadım ve sonrasında okuduğum okulu kazandım. Spor bir disiplin diye düşünüyorum Şüphesiz işimdeki disiplinimi spora borçluyum.

 

2003 Türkiye Güzeli seçildikten sonra hayatınızda neler değişti?

Ben o yıldan sonra okuluma devam ettiğim için pek bir şey anlayamadım. 'Bir sihirli değnek dokundu ve hayatım değişti' diyemem. Bugüne kadar ne yaptıysam çok çalışarak yaptım.

 

Harem dizisine nasıl dahil oldunuz?

Benimle görüşmeden önce 3 bin kişiyle görüşülmüş. Tüm kadro hazır olduğu halde Abide Sultan rolü için uygun kişiyi bir türlü bulamamışlar. Gani Müjde'nin en son görüştüğü insan bendim ama projeye ben uygun görüldüm. Kader yani; rol döndü dolaştı bana geldi.

 

Harem sizin kaçıncı dizinizdi?

Beşinci dizim. 2004 yılında Türkiye güzeli seçildiğimden beri bu işi yapıyorum. Üstelik hiç mankenlik yapmadan direkt oyunculuk yaptım ama insanlar bana hep "manken" diyorlardı. Ben hep "öyle bir şey oynayacağım ki kimse bana artık manken diyemeyecek" diyordum; öyle de oldu. Çünkü benim oyuncu olduğumu insanlar bu diziyle anladılar. Bu dizi, kırılma noktam oldu. Haremle oyuncu olduğumu ispatladım insanlara Aslında bunun için senelerdir mücadele veriyordum.

 

Oyunculukta hedeflediğiniz nokta neresi?

Kariyerimde yavaş ama emin adımlarla yürüdüm. Tabii ki bundan sonraki hedefim de iyi projelerde ve iyi rollerde oynamaktır. Oyunculuğa âşığım. İşimi yaparken çok mutlu oluyorum.

 

Sinema mı yoksa dizi mi?

İkisinin de keyfi ayrı diye düşünüyorum.

 

Oyunculuğunuzu geliştirmek adına neler yapıyorsunuz? Oyunculuğa başlamadan önce oyunculuk dersi aldım. Ama bence en büyük okul setlerdir. Hiçbir zaman ben oldum demedim. Harem dizisi 7'nci isimdi. Hâlâ bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Yaptığım işler benim için okuldur.

 

Her tür rolü oynar mısınız?

Beni zorlayacak hiçbir rol yok. Gerçekten içime siniyorsa yapım şirketi, senaristi, yönetmeni ve oyuncu kadrosu hoşuma gidiyorsa her rolü çıkartırım.

 

Sizin kurallarınız var mı? Varsa olmazsa olmazınız nedir?

Bu soruyu hep çok tuzak bulurum. Her rolü oynarım ya da 'şunu yapmam' diye bir kaidem olmadı. Yaptığım işlere de bakarsanız içime sinen ve güvendiğim insanlarla çalıştım. Bugünden sonra da böyle devam edecektir.

 

Magazin programı sunuyorsunuz. Program sunmanın incelikleri nelerdir?

Daha önce bir sabah programı yaptım. Canlı yayma çok da uzak değilim. Cumartesi sürprizi hep takip ettiğim ekranların en kaliteli magazin programıdır. İlk zamanlar sunarken çok tepki aldım. 'Sen oyuncusun, magazin programı nereden çıktı?' dediler. Yine güvendiğim bir kadroyla çalışıyorum. Canlı yayın sunmak herkesin yapabileceği bir iş değil. Oyunculuğumun yanına sunucu titri eklenmiş oldu.

 

Sunuculukta örnek aldığınız birileri var mı?

Tabii ki beğendiğim isimler var. Ama örnek almak başka bir şey. Oyunculuk için sorsaydınız birçok isim verebilirdim size. Sunuculuğa gelirsek sadece kendim gibiyim ki bu da canlı yayında önemli diye düşünüyorum.

 

Hangi haberleri sunmaktan keyif alıyorsunuz?

Özellikle sunmaktan keyif aldığım ya da almadığım isimler yok. Ama yakından tanıdığım birinin güzel bir haberini sunarken daha keyifle sunuyorum. Gazeteci değilim, ekip arkadaşlarımın haberlerini seyirciye aktarıyorum. Haberin içindeki kişiyi rencide etmek gibi bir amaç güdülmüyor. Magazin hayatın renklerinden biri. Ben de o rengi yansıtan sunucuyum.

 

Size göre aşk nedir? Aşk insanın kimyasını değiştirir derler katılıyor musunuz?

Aşk bir nevi akıl hastalığı bence. Âşık olduğunda tüm fonksiyonlar duruyor. Yoksa sokakta yürürken kendi kendimize sırıtmamızı midemizde olduğunu iddia ettiğimiz kelebekleri nasıl açıklarız ki? Ama güzel bir hastalık hayatımızdan aşk hiç eksik olmasın.

 

KASIM 2013 – ANTALYA HIGH LIFE

Haberin Devamı
ERKEKLERİN TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜ

Faruk Aksoy'un yeni filmi "Erkekler"in fragmanı izleyicinin beğenisine sunuldu. Fragman, "Erkekler aşık olur, koca olur, baba olur ve sonra bir çuval inciri berbat ederler. Yaratılıştan mı böyleler, sonradan mı böyle oluyorlar, erkeklerin tedavisi mümkün mü?" sorusuyla dikkat çekiyor. Fikret Kuşkan, Ali Poyrazoğlu, Asuman Dabak ve Güneş Emir'in rol aldığı film, 20 Aralık'ta vizyona girecek...

 

09.11.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
AŞKA DA EVLİLİĞE DE İNANIRIM

“Yalancısın Sen”, “Araf Zamanı”, “Tövbeler Tövbesi” dizilerinden tanıdığımız oyuncu Serkan Kuru, yakında yer alacağı projeleri, formunu nasıl koruduğunu ve alışveriş tarsını anlattı.

 

Oyunculuğa adım atalı ne kadar oldu? Şimdiye kadar en severek canlandırdığınız karakter hangisi?

2005 yılından bu yana oyunculuk yapmaktayım. 8 sene boyunca bir çok karakter oynadım ama 2009 yılında "Yalancısın Sen" adlı dizide oynadığım "Ömer" karakterini çok severek oynamıştım. Bir de “Taş Mektep” (2012) adlı sinema filminde Atatürk'ü canlandırmıştım, bu da benim için çok özel ve önemli bir roldü.

 

Şu anda yer aldığınız projeler neler?

Görüştüğümüz çok güzel iki iş var bunlardan birine karar vereceğiz. Çok yakın zamanda Show TV’de yayına başlayacak yeni dizi "Adını Kalbime Yazdım"da 3 bölüm konuk oyuncu olarak yer aldım.

 

Özel hayatınızdan bahseder misiniz? Aşk ve evlilik hakkında düşünceleriniz nedir?

Evli olmamdan da anlaşılacağı üzere aşka da evliliğe de inanan bir insanım. Bir gün gerçekten birine aşık oluruz ve ondan sonra o çok gözümüzde büyüttüğümüz ya da nasıl-kimle olacak dediğimiz "evlilik" tamamen prosedür haline gelir ve basitleşir.

 

Bir kadında sizi ilk etkileyen şey nedir?

İlk bakışta görsellik tabiki de, fakat olmazsa olmazım, zeka.

 

Spor yapıyor musunuz? Formunuzu korumaya özen gösteriyor musunuz?

Evet uzunca bir süredir yapmak istediğim spor olan "Muay Thai"a başladım. 5 aydır düzenli olarak devam ediyorum. İnanılmaz keyif alıyorum ve vücuda verdiği form da hediyesi oluyor.

 

Giyim tarzınız nasıl? En son aldığınız şey ne?

Spor-şık sanırım en iyi şekilde ifade ediyor giyim tarzımı.. En son "Mavi Jeans" den slimfit bir jean aldım.

 

Dolabınızda en çok yer alan kıyafet ve aksesuarlar neler?

Sanırım en çok tişört var.

 

Ne sıklıkta ve kimlerle alışverişe çıkarsınız?

Çok sık çıkmam. Hemen hemen her erkek gibi ihtiyaç duyduğumda alışverişe çıkarım. Eşimle alışveriş yaparım, onun gözüne çok güvenirim.

 

Moraliniz bozulduğunda sizi neşelendiren şeyler nelerdir?

Yani aslında özel bir şey yok. Bazen sinema, evde film seyretmek, belki kitap, belki dertleşmek vs .. O konudan uzaklaştıran hemen her şey.

 

Kısa kısa…

Burcunuz - İkizler

En son izlediğiniz film - Monsters Universty (animasyon)Evet gerçek bu..En son bu filmi seyrettim : )

En beğendiğiniz oyuncu - Dün de Brad Pitt bugün de Brad Pitt sanırım yarında öyle olacak…

En etkilendiğiniz kitap - Başkaldıran Kurşun Kalem ( Ferhan Şensoy)

En sevdiğiniz yemek - İçinde parça et olmayan (özellikle koyun eti) hemen her yemeği yerim.

 

KASIM 2013 – www.trenderamagazine.com

Haberin Devamı
ÖĞRENMEYE BİTMEK BİLMEYEN BİR HEVESİM VAR

20 yıllık oyuncu deneyimi ve profesyonel duruşuyla tanıdığımız Ayça İnci ‘anda yaşamanın’ önemini vurguluyor.  Sinema ve TV oyunculuğunu sevse de tiyatronun kalbindeki yeri ayrı olan oyuncuyla aşk, çocuk, alışveriş, moda ve hayat üzerine konuştuk.

İlk rolünüzü 16 yaşındayken oynamışsınız. O günlerden bugüne kendinizde nasıl değişiklikler olduğunu düşünüyorsunuz?

Üzerinden yirmi yıl geçmiş durumda... Tabii ki de çok şey değişti her anlamda. Değişmemesi imkansız bir gün de bile çok şey değişiyor insan için. Her anlamda düşüncesel olarak da fiziksel olarak da. Anlamlı olan ileriye yönelik yapıcı bir şekilde değişmek ve yol almak kendi adıma hayata  bakışım da bu yönde olduğu için duran değil yol alan, ilerleyen ve gelişen bir akışta olmaya çalışıyorum. Bunun için de elimden geleni yapıyorum. Açıkçası hayat denilen yolculuğun keyfini çıkararak gördüklerim ve yaşadıklarımın analizini yapıp kendi rotamı ve varacağım yönü belirliyorum. FARKINDALIK!!! 14 yaşımda okuduğum bir kitapta beni etkileyen bir cümle olmuştu ve benim  bu düşüncede olmamı hatta bu düşünceyi geliştirmek ve bir felsefem olması için araştırmama neden olan. ''Hayat varacağımız bir istasyon değil, yolculuk süresidir..''

 

Tiyatro mu, TV veya sinema mı sizi en çok mutlu ediyor? 

Ben bir  oyuncuyum, hepsi benim için kıymetli çünkü ben TV de olsa tiyatro veya sinema hep yaşamımda benim için nefes kadar önemi olan işimi yapıyorum... Sadece tiyatro biraz daha özel bir yerde. Bu birinin ilk çocuğunun daha özel olması gibi..Bir oyuncu için ;Antik çağlardan beri  yani insanın oyun ve dansı bedenini,ruhunu,ihtiyaçlarını keşfetmeye başlaması ve bunu sahneleme ve diğer insanlarla paylaşmaya olan ihtiyacı ve bunun altında maddesel bir dünyaya ait bir çıkar olmaması çok etkileyici...Benim tiyatroyu deneyimleme serüvenimde ise karşımda seyircinin canlı bir şekilde oturuyor olması tepkisini anında hissetmek,aynı atmosferde birlikte nefes almak çok derin bir duygu...Aslında tarifi çok zor o anlatılamaz bir deneyim...:)

 

Şimdiye kadar en severek canlandırdığınız karakter hangisiydi? Oyunculuktaki hedefiniz nedir? 

Benim için hepsi çok kıymetli ve önemli lakin seyircinin ilk defa  fark etmesini sağladığı için Uğur Yücel’in Alacakaranlık projesi ve benim orada canlandırdığım Songül karakteri benim için biraz daha önde ve önemlidir. Hedefim ise yola devam. Daha anlatacak ve anlatırken de öğrenecek çok hikaye ve hayatlar var.

 

Güzellik ve bakımınıza özen gösterir misiniz? Kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler? 

Bence her insan imkanları el verdiğince temiz ve bakımlı olmalı. Vichy temizleme ürünleri, saç bakım malzemelerim, makyaj malzemelerim (MAC)… Çantamda her zaman mineral dokusu olan pudra-fondöten birarada olan ürün yer alır. Ayrıca allık, maskara, ruju hep yanımda bulundururum.

 

Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl? 

Elimden geldiğince sporun hep hayatımda olması için çaba gösteriyorum ve ileri yaşlarımda da bunu devam ettirebilmeyi düşünüyorum. Beslenmeme dikkat ederim, kilom kontrolümde olmalı, gelen projelere göre değişkenlik yapabilmek adına... 

 

En beğendiğiniz özelliğiniz? Değiştirmek istediğiniz bir huyunuz var mı?

Disiplin... Yapacağım dediğim bir şeyi yapmak. Değiştirmeye çalıştığım yönüm ise; sevdiğim insanların hayatına müdahale etmek. Daha iyi olmaları adına yapıyorum bunu ama kişi kendi yaşayıp deneyimleyerek kendisi için  en doğru kararı alabilir. Alması gereken kararı benim söylediğim zaman değil kendi hazır olduğu zaman alması kıymetli ki kalıcı olabilsin. Kısacası gereksiz yüklerden kurtulmaya çalışıyorum. Kurtarıcı rolünden de...

 

 Modayla ne kadar ilgilisiniz? Alışverişe ne sıklıkta çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız? 

Moda ile ilgili değilim, açıkçası nasıl hissediyorsam, nereye gidiyorsam, ortama ve ruh halime göre giyinirim. Gerçekten bir şeye ihtiyacım varsa alışverişe çıkarım, yani canım sıkıldı, deşarj olayım diye alısveriş yapanlardan degilim. Evime en yakın olan alışveriş merkezi Capitol. Bağdat Caddesi’nde açık havada gezerek alışveriş yapmayı seviyorum. Bazen de Nişantası’nda…

 

 Dolabınızın en gözde parçaları neler?

Mevsime göre değişiyor ama şapkalarım çok önemlidir benim için...

 

Hayatınızda oyunculuk dışında neler var? 

Kozyatagı İnönü Caddesi’nde bir çöp şiş restoranımız var. Oyunculukta seçici olabilmek adına yaptığım bir yatırım.

 

Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz, inanıyor musunuz? Hayatınızda biri var mı? 

Aşk herkes için binlerce tanımı olan bir durum. Benim için ise hayatımda biri olmasa bile AŞK halinde yaşamak. Dünyada varolan her şey ile uyum içinde olmak (tabiatla, yaşayan tüm canlılar ve objelerle) Hayatımda anlayacağınız çok şey var. Eğer bu güzellilkeri paylaşabileceğim bir partnerim de varsa daha da eğlenceli yaşamak. Şu anda böyle biri var ve mutluyum.

 

Anne olmak istiyor musunuz?

Anne olmak çok özel bir deneyim. Bunu yaşamak çok güzel olsa gerek ama çok dikkatli karar verilerek yapılmalı. Buna hazır olmak çok önemli, geri dönüşü olmayan bir karar. Bir filmde şöyle bir replik vardı: ''Çocuk yapmak yüzüne dövme yaptırmak gibi bir şey''

 

Hayat felsefeniz nedir? 

Anda yaşamak. Geçmiş yaşanmış ve bitmiştir, gelecek ise henüz yaşanmamıştır. Bu ikisine takılı ve endişeli yaşayarak şu anı kaçırırız ve şu anı kaçırırsak nasıl bir gelecek oluşturabiliriz. İşte o zaman endişelenecek bir geleceğe doğru yol alıyor oluruz.

 

Kısa kısa   

En son izlediğiniz film - Peaceful Warrior

En sevdiğiniz kitap - Kurtlarla koşan kadınlar

En çok gittiğiniz kafe veya restoran - Mahallemde ki cafeler (Kuzguncuk)

En sevdiğiniz tatil mekanı  - Datça-Büyükada-ASSOS

En sevdiğiniz özelliğiniz? - Öğrenmeye olan bitmez hevesim...

 

KASIM 2013 – www.trenderamagazine.com

Haberin Devamı
KÖTÜ ADAMI OYNAMAM TESADÜF DEĞİL

Star TV’nin yeni dizisinin intikamı için her şeyi göze alan cesur karakteri Taner’e hayat veren Mert Yavuzcan ile dizide Selen ve Sedef adlı birbirinden oldukça farklı iki karakteri canlandıran Zeynep Aydemir Cine Dergi’ye konuk oldu. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ikili rollerine bakışları kadar oyunculuk ve hayata dair görüşlerini de Cine Dergi okurlarıyla paylaştı. İntikam hikayesiyle sarsılan hayatları konu alan dizinin sevilmesi için pek çok neden olduğunu belirten iki isim de neden diziyi izlememiz gerektiği konusunda hemfikirdi: “Bu hikaye çok sürükleyici…”

 

Daha önce sizi hiç izlememiş birine hakkınızda fikir sahibi olması için hangi rolünüzü izlemesini önerirdiniz?

-Rol benim ödünç aldığım bir ruhtur… Her seferinde yepyeni ve benden mümkün olduğu kadar uzak kendi içinde hesaplaşmaları olan rolleri tercih ederim. Bu yüzden sanırım bir önerim olamaz.

 

Bir oyuncunun “iyi” olması hangi kıstaslara bağlıdır?

-Tecrübe… Kişisel Gelişim… Hayat…

 

Bir oyuncu olarak Türkiye’deki senaryoları ve karakter çeşitliliğini nasıl buluyorsunuz? Sık sık kötü karakterlerle ekrana gelmek tesadüf mü, bilinçli bir tercih mi?

-Son zamanlarda yurt dışından alınan hikayeler var ve maalesef uyarlama anlamında prodüksiyon ve oyuncular ne kadar iyi olursa olsun seyirci olarak hele ki o dizileri biliyorsanız üzücü bir sonuçla karşılaşmak mümkün olabilir ama bunların yanında çok özgün bizden olan hikayeler ve kahramanlar yaratılmakta ki bu senaryo ve karakter çeşitliliği açısından önemli bir başarıdır… Son oynadığım sizin tabirinizle “Kötü” adamı en son iki buçuk yıl önce oynamıştım o zamandan bu yana çok çeşitli karakterler oldu hayatımda ama bunun bir tesadüf olmadığını söyleyebilirim.  Dediğim gibi tercih ettiğim rollerin bir derinliği, geçmişi, çelişkileri hatta nevrotikliği olmalı ki Taner’de bunları bulmak mümkün.

 

TANER’İN HAYATINI YAŞADIĞIMI DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMEM

 

Dizide yaşadıklarınızı gerçek yaşamınızda yaşasaydınız ne yapardınız?

-Düşünmek bile istemem.

 

Kendi yaşamınızın bir senaryo olduğunu düşünürseniz, şimdi o senaryonun neresindesiniz? Daha çok başındayım desem… Under construction :) Her gün yepyeni bir sayfa, tertemiz bir kağıt gelir önüme ve onu evrenin ritmiyle boyar ve çizerim…

 

Peki bu senaryoyu izleyen biri olsanız, bir izleyici olarak “Mert” hakkında ne düşünürdünüz?

Derin bir nefes al ve uzun uzun ver…

 

İzleyici sizce neden Aşkın Bedeli’ni seyretmeli?

Tüm içtenliğiyle oynayan iyi oyuncularıyla, özgün hikayesi ve bir sonraki gün ne olacağını sabırsızlıkla bekleyecekleri entrika, intikam, aşk ve kaosu yani yaşamı birebir kendi hayatlarından parçalarla izleyecekleri doyumsuz bir dizi olduğu için diyebilirim…

 

EKİM 2013 – CİNE DERGİ

 

Haberin Devamı
CEYDA YİNE ÇOK BAŞARILI

"Aşk Ağlatır" adlı film güzel bir gala gecesi yaptı. Ceyda Ateş'i o gece damat adayı yakın bir tarihte evlenecekleri Buğra Toplusoy ve değerli ailesi yalnız bırakmamışlardı. Ceyda'nın ailesini yakınen tanırım. Ceyda Ateş'i çok iyi yetiştirdiler. Medyatik şöhret olduğuna bakmayın. Hâlâ ailesiyle birlikte yaşıyor ve geç kalacağı günleri annesi ve babasına söylüyor. Örf, adet, gelenek, görenek ülkemizde çok önemli... İnşallah önemini yitirmez. Değer yargıları ön planda olmuş insanlar hep başarılı olurlar... "Aşk Ağlatır" çok ses getirecek bir sinema filmi, özellikle gençler başarılı oyuncu benim de yakın kardeşim Ceyda'yı çok seviyorlar. Ceyda filmde başrol oynuyor. Zaten oyunculuğu süper olan Ceyda yine çok başanlı, filmi tavsiye ediyorum.

 

03.11.2013 – SÖZCÜ (VAHE KILIÇARSLAN KÖŞE YAZISINDAN)

Haberin Devamı
YEMEDEN ÖNCE DÜŞÜNÜYORUM

Eda Ece, "Pis Yedili" dizisindeki Cimbom rolüyle ünlendi, beslenmesine dikkat etmeye başladı: "Bir beslenme uzmanıyla çalışmaya başladım. Normalde yumurtadan hiç hazetmeyen bir insandım ama şimdi her gün bir tane yiyorum. Bir şey yemeden önce bir kez daha düşünmem gerektiğini artık biliyorum."

 

05.11.2013 – HÜRRİYET KAMPÜS

Haberin Devamı
YERLİ MALI EZİLENLER

Aşk Ağlatır filminin yönetmeni Mehmet Tasdiken, senaryoda hayata bakışından her zaman etkilendiği Dostoyevski'nin Ezilenler romanından esinlendiğini söylüyor.

 80'lerde Türk Sineması'nda kadın oyuncuların ve feminizmin etkisi görülürken, 2000'lerden sonra bu konuda bir geri adımın atıldığı söylenebilir mi?

CEYDA ATEŞ: Dediğiniz gibi eskiye baktığımızda kadınlar da, çektiği sahneler de daha cesur... En çok kadınlar dokusunu kaybediyor. Güzelse bir kadın, oyunculuk yeteneği çok olmasa da, güzelliğini ön plana koyup oyuncu olarak karsımıza çıkaran çok insan var. Ben buna karşıyım. Gene nesilde de var bu. Bir tane diziyle gündeme gelip onu oyuncu olarak çıkarıp, oyuncu olarak lanse ettikleri zaman ben gerçekten çok utanıyorum. Eğitim aldığımız gördüğümüz şeyler boşa gitmiş oluyor. Erkekler için de öyle. Melih'in söylediği gibi, jön dediğiniz, oyuncu değilmiş gibi durması yeterli. Eskiye baktığımızda evet vardı ama oyunculuk vardı. Bizim burada yok, güzelseniz, yakısıklıysanız nereden geldiğiniz hiç önemli değil. Bunlar beni üzüyor.

 

Sinema sezonu açıldı Türk filmleri vizyona girmeye başladı. Atalay Taşdiken'in kardeşi Mehmet Taşdiken'in uzun süredir üzerinde çalıştığı Aşk Ağlatır da. vizyona girdi. Filmin yönetmeni Mehmet Tasdiken, oyuncuları Ceyda Ateş ve Melih Selçuk ile konuştuk.

 

Bu senaryoyu tercih etmenizin sebebi neydi?

MEHMET TASDİKEN: Lise yıllarımdan beri beni etkilemiş bir romandır. Bir insan nasıl bu kadar sabırlı, vicdanlı, egosunu tetikleyen bütün aykırılıklara rağmen kendisine nasıl bu kadar hakim? Bu beni çok etkiledi ama sonradan Dostoyevski'nin diğer romanlarım okuduğumuz zaman gördük ki Dostoyevski esasen kendisi öyle bir adam, hayata, insanlara öyle bakıyor. Bütün olumsuzluklara rağmen içindeki o insana karşı olan sevgisini, hayata dair umutlarını hiç yitirmiyor. Bütün romanlarında var olan bir şey bu. Demek ki Dostoyevski benim hayatımın bir ölçeklendirmesinde çok önemli bir yer işgal ediyor.

 

Siz bu projeye neden dahil oldunuz?

MELİH SELÇUK: En çok dikkatimi çeken şey oynadığım karakter Atıf m o tuhaflığıydı. Günümüz insanlarına, günümüz erkeklerine benzemiyor, gereğinden fazla affedici, gereğinden fazla alttan aha... Oturup sürekli düşünüyorum "Böyle bir adam var mı artık? Ben olsam böyle bir şey yapar mıyım?

CEYDA ATEŞ: Ben ille okuduğumda çok etkilendim senaryodan, içinde olmak istedim. İnsanın ruhunu, insanlığını irdelemesinin yanı sıra merhameti, bağışlamayı öğreten bir hikaye. İnsanları çok iyi anlatacak, gerçek hayatı, aşkı. Beni Lale karakteri çok etkiledi, daha doğrusu insanlık öyküsünü, merhameti, bağışlamayı, yıkılışları, vazgeçebilmenin ne demek olduğunu anlatan bir film olduğu için tercih ettim.

 

Peki sizin karakterinizin günümüzde geçerliliği var mı? Hala Lale gibi kadınlar var mı?

C.A: Aslında Lale gibi iki erkek arasında kalan kadınlar günümüzde de var ama Atıf gibi olanlar yok. Dediğim gibi o da, iki erkeğin arasında kalmak ve seçtiği adama güvenip tekrar hayal kırklığı yaşamak da çok zor. Bunu zaten günümüzde de sık sık yaşıyoruz.

 

Klasik romantizm yaşamı ve yazımıyla günümüz romantizmi arasında çok büyük bir fark var. Belki de bütün edebi türler arasında toplumsal değerlerin en büyük değişim geçirdiği alan romantizm diyebiliriz, Dostoyevski bile olsa. Uyarlamada değer kaybetmedi o dönüşüm?

M.T: Kaybetmedi. Roman çok derin, hatta psikolojik roman da sayılabilir. Sinemaya çok elverişli değil. Fakat burada temel olan bütün ilişkiler dürüst, en önemli şey bu. Kadın başka birisini, çok mert ve açık bir şekilde söylüyor. Onun kırılacağını bildiği halde. Keza karşısındaki erkek de öyle, hayata böyle bakan, hayatı dürüst yaşayan insanlar bunlar. Ama aralarında tabii duygusal kırılmalar, birbirlerine karşı kırıcı tavırlar var, diğer ilişkilerde de var bu. Bütününde baktığımız zaman tabii ki hayatın yüzde yüz gerçeklerini ifade etmiyor bu.

 

Filminiz için melodram diyebilir miyiz?

M.T: Melodram diyebiliriz. Bundan ben yüksünmem. Melodram bir zamanlar özellikle Yeşilçam işlerine atfedilmiş bir küçültme tanımlamasıydı. Evet rahatlıkla diyebiliriz.

 

Melodram Türk Sineması'nın çok önemli bir yapısı ve söz konusu melodram olduğunda sonuçta Yeşilçam'a ve jönlere dayanıyor. Fakat sizin filminizde biraz daha farklı bir oyunculuk anlayışı gerekiyor. Bunu nasıl dengelediniz?

M.S: Güzel bir soru. Jön oyunculuğu diye bir kalıp var. Mesela daha düz, az mimikli, dik duran, az hareket eden bir oyunculuk isteniyor. Öyle olunca jön olunuyormuş gibi hissediliyor. Bunda onu yapmamaya çalıştım özellikle. Dediğiniz gibi biraz daha karakter oyunculuğu katmak zorundaydım, yoksa dümdüz buz gibi bir adam olurdum.

 

02.11.2013 – STAR CUMARTESİ

Haberin Devamı
İSTANBUL'UN ORTASINDA TATİL

Film ve dizilerde rol alan, şu sıralar Show TV'de bir program sunan Gamze Karaman, evine dört ay önce taşınmış. "Bu evde dört kişi yaşıyoruz. Annem iç mimar Semra Benli, ablam Altunizade'deki Müzeyyen adlı restoranın sahibi, kız kardeşimse organizasyon işiyle uğraşıyor. Burada bize iki köpeğimiz ve sokaktan bulduğumuz kedimiz eşlik ediyor. Çocukluğumdan beri Anadolu Yakası'nda oturuyorum. Bu yakanın sakinliğini ve huzurunu çok seviyorum," diye söze başlıyor sunucu. Karaman, dairenin dekorasyonunu arkadaşı iç mimar Eda Kamış'la birlikte planlamış: "Eda ile beraber büyüdük. Hayatıma ve yaşam stilime çok hakim biri olduğu için onunla çalışmak istedim. Dekorasyon ve tadilat yaklaşık bir ay kadar sürdü. Fakat bazı şeylerin evin içinde yaşarken düşünülmesi ve yapılması gerektiği için hâlâ devam eden uygulamalar var. Ev yeniydi, mutfak ve banyoda yenilik yapılmadı. Fakat aydınlık, rahat ve bahçeyle iç içe bir ev olduğu için renk seçimleri, mobilya modelleri, boyutları mekana göre seçildi." "Fazla modern evlerden hoşlanmıyorum" "Bir eve girdiğim zaman oranın gerçek bir ev olduğunu hissetmek isterim" diyen Gamze Karaman, "Bu sebeple ne modern, ne de klasik diyebileceğiniz, tamamen zevklerim yönünde oluşturulmuş, benim ve ailemin yaşam tarzını özetleyen bir ev oldu. Genel olarak hayatımda gittiğim konserden tutun da yemek yediğim restorana kadar pek çok şey bana ilham kaynağı olabiliyor. Bu evin de asıl ilham kaynağı, görsel ve fiziksel mekan tecrübelerim" diye ekliyor. Karaman, çok koyu tonlardan hoşlanmadığı için açık renkler üzerine yoğunlaşmış. Objeler ve detaylar konusunda daha esnek davrandığını söyleyen sunucu şöyle devam ediyor: "Gün içinde çalıştığım için akşam eve geldiğimde çok aydınlık bir ortamdan hoşlanmıyorum. Daha çok lokal aydınlatmalarla, lambader ya da abajur gibi az, sakin ışıklarla çözdük aydınlatma sistemini. Bahçede ise yine aynı şekilde lokal aydınlatma kullandık ama benim için vazgeçilmez olan mumlar, ev ve bahçede her köşededir."

 

02.11.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
DUYGUSAL VE GURURLU

Güneşi Beklerken dizisinde canlandırdığı "Melis" karakteriyle yıldızı parlayan Yağmur Tanrısevsin, sergilediği başarılı oyunculuk performansıyla önümüzdeki yıllarda daha birçok projede karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

 

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?

Oyunculuk hep hayalimdi. Üniversite okurken aynı zamanda oyunculuk eğitimi de alıyordum. Daha sonra tiyatroda Tümay Özokur ile tanıştım ve onun aracılığıyla bu sektöre girdim.

 

‘Güneşi Beklerken’ dizisine nasıl dâhil oldunuz?

Ajansım aracılığıyla görüşmeye çağrıldıktan sonra seçmelere katıldım sonrasında dizinin yönetmeniyle görüştüm ve "Melis" karakteri için seçildim.

 

Canlandırdığınız "Melis" karakteriyle benzer yönleriniz var mı?

Çok nadir. Kim bilir aynı şartlarda ben de olsaydım, onun gibi duygusal davranabilirdim.

 

Rolünüze hazırlanırken nelerden ilham alırsınız?

Genelde müzik dinlerim.

 

Dizi çekimleri dışında bir gününüz nasıl geçiyor?

Dinleniyorum, spor yapıyorum. Bir süredir kick box dersleri alıyorum. Bunların dışında ailemle vakit geçiriyorum. Mersin'de yaşadıkları için fırsat buldukça onların yanına gidiyorum.

 

Bakımınıza zaman ayırıyor musunuz?

Her gün set makyajı yapıldığı için cilt bakımıma özen gösteriyorum. Her hafta özel olarak uyguladığım maskelerim var, onları yapıyorum.

 

Özel hayatınızda biri var mı?

Hayır, uzun zamandır biri yok.

 

Hoşlandığınız erkekte sizi çeken özellikler nelerdir?

Zor ve seçici olmalı.

 

Bir erkekle ilk buluşmada ne giymeyi tercih edersiniz?

O anki ruh halime göre değişir ama doğal görünmeyi tercih ederim.

 

Hoşlandığınız erkek ne yaparsa ondan soğursunuz?

Yalan söylediğini yakalarsam.

 

Yağmur ilişkide nasıl biridir?

Duygusal ve gururlu.

 

Modayla aranız nasıl, alışveriş için özellikle tercih ettiğiniz markalar var mı?

Modayı yakın takip eder, kendime yakıştırdığım şeyleri alırım. Topshop,Zara ve Yargıcı en çok alışveriş yaptığım mağazalar.

 

Hayatınızın dönüm noktası olarak nitelendirebileceğiniz bir anınız var mı?

İstanbul'a ilk geldiğim an.

 

KASIM 2013 - COSMOPOLITAN

Haberin Devamı
1.5 MİLYON TL’YE BAHÇE KATI EV

2003 Miss Model of Turkey Güzeli, sunucu-oyuncu Gamze Karaman podyum ve ekrandan kazandığı paraları gayrimenkule yatırdı. Acıbadem'deki lüks bir siteden 1.5 milyon liraya bahçe katı ev aldı. Gamze Karaman 145 metrekare büyüklüğündeki evini InStyle Home dergisinin Kasım sayısına açtı. Dekorasyonu yakın arkadaşı iç Mimar Eda Kamış ile birlikte yaptığını söyleyen Gamze Karaman, "Konforu ve sadeliği tercih ettim. İşten çıkınca koşa koşa evime geliyorum, çünkü burada çok huzurluyum. Güzel havalarda bahçede dostlarımı ağırlamaktan büyük keyif alıyorum" dedi.

 

01.11.2013 - POSTA

Haberin Devamı
GAMZE KARAMAN’IN SAMİMİ EVİ

Oyuncu Gamze Karaman'ın Acıbadem'de özel bir sitedeki bahçe katı evinde sıcak, samimi ve neşe dolu bir yaşam söz konusu. Evin gerek dekorasyonu ve ambiansı pozitif enerjiyle kurgulanmış.

 

Sıfır Noktası filmi, Kızım Nerede? ve Makber dizileri, Cengiz Semercioğlu ile sunduğu Böyle Bir Şey Var Mı? sabah programı ve son olarak Harem dizisiyle tanıdığımız Gamze Karaman 10 yıldır oyunculuk yapıyor. Şu sıralar ise eylül ayında ShowTV'de başlayan bir haftasonu programında canlı yayında izliyoruz. Güzel, başarılı ve son derece sıcak kanlı olan Karaman'ın ailesiyle beraber yaşadığı evine konuk olduk. Keyifli sohbet kapıdan girer girmez başlıyor. "'Bu evde dört kişi yaşıyoruz. Annem iç mimar Semra Benli, ablam Altunizade'deki Müzeyyen adlı restoranın sahibi, kız kardeşim ise organizasyon işiyle uğraşıyor. Burada bize iki beagle cinsi köpeğimiz ve sokaktan bulduğumuz kedimiz eşlik ediyor. Çocukluğumdan beri Anadolu Yakası'nda oturuyorum. Bu yakanın sakinliğini ve huzurunu çok seviyorum," diyor Karaman. "Acıbadem ile Çamlıca arasındaki bu özel siteye dört ay önce taşındım. Burası Avrupa'da ödül almış, son zamanlarda inşa edilmiş oldukça başarılı bir lüks konut kompleksi. Şehrin içinde ama uzaklaşmak için oldukça keyifli. Ayrıca yeşil ve suyun bahçenizde olduğu huzurlu bir site.

 

Karaman, 3+1 düzende 145 m2 bahçe katı olan dairenin dekorasyon çalışmalarında en yakın arkadaşı olan iç mimar Eda Kamış ile ilerlemiş. "Eda ile beraber büyüdük. Hayatıma ve yaşam stilime çok hakim biri olduğu için onunla çalışmak istedim. Dekorasyon ve tadilat yaklaşık bir ay kadar sürdü. Fakat bazı şeylerin evin içinde yaşarken düşünülmesi ve yapılması gerektiğini düşündüğümüz için hala devam eden uygulamalar var. Ev yeni yapılmış sıfır bir evdi. Mutfak ve banyo gibi alanlarda yenilik yapılmadı. Fakat aydınlık, rahat ve bahçeyle iç içe bir ev olduğu için renk seçimleri, mobilya modelleri ve boyutları mekana göre seçildi, satın alındı ve üretildiler. Fazla modern evlerden hoşlanmıyorum. Bir eve girdiğim zaman oranın gerçek bir ev olduğunu hissetmek isterim. Bu sebeple ne modern, ne de klasik diyebileceğiniz, tamamen zevklerim ve ilgilerim yönünde oluşturulmuş, benim ve ailemin yaşam tarzını özetleyen bir ev oldu diyebiliriz. Genel olarak hayatımda gittiğim konserden tutun da yemek yediğim restorana kadar pek çok şey bana ilham kaynağı olabiliyor. Bu evin de asıl ilham kaynağı görsel ve fiziksel mekan tecrübelerim," diyor güzel oyuncu. Karaman çok koyu tonlardan hoşlanmadığı için açık  renkler üzerine yoğunlaşmış. "Fakat objeler ve detaylar konusunda daha esnek davrandık. Gün içinde çalıştığım için akşam eve geldiğimde çok aydınlık bir ortamdan hoşlanmıyorum. Daha çok lokal aydınlatmalarla, lambader ya da abajur gibi az ve sakin ışıklarla çözdük aydınlatma sistemini. Bahçede ise yine aynı şekilde lokal aydınlatma kullandık ama benim için vazgeçilmez olan mumlar, ev ve bahçede her köşededir," diyor ve ekliyor: "Kullanmayacağım hiçbir ürünü görsel amaçlı olarak evde bulundurmam. Eve giren her mobilya, her obje ihtiyaç sebebiyle buradadır ve fonksiyoneldir. Rahat kanepeler, yumuşak ışıklar, mumlar, iyi müzik, kitaplar ve doğru renkler benim konforumdur. Pek çok mobilya bu eve göre özel üretildi. Bunun dışında Mudo Concept, Beymen Home, Vakko Home, Happythings İstanbul ürünleri var evimde. Herhangi bir sanatçıya ait bir tablo ya da bir obje yok. Ama bu evin en güzel sanat eserleri, kitaplarımız ve filmlerimiz diyebilirim.

 

İç mimar Eda Kamış ise, Tasarım oldukça kişisel bir konu ama benim felsefemde hizmet alan kişinin hikayesiyle mesleki birikimimin birleşmesi temel ilkedir. Bu sebeple hizmet alanın şahsi zevklerini ve yaşam stilini mesleki birikimim ve yaratıcılığımla bütünleştiririm. Çok modern bir mekanı da, farklı kompozisyonların birleştiği bir alanı da zevkle kurgularım. Benim için mekan, hizmet alanı içinde hayal ettiğim bir fotoğraf karesidir. Tam da şu köşede bir fotoğraf çekilse nasıl görünür, arka planda ne görmek isterim, ev sahibi o sırada hangi şarkıyı dinler, o sırada ışık nerede ve ne derece olmalıdır gibi sorular ve bu soruların cevapları gibi motivasyonlarla çalışır ve üretirim. Her projede bir çıkış noktası vardır. Bu evi hazırlarken Gamze ve ailesinin yaşam tarzlarını çok yakından bildiğim için hiç zorlanmadım. Önceliğimiz kitap ve filmlerdi burada. Eve ilk girdiğinizde sizi kitaplar karşılar. Mumlar, loş ışıklar ve renklerle huzurlu bir aile evine gelindiğinin hissedilmesini amaçladım. Gamze işi gereği kostümlerine ve aksesuarlarına ekstra özen gösterir. Bu sebeple onları doğru ve düzenli bir şekilde depolanması ve görsel olarak memnun edici olması önemli bir kriterimizdi. Kendi dekorasyon anlayışımı bu eve adapte ederken oldukça özgür bırakıldım. Bu da şansım oldu. 'Simple is Beautiful' tasarım anlayışımın özetidir. Bu evde gösteriş için seçilmiş amaçsız ürünler ve detaylar göremeyişiniz bundandır. Kaliteli malzeme ve düz çizgiler doğru kompozisyonu oluşturur. Çizdiğim her çizginin sebebi vardır ve sebepli çizgilerden tasarımım oluşur. İhtiyaç ve konforu ele alarak tasarladığınızda formlar da kendiliğinde ortaya çıkar. Bu ev şehrin içinde bahçeyle iç içe çok keyifli bir konumda. Bu sebeple evin içinde masif ahşap ağırlıklı ürünler kullanıldı. Lakeler ve varaklar, ev sahibi için de benim için de uygun değildi," diyor ve ekliyor: "Konut projelerinde ilk amaç fonksiyon ve konfordur. Fonksiyonellik konforu getirir. Buna biraz da mutluluk getirebilmek için görsellik devreye girer. En konforluyu ev sahibinin en sevdiğiyle bütünleştirmektir, benim anlayışım. Burada süslü kanepeler yerine ev sahibinin renk zevkine göre rahat kanepeler kullandık. Beğendiğimiz ürünleri 'Bu ev için uygun mu?' kriterinden geçirerek seçtik. Bir evde ideal dekor, öncelikle hizmet alanının temel istekleri üzerine kurulmalı. Ev sahiplerinin içinde mutlu oldukları, misafirlerini keyifle ağırladıkları ve sonunda nereye giderlerse gitsinler dönmek istedikleri bir ev olmalı."

 

Gamze Karaman'ın keyifli evinden ayrılmadan bahçeye de göz atıyoruz. Karaman, "Bahar ve yaz aylarında zamanımızın çoğunu orada geçiriyoruz. İstanbul'un tam ortasında tatilde gibiyiz," diyerek bizi uğurluyor.

 

KASIM 2013 - INSTYLE HOME

Haberin Devamı
DUYGUSAL VE GURURLU

Güneşi Beklerken dizisinde canlandırdığı "Melis" karakteriyle yıldızı parlayan Yağmur Tanrısevsin, sergilediği başarılı oyunculuk performansıyla önümüzdeki yıllarda daha birçok projede karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

 

Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?

Oyunculuk hep hayalimdi. Üniversite okurken aynı zamanda oyunculuk eğitimi de alıyordum. Daha sonra tiyatroda Tümay Özokur ile tanıştım ve onun aracılığıyla bu sektöre girdim.

 

‘Güneşi Beklerken’ dizisine nasıl dâhil oldunuz?

Ajansım aracılığıyla görüşmeye çağrıldıktan sonra seçmelere katıldım sonrasında dizinin yönetmeniyle görüştüm ve "Melis" karakteri için seçildim.

 

Canlandırdığınız "Melis" karakteriyle benzer yönleriniz var mı?

Çok nadir. Kim bilir aynı şartlarda ben de olsaydım, onun gibi duygusal davranabilirdim.

 

Rolünüze hazırlanırken nelerden ilham alırsınız?

Genelde müzik dinlerim.

 

Dizi çekimleri dışında bir gününüz nasıl geçiyor?

Dinleniyorum, spor yapıyorum. Bir süredir kick box dersleri alıyorum. Bunların dışında ailemle vakit geçiriyorum. Mersin'de yaşadıkları için fırsat buldukça onların yanına gidiyorum.

 

Bakımınıza zaman ayırıyor musunuz?

Her gün set makyajı yapıldığı için cilt bakımıma özen gösteriyorum. Her hafta özel olarak uyguladığım maskelerim var, onları yapıyorum.

 

Özel hayatınızda biri var mı?

Hayır, uzun zamandır biri yok.

 

Hoşlandığınız erkekte sizi çeken özellikler nelerdir?

Zor ve seçici olmalı.

 

Bir erkekle ilk buluşmada ne giymeyi tercih edersiniz?

O anki ruh halime göre değişir ama doğal görünmeyi tercih ederim.

 

Hoşlandığınız erkek ne yaparsa ondan soğursunuz?

Yalan söylediğini yakalarsam.

 

Yağmur ilişkide nasıl biridir?

Duygusal ve gururlu.

 

Modayla aranız nasıl, alışveriş için özellikle tercih ettiğiniz markalar var mı?

Modayı yakın takip eder, kendime yakıştırdığım şeyleri alırım. Topshop,Zara ve Yargıcı en çok alışveriş yaptığım mağazalar.

 

Hayatınızın dönüm noktası olarak nitelendirebileceğiniz bir anınız var mı?

İstanbul'a ilk geldiğim an.

 

KASIM 2013 - COSMOPOLITAN

Haberin Devamı
EN MUTLU İNSAN OLMAYI İSTİYORUM

"Pis Yedili" dizisinin sevilen karakteri Cimbom'u canlandıran Eda Ece, bu yılın sonunda izleyicinin karşısına sinema filmiyle çıkacak. Başrolünü Yetkin Dikinciler ile paylaştığı, bir babayla kızının hikayesini anlatan filmin heyecanını yaşayan Eda Ece'yle buluştuk ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Diziden önce tiyatro çalışmalarınız vardı. "Pis Yedili" olmasaydı tiyatro devam eder miydi? Evet, muhtemelen ederdi çünkü tiyatroyu çok seviyorum. Küçüklüğümden beri pek çok tiyatro oyununda yer aldım. Dizi olmasaydı okuluma devam edip, oyunculuğu sürdürürdüm.

 

Diziyle birlikte sektöre de girdiniz. Geçen iki senede popüler kültüre ve dizi dünyasına dair neler öğrendiniz? Bu iki senede öğrendiğim şeylerin başında set hayatı geliyor. Sette bambaşka bir düzen var. Eğer bir dizi oyuncusuysan kendine çok fazla vakit ayıramıyorsun, hayatındaki her şey set programına göre şekilleniyor. Düzenli bir hayatımız yok. Giriş çıkış saatlerimiz belli değil, haftasonlarımız yok. Kamera önü oyunculuğunun nasıl olması ve kamera önünde nasıl davranılması gerektiğini de öğrendim. Tabii "Pis Yedili" dizisinin şöyle güzel bir tarafı oldu, bu proje çoğu insanın ilk işiydi dolayısıyla biz hep beraber geliştik. Yazları da devam etti dizi ve dolu dolu geçen 2,5 sezonda epey bir şey öğrendim. Bir de tecrübelilerimiz var; Asuman Dabak ve Ayşegül Aldinç gibi. Onları da gözlemleme şansım oldu.

 

Oynadığınız dizide toplumsal mesajlar da veriliyor. Siz ülkemizde olan toplumsal olaylara kafa yorar mısınız?

Özellikle Y Kuşağı olarak tabii ki ben de kafa yoruyorum ülkenin gündemine. Dizide ise Gani Müjde senaryo ekibinin başında, hem mizah yapıyor hem de güncel olaylara gönderme yapıyor. İzleyicilerimizin yaşı küçük olduğu için mesela hayvan sevgisini çok sık işliyoruz. Zaten sanatçı dediğin insan duyarlı olur. Özellikle tiyatro oyuncularının algıları daha açıktır. Ülkemizde yaşanan olayları bilip de, bir sanatçının duyarsız kalabileceğini düşünmüyorum.

 

Diziyle birlikte inanılmaz bir fan grubunuz oluştu. Siz nereye giderseniz takip ediyorlar... Dizinin çok stabil bir reytingi var, yayınlandığımız günden beri reytingimiz hiç düşmedi. Çok sadık bir izleyici kitlesi var, gençler ve çocuklar çok izliyor. Oynadığım Cimbom karakteri gerçekten çok sevildi. Twitter'dan yüzlerce mesaj geliyor, binlerce takipçim var, inanılmaz seviyorlar, diziyi ve beni çok sahiplendiler. Yaptığım tüm işleri takip ediyorlar, sinema filmini hemen duydular ve heyecanla onu bekliyorlar. Çıktığım dergileri, röportajların hepsini alıyorlar, yorumlar yapıyorlar. Gerçekten çok ilgililer.

 

Başınıza komik bir şey geldi mi? Komik değil ama doğum günümde hediyeler gönderip sürpriz yaptılar. Bu arada çok fazla sahte hesap açılıyor bizim adımıza. Mesela Facebook hesabım yok ama sahte hesaplar var. Twitter ve Instagram kulanıyorum sadece. Geçen gün bir anne çocuklarıyla birlikte sete ziyarete geldi ve "Lütfen çocuklara söyler misin facebook hesabının olmadığını? Senin katıldığın bir canlı yayından duymuştum ama çocukları inandıramıyorum" dedi. Benim adımı kullanan biri sahte hesaplar açıp, mesajlar atıyormuş ve bir şeyler istiyormuş; ki tehlikeli durumlar da oldu. Şimdi bir sosyal medya ajansına devredeceğim bu işleri.

 

Rakip takımlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Twitter benim kişisel hesabım Cimbom'un değil. Ama tabii benden maç yorumları bekleyebiliyorlar. Maç yorumları istediklerinde yardımcı olamıyorum çünkü gerçek hayatta o kadar anlamıyorum futboldan. Rakip takımlarla alakalı kötü bir olay yaşamadım. Bakıyorum bir hayranımın profiline "Fanatik Fenerbahçeli" yazıyor ama Cimbom'u seviyor. Cimbom o kadar sevildi ki takım olayını aştı. Bazen de "Ben Beşiktaşlıyım ama Cimbom'u da seviyorum. Keşke Beşiktaşlı olsan" diyorlar.

 

Sinema filminden de biraz bahsedebilir misin?

Bu konuda çok heyecanlıyım. Yetkin Dikinciler ile bir baba-kız hikayesinde oynuyoruz. Aralık gibi vizyona girecek ve çok güzel bir hikayesi var.

 

Yetkin Dikinciler deyince aklıma duygusal bir film geliyor, bol dram mı bekliyor bizi?

Bir baba, karısını ve doğal olarak kızını (2,5-3 yaşlarındayken) terk ediyor ve yıllar sonra geri dönüp kızı kaçırmasıyla film başlıyor. Babasına kızgın olanların özellikle izlemesi gereken bir film. Hem sıcak bir hikaye, hem de dram var; seyircilerin çok seveceğini düşünüyorum. Kendi adıma bu rolü oynadığım için çok şanslıyım. Herkes bana kariyerimde bu kadar erken yaşta böyle güzel bir rol geldiği için şanslı olduğumu söylüyor. Yetkin Dikinciler, çok kıymetli bir oyuncu. Film Hakan Aksum'un projesi; hem yazdı hem yönetti.

 

Filmin seyirciyi en çok çarpacak, vuracak bir sahnesi var mı?

Öyle sahneleri de var ama daha vizyona girmeden çok fazla konuşmayayım. Mutlaka izleyin diyorum.

 

"Pis Yedili" üçüncü sezonunda, daha kaç sezon sürecek sizce?

Reytinglerimiz hiç azalmadığı için seyirci istediği sürece devam edecek. Bu sezon diziye çok yeni karakterler katıldı. Her birinin hikayesiyle de renklendi dizi.

 

Siz dizi izler misiniz? En çok hangi dizileri beğeniyorsunuz?

Yabançı dizileri daha çok takip ediyorum ve "Pis Yedili" başlamadan önce de deli gibi dizi izliyordum. "Modern Family" en sevdiğim komedi dizisi ve müthiş eğleniyorum onu izlerken. "Mad Men”i de izlerdim.

 

Oyunculuğunu beğendiğiniz isimler kimler?

Binnur Kaya'yı gerçekten çok seviyorum. "Aramızda Kalsın"ı Binnur Kaya için izledim ve inanılmaz güldüm. Bana hep dramı yakıştırıyorlar ama ben komedi oynamak isterim aslında. Demet Evgar'ı ve "Bir Kadın Bir Erkek"i de çok severek izliyordum.

 

Bu dizinin sonrasında eğitim için ara verir misiniz yoksa yeni projelere devam mı edersiniz? "Pis Yedili"den sonra gelen teklifler nasıl olur bilemediğim için bir şey söylemem zor ama eğitimimi şu anda da alıyorum. Bir oyuncu koçuyla çalışıyorum. Eğitim her zaman devam edecek çünkü her yeni rol yeni bir karakter, yeni bir konsantrasyon gerektiriyor. Karakteri anlamak adına birikim gerektiriyor ve hepsi bir çalışma isteyeceği için oyunculukta bence "Eğitimimi tamamladım" tarzı bir düşünce hiç olmamalı. 10 sene de geçse yine eğitim alıp yeni karakterine yoğunlaşabilirsin. Ben de sinema filmine aylar önce çalışmaya başladım.

 

Bazen fiziksel olarak da hazırlanmak, çalışmak gerekiyor değil mi? Doğru. Bazen bedenini de kullanman gerekiyor. Yeri geliyor daha fit birini oynaman gerekiyor. Karakterin saçından nasıl yürüyeceğine dek her tür ayrıntıya kafa yorup özelliklerini keşfetmen gerekiyor. Oyunculuk böyle bir süreç; her zaman daha iyisi olman lazım. Gözlem halindesin. Keman çalan kızı da oynayabilirsin, bir katili de... Asthon Kutcher da Steve Jobs'ı oynayabilmek için aylarca çalışmış... Ben çok maymun iştahlı biriyimdir; geçmişte tenis dersi de aldım, resim dersi de... İşte oyunculuğu bu yüzden bu kadar çok seviyorum, insana çok geniş bir yelpaze sunuyor. Her an her şey olabilirim; hiçbir sınırı yok.

 

Detaycı bir insan mısınızdır, programlamayı sever misiniz hayatı?

Detaycı veya çok programlı yaşayan bir insan kesinlikle değildim; çok rahat ve keyfiydim. Bu tamamen değişti çünkü rahat ve programsız bir insan dizi sektöründe çok zorlanır. Sete ayak uydurmalısınız, tüm hayatımızı set belirliyor.

 

Bedeninizi ve ruhunuzu dinlendirmek için neler yaparsınız?

Uyuyorum. Uykuya hasretim bu yüzden dinlenmek için evde zaman geçiriyorum. İnsan, dışarıdaki koşturmadan uzak, bir şeylere yetişmek zorunda kalmadığı anlar arıyor. Hiçbir şey düşünmeden evde kitap okuyup veya film izleyip dinleniyorum. Öyle bir ruh halim oluyor ki sorumluluklardan uzaklaştığım bir alana çekilmek istiyorum.

 

Bu tempo içerisinde beslenmenizi nasıl yapıyorsunuz?

 

Set ortamından dolayı yağlı, tuzlu yemekler yemek durumunda kalabiliyorum. Bu yüzden evde pişirip yanımda götürmeye çalışıyorum. Bir de sana beslenme programı oluşturup ona göre yemek gönderen firmalar var, bu ara onları kullanıyorum. Çok dikkat etmek, hep sağlıklı şeyler yemek gerekiyor. Ekran önünde olunca hem esneklik hem de kendimi daha iyi hissetmek için vücuduma dikkat etmek zorundayım. Nefesi de daha doğru kullanabilmek için ağır şeylerden zaten kaçınmak gerekiyor.

 

Spor yapıyor musunuz?

Pilates yapıyorum ve spor salonu üyeliğim var. Setlerden fırsat buldukça gitmeye çalışıyorum. Bazen bir hafta gidebiliyorsam iki hafta gidemiyorum. Boş günlerimde açık havada yürümeyi de çok seviyorum... Oyunculuk çalışmalarında da var; bedenini tanıma, esnek olma ve rahatlama... Spor yapmamak insanın özgüvenine de zarar veriyor. Spor yaptığım zaman duruşum düzeliyor, bedenimle daha çok ilgileniyorum, özgüvenim daha yerinde oluyor.

 

Bakım anlamında neler yaparsınız?

Cilt bakımım için epey vakit harcıyorum. Makyaja alışık olmayan bir cilt olduğu için pek çok sorun oldu. Cilt doktorum Figen Çekin'e düzenli bakıma gidiyorum.

 

Nasıl bir bakım yapıyorlar?

Çok detaylı bir bakım yapıyorlar; cildi temizleyip özellikle göz altları için doğal ürünlerden oluşan kremler sürülüyor. Saçlarım için de doktorumun yazdığı karışımları kullanıyorum.

 

Nedir bu karışımlar?

Argan yağı, Bepanthen ampul ve ismini tam bilmediğim yağları eczacı karıştırarak hazırlıyor. İnanılmaz iyi geliyor. Masaj, cilt bakımı yaptırmak, spa'ya gitmek çok sevdiğim ve beni rahatlatan şeyler.

 

Son olarak geleceğe dair hayalleriniz neler?

Kariyer anlamında gelecekte "tatmin olmuş" olmak istiyorum. Çok güzel rolleri, başarıyla oynamış olmak istiyorum. İçime sindirdiğim ve gurur duyduğum işler yapmış olmak istiyorum. İşimin dışında ise mutlu ve huzurlu yaşamak önceliğim. Hatta "En iyi oyuncu ben olayım" demektense en mutlu insan olmayı daha çok istiyorum.

 

01.11.2013 - FORMSANTE

Haberin Devamı
MASLAK TİM'DE ÖZEL GALA

Başrollerini Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Aslıhan Kapanşahin ve Yılmaz Gruda'nın oynadığı 'Aşk Ağlatır' filminin galası Maslak TİM Show Center'da gerçekleşti. Ünlü Rus yazar Dostoyevski'nin 'Ezilenler' adlı romanından günümüz İstanbul'una uyarlanan 'Aşk Ağlatır' filminin galasına iş, sanat ve siyaset dünyasından birçok tanınmış isim katıldı. Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini   Mehmet Taşdiken'in yaptığı filmin galasına siyaset, iş ve sanat dünyasından seçkin davetliler katıldı. 'Aşk Ağlatır' filminin galası çok sayıda tanınmış ismi bir araya getirdi. Gecede en çok ilgiyi ise filmin başrol oyuncusu Ceyda Ateş gördü. Galaya sevgilisi Buğra Toplusoy ile birlikte katılan Ceyda Ateş, sevgilisini ailesiyle de tanıştırdı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in de katıldığı filmin galası oldukça keyifli bir ortamda gerçekleşti. Büyük yazar Dostoyevski'nin 'Ezilenler' isimli romanından günümüz İstanbul'una bir uyarlamayla gerçekleştiren 'Aşk Ağlatır' adlı filmin konusu Atıf in (Melih Selçuk) çevresindeki iki kızın dramatik hikâyesini gözler önüne seriyor.

 

30.10.2013 - HELLO

Haberin Devamı
BİR UÇAN BİR DE KAÇAN KURTULUYOR

Faruk Aksoy, gişe rekortmeni 'Fetih 1453'ten sonra yönettiği ilk filminin çekimlerini tamamladı. Fikret Kuşkan, Ali Poyrazoğlu, Asuman Dabak ve Güneş Emir'in başrollerini paylaştğı 'Erkekler' 20 Aralık'ta gösterime girecek. Fikret Kuşkan'ın kariyerinde ilk kez komedi türü bir filmde rol aldığı 'Erkekler', erkekler üzerine çekilen ender filmlerden. Toplumun erkeklere olan bakış açısını sorgulayan filmin senaryosu gereği Fikret Kuşkan ile Ali Poyrazoğlu kadınlarla sık sık öpüşüyor, sevişiyor. Ellerinden bir uçanla bir kaçan kurtuluyor. Bu arada Asuman Dabak'ın 'Kamçılı Kadın' fantezisi de filmin diğer sahnelerinde olduğu gibi izleyiciye kahkaha attıracak türden...

 

27.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
SAAT KAÇTIR FARKINA VARMADAN

"Zengin Kız Fakir Oğlan" isimli dizi bu yıl izlenme oranları düşen TRT 1 kanalında harikalar yaratıyor desek yalan olmaz... Birol Güven imzalı iki aynı iş "Seksenler" ve bu dizi genel olarak tüm kanalları etkileyen reyting dökümü meselesinden çok da etkilenmedi... Peki neden? Basit; hiçbir şekilde izleyici aklını karıştırmadan yollarına devam ediyorlar. Kısacası bu dizilerde sizi şaşırtacak hiçbir şey olmuyor... Önceki akşam Ufuk Özkan'ın akıl hastanesi koğuşunda yarım akıllı arkadaşıyla çıkardığı "Saat kaç?"(komikti vallahi) performansının yaklaşık 10 dakika sürdüğünü düşününce, izlerken zaman da geçiyor işte, daha ne olsun?

 

26.10.2013 - POSTA (MESUT YAR KÖŞE YAZISI)

Haberin Devamı
AŞK AĞLATIR VİZYONDA

Mehmet Taşdiken’in yönettiği dram “Aşk Ağlatır”ın başrollerini Ceyda Ateş, Melih Selçuk ve Yılmaz Gruda paylaşıyor. Film nişanlısından ayrılan Atıf’ın, tesadüfen tanıştığı küçük ve hasta bir kızla kurduğu dostluğu konu alıyor.

 

26.10.2013 – MİLLİYET CUMARTESİ

Haberin Devamı
ERKEKLER 20 ARALIK'TA VİZYONDA

"Erkekler" filminin ilk teaser'ı sosyal medyada paylaşıldı. Fikret Kuşkan, Ali Poyrazoğlu, Asuman Dabak ve Güneş Emir'in başrolleri paylaştığı film, 20 Aralıkta vizyonda...

 

26.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
MELİS İLE UĞRAŞMADIKLARI SÜRECE SORUN YOK

Yağmur Tanrısevsin, sezonun en iyilerinden ‘Güneşi Beklerken’ dizisinde Melis karakterine can veriyor. “Melis, duygu açısından zengin bir karakter. Bu yüzden severek canlandırıyorum” diyen genç oyuncu ile diziyi, rolünü ve hedeflerini konuştuk.

‘Güneşi Beklerken’ sezonun en iyi işlerinden. Sizce neden bu kadar sevildi?

Sadece bir gençlik dizisi olmaması ve herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği hayatın içinden, yaşadığımız ya da şahit olduğumuz birçok duyguyu yansıtması Güneşi Beklerken'in bu kadar sevilmesini sağladı. Ayrıca enerji dolu pozitif  bir ekip ile çalışıyoruz, güzel dostluklarımız var. Bunun seyirciye yansıdığını hissediyoruz ve bu yüzden çok mutluyuz.

Dizi teklifi nasıl geldi?

Menajerim Tümay Özokur'un aracılığıyla çekime katıldım ve sonrasında yönetmen görüşmesine çağrıldım. Yönetmenimiz Altan Dönmez ile o gün tanıştım ve benim için dönüm noktası oldu. Kendimi geliştirebileceğim bir projede çalışmayı çok istiyordum ve benim için büyük bir şans oldu. Her bölüm oyunculukla ilgili yeni bir şeyler keşfetmeye başladım ve oynadıkça öğrenmeye devam ediyorum. Umarım her oyuncunun Altan Dönmez ile tanışıp çalışma fırsatı olur. 

Canlandırdığınız Melis, karmaşık bir karakter ama bana sonradan gerçekten iyilik sever biri olacak gibi geliyor, sanki biraz da dönüşümü başladı?

Melis duygu açısından zengin bir karakter. Bu yüzden severek canlandırıyorum. Birçok haklı sebebi var. Ailesini birarada tutmak için çaba gösteriyor, aşık olduğu Kerem’i ve sevdiği insanları kaybetme korkusu onu hırçınlastırsa da her şey istediği gibi devam ettiği sürece kendi halinde ve mutlu birine dönüşebiliyor. Melis ile uğraşmadıkları sürece sorun yok diyelim :) 

Adını Feriha Koydum ilk dizinizdi, galiba dönüm noktanız oldu çok konuşulan bir projede yer almak şanstı değil mi? Neler hissettiniz?

Benim için büyük bir şans oldu. Adını Feriha Koydum’un başarısı bilinen bir diziydi ve uzun yıllar konuşuldu. Böylesi başarılı bir diziyle başlamak beni ön plana çıkardı ama yeni bir projeye başından dahil olmak da farklı bir tecrübe oldu benim için... Verilen tüm emeklere şahit oluyorsunuz ve herkesten daha çok sahipleniyorsunuz. Bu konuda şanslı olanlardanım...  

‘Adını Feriha Koydum’da sarışınken ‘Güneşi Beklerken’de kumral oldunuz. Rol için miydi?

Önce sarışındım; dizi bittikten sonra yer aldığım korku filmi için saçımın bir kısmını koyu renge boyattım sonrasında değişikliğin iyi olacağını düşünerek kumral renge döndüm. Ama lise öğrencisini canlandıracağımı öğrendiğim anda doğal rengine döner yine aynı tercihi yapardım.

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde okuyormuşsunuz, ileride sergi açmak gibi hayalleriniz var mı?

Bölümüm ile ilgili farklı birkaç düşüncem var. Oyunculuğa devam ederken aynı zamanda atölye açmayı düşünüyorum. Okuduğum üniversitede birçok yetenekli ve ise ihtiyacı olan öğrenci arkadaşlarım var. Onların rahat bir şekilde çalışabilecekleri ve her imkanı sunabileceğim bir atölye kurmak hedeflerim arasında. 

Peki oyunculuk konusunda net iddialarınız ve idealleriniz var mı?

İddialı konuşmayı seven biri değilim çünkü gerçekten zamanın size ne göstereceğini bilmiyoruz, yükselmenin bir sınırı olduğunu düşünmüyorum, çalışma ve isteğe bağlı bir şey. Şu an yaptığım işten keyif alıyorum ve çok mutluyum. Kendimi geliştirmek için elimden geleni yapıyorum.

 

30.10.2013 - HAFTA SONU

Haberin Devamı
OYUNCULUK İÇİN DOĞMUŞUM

Şu sıralar, “Şevkat Tepe” dizisinde tanışıp önce rol, sonra da hayat arkadaşı olduğu Mert Kılıç ile evliliğin tadını çıkaran güzel oyuncu Aslıhan Güner, mutluluğun sırrı önce güven diyor. Hollywood hayalleri kurmuyor ama Türk izleyicisine güzel işler sunmak için şevkle çalışıyor. Tam bir mutfak aşığı olan oyuncunun planları arasında mutfak, sofra ve sunum üzerine bir program yapmak da var. Hayattan, alışverişten, güzellik ve aşktan konuştuğumuz sohbetimize buyurun!

 

“Her Şey Yolunda Merkez” nasıl gidiyor?

Dizi benim için gayet keyifli gidiyor, mutlu ve enerjik bir ekiple çalışıyoruz. Canlandırdığım karakterden memnunum, ki bu bir oyuncu için çok önemlidir bence. Onun dışında izleyici kitlemizden gelen yorumlardan da memnunum. Daha ne isterim! :)

 

Oyunculukla ilgili en büyük hayaliniz, hedefiniz nedir?

Benim hiçbir zaman uzun soluklu ve büyük hayallerim olmadı, olmaz da. En fazla bir adım sonramı düşünürüm. O yüzden oyunculukta öyle Hollywood ya da dünya starı olmak gibi dertlerim hiç yok. Kendi ülkeme, kendi insanıma bir faydam olursa ne ala! O yüzden idealim, başarılı ve faydalı olabilmek.

 

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Ailede hiç oyuncu var mı?

Sanırım birçok oyuncu gibi ben de aynı cevabı vereceğim bu soruya; çünkü kendimi bildim bileli sahne sanatlarına fazla düşkünlüğüm vardı. Sosyal bir çocuktum, hiç geri durmadım ve bütün aktivitelerde, sosyal projelerde başı çektim. Sonrasında oyuncu olmama hiç kimse şaşırmadı. Bu yüzden ben bunun için doğmuşum.

 

Örnek aldığınız oyuncular kimler?

Türk sinemasının 4 yapraklı yoncaları benim için bambaşkadır. Türk Sineması aşığıyımdır. O dönemlerde oyuncu olmayı çok isterdim mesela. Yeşilçam’a emek veren isimlere saygım sonsuzdur, elimden geldiğince set ahlakını, iş kurallarını, saygıyı, disiplini onlardan görüp duyup öğrenmişimdir.

 

Oyunculuk dışında neler yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz var mı?

Kitap ve kahve keyfini sevenlerdenim şu sıralar. Yeni evli olduğumdan doya doya evimde vakit geçirmeye bayılıyorum. Dekorasyon yeni hobim. Mutlu olmak için sebepler ararım.

 

Güzellik ve bakımınıza özen gösterir misiniz? Kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın vazgeçilmezleri neler?

Güzellik önce içten gelen, kalple alakalı bir durum, kalbin güzelse güzelsindir. Onun dışında bakım olarak cildime eczaneden aldığım mineralli ürünler kullanırım. Günlük hayatta makyaj yapmam, yapmam gerekiyorsa bir pudra, bir maskara sürerim. Bu ara makyaj çantamın vazgeçilmezi Sephora Gold maskara ve çok kolay bulamadığım parfümüm Armani Code Summer.

 

Saçlarınız için uyguladığınız özel bir bakım var mı?

Saçlarıma L’Oreal’in ürünlerini kullanıyorum. Çok memnunum, ayrıca Kerastase’ın bakım maskesini de uyguluyorum, sonuç güzel oluyor.

 

Vücudunuzda en beğendiğiniz yer neresi? Estetik operasyonlara bakışınız nasıl?

En beğendiğim yeri hiç düşünmemiştim açıkçası. Sanırım bir bütün olarak memnunum kendimden. :) Estetik operasyonlara karşı bakış açım sert değil tabii ki ama ben yaptırmayı hiç düşünmedim ve düşünmüyorum, doğal olan her şey benim kabulüm.

 

Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl?

Şu aralar spora ara verdim, disiplini bozduğunuzda geri dönmesi zor oluyor. Düğün telaşında bozuldu düzenim ama tekrar başlayacağım. Beslenme düzenimin iyi olduğunu düşünüyorum, elimden geldiğince her şeyden belirli miktarlarda tüketmeye çalışırım. Meyvemi eksik etmem, sebze, bakliyat ve et tüketimimi dengelerim. Bir tek tatlıya zaafım var ama onu da kısıtladım, şimdi kilom istediğim yerlerde ve memnunum.

 

En sevdiğiniz özelliğiniz ve keşke daha … olsam dediğiniz bir huy var mı?

En sevdiğim özelliğim kararlı olmam ve karar verdiğim şeyi uzun yıllar sürdürebilmem. Keşke diyebileceğim hiçbir şeyim yok çok şükür, iyi ki demeyi öğrenenlerdenim.

 

Modayla ne kadar ilgilisiniz?

Modayla çok yakından olmasa da ilgileniyorum tabii ister istemez ama benim kendimi rahat ve iyi hissettiğim tarzın önüne hiçbir trend geçemez. :)

 

Alışverişe ne sıklıkta ve kimlerle çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Son zamanlarda tam bir internet canavarı oldum, her şeyimi internetten alıyorum. Mağaza dolaştığımda da Zara, Mango, Koton ve Berskha’ya mutlaka bakarım.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler?

Uzun etek ve elbiselerim, bayılırım onlara!

 

Evlilik teklifiniz romantik miydi?

Romantik değildi, hatta teklif direkt edilmedi de diyebiliriz. :) Eşim doğum günümde yüzüğü bana getirdiğinde “Anlamını biliyorsun, umarım ömür boyu takarsın” dedi hepsi bu!” Benimle evlenir misin? Evet!” Olmadı yani. :)

 

İki oyuncu olarak evliliğinizde mutluluğu yakalamanın sırrı nedir?

Kesinlikle güven. Güven olduğu zaman her şey oluyor. Mert’le önce dost, sonra sevgili olduk biz. Saygı ve sevgi aramızdan hiç çekilmedi, çok şükür evlilikle taçlandı bu güzel sevgimiz. Rabbim ömür boyu sürmesini nasip etsin inşallah.

 

Mutfakla aranız nasıl?

Fazla iyi, ben mutfak aşığıyım. Evde olduğumda zamanımın yüzde 80’ini mutfakta geçiriyorum. Ev bakarken en büyük isteğim büyük bir mutfaktı. Yemek yapmayı, sofra hazırlamayı, sunumu çok seviyorum. Beni inanılmaz mutlu ediyor. İlerde mutfak, sofra ve sunum üzerine bir program yapmayı düşünüyorum.

 

EKİM 2013 – SHOP’S

Haberin Devamı
ÖYKÜ ÇELİK - 10 SORU 10 CEVAP

'Benim İçin Üzülme' dizisinin Bahar'ı Öykü Çelik'le 10 soru 10 cevap...

Sonbahar, genelde sana neyi anımsatır?

Sonbaharın dokusu, kokusu ve renkleri arada kalmış duyguları anlatıyor. Ruh halin neyse, sonbahar seninle bütünleşecek kadar sana ait bir mevsim bence. Öte yandan Yaz ve İlkbahar sanki hep mutlu olmalıymış hissi yaratıyor. Oysa ki, bu mevsim sadece kişiye özel.

 

Hayattaki en büyük korkun nedir?

Sevdiklerimi kaybetmek.

 

Çantandan çıkarmadığın ve her zaman yanında mutlaka bulundurduğun üç şey nedir?

Nüfus cüzdanım, ev anahtarlarım ve elma.

 

Sence sevmek mi yoksa sevilmek mi?

Karşılığı olmayan hiçbir duyguyu sevmiyorum. Sevmeliyim ve sevdiğim sürece de sevilmeliyim. Paylaşılamayan duygular insanı ne azaltır ne de çoğaltır.

 

En son izlediğin tiyatro oyunu ya da sinema filmi nedir?

En son Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda "Sokağa Çıkma Yasağı" adlı oyunu izledim.

 

Karşı cinste en çok neye önem verirsin?

Öncelikle hayattan birlikte keyif alabilmeliyiz. Beraber her şeye gülebilmeliyiz ve hepsinden önemlisi de birbirimizi komik bulmalıyız.

 

En sevdiğin erkek parfümü hangisi?

Bazen erkekler en kaliteli ve pahalı parfümü kullansa da tenlerine uymadığı için son derece basit ve kötü kokulu gelebilir. Bu yüzden belli bir marka söyleyemiyorum. Bence bu konuda en önemli şey; sevdiğiniz adamın kendi kokusudur.

 

İlişkilerinde fedakar mısın?

Aile, arkadaşlık ya da sevgili ilişkilerinde, şayet fedakarlık yapmam gerekiyorsa, yaparım. Sorumluluklarımdan kaçmam.

 

Evlilik sence çılgınlık mı?

Bence, tam tersine; evlilik, üzerine çılgınlık yapılamayacak kadar ciddi bir kurum. Ancak hayal kırıklıklarıyla dolu ve kötü sonlanmış bir evliliğin ardından insanlar çılgınlık yapabilir.

 

En son nereye seyahat ettin?

En son Batum’u ziyaret ettim.

 

KASIM 2013 - ESQUIRE

Haberin Devamı
CESUR BİR KADINIM AMA DELİ CESARETİM YOK

Ceyda Ateş, son günlerde yaşadığı ilişki ile adından epeyce söz ettirdi ancak şu dönem, rol aldığı projelerle de oldukça gündemde olacağı zamanlar… Dostoyevski’nin “Ezilenler” romanından günümüz İstanbul’una uyarlanmış bir film olan “Aşk Ağlatır”da izleyeceğimiz Ateş, Mahsun Kırmızıgül’ün yapımcılığını üstlendiği “Firuze” dizisinin de esas kızı…

 

“Aşk Ağlatır”…Bu duygu hep hüzün vermek zorunda mıdır? Size göre ne anlam ifade ediyor aşk?

Şu sözü çok severim: "Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk gurura baskın çıkıyorsa…" Ben de aşkı zinde tutan duygunun kaybetme korkusu olduğunu düşünüyorum. Yaş kaç olursa olsun, aşk insanı hayata bağlıyor. Hüznü bile başka...

 

Filmde küçük yaştan itibaren tanıdığı ve sevdiği Atıf’ı başka bir erkeğe aşık olduğu için bırakan Lale’yi canlandırıyorsunuz. Ama Atıf, size asla sırt çevirmiyor, hatta yardım ederek destek oluyor. İkili ilişkilerde bu mümkün mü?

İlişkilerde her zaman her şey mümkün bence. Filmler, romanlar şayet geleceği anlatmıyorsa, bugüne dair yaşanmışlıklardan kaleme alınıyor. Herkesin aşkı hüznüyle, sevinciyle başka bir hikaye. Gerçek seven kişi, bence fedakarlık yapar.

 

Gerçek hayatınızda böyle bir şeyle karşılaşsanız karşınızdaki insana tavrınız Atıf’ınki gibi olur mu? Yani şartlar ve yaşanılan duyguların derinliği o bildiğimiz yaşam ve davranış kalıplarını değiştirebilir mi?

 

Aşk imkansızı ister, gerçek sevgide fedakarlığı… Yaşadığım aşk ya da sevgi neyi gerektiriyorsa onu yaşarım elbette ama benim de sınırlarım var. Karşı cins için değil sadece, hayatta en mükemmel duygu bence koşulsuz sevgi.Koşulsuz sevebilmek de gerçekten zor,egolarımız genellikle önüne set çekiyor.

 

İnsanlar birbirleriyle olan ilişkilerinde hayata çok mu at gözlüğü ile bakıyorlar?

İlişkiler kişilere ve koşullara göre farklılık gösterir. Kimi mantığıyla, kimi sadece duygusuyla hareket eder. Ben karşılıksız bir duygu yaşamak istemezdim, at gözlüğüyle bakmak da istemem. İlişkiyi besleyen birçok duygu var, salt bir duyguya bağlamak mümkün değil

 

Aşk için neleri göz alırdınız?

Kişiliğime, benim ve ailemin onuruna gölge düşürmemek koşuluyla her şeyi göze alırdım.

 

Ceyda olarak Lale karakterinden ne öğrendiniz?

Oynadığım karakterler bana bir şey öğretmiyor, hayatın içindeki yaşanmışlıklar ve beraber yaşadığım yol arkadaşlarımdan ne öğreniyorsam öğreniyorum. Ailem ve menajerim Tümay Özokur'un tecrübeleri benim için ayrı önem teşkil ediyor.

 

Son yıllarda jenerasyonunuzda en ön plana çıkan isimlerden birisiniz? Peki diğer pek çok kadın oyuncu arasından sıyrılmanıza neden olan özellikleriniz “size göre” neler?

Elbette fiziki özelliklerim ve oyunculuğum beni seyirciyle buluşturdu. Ama samimi olmasaydım bu kadar geniş bir kitle bana kendimi özel hissettirmezdi. Yaşıtım genç kızlar ne yaşıyorsa ben de aynısını yaşıyorum, onlardan biriyim, bunu o kadar iyi biliyorlar ki beni hep sevgiyle sahipleniyorlar. İster istemez fark ediliyorsunuz. Kötü karakteri oynamak zordur hele ki kötüyü oynarken seyircinin seni haklı görmesini sağlamak daha da zordur. ‘Adını Feriha Koydum’da sanırım zoru başardım.

 

Cesur bir kadın mısınız?

Cesur bir kadınım, ama deli cesaretim yok. Deli cesaretinin, gereksiz olduğunu düşünüyorum, doğru zamanda doğru hamle yapmak taraftarıyım.

 

Kavgacı mısınız, yoksa uzlaşmacı mı?

Hiç kavgacı değilim, ne kadar tahrik edilirsem edileyim sonuna kadar sabretmeye çalışırım.

 

İnsanların ne söylediklerine takılır mısınız bu hayatta, yoksa eğer bir şeye karar verdiyseniz bildiğinizi mi okursunuz?

Doğru olduğuna inandığım müddetçe kararlarımın, arkasında dururum. Gencim doğrularımla, yanlışlarımla yaşlanacağım herkes gibi. İnandığım insanların ne söylediği benim için daima önemlidir, ama hayatımda önem teşkil etmeyen insanların eleştirileri beni bir yere kadar etkiler. Beni eleştirecek insanların mükemmel olması gerekir. Ama hepimiz biliyoruz ki kimse mükemmel değildir hayatta. Seyircilerimin tavsiye ve eleştirileri benim için her zaman önemli, o ayrı.

 

Kendinizde beğenmediğiniz ve mücadele ettiğiniz, yüzleştiğiniz bir yönünüz var mı?

Her gün her insan gibi yeni bir gerçekle yüzleşiyorum önemli olan yüzleşecek ve kabul edecek kadar cesur olmak. Ne mutlu ki kendimi değiştirip geliştirebiliyorum.

 

Son günlerde ilişkiniz gündemde… Birliktelik yaşadığınız insanın ailesiyle yaşanan sorunlar sonucu bir açıklama yaptınız. Karşımızda aşkına sahip çıkan bir kadın var… Konuyla ilgili yorumlarınız nedir?

Yargısız infaz edilmek hiç kimse için güzel bir durum değil.

 

Hayalleriniz nedir?

Sevdiklerimle, dünden ders alıp, bugünün tadını çıkararak, mutlu ve huzurlu yaşlanmak istiyorum.

 

26.10.2013 - AKTÜEL

Haberin Devamı
BENİ 300 SPARTALILARDAN BİRİ SANDILAR

Yakışıklı oyuncu Emre Kızılırmak, HT Magazin’e konuştu. Aşk Bir Hayal ve Dedektif Memoli dizileriyle adından söz ettiren 2007 Best Model ikincisi Emre Kızılırmak, oyunculuk hikayesi ve yeni filmi Peri Masalı hakkında HT Magazin'e konuştu.Bir yıl önce yayınlanmadan kaldırılan 'Atlılar' dizisinin çekildiği yer olan Bulgaristan'a giden Emre Kızılırmak, yan platoda çekilen 300 Spartalı filmi setinde 300 Spartalı'dan biri sanıldığını söyledi.

 

Küçüklüğünden beri hayalini kurduğu oyunculuğa ulaşmak için pes etmeden çalıştığını söyleyen Kızılırmak, oyunculuk dışında da pek çok meziyete sahip. Sporun kattığı vücudu ve 1.93 boyuyla savaşçıları anımsatan 30 yaşındaki oyuncu, 'Atlılar' dizisinin çekimleri için gittiği Bulgaristan'da başına gelen ilginç anıyı şu sözlerle anlatıyor, ''300 Spartalı'nın çekildiği plato, bizim hemen yan platoydu. Birgün ziyarete gittiğimde biri beni 300 Spartalı'dan biri sanıp, ''Sen hala üstünü giyinmedin mi?'' diye azarlamıştı.''

 

Oyuncu olmak için çok çabaladığınız biliniyor. Neler yaptınız uğruna?

Eskişehir'de öğrenciyken İstanbul'a reklam ve katalog çekimleri için gelip gitmeye başladım. Oyunculuk küçüklüğümden beri yapmak istediğim bir şeydi. Bir adım atmak için Eskişehir Odun Pazarı Belediyesi'nin tiyatrosunun sınavlarına girdim ve kazandım. Bu arada İstanbul'a gidip gelmeye devam ettim. 24 yaşındayken halam Best Model yarışmasına benden habersiz fotoğraflarımı yollamış. İstanbul'dayken elemelere çağrıldım, seçildim ve ikinci oldum. Daha sonra 2008 yılında Güney Kore'ye Manhunt International Contest'e katılmak için gittim ve en iyi podyum modeli seçildim. Sonrasında Erler Film benimle görüşmek istedi. Birkaç deneme çekiminden sonra birçok aday arasından beni seçtiler. Sonunda Mardin'de Aşk ve Hayal dizisiyle oyunculuğa ciddi bir adım attım.

 

Best Model yarışmasının kariyeriniz üzerinde etkisi var mı?

Best Model olmasaydı, ben yine oyuncu olmak için kapıları aşındırmaya devam edecektim. Zaten üniversite yıllarımda tiyatrolar, oyunculuk okulları, workshoplar için vaktimi ayırıyordum. Mesela Slovenya'da bir sene okudum. Orada konservatuvarın herkese açık olan derslerine girmek benim tercihimdi. Bunu kimse bilmez.

 

''MİLLİYETÇİ DUYGULARI KABARIK BİRİYİM''

 

Manhunt International Contest'de size misyonerler tarafından dininizi değiştirmeniz şartıyla bir takım vaatlerde bulunulduğu söyleniyor? Doğru mu bu?

Böyle bir şey yaşadım ama biraz abartılmış bir haber. 'Dinini değiştirirsen ancak...' diye bir şey yok. Ama her dinde olduğu gibi onların da misyonerleri var ve dinlerini empoze etmeye çalışıyorlar. Ama ben bütün dinleri biliyorum ve bizim kitabımızın en son gelen, en gelişmiş kitap olduğuna inanıyorum. Biz zaten onların bilgilerine daha fazla eklenmiş şekilde sahibiz. Onlara da cevabım ''Biz kendi milletimizi, devletimizi, bayrağımızı bu tür ufak şeyler için hiçe sayacak değiliz'' olmuştu. Türkiye'nin tarihine, halkın göstermiş olduğu kahramanlıklara bakarak, bize bu soruyu zaten hiç sormamış olmaları gerekiyordu. Milliyetçi duyguları kabarık biriyim.

 

Basketbol geçmişiniz var. Sporla nasıl tanıştınız?

Babam klüp antrenörüydü. Klübe beni sık sık götürürdü. Onun sayesinde 6 yaşında basketbol oynamaya başladım. İzmir'de DSİ, İzmirspor, Balçova Belediyesi, Tuborg gibi birçok kulüpte oynadım. Ama üniversite için Eskişehir'e gittiğimde orada şartlar yeterli olmadığı için basketbolu bırakmak zorunda kaldım. Liseden sonra hobi olarak yapmaya devam ettim.

 

''HERKES KENDİ KAPISININ ÖNÜNÜ SÜPÜRSÜN''

 

Bir röportajınızda babanızla İzmir'de ücretsiz basketbol kursu verdiğinizi söylemişsiniz. Nasıl bir çalışma içindesiniz?

İzmir Seferihisar'da babamla benim 'Kızılırmak Spor Kulübü' adlı bir basketbol okulumuz var. 6-12 yaş grubu çocuklara ücretsiz eğitim veriyoruz. Ben sadece İzmir'e gidebildiğim zamanlarda çocuklarla ilgilenebiliyorum. Onun dışında babam ilgileniyor. Bu çalışmaları yakında Sivas'ın Gemerek ilçesine de taşımayı planlıyoruz. Kütüğümüz Sivas'a bağlı. Oradaki çocuklara da ulaşmak istiyoruz. 'Herkes kendi kapısının önünü süpürsün' söylemi vardır ya, biz kendi kapımızın önünü süpürüyoruz. İnsanlar da bundan bir şeyler çıkararak kendi kapısının önünü süpürsün.

 

Bir süre önce 'Atlılar' isimli üç bölüm bir Türk dizisi çekilmiş ve rolünüz için bir yıl boyunca gizlilikle kılıç kalkan çalışmaları yapmışsınız. Fakat bir yılın sonunda yayınlanmadan kaldırılmış. Neden vazgeçildi?

'Atlılar' dizisi Bulgaristan'da üç bölüm çekildikten sonra yayınlanmadan kaldırıldı. Star iç yapımlarıyla Adam Film'in ortaklaşa üstlendiği bir projeydi bu. Kendi aralarında bazı konularda anlaşamadılar. İki haftalık bir ara verdiler çekimlere. Ara verdiklerinde ben bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım. Bir daha da geri dönmedik zaten. Türkiye'nin filmcilik tarihinin başyapıtlarından biri olmaya aday bir işti. Oyuncu kadrosu müthişti. Çok büyük paralar harcandı. Hollywood filmlerinden eksiği yok, fazlası vardı. 300 Spartalı'nın çekildiği plato, bizim hemen yan platoydu. Arada bir setlerine gidiyordum. Hatta beni 300 Spartalılardan biri sanıp, ''Sen hala üstünü giyinmedin mi?'' diye azarlamıştı biri.

 

''İŞİMDE GÜCÜMDEYİM''

 

Evli olduğunuz birçok kişi tarafından bilinmiyor. Özel yaşamın gizliliği taraftarı mısınız?

Kimseden bir şey saklamadım. Ama özellikle de insanların gözünün içine sokmuyorum özelimi. Magazinden hep uzak kaldım. İlk dizim Mardin'de çekildi. Zaten iki sene boyunca oradaydım. Mardin'in gece hayatı ve magazini olmadığı için gözlerden uzaktım. Daha sonra Dedektif Memoli dizisi çekilirken o kadar yoruluyordum ki, sadece iki saat eve uyumaya gelebiliyordum. İşimde gücümdeyim anlayacağınız.

 

Eşiniz ne işle meşgul?

İngilizce işletmeden yeni mezun oldu. Uluslararası bir şirketle görüşme halinde. Mezun olduktan hemen sonra işe başlamak istemiyor. Geçen sene Anadolu Efes Kulübü'nün amigo kızlarından biriydi. Artık onu da bırakacak.

 

Sizi kıskanır mı?

Eşim kıskanç birisi olsaydı zaten onunla evlenmezdim. Tabii ki birbirimizi kıskanıyoruz her insan gibi. Ama bu normal seyide. Benim hayranlarım olduğu gibi onun da hayranları var. Anadolu Efes Kızları'nında hayranları çoktur bilirsiniz.

 

Evlilik hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Kimisi 20 yaşında evlenir, kimisi 50 yaşında. Önemli olan tüm hayatı birlikte yaşayabileceğin kişiyi bulmaktır. Ben buldum o kadını. Biz zaten Sevda'yla beş seneden beri birlikteyiz. Ben dizilere başlamadan önce başlamıştı ilişkimiz.

 

''İYİ Kİ İLK FİLMİM PERİ MASALI''

 

Yeni filminiz 'Peri Masalı herkesi ağlatacağa benziyor. Sizin film hakkındaki yorumlarınız nedir?

Filmimiz bir aşk hikayesinin yanısıra aile içi ilişkileri, çatışmaları da konu alıyor. İnsanların bu filmden kendilerine ders çıkaracakları çok şey olduğunu düşünüyorum. Tectrübeleri, anlayışı, aile bağlarını, her yaşanan anın önemini vurgulayan bir film. Çok duygusal sahneleri var. Ben Emre olarak daha önce hiç yaşamadığım duyguları yaşadım. Sahne bittikten sonra 5-10 dakika hala etkisinden kurtulamadığım sahneler oldu. Şu an düşününce bile tüylerim diken diken oluyor. Çünkü bu hikaye, filmin senaryosunu yazan ve yönetmenliğini yapan Biray Dalkıran'ın yaşadığı gerçek bir hikaye. O, sahne çekildiği esnada vizörün arkasında beni izlerken, ben onu oynuyordum. Karşılıklı çok büyük bir duygu alışverişimiz oldu. Sahneyi oynamadan önce Biray Dalkıran'ın gözlerinin içine bakarak ondan duygu çaldığım çok oldu. İlk sinema filmim Peri Masalı olduğu için çok mutluyum.

 

Rolünüz gereği sahnede kendi saçınızı kazıdınız. Neler hissettiniz?

O sırada kamera karşısında Mert karakterine bürünmüş olduğum için hüzün hissetmedim. Çünkü Mert, saçlarını keserken üzülmüyordu senaryoda. O yüzden çok rahattım. Ama çekim bittikten sonra Emre Kızılırmak olarak aynanın karşısına geçtiğimde, iki seneden beri uzattığım saçlarımın artık yerinde olmadığını görmek beni üzmedi değil.

 

30.09.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
İŞİMDEKİ DİSİPLİNİ SPORA BORÇLUYUM

Geçen yıl komedi dizisi 'Harem'le izleyenleri gülme krizine sokan Gamze Karaman, şimdilerde iki ayrı magazin programının sunuculuğunu üstleniyor. Cumartesi ve Pazar Sürprizi programlarını başarılı bir şekilde sunan güzel oyuncuyla Akşam Life dergisi için magazini ve dizi sektörünü konuştuk.

 

Çocukluk döneminiz nasıl geçti? Çalışkan bir öğrenci miydiniz?

Asla çalışkan bir öğrenci değildim. Aksine hentbolcuydum. Derslerime bile girmezdim. Marmara Üniversitesi'ni kazandığımda annem ilk başta inanamamıştı.

 

Spor eğitimi almak hayatınıza neler kattı?

12 yıl hentbol oynadım ve sonrasında okuduğum okulu kazandım. Spor bir disiplin diye düşünüyorum. Şüphesiz işimdeki disiplinimi spora borçluyum.

 

OYUNCULUĞA AŞIĞIM

2003 Türkiye Güzeli seçildikten sonra hayatınızda neler değişti?

Ben o yıldan sonra okuluma devam ettiğim için pek bir şey anlayamadım. 'Bir sihirli değnek dokundu ve hayatım değişti' diyemem. Bugüne kadar ne yaptıysam çok çalışarak yaptım.

 

Bugüne kadar birçok yapımda sizi izledik. Oyunculukta hedeflediğiniz nokta neresi? Kariyerimde yavaş ama emin adımlarla yürüdüm. Tabii ki bundan sonraki hedefim de iyi projelerde ve iyi rollerde oynamaktır. Oyunculuğa âşığım, işimi yaparken çok mutlu oluyorum.

 

Sinema mı yoksa dizi mi?

İkisinin de keyfi ayrı diye düşünüyorum.

 

Oyunculuğunuzu geliştirmek adına neler yapıyorsunuz?

Oyunculuğa başlamadan önce oyunculuk dersi aldım. Ama bence en büyük okul setlerdir. Hiçbir zaman ben oldum demedim. Harem dizisi 7'nci işimdi. Hâlâ bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Yaptığım işler benim için okuldur.

 

HER ROLÜ OYNARIM

Her tür rolü oynar mısınız? Sizi zorlayacak roller var mıdır?

Beni zorlayacak hiçbir rol yok. Gerçekten içime siniyorsa yapım şirketi, senaristi, yönetmeni ve oyuncu kadrosu hoşuma gidiyorsa her rolü çıkartırım.

 

Sizin kurallarınız var mı? Varsa olmazsa olmazınız nedir?

Bu soruyu hep çok tuzak bulurum. Her rolü oynarım ya da 'şunu yapmam' diye bir kaidem olmadı. Yaptığım işlere de bakarsanız içime sinen ve güvendiğim insanlarla çalıştım. Bugünden sonra da böyle devam edecektir.

 

Magazin programı sunuyorsunuz. Program sunmanın incelikleri nelerdir?

Daha önce bir sabah programı yaptım. Canlı yayına çok da uzak değilim. Cumartesi Sürprizi hep takip ettiğim ekranların en kaliteli magazin programıdır, ilk zamanlar sunarken çok tepki aldım. 'Sen oyuncusun, magazin programı nereden çıktı?' dediler. Yine güvendiğim bir kadroyla çalışıyorum. Canlı yayın sunmak herkesin yapabileceği bir iş değil. Oyunculuğumun yanına sunucu titri eklenmiş oldu.

 

KİMSEYİ RENCİDE ETMİYORUZ

Sunuculukta örnek aldığınız birileri var mı? En beğendiğiniz sunucular kimlerdir?

Tabii ki beğendiğim isimler var. Ama örnek almak başka bir şey. Oyunculuk için sorsaydınız birçok isim verebilirdim size. Sunuculuğa gelirsek sadece kendim gibiyim ki bu da canlı yayında önemli diye düşünüyorum.

 

En çok hangi ünlülerin haberini sunmaktan keyif alıyorsunuz?

Özellikle sunmaktan keyif aldığım ya da almadığım isimler yok. Ama yakından tanıdığım birinin güzel bir haberini sunarken daha keyifle sunuyorum. Gazeteci değilim, ekip arkadaşlarımın haberlerini seyirciye aktarıyorum. Haberin içindeki kişiyi rencide etmek gibi bir amaç güdülmüyor. Magazin hayatın renklerinden biri. Ben de o rengi yansıtan sunucuyum.

 

Bülent Ersoy ve Ajda Pekkan arasında büyük polemik yaşanıyor. Bu polemik hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok başarılı magazin gazetecilerimiz var bu konuyu onlara sorsanız daha iyi cevaplar alırsınız. Ben magazinci değil programın sunucusuyum. Bahsettiğiniz isimler Türkiye'nin şüphesiz en önemli isimleri bir şey söylemek bana düşmez.

 

En çok reyting alan ünlüler kimler?

Bilmem (gülüyor).

 

En büyük hayaliniz nedir?

Bir sürü hayalim var (gülüyor).

 

AŞK BİR NEVİ AKIL HASTALIĞI

Özel hayatınız nasıl gidiyor? Ufukta evlilik var mı? Bu konuda plan yaptınız mı?

Özel hayatımla ilgili sorulara cevap vermeyi çok sevmiyorum. Hiçbir şeyi gizli saklı yaşamıyorum. Bildiğiniz gibi bir erkek arkadaşım var. Gayet keyifli gidiyor.

 

Size göre aşk nedir? Aşk insanın kimyasını değiştirir derler katılıyor musunuz?

Aşk bir nevi akıl hastalığı bence. Âşık olduğunda tüm fonksiyonlar duruyor. Yoksa sokakta yürürken kendi kendimize sırıtmamızı midemizde olduğunu iddia ettiğimiz kelebekleri nasıl açıklarız ki? Ama güzel bir hastalık, hayatımızdan aşk hiç eksik olmasın.

 

27.10.2013 – AKŞAM LIFE

Haberin Devamı
İVEDİK’E BENZEMİYOR

“Şevkat Yerimdar” filminin galası, önceki akşam Kanyon’da yapıldı. Filmde Şevkat karakterini canlandıran Özgür Can Çevik, “Şevkat çok gerçek bir karakter. Çılgın ve komik hareketleri var ama Recep İvedik gibi karikatürize edilmiş bir karakter değil” dedi. Yönetmen Bülent İşbilen de “Seyirci filmimizi izledikten sonra Recep İvedik’e benzemediğini görecek” sözleriyle oyuncusuna destek verdi.

“Şevkat Yerimdar”ın başrol oyuncusu Başak Parlak, galaya sevgilisi Kemal Uçar’la katıldı. Parlak, “Yamak Ahmet dizisinde tanıştık. Bir senedir beraberiz. Evlilik için erken” dedi.

25 Ekim'de vizyona girecek filmde Özgürcan Çevik ve Başak Parlak'ın yanısıra Cezmi Baskın, Tarık Papuççuoğlu ve Serkan Kuru da rol alıyor.

 

25.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
İVEDİK’E BENZEMİYOR

“Şevkat Yerimdar” filminin galası, önceki akşam Kanyon’da yapıldı. Filmde Şevkat karakterini canlandıran Özgür Can Çevik, “Şevkat çok gerçek bir karakter. Çılgın ve komik hareketleri var ama Recep İvedik gibi karikatürize edilmiş bir karakter değil” dedi. Yönetmen Bülent İşbilen de “Seyirci filmimizi izledikten sonra Recep İvedik’e benzemediğini görecek” sözleriyle oyuncusuna destek verdi.

“Şevkat Yerimdar”ın başrol oyuncusu Başak Parlak, galaya sevgilisi Kemal Uçar’la katıldı. Parlak, “Yamak Ahmet dizisinde tanıştık. Bir senedir beraberiz. Evlilik için erken” dedi.

 

25.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
GALASINA SEVGİLİSİYLE ELELE GELDİ

"Şevkat Yerimdar" filminin galası önceki gün Kanyon sinemalarında yapıldı. Yönetmenliğini Bülent İşbilen'in yaptığı ''Oldu Teşekkürler'' adlı televizyon programının sevilen karakteri “Şevkat Yerimdar”dan aynı isimle sinemaya aktarılan "Şevkat Yerimdar" filminin galası Kanyon sinemalarında önceki gün yapıldı. Filmde "Şevkat" karakterini canlandıran Özgür Can Çevik, "Şevkat çok gerçek bir karakter. Çılgın ve komik hareketleri var. Ama Recep İvedik gibi karikatürize edilmiş bir karakter değil" dedi. Yönetmen Bülent İşbilen ise, "Seyirci sinema da filmimizi izledikten sonra Recep İvedik'e benzemediğini görecek. Çok güzel bir film ortaya koyduğumuza inanıyorum" diye konuştu.

 

GALASINA SEVGİLİSİYLE ELELE GELDİ

 Yoğun katılımın yaşandığı açılışa filmin başrol oyuncusu Başak Parlak, oyuncu sevgilisi Kemal Uçar'la el ele geldi. Parlak, "Yamak Ahmet dizisinde tanıştık. Bir senedir beraberiz. İkimizin de oyuncu olması birbirimizi anlamamız açısından önemli. Evlilik ileride olabilir ama şimdilik erken" şeklinde konuştu.

 

25.10.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
ŞEVKAT RECEP İVEDİK’E BENZEMİYOR

Yönetmenliğini Bülent İşbilen'in yaptığı ve 'Oldu Teşekkürler' adlı programın sinemaya taşınan karakteri "Şevkat Yerimdar"ın galası Kanyon'da yapıldı.

 

Filmde “Şevkat” karakterini canlandıran Özgür Can Çevik, “Şevkat çok gerçek bir karakter. Çılgın ve komik hareketleri var. Ama Recep İvedik gibi karikatürize edilmiş bir karakter değil” dedi. Yönetmen Bülent İşbilen ise, “Seyirci sinema da filmimizi izledikten sonra Recep İvedik’e benzemediğini görecek. Çok güzel bir film ortaya koyduğumuza inanıyorum” diye konuştu.

 

GALAYA SEVGİLİSİYLE EL ELE GELDİ

Yoğun katılımın yaşandığı açılışa filmin başrol oyuncusu Başak Parlak, oyuncu sevgilisi Kemal Uçar’la el ele geldi. Parlak, “Yamak Ahmet dizisinde tanıştık. Bir senedir beraberiz. İkimizin de oyuncu olması birbirimizi anlamamız açısından önemli. Evlilik ileride olabilir ama şimdilik erken” şeklinde konuştu.

 

‘O SES MUSTAFA OYUNCU OLDU

“O Ses Türkiye” yarışmasının birincisi Mustafa Bozkurt ve “Ankara’nın Bağları” türküsüyle beğeni toplayan Ankaralı Coşkun’da “Şevkat Yerimdar” filminde oyunculuğa adım attı. Filmde bir türkü söylediğini belirten Bozkurt, “Yarışmadan sonra profesyonel sanat hayatıma başladım. Filmde de bir sahnede konuk oyuncu oldum. Çok eğlenceli bir film. Acun Ilıcalı sağolsun beni yarışmadan sonra da destekliyor” dedi.

 

SOSYAL MEDYADAN SİNEMAYA

Sosyal medyadan doğan ilk karakter Şevkat Yerimdar’ın videoları internette 2.5 milyonun üzerinde izlendi. Senaryosunu Erol Hızarcı’nın yazdığı filmin baş rolünde Özgürcan Çevik yer alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Başak Parlak, Tarık Pabuçcuoğlu ve Cezmi Baskın yer alıyor.

 

YUMURTACI ŞEVKAT’İN HİKAYESİ

“Şevkat Yerimdar”ın çekimleri 80 kişilik ekiple 5 haftada tamamlandı. Film, Balat’ta bir yumurtacı dükkanı sahibi olan Şevkat Yerimdar’ın dükkanına giren araba ile değişen hayatını ve başına gelenleri anlatıyor. ”Şevkat Yerimdar” 25 Ekim’de vizyona girecek.

 

24.10.2013 – SÖZCÜ

Haberin Devamı
ŞEVKAT YERİMDAR VİZYONDA

Yönetmenliğini Bülent İşbilen'in yaptığı ''Oldu Teşekkürler'' adlı televizyon programının sevilen karakteri “Şevkat Yerimdar”dan aynı isimle sinemaya aktarılan "Şevkat Yerimdar" filminin galası Kanyon sinemalarında önceki gün yapıldı. Yönetmen Bülent İşbilen, "Seyirci sinema da filmimizi izledikten sonra Recep İvedik'e benzemediğini görecek. Çok güzel bir film ortaya koyduğumuza inanıyorum" diye konuştu. 

GALASINA SEVGİLİSİYLE ELELE GELDİ

 Yoğun katılımın yaşandığı açılışa filmin başrol oyuncusu Başak Parlak, oyuncu sevgilisi Kemal Uçar'la el ele geldi. Parlak, "Yamak Ahmet dizisinde tanıştık. Bir senedir beraberiz. İkimizin de oyuncu olması birbirimizi anlamamız açısından önemli. Evlilik ileride olabilir ama şimdilik erken" şeklinde konuştu.

25 Ekim'de vizyona girecek filmde Özgürcan Çevik ve Başak Parlak'ın yanısıra Cezmi Baskın, Tarık Papuççuoğlu ve Serkan Kuru da rol alıyor.

 

25.10.2013 - AKŞAM

 

Haberin Devamı
AŞKSIZ HAYAT, TATSIZ TUZSUZ PİLAV GİBİDİR

Dostoyevski’nin "Ezilenler" romanından İstanbul'a uyarlanan "Aşk Ağlatır" filminin galası Maslak Tim Show Center'da yapıldı. Galaya katılan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Aşksız hayat, tuzsuz pilav gibidir" diyerek geceye damga vurdu.

 "Aşk Ağlatır" filminin galasında konuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, "Aşk ağlatır, aşksız hayat tatsız tuzsuz pilav gibidir" dedi. Başrollerini Melih Selçuk, Ceyda Ateş, Aslıhan Kapanşahin ve Yılmaz Gruda'nın oynadığı "Aşk Ağlatır" filminin galası önceki akşam Maslak Tim Show Center'da yapıldı. Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Mehmet Taşdiken'in yaptığı filmin galasına siyaset, iş ve sanat dünyasından davetliler katıldı. Galaya katılan isimler arasında en dikkat çeken isim ise TBMM Başkanı Cemil Çiçek'ti. Cemil Çiçek, basın mensuplarının filmle ilgili soruları üzerine, "Aşk ağlatır, aşksız hayat tatsız tuzsuz pilav gibidir" dedi. "Üvey annesi pek de umurumda değil" Gecede sevgilisi Ceyda Ateş'i yalnız bırakmayan Buğra Toplusoy, ilk kez oyuncunun anne ve babasıyla karşılaşıp tanışmış oldu. Toplusoy Ailesi tarafından 'istenmeyen gelin' ilan edilen Ceyda Ateş, çıkan bu haberlerle ilgili olarak, "Buğra'nın öz annesi ve anneannesiyle aram çok iyi, sadece üvey annesiyle aram bozuk o da pek umurumda değil" dedi.

 

25.10.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
AŞKSIZ HAYAT TATSIZ TUZSUZ PİLAV GİBİDİR

Aşksız hayat tatsız tuzsuz pilav gibidir Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, 'Aşk Ağlatır' filminin galasına katıldı. Çiçek, basın mensuplarının soruları üzerine aşkı böyle tarif etti. Ceyda'Ates, sevgilisi Buğra Toplusoy'u anneye babasıyla tanıştırdı. Buğra Toplusoy, Abdullah Ateş, Cemil Çiçek, filmin yönetmen ve senaristi Mehmet Tasdiken ile sohbet etti. Başrollerini Ceyda Ateş ve Melih Selçuk'un paylaştığı, bugün vizyona giren "Aşk Ağlatır" filminin galası, önceki akşam Maslak TİM Show Center'da yapıldı. Mehmet Taşdiken'in yazıp yönettiği filmin galasına iş, sanat ve siyaset dünyasından isimler katıldı. Konuklar arasındaki en dikkat çekici isim ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkam Cemil Çiçek'ti. Basın mensuplarının filmle ilgili sorularım yanıtlayan Çiçek, bir soru üzerine aşkı şöyle tarif etti: "Aşksız hayat, tatsız tuzsuz pilav gibidir. Onun ne kadar tadı olursa, aşksız hayatın da o kadar tadı olur." Filmin başrol oyuncusu Ceyda Ateş, geceye işadamı sevgilisi Buğra Toplusoy ile katıldı. Konuklar arasında genç oyuncunun anne ve babası da vardı. Sevgilisini ailesiyle tanıştıran Ateş, Toplusoy ailesi tarafından istenmediği iddiasına da şöyle yanıt verdi: "Buğra'nın öz annesi ve anneannesiyle aram çok iyi. Galaya da geleceklerdi ama gelemediler, tebriklerini yolladılar. Şunu belirtmek istiyorum; Buğra'nın annesiyle babası ayrı. Şu anda babasıyla evli olan kadın, Buğra'nın gerçek annesi değil. Benim sadece onunla aram bozuk, o da pek umurumda değil. İnsanlar da artık daha fazla deşmesinler."

 

25.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
DAMAT AİLEYE GİRDİ

Yönetmenliğini Mehmet Taşdiken'in yaptığı, Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Itır Esen ve Ege Aydan'ın başrolünü paylaştığı "Aşk Ağlatır" filminin galası Maslak TİM'de yapıldı. Galaya sevgilisi Buğra Toplusoy ile gelen Ceyda Ateş onu ilk kez ailesiyle tanıştırdı. Düvenci, istenmeyen gelin olmadığını, sadece Buğra'nın üvey annesinin kendisini istemediğini açıkladı.

 

25.10.2013 - GÜNEŞ

Haberin Devamı
PİS YEDİLİ’NİN EN GÜZELİ

"Pis Yedili" dizisinin CimBom'u EdaEce, "Dizinin en güzel karakterini ben oynuyorum" diyor.

 Pis Yedili'yle adını duyuran Eda Ece, Women's Health dergisindeki röportajında dizide canlandırdığı karakteri çok sevdiğini söyledi. Oynadığı karakterin asıl adı Günçiçek ama fanatik Galatasaraylı olduğu için arkadaşları ona "Cim Bom" diyor. Eda, karakterinin tam olarak 'komik' olmadığı düşüncesinde: "Çok fazla dram sahnem de oluyor. Çok iyi bir karakter, Cim Bom'u oynamayı seviyorum. Bana sorarsanız Pis Yedili'nin en güzel karakterini ben oynuyorum!"

 SİNEMA FİLMİ HEYECANI

Eda Ece, şimdilerde de ilk sinema filminin heyecanını yaşıyor. Çekimleri bu yaz tamamlanan filmde Yetkin Dikinciler'le başrolü paylaşan Eda, seyircinin yapımı çok beğeneceğini söylüyor: "Filmde kızı 2.5-3 yaşlarındayken evi terk etmiş bir baba var. Kızı 1 yaşına basacakken tekrar ortaya çıkıyor ve kızını kaçırıyor. Şimdi anlatmayayım ama hikâyenin devamı epey sürprizli. İzleyicinin çok seveceğini düşündüğüm, gerçekten gurur duyduğumuz bir işe imza attık."

 

24.10.2013 – HÜRRİYET KAMPÜS

Haberin Devamı
BAYRAM İÇİN ROMA’DAYDILAR

‘Güneşi Beklerken’ dizisinde Melis karakterini canlandıran güzel oyuncu Yağmur Tanrısevsin, Kurban Bayramı’nı Roma’da oyuncu arkadaşları Selen Soyder, Tolgahan Sayışman ve Nurana Bagieva ile birlikte geçirdi. Roma sokaklarında bol bol fotoğraf çektiren genç oyuncular fotoğraflarını Instagram’da paylaştı. Tanrısevsin, çok güzel bir bayram tatili geçirdiklerini ve bol bol alışveriş yaptıklarını söyledi.

 

22.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
ERKEK FATMA GELİN OLDU

'Her Şey Yolunda Merkez' dizisinin ‘Erkek Fatma’sı Ayşen Batıgün evlendi. Oyuncu, yaklaşık beş ay önce Abdullah Bulut ile nikah masasına oturdu. Çift yoğun çalışma tempoları nedeniyle geçtiğimiz akşam düğün yapabildi. Düğüne Tümay Özokur-Şahin Tuhan, Ayça İnci, Ayçin İnci, Serdal Genç, Sinan Çalışkanoğlu-Tuğba Sarıünal, Emre Kızılırmak, Eda Özerkan, Burak Demir, Murat Demir, Aslı Omağ, Turan Çiçekçi, Barış Hayta, İpek Düzgünkaya, Cem Avnayim, Erman Burmalı, Lucia Özer gibi ünlü isimler de katıldı.

 

22.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
ERKEK FATMA EVLENDİ

'Her Şey Yolunda Merkez' adlı dizide canlandırdığı 'Erkek Fatma' karakteriyle tanınan Ayşen Batıgün, 5 ay önce Abdullah Bulut ile evlenmişti. Yoğun iş temposu nedeniyle düğün yapamayan oyuncu, geçtiğimiz günlerde telli duvaklı gelin oldu. Düğüne, Tümay Özokur Tuhan ve eşi Şahin Tuhan, Ayça İnci, Ayçin İnci ve eşi Serdal Genç, Emre Kızılırmak ve eşi Sevda Kızılırmak gibi çok sayıda davetli katıldı.

 

22.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
FERDİ KURTULDU BABA OLDU

TRT 1’de 'Osmanlı Tokadı' isimli dizide rol alan Ferdi Kurtuldu ve eşi Yasemin Kurtuldu geçtiğimiz gün bebeklerini kucaklarına aldılar. Erkek çocuk sahibi olan çift bebeklerine ‘Mete Noyan’ ismini verdi. 3,5 kilo ve 52 cm boyunda dünyaya gelen ‘Mete Noyan’ bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.

 

Haberin Devamı
ASLINDA KAHRAMAN OLMAK BU KADAR BASİT

Caner Cindoruk, Star TV’de yayınlanan ‘Aramızda Kalsın’ dizisinde Civan karakteriyle karşımızda. Cindoruk, rolü kabul etme nedeninin “Hikayenin lezzetli gelmesi, özgün olması… Uğur Yücel ve Binnur Kaya’yla oynama fikri” olduğunu belirtiyor

Aramızda Kalsın çok sıcak bir iş ve başarılı castıyla dikkat çekici, size teklif nasıl geldi?

TMC yapımla başka bir dizi yapacaktık ama o iş rafa kaldırılınca yapımcımız Erol Avcı sıcak, samimi bir aile komedisi yapacağız dedi. Hikayeyi okudum çok sevdim.

Diziyi kabul etme nedenleriniz ne oldu?

Hikayenin bana lezzetli gelmesi, özgün olması.Başarılı yapım firması.Ve tabiki Uğur Yücel ve Binnur Kaya'yla oynama fikri.

Canlandırdığınız Civan karakteri Yadigar’ın kurtarıcısı, kahramanı olacak gibi?

Evet biraz öyle. Adaletli, yardımsever, samimi biri olmasının dışında yalnızlığın sebep olduğu bir parça hüznü de barındırıyor. Aslında Kahraman olmak bu kadar basit bence.

Böyle bir projede yer almak ve Uğur Yücel, Binnur Kaya ile oynamak nasıl? Set de, çekimler de çok eğlenceli olsa gerek?

7'sinden 77'sine çok başarılı bir oyuncu ekibiyle çalıştığım için şanslı ve mutlu hissediyorum kendimi. Uğur Yücel hakkında söylenecek pek de bir şey kalmadı sanırım. Kıymetli bir adam Uğur abi. Binnur'sa eşsiz bir oyuncu,gördüğüm en komik kadın çok gülüyoruz ona.

Elveda Katya filminde de Kadir İnanır ile çalışmıştınız, bir anınız var mı kendisiyle?

Trabon'da Kadir abi ve yönetmenimiz Ahmet Sönmez ciddi bir kaza atlattılar. Kadir abinin dizleri yaralanmıştı, buna rağmen gece 3'de sete geldi. Yetiştirmemiz gereken sahnemiz vardı. Sohbetimiz esnasında 'hiçbir set yarım kalmaz aslanım' dedi. Hayatı sinema olmuş bir insanın sözleriydi.

Konservatuar mezunu olarak sizce mektepli olmanın avantajları ve dezavantajları neler?

Benimle ilgili yanlış bilinen bir konu bu. Çukurova Üniversitesi İşletme Fakülte'si mezunuyum. Oyunculukta alaylıyım. Adana Seyhan Belediyesi Tiyatro Topluluğu’nun mutfağında 15’li yaşlarımda başladım tiyatroya. Bu kurumda 10 yıl çalıştım.

Birçok tiyatro oyunu yönetmişsiniz, yönetmek mi oynamak mı hangisinden daha çok keyfi alıyorsunuz?

Üniversiteyi kazanmam 'Üniversite Tiyatro Topluluklarını'  tanımama vesile oldu. Amatör ruhtan kopmamış, deneysel çalışmalar yapan, cesur ve asi topluluklar bunlar. Çok başarılı Üniversite toplulukları var. ÇÜTİT (Çukurova Üniversitesi Tiyatro Topluluğu)'te yönettiğim oyunlarda oldu ama çoğu grup çalışmasıydı. Fakat oyunculuktan aldığım hazzı hiçbir şeyden almıyorum.

Tiyatro çalışmalarına devam ediyor musunuz?

Yeni açılan 'Moda Sahnesi'nde sezon ortalarında Kemal Aydoğan'la yeni bir oyun çalışmamız olabilir.

 

23.10.2013 – HAFTA SONU

Haberin Devamı
HER PROJENİZ TUTACAK DİYE GARANTİ YOK

Ceyda Ateş temkinli konuştu...Yeni sezona Firuze dizisiyle girmeye hazırlanan Ceyda Ateş: İki proje tuttu üçüncüsü de tutar diye bir şey yok.

 

- ‘Adını Feriha Koydum’ dizisiyle şöhret oldunuz. Hayatınızda neler değişti.

Şöhret hayatımda hiçbir şeyi değiştirmedi. Ben setten çıkınca yine aynı Ceyda’yım. Yine arkadaşlarımla pazara, pikniğe giden bir kızım. Çok küçük yaşta bu sektöre girdiğim için şımarmadım.

 

- Yeni yayın dönemindeki diziniz ‘Firuze’de nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

‘Suzan’ rolünü oynuyorum. Yaşadıklarına rağmen dik durmaya çalışan bir kadın. Beni bu dizide izleyenler daha olgun bir kadın olarak görecekler.

 

- Star konumundaki kişilerin de dizileri tutmayabiliyor. Nurgül Yeşilçay’ın da birçok dizisi yayından kaldırıldı.

Çok iyi oyuncu olabilirsiniz ya da dediğiniz gibi star olabilirsiniz ama iki projeniz tuttu diye üçüncü proje de tutacak diye garantiniz yok. İzleyicinin aldığı doku, elektrik çok önemli. İstediğiniz kadar bütün starları koyun dizinin dokusu tutmuyorsa olmuyor.  

 

OLMAM GEREKEN YERDEYİM

 

- Melih Selçuk’la oynadığınız ‘Aşk Ağlatır’ 25 Ekim’de vizyona giriyor. Çok mu ağlıyorsunuz, çok mu ağlatıyorsunuz?

Küçük bir kız ile bir adam arasındaki bağı anlatıyoruz.  Aşk ağlatır ama bir yerden sonra verdiği mutluluk da vardır!

 

- Oyunculukta kendinizi nerede görüyorsunuz?

Olmam gerektiği yerdeyim. Ben merdivenleri yavaş yavaş çıkıyorum.

 

BENİ FETTAN DİYE ETİKETLEDİLER

 

- ‘Adını Feriha Koydum’daki fettan kadın imajını geride bıraktınız mı?

Fettan bir kadın değilim ben. Oyunculuğum dişi bir roldü. İnsanlar fettan diye bir şey yapıştırdı. ‘Evlerden Biri’nde masum bir kızı oynadım. İnsanların bir bütün olarak bakması gerekiyor. En basiti Jennifer Aniston’ı dramada izlerken, bir saat sonra komedide izleyip gülebiliyoruz. Türkiye de oyuncuları biraz daha rahat bıraksınlar.

 

 

21.10.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
SANATÇI ŞÖHRETİ YÖNETEMEZSE HEBA OLUR

Madde kullanımından dolayı gözaltına alınırken, gecenin kör karanlığında 'ayakta duramayacak halde' alkollüyken ekranlara çıktıklarında, dizilerden elde ettikleri şan ve şöhreti de ezip geçiyorlar... Kısa sürede büyük bir hayran kitlesine sahip olup şöhretin yanında lüks bir yaşama da geçiş yapan genç ve yetenekli oyunculardan söz ediyoruz. Bu durum sadece bizim ülkemizde de görülmüyor, örneğin; Disney'in küçük yıldızlarının şimdiki halleri her yerde tartışma konusu... Büyük yeteneklerin sonu 'ölüm' bile olabiliyor, geriye trajik yaşamlarını anlatan kitaplar, gazete yazılan, belgeseller kalıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ünlülerin bu noktaya gelmemesi ya da bir kriz yaşandığında 'sağsalim' atlatabilmeleri için psikolojik danışmanlık hizmeti veriliyor. Kendilerine bağlı sanatçılara şöhret yönetimi konusunda destek olan oyunculuk ajansı sahibi Tümay Özokur, tecrübelerim şöyle anlatıyor: "Sıfır noktasından çok iyi yerlere gelen ve o yerde kalma çabası içerisinde hatalar yapıp birdenbire düşen kişiler gördüm. Şöhret suya yazı yazmak gibi... Sanatçılar, iğnenin ucundaki balonları andırıyor. Attıkları adımlara dikkat etmeleri gerekiyor. Ünlülerin bu yoldan rahat geçmeleri için onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Psikoterapist Çağatay Öztürk de destek veriyor."

 

KARİYERLERİNİ PLANLIYORUM

Öztürk'ün danışmanlık hizmeti verdiği ünlüler arasında ise Ufuk Özkan, Ceyda Ateş, Öykü Çelik, Fulya Zenginer, Bennu Yıldırımlar, Adnan Koç, Burak Serdar Sanal gibi sevilen oyuncular var. Psikoterapist Öztürk, oyunculara öncelikle bir kişilik analizi yaptığını vurguluyor: "En uygun proje ne ise onlara yönlendiriyorum. Kariyeri bir elbiseye benzetiyorum. Oyuncuların da beğenmedikleri elbiseleri giymelerini istemiyorum! Bu işi sadece maddi kazanç açısından benimseyenler var ama kimi de ömrünün sonuna kadar yapmak istiyor. Oyuncunun kariyerini ne istediğine göre planlıyorum. Medya ile ilişkilerini dengede tutmak için ne yapmaları gerektiğini anlatıyorum." Adını Feriha Koydum dizisiyle yıldızı parlayan Ceyda Ateş, Psikoterapist Öztürk'ten destek alan ünlülerden... Ateş, geçmişte yaptığı hataları tekrarlamamaya çalıştığını söylüyor: "Dünya starlan gibi son derece disiplinli bir şekilde çalışıyoruz. Şöhret doğru yönetilebilirse marka olabilir. Ünlü bir düşünür 'Şöhret rüzgar gibidir, her zaman aynı yöne doğru esmez' der. Şöhret olduğunuzda her şey, her zaman kontrolünüzde olmayabilir. Kurum danışmanımız Çağatay Öztürk bir psikoterapist olarak beni çok iyi anlıyor. İçine girdiğim disiplin beni bunaltacak türden bir disiplin değil. Aksine hayatımı kolaylaştırıyor. Bugüne kadar birçok hata yaptım. Herkes hata yapar, önemli olan tekrarlamamak."

 

MENAJERİ DOĞRU SEÇMEK ŞART

Yaprak Dökümü dizisinde Fikret karakteriyle herkesin beğenisi kazanan Bennu Yıldırımlar, 'menajer'in önemine dikkat çekiyor: "Güvenilir bir dış göze ihtiyaç vardır, oyunculukta... Bu dış gözün adı menajer. Doğru bir menajerle çıkılan yolculukta, samimiyet, sadakat, liderlik gibi özel duygulan paylaştığınız anda basan daha anlamlı oluyor. Profesyonel bir danışman, özerlikle gençlerin şöhret yolculuğunda olmazsa olmazı olmalı."

 

19.10.2013 – STAR CUMARTESİ

Haberin Devamı
SÜPER KIZ KARDEŞLER

Türkiye’nin ilk oyuncu cast ajansı olmanın haklı gururunu yaşıyor. 13 yıldır sinema ve dizilere oyuncular veren Özokur işini severek yaptığını ve karşılıklı güvenin çok önemli olduğunu vurguladı.

 

Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü mezunusunuz. Kendi mesleğinizi yapmayı hiç düşünmediniz mi?

Düşünmenin ötesinde 1 sene gibi kısa bir süre dahi olsa mesleğimi yaptım. Otomotiv yan sanayi için çalışan bir fabrikada laboratuvar şefi olarak çalıştım. Eğlenceli bir görevdi ama bana göre değildi.

 

Bu sektöre ait birçok dalda görev aldınız. Ajans kurma düşüncesi nasıl oluştu?

Kamera önü, kamera arkası, radyoculuk, yazılı basın derken en son kendimi Sevgili Yönetmenim Mete Şener tavsiyesi ile Yasemince dizisinin setinde genel koordinatör olarak buldum. Çok keyifli, eğlenceliydi ve tam bana göre bir meslek tanımı vardı, dürüst ve çalışkan olmak ilkesi olmazsa olmazıydı. Birçok dizide aynı görevi üstlendim son olarak Gurbetçiler dizisinde, 5 senenin sonunda setleri bıraktım ve ajans açtım. Oyuncu bulmak kanayan bir yara idi, bana göre mahalle kültürü ile oyuncu buluyorduk, kendi yaşadığım stres ve zorluklar bana ajans açtırdı. Oyuncuların da temsil edilmeye o kadar çok ihtiyacı varmış ki ajansımız Türkiye’nin en kalabalık, en kaliteli, tek ve ilk oyuncu ajansı oldu.

 

Piyasada ilk defa siz, sözleşmeli çalışmaya başladınız. Sebebi neydi?

Kurumların ilkeleri olmalı, kuralları kişiler koyar ise kurum olamazsınız. Ben etik çalışma ilkelerine çok önem veririm. Esprili bir yaklaşımla anlaşmak için görüştüğüm oyuncu arkadaşlara,‘ben sizinle beraber yaşamak istemiyorum, evlenmek istiyorum’ dedim. Onlara da bu yaklaşım, ters gelmemiş olmalı ki bu kadar kalabalık bir kitle itirazsız ve koşulsuz bir araya geldi.

 

Kayıt için para aldığınızı iddia edenlere ne demek istersiniz?

Kurumumuz artık kalitesini, hizmetini markalaştırmış bir kurum, hiçbir koşulda hiçbir şeyi ispat etme zorunluluğum yok. Yaptığımız her şey o kadar ortada ki… Doğruyu görebilecek zekaya sahip olan kişiler mutlaka farkımızı fark edecektir.

 

Şu an birçok filmde başrolde yer alan oyuncular şöhret basamaklarını çıkarken ilk adımı sizinle attılar. Neden ayrıldınız?

O kadar farklı sebepleri var ki, bazısı ile iletişim kuramaz olduk, bazısına arzu ettiği hizmeti veremedik, bazıları geçmişini bildiğimiz için bizi hayatında istemedi, bazısı abla olmak ile menajer olmak arasındaki duygu karmaşasında kayboldu, bazısı şımardı, bazısının duygularını göremeyip biz haksızlık ettik, bazısının sözleşmesi bitti, bazısı iyi oyuncu değildi, artar sebepler, ne demişler kahve bahane… Genellikle görüşüyoruz, ama bir iki tanesini görmek dahi istemiyorum.

 

Sektöre prodüktör olarak adım atan Tules Evren birçok yapıma da imza attı. Ablası ile cast şirketi kurduktan sonra görev bölümü yapıldığında finans işi Tules Evren’e kalmış.

 

Siz de sektöre çok uzak olmasanız da kardeşiniz Tümay Özokur gibi okuduğunuz bölümden farklı bir meslekle uğraşıyorsunuz.

1982-1983 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nden mezun oldum. Bizim zamanımızda neredeyse kimsenin tanımlayamadığı bir bölümdü. Mezun olunca bizlerin televizyon tamirciliği yapacağımızı zannedenler bile vardı. Mezun olduktan sonra Telesine reklam şirketinde prodüktör olarak görev aldım. Mesleğimin teknik kısmı bana keyif vermiyordu, yönetmen olmayı da hiç hedeflememiştim. Prodüktör, parayı doğru kullanabilen bir kimlik ve bu benim başarı ile yerine getirebildiğim bir görev tanımı, lisede bile kantin işletme görevini bana vermişlerdi. Sektörde yapımcı olmak dışında farklı görevler de yerine getirdim. Flash TV’de yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiğim birçok programı ekrana taşıdım. Ama bir gerçek var ki, para kendisini idare etmem için hep karşıma çıktı. Bursa’dan İstanbul’a döndüğümde özel bir tiyatro okulunda, öğretmen olarak görev yapma teklifi aldım, bu arada Tümay ajansı açmıştı ve bana “ortak olalım abla” dedi.

 

Tümay Özokur Menajerliğin mali sorumluluğu size ait. En zor ve sert kararlar sizden mi çıkıyor?

Evet şirketin mali sorumluluğu tamamen bana ait ve bu ağır bir sorumluluk. Tümay hiç karışmaz ve karışmak da istemez. Aramızda çok güzel bir görev dağılımı var, sevgi ve saygı bağlarımız çok kuvvetli. İşte tüm bu koşullar bir araya gelince de, Tümay ile ablalığın haricinde mükemmel bir iş ortaklığı yapar olduk. Benim en ufak bir yanlışım geçmişimizi yerle bir edebilir, bu sorumluluk duygusu insanı her an tedirgin duygularla yaşatıyor maalesef.

 

İş konusunda kardeşiniz Tümay Özokur’la karar aşamasında fikir ayrılığına düştüğünüz oluyor mu?

Tümay ile zaman zaman ters düşeriz ama hiçbir zaman birbirimizle olan kardeşlik bağlarımızı tehdit eden bir durum halini almaz. Ben mantığımla, Tümay ise duyguları ile hareket eder. Bu hayatımızın her aşamasında bizim için avantaj oluyor, ikimizde olaylara farklı pencerelerden baktığımız için hata yapma oranımız en aza düşüyor. Ben realistim, hayal kurmam, Tümay ise hep hayal kurar, kabına sığamaz bu ve benzeri tersliklerimiz bize doğruyu yapmak konusunda daha fazla alternatif sunabiliyor.

 

Peki yapılan dizi film projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mali açıdan gidişat ne yönde?

Sıralama yapmamız gerekirse kanal, yapımcı, senaryo ve oyuncu! Her sene olduğu gibi çok başlarlar, az kalırlar… Önce oyuncular “Bu kadar proje var ben niye yokum” der sonra diziler bitmeye başlayınca da “İyi ki bu projelerde yer almamışım” der. Sektörde dönem diye bir durum yok artık, her an her proje şansını arayabilir. Mali açıdan güçlü firmalar hariç yeni başlangıç yapan firmalar açıkçası beni korkutuyor. Sektörde maalesef kavram karmaşası var.

 

 

EKİM 2013 – SES DERGİSİ

Haberin Devamı
İZLEYİCİ GÖZYAŞLARINA HAKİM OLAMAYACAK

Ceyda Ateş ve Melih Selçuk’un başrolünde oynadığı Aşk Ağlatır filmi haftaya vizyona giriyor.

Atıf ve Lale’nin aşkını anlatan yapım izleyicisini göz yaşlarına boğacak... Eski Türk filmleri tadındaki Aşk Ağlatır’ı başrol oyuncuları Ateş ve Selçuk ile konuştuk.

Aşk Ağlatır’ın hikayesi eski Türk filmleri tadında gibi.

Melih Selçuk: Evet, filmin öyle bir hissiyatı var eski Türk filmleri gibi. Duyguların gerçekliği ön planda. Senaryoda karakterim çok ilginç bir adam. Alışıla gelmiş klasik erkeklerden biraz farklı. Aşkın kendisini seviyor. Aşık olduğu kişinin onu kabullenip kabullenmesi pek umurunda değil.

Bu karakterlerin en çok hangi yanlarını sevdiniz?

Ceyda Ateş: Tüm zorluklara rağmen dimdik ayakta durmasını sevdim. Ben de yaşıma göre olgunumdur ve daha mantıklıyımdır. İnsanlardan gelen tepkilerden çözdüğüm bu.

Melih: Mesela bana senaryo kabul ettirmek kolay değildir. Oynayacağım karakteri anlamak en önemli nokta. Size sunulan karakter bazen içinize oturmayabilir ve karakteri anlamayabilirsiniz. Sinemada karakterin gerçekçi olması benim için önemli. Bu filmde tam da böyle.

Aşk filmin ekseni mi?

Ceyda: Burada sadece bir kız bir erkek aşkı anlatılmıyor. Melih’in canlandırdığı karakter küçük bir kıza da yardım ediyor. Orada da aralarında bir aşk ve sevgi var. Filmde canlandırdığım Lale’nin bir vazgeçiş sahnesi var ki çok duygulanacaksınız.

Melih Selçuk

‘Dizi ve sinemanın vizyonları çok farklı’

Yeni bir role hazırlanırken çok gözlem yapar mısınız?

Yaparım. Okurum, çok film izlerim ve de çok gezerim. Yurt dışına özellikle çok fazla çıkıyorum. Oradaki insanların karakterleri beni etkiliyor. İnsan, sınırları geçince de değişmiyor. Zaten gözlem yapmazsınız hiçbir şeyden beslenemezsiniz.

Siz yazar mısınız?

Gezilerimle ilgili yazdığım yazılar var. Onları biriktirip kendi senaryolarıma eklemek istiyorum.

Filme giden izleyici çok ağlayacak mı?

Duygusal bir insansa önlemini alıp yani selpaklarını alıp girmeli filme. Ağlayacaksınız bayağı. Hüzünlü bir film.

Bir sanat filmi olan Süt’te tanınıp sonra popüler dizilerde yer almaya başladınız. Onun bir afallamasını yaşadınız mı?

Popülarite olarak yaşadım. Bu işe ilk başladığımda entelektüel çevre ile tanıştım. Şu anda bile çevremdeki insanlar sinemadan. Dizi çevresinden çok fazla kişi tanımıyorum mesela. Tamamen ayrı iki yol gibi. İkisi aynı sektör diyoruz ama vizyonları çok farklı. Ben işletme okuduğum için ikisinin ayrımını iyi yapabiliyorum.

Siz de filmdeki gibi gizli gizli sevmeyi mi tercih edersiniz?

Gizli gizli sevdiğim olmuştur.

Ünlendikten sonra aşka başka mı bakmaya başladınız?

Yeni tanıştığınız birine çok rahat davranamıyorsunuz. Karşınızdakini iyice tanımanız lazım. Gardınızı almalısınız.

Ceyda Ateş

‘Sarışın kadın başrol oynamaz düşüncesi var’

Adını Feriha Koydum dizisinden sonra çok daha olgunlaştınız mı?

Bir şekilde büyüyorsunuz. Her yaşın size bir getiresi oluyor. Eskiden çocuksuydum. Artık her şeyime daha dikkat etmem gerektiğine karar verdim. Özellikle özel hayatımla ilgili. Belki bu olgunluk insanların dikkatini çekmiş olabilir.

Filmi izlediğiniz zaman ne hissettiniz?

Senaryoyu ilk okuduğumda ağladım.

Sizi ağlatmak zor mudur?

Sahnelerde takviye kullanmadan kendim ağlayabiliyorum. Bunun çok farklı bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Hissederek oynuyorum. Gerçek hayatta kolay kolay ağlamam. Duygusalımdır ama etrafa karşı bir kalkanım vardır. Dışarıdan soğuk ve sert gözükürüm. Dik durmayı severim. İnsanlar benim üzüntüm ile beslenmesinler. Hayattan şunu öğrendim dostunuz ailenizdir. Bu piyasa çıkarları için yaşayan insanlarla dolu.

Gelen roller değişti mi?

Yine güzel ve seksi kadın rolleri geliyor. Adını Feriha Koydum’da fettan bir kadını oynadığım için o yapıştı üzerime. Halbuki öyle değil. Yapımcıların kafasında sarışınlar başrol oynayamaz algısı var. Çünkü sarışın kadın fettandır. Bu düşünceyi yıkmak istiyorum artık.

Nelere aşıksınızdır?

Aileme, köpeğime, sevgilime ve en önemlisi işime. İşimi çok seviyorum. İş bittiği an onu insanlara sunmak istiyorum.

‘İnsanlara beni yanlış tanıttılar’

Başrol aldığınız Firuze dizisi başlıyor.

Burada Suzan karakterini canlandırıyorum. Ne iyi ne de kötü bir kadın. Modern ve şık...

Adını Feriha Koydum dizisi sizce lanetle mi?

Bunu herkes söylüyor ve oyuncular arasında da dönüyor. İnsanlar talihsiz durumları üst üste yaşadı. Ama bana dönüşü iyi oldu bu projenin.

Ünlü olmak ne kazandırdı?

Hayatı daha çabuk öğrenmeyi kazandırdı. Başarılı olmayı öğretti. Kötü tarafı ise insanlara beni hep yanlış tanıttılar. Oysa hata yaparak öğrenirsiniz.

Açık sözlü müsünüz?

Çok patavatsız ve açık sözlüyümdür. Sevmiyorsam hemen belli ederim.

 

19.10.2013 - VATAN

Haberin Devamı
FANTEZİ İNSANI

20 Aralıkta vizyona girecek "Erkekler" filminde Fikret Kuşkan, Ali Poyrazoğluve Güneş Emir'le birlikte rol alan Asuman Dabak, sıradan bir ev kadınıyken kocasına hoş görünmek için fantezi insanına dönüşen bir karakterle beyazperdeye yansıyacak. Faruk Aksoy'un yönettiği film, erkek dünyasından tüyolar da verecek.

 

17.10.2013 - POSTA

Haberin Devamı
KEDİ KADIN

İzleyicinin aklına ev kadını ve evin muzip yardımcısı rolleriyle kazınan Asuman Dabak, yeni projesiyle şaşırtacak. Asuman Dabak, başrolleri Fikret Kuşkan, Ali Poyrazoğlu ve Güneş Emir'le paylaştığı "Erkekler" adlı sinema filminde, izleyiciyi ters köşeye yatıracak. Başarılı oyuncu, 20 Aralık'ta vizyona girecek filmde, sıradan bir ev kadınıyken birden bire değişen ve kocasına hoş görünmek için farklı fanteziler deneyen bir kadını canlandıracak. Dabak, bu uğurda kedi kadın kılığına bile girecek.

 

17.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
KEDİ KADIN ASUMAN

Ünlü oyuncu Asuman Dabak, Erkekler filminde kocasını canlandıran Ali Poyrazoğlu'nu baştan çıkarmak için kılıktan kılığa girdi. Filmde kocasına hoş görünmek için farklı fanteziler deneyen bir kadını canlandıran Dabak, kedi kadın kılığına girip boru dansı yaptığı sahnelerde çok eğlendiğini söyledi.

 

17.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
FİRUZE İDDİALI GELİYOR

Mahsun Kırmızıgül'ün aşk, entrika ve iktidar mücadelesi içeren yeni dizisi 'Firuze'nin kadrosu şekillendi. Dizinin başrollerini Ceren Hindistan, Ceyda Ateş, Haluk Piyes ve Fırat Çelik paylaşıyor. Dizinin diğer rollerinde ise Engin Şenkan, Özay Fecht, Yıldız Kültür, Aytaç Öztuna, Taner Barlas, Murat Göksu gibi dizilerin usta isimleri yer alıyor. Zenginler ile yoksulların hikayesi Ceren Hindistan yoksul ailenin güzel kızı Firuze'yi, Ceyda Ateş ise onunla aşk için kıyasıya bir mücadeleye girecek varlıklı bir ailenin ihtiraslı kızı Suzan'ı canlandıracak. Dizinin başrollerindeki erkekler ise Fırat Çelik ve Haluk Piyes. Çelik zengin ailenin yakışıklı tek varisi Oğuz'u, Piyes ise Arısoylar'm koruması ve köşkün kalfasının oğlu Demir olarak Firuze dizisinde yer alacak. Firuze dizisinin başrollerini Haluk Piyes, Ceren Hindistan, Fırat Çelik ve Ceyda Ateş paylaşıyor.

 

15.10.2013 - STAR

Haberin Devamı
AŞK VE ENTRİKA

Boyut Film, "Hayat Devam Ediyor" ve "Benim İçin Üzülme"den sonra "Firuze" adlı yeni dizisini izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Ceren Hindistan, Ceyda Ateş, Haluk Piyes ve Fırat Çelik'in başrolleri paylaştığı dizi, aşk, entrika ve iktidar mücadelesinin harmanlandığı senaryosuyla izleyicinin yeni gözdesi olmaya aday. Yönetmenliğini Cemal Şan'ın üstlendiği "Firuze"nin çekimlerine geçtiğimiz günlerde başlandı.

 

15.10.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
FİRUZE GELİYOR

Yılın dizisi Firuze yakında Show TV’de… Beyazperdede gişe rekorlan kıran Beyaz Melek, Güneşi Gördüm, New York'ta Beş Minare ve Romantik Komedi filmlerinin yanı sıra Hayat Devam Ediyor ile Benim İçin Üzülme gibi reyting rekorları kıran dizilere imza atan Boyut Film'in yapımcılığını üstlendiği 'Firuze'de başrolleri Ceren Hindistan, Ceyda Ateş, Haluk Piyes ve Fırat Çelik paylaşıyor. Hindistan, dizide yoksul bir ailenin güzeller güzeli kızı Firuze'yi, Ateş ise onunla aşk için kıyasıya bir mücadeleye girecek varlıklı bir ailenin ihtiraslı kızı Suzan'ı canlandıracak.

 

15.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
EVLİLİK KARİYERİMİ BİTİRMEZ

İşadamı Buğra Toplusoy'la beraberlik yaşayan oyuncu Ceyda Ateş, yeni dizi projesi Firuze, son olarak rol aldığı sinema filmi 'Aşk Ağlatır’ ve özel hayatına dair HT Magazin'e konuştu. Ateş, Toplusoy'la olan aşkı için "Nasipse Buğra ile evleniriz" diyor

Show TV'nin yeni dizisi Firuze'yle ekranlara kısa süreli bir ayrılığın ardından iddialı bir dönüş yapmaya hazırlanan Ceyda Ateş, bir yandan da 25 Ekim'de vizyona girecek olan Aşk Ağlatır filminde başrol oynuyor. Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Mehmet Taşdiken'in yaptığı, Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Itır Esen, Yılmaz Gruda, Yağmur Tanrısevsin, Mert Yavuzcan, Ege Aydan gibi başarılı isimlerin yer aldığı Aşk Ağlatır, yoğun duyguların işlendiği bir film ve hüzünlü bir aşk hikâyesi. Dostoyevski'nin 'Ezilenler' romanından günümüze uyarlanan filmde Lale'yi canlandıran Ateş ile Aşk Ağlatır filmini ve yeni dizisi Firuze'yi konuştuk. Buğra Toplusoy ile mutlu bir beraberlik yaşayan Ateş'e ilişkisini de sormadan edemedik. Ateş, "Evet güzel bir ilişki yaşıyorum Buğra'yla. Çok iyi gidiyor. Birbirimizi anlayabiliyoruz" dedi.

Aşk Ağlatır filminde canlandırdığınız Lale karakterinden bahseder misiniz?

Filmin konusu aşk. Aşkın yanında gerçek hayattan da hikâyeler anlatıyor. Lale iki erkek arasında kalıyor. Melih Selçuk'un canlandırdığı Atıfla çocukluktan gelen bir aşkı var. Onun dışında başka bir erkeğe daha âşık oluyor. O erkek ona daha eğlenceli geliyor. Atıf’ı daha çok arkadaş olarak gördüğü için çok da onunla birlikte olamıyor. Diğer tarafın hareketliliği, özgürlüğü onu daha çok cezbediyor. Sonra o adam tarafından hayal kırıklığına uğratılıyor. Hatta iki kadın arasında geçen bir sahne var. Burada Lale'nin vazgeçiş sahnesi var. İnsanlar bu sahneyi izlediklerinde çok etkilenecekler.

Bu film sinemada kaçıncı filminiz? Bu sene iki sinema filminde rol aldım. Biri 'Aşk Ağlatır'. Biri de 'Gulyabani'. Gulyabani'nin vizyona girmesine biraz daha zaman var. Toplamda üç sinema filmim var. İlk filmim Çılgın Dersane. Onu sinema filmi olarak görmüyorum. Çok ayrı bir kategoride o. O yüzden Aşk Ağlatır benim ilk sinema filmim.

Genç yaşta 3 sinema filminde ve bir o kadar da dizi filmde rol aldınız. Oyunculuğa başlarken burada olmayı hayal ediyor muydunuz?

Bunun hayalini hiçbir zaman kuramadım. Benim gibi olan kızlar genelde 15-16 yaşlarında bu camiaya girerler. Ben 5 yaşında girdim. Hayal nedir bilmiyordum. 9 yaşında kendi kararlarımı verebilecek bir çocuktum. 9 yaşında babam bana 'Oyunculuk yapmanı istemiyorum' dediğinde ben ona 'Hayır ben oyunculuk da yapacağım okulumu da okuyacağım' diyebilecek bir olgunluğa sahiptim. Tabii ki insanlar hayal kurar. Ama ben sadece işimi iyi yapıp en iyi yerde olmayı hedefledim. Ama hızlı bir şekilde değil de merdivenlerden yavaş çıkarak yapmayı tercih ettim. Şu an evet olmak istediğim yerdeyim.

Adınız hiç skandala karışmadı. Bu kadar temiz kalmayı nasıl başarıyorsunuz?

Ailem sayesinde. Hep arkamda durdular. Ayaklarım üzerinde durmamı sağladılar. Bir de menajerim Tümay Özokur her şeyimle ilgilendi. Ben zaten çocukluğumdan beri bana zarar verecek şeylerden hep uzaktım. Hep mantığımla hareket ettim. Hiçbir zaman hiçbir şeyin büyüsüne kapılarak ya da bu bana bir şey getirecek diye hareket etmedim.

Buğra Toplusoy'la güzel bir birliktelik yaşıyorsunuz. Her an sürpriz bir nikâh haberi gelebilir gibi hissediyorum sizden. Yanılıyor muyum?

İnsanlar bunu soruyor. Eğer bu camiada bir insan bir insanla ilişki yaşıyorsa ilk sorulan soru "Ne zaman evleneceksiniz?" oluyor. Evet güzel bir ilişki yaşıyorum. Birbirimizi anlayabiliyoruz. Ama biz evliliği hiç konuşmuyoruz. Konuşursanız planlanmış bir şey olur. İlişki ilişkilikten çıkar. Eğer nasipse böyle bir şey olur. Ama şimdiden bunu bilemeyiz.

Evlilik kariyerinize engel olur mu?

Ben buna inanmıyorum. "Evlenirsen kariyerin biter" cümlesi bana çok saçma geliyor. Evli bir insan da çok başarılı olabilir ve kariyerini devam ettirebilir.

Show TV'de başlayacak olan Firuze dizisinin kadrosundasınız. Bu diziden bahseder misiniz?

Bir aşk hikâyesi. Zorluklar, inişler, çıkışlar, hüzünler, entrikalar, her şey var dizide. Firuze'de Suzan karakterini canlandırıyorum. Bu dizide Ceyda Ateş'i daha olgun bir karakter olarak göreceksiniz.

Hayatını kitap yapacak

Yazı yazmayı sevdiğinizi biliyoruz. Bir kitap çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Düşünüyordum. Çocuk yaşta bu işe başlayıp bu işle büyüyüp ve bu işin zorluklarıyla karşılaşan birini yani kendimi yazacaktım. O kadar yoğundum ki yarım bırakmak zorunda kaldım. Hedefim kitabı bitirmek ve yayımlamak. 5 yaşından beri o kadar çok hikâyeyle büyüdüm ki anlatamam. 5 yaşından 25 yaşına kadar her daim settesiniz. Siz düşünün artık hikayeleri.

 

13.10.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
MEDYANIN GÖZDELERİ

Medya takip ajansı Interpress, son bir aylık haber dökümünü açıkladı. Şu sıralar en 'çok İstanbul Moda Haftası'nın konuşulduğu, bu başlığın yazılı ve görsel medyada şu ana kadar toplam 238 haberde geçtiği ortaya çıktı. Söz konusu haberlerde ön plana çıkan isimse Çağla Şikel oldu. Özellikle geçirdiği podyum kazası sonrası Şıkel'le ilgili toplam 32 haber yapıldı. Onu takip eden diğer haber rekortmenleri ise sırasıyla Ajda Pekkan, Ebru Şallı, Özge Ulusoy, Wilma Elles, Ceyda Ateş ve Galatasaraylı futbolcu Sneijder'in eşi Yolanthe Cabau oldu. 

 

13.10.2013 - HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
ARTIK AŞK İLİŞKİLERİ ÇIKAR ÜZERİNE KURULU

Hayatı boyunca sevdiği kadın Lale'yi bekleyen Atıf ve gönlünü bir başka erkeğe kaptıran Lale'nin hikâyesini konu edinen 'Aşk Ağlatır' adlı film, 25 Ekim'de vizyona giriyor. Filmi vesile edip "Artık aşk ilişkileri çıkar üzerine kurulu" diyen başrol oyuncusu Ceyda Ateşle buluştuk.

BİR ŞİZOFRENİ OYNAMAK İSTERİM

'Aşk Ağlatır' filmindeki Atıf karakteri gibi tek bir kadına âşık olup hayatı boyunca onu bekleyen erkekler var mı sizce?

Atıf gibi bir erkek, çok eski zamanlarda kaldı. Düşünsenize sevdiği kadın bir başkasına âşık olsa da onu destekliyor. Günümüzde sizi seven bir erkeğin karşısına başka biriyle çıksanız kavga çıkar. Günümüz kadını ve erkeği beklemez. Artık aşk ilişkileri çıkar üzerine kurulu. Kimin kime faydası varsa ona bakılıyor. Zaten gerçek aşkı bulmak çok zor, bulsanız da bozuluyor.

Filmin adından yola çıkarsak aşk sizi de ağlattı mı? Sadece aşkınız için değil, sevdiğiniz birini kaybettiğinizde de ağlarsınız. Ben de aşk için ağladım. İlişki içindeyken bile ağlayabilirsiniz. İlişki bittiğinde de yaşadığınız hayal kırıklıkları için ağlarsınız.

HEP BEN Mİ AĞLAYACAĞIM?

Siz birini ağlattınız mı?

Ağlatmışımdır. Ağlattım. Hep ben mi ağlayacağım!

Bugüne kadar yaşadığınız ilişkilerden ne öğrendiniz?

Karşımdakine hak ettiğinden fazlasını vermemek gerektiğini öğrendim. Ne hak ediyorsa onu yaşatacakmışsın. Çok güvenilmeyeceğini ve dik durmayı da öğrendim.            

Yaşıtınız hemcinslerinize ne önerirsiniz? Annem her zaman "Önce kendine saygı duy, gerisi gelir" der. Bu dünyada yaşayan tek değerli varlığın kendileri olduğunu unutmasınlar. Kimse kimseden üstün değil ve kimsenin kimseyi üzmeye de hakkı yoktur.

Feda etmek yerine kâr etmeye bakmak lazım değil mi?

Herkesin bir hayatı var. Kimse kimsenin hayatını değiştiremez. Tabii ki aşk ilişkisi içinde fedakârlık yapılabilir ama bu senin hayatını etkilememeli. Mesela aşkım için işimden vazgeçsem o adamın beni bırakmayacağını nereden bilebilirim ki. Ayrıca niye hayatımı riske atayım. 0 zaman önce kariyer diyenlerdensiniz... Tabii ki önce işim. Çünkü ayaklarımın üzerinde durmak zorundayım. Ailem olsa da bu hayatta tek başımayım. Hep buna inandım. '-

Anneniz ilk saçınızı kesip Barbie bebeğinize yapıştırmış... Çocukken çok sevdiğim bir Barbie bebeğimin saçını kesmiştim, kel kalmıştı. Annem de saçlarımı kestirdiğinde saklayıp bebeğime yapıştırmıştı. Çocukluğumdan kalan çok hoş bir hatıra oldu. Hâlâ saklarım. Annemin bu düşünceli davranışı, beni çok mutlu etmişti. Bir gün çocuğum olursa ona vereceğim.

Çocukluk oyuncaklarınız bebekler miydi?

Çocukluğumda oynadığım bebeklerim, peluş ayıcıklarım hâlâ dolabımda durur. Kardeşlerime dahi vermedim. Hepsini ilk günkü gibi saklarım hatta arada çıkarır tozunu alır, temizler, yerine koyarım. Kendi evime çıktığımda da saklayıp çocuklarıma vereceğim.

Ailenizle mi yaşıyorsunuz; sıkıldığınız oluyor mu?

Bazıları için aileyle yaşamak sıkıcı olabilir ama ailemle çok eğlenceli vakit geçiririz. Her akşam muhakkak bir oyun oynarız. Mutlu bir ailede yaşadığım için ayrı bir eve çıkmayı düşünmedim.

Annenizle mi, babanızla mı daha iyi anlaşırsınız?

Ben babacıyım, babam da bana âşık. Annem daha otoriterdir. Babamsa 'çocuklarım ne istiyorsa onu yapsın' düşüncesindedir ve daha özgür bırakır. Büyüdükçe annemle daha çok şey paylaşmaya başladık. Ama bu sefer de babam kıskanıyor ve "Annenle niye bu kadar ilgilisin?" diyor. Annemle bile beni paylaşamıyor. İkisi de benim için önemli ama babam daha ağır basıyor, daha arkadaş gibi.

BABAM EVLENMEMİ İSTEMİYOR

Babanız annenizle dahi sizi paylaşamıyorsa erkek arkadaşlarınızla sorun oluyor mu?

Zaten hiç istemiyor. Babam bırakın erkek arkadaşı, evlenmemi bile istemiyor. "Benim de evlilik yaşım geldi" diye şaka yapsam "Evlenip de ne yapacaksın? Otuz yaşma kadar gez toz" der. "Ben seni nasıl başkasına vereceğim" diye ağladığı bile oluyor.

Doğum gününüz yaklaşıyor, erkek arkadaşınız bu özel günü unutursa ne yaparsınız?

Tabii ki hatırlanmak güzel ama bu özel bir gün ve kutlanmalı diye takıntı yapmam. Belki kırılırım ama bunun için de küsmem İnsanlık hali, unutulur. Aslında insan her gün, her gözünü açtığı sabah yeniden doğuyor.

Her dakika sevgiliyle vakit geçirmeyi sevenlerden misiniz?

Her gün sevgilimi görürsem o ilişkiyi yıpratırım, iki gün uzaklaştığımda daha çok özlerim. Her dakika birlikte olursak ne paylaşacak bir şey kalır ne de heyecan. Paylaşacakların arttıkça ve özledikçe ilişki daha çok kuvvetlenir.

Kitaplara çok para harcarmışsınız. Bu aralar ne okuyorsunuz?

Osho'nıın 'özgürlük' adlı kitabını aldım, ona başlayacağım. En son sinema tarihiyle ilgili bir kitap okudum. Biyografi de okuyorum, roman da eğlenceli kitaplar da. Ruh halime göre değişiyor.

Hangi roman ya da film kahramanını canlandırmak isterdiniz?

'Black Swan' filminde Nathalie Portman'm oynadığı şizofren kızı canlandırmak isterim. Bu zamana kadar kötüyü de oynadım, iyiyi de ama bir şizofreni oynamak ilginç olur.

 

13.10.2013 – AKŞAM PAZAR

Haberin Devamı
AŞK BENİM İÇİN BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİ

Ceyda Ateş ile harika İstanbul manzarasına sahip Cezayir Apartmanı'nda buluştuk. Bu aşk şehrinden yola çıkarak 'Aşk'ı ve 'Aşk'ın hüzün tarafını konuştuk...

Ekranların fettan kızı Ceyda Ateş 25 Ekim’de vizyona girecek olan ‘Aşk Ağlatır’ adlı filmde iki aşk arasında kalan ve gerçek aşkı hayatın içinde yalpalayarak bulan ‘Lale’ karakterini canlandırıyor. Aşkta acıyı tatmış, aldatılmış ve sonunda sakin bir liman bulmuş Lale’den 25 yaşındaki Ceyda Ateş’in aşk hayatına daldık...

Son filmin ‘Aşk Ağlatır’. Ağlatacak mı?

İzleyenlerin ağlayarak çıkacaklarını düşünüyorum. Çünkü herkes kendinden bir şeyler bulacak.

Canlandırdığın Lale nasıl biri?

Lale iki erkek arasında kalan bir genç kız. Çocukluk aşkı ile sonradan tanıştığı ve kendisini çok heyecanlandıran başka bir erkek arasında kalır. Bu aşkta hayal kırıklıklarını, hüzün ve vazgeçmek duygusunu tadıyor...

Sevdiği adamdan vaz mı geçiyor?

Önceleri aşk yüzünden gözünün görmediklerini görmeye başlıyor ve bir karar alıyor. Vazgeçmeliyim diyor. Aslında çocukluk aşkı Atıf ile hep diyalog halinde. Onunla arasında güçlü bir dostluk var. Atıf onu başka birine aşık olmasına rağmen affediyor.

Aşk her şeyi affediyor mu gerçekten?

Aşkın affettiği şeyler çok oluyor ama her şey değil.

Sen aşkta neyi affetmezsin?

Aldatılmayı affetmem. Ne kadar sevsem de, zor da olsa vazgeçerim. O toleransı göstermem erkeğe, çünkü devamı gelir.

Aşk=mutluluk değil yani?

Aşkta hep hüzün var zaten. Mesela aşk bana bermuda şeytan üçgeni gibi gelir. Hüzün, acı ve mutluluğun bulunduğu bir üçgen. Mutluyken üzülebiliyorsun, üzülürken mutlu olabiliyorsun ama genelde aşk ağlatır.

Masallardaki gibi gökten 3 elma düşüp sonsuza kadar mutlu olmuyor değil mi insanlar?

Mutlu olmak insanın kendi elinde aslında. Mutsuzluğu göre göre bunun peşinden giderseniz mutsuzluğu seçmişsinizdir. Ama size sunulan fırsatları iyi şekilde değerlendirirseniz daha az mutsuz olursunuz.

‘Aşkta kendimi üzdürmem’

İnsan aşkta da önce kendini mi düşünmeli?

Tabii ki! Kimsenin beni üzmeye hakkı yok. Benim de kimseyi üzmeye hakkım yok. Çünkü ben değerliyim, kendimle barışığım ve önce kendime saygı duyuyorum.

Sen filmdeki Atıf gibi yapıp sevdiğin erkeği başka bir kadına bırakır mıydın?

Bazen vazgeçmek onu sevmiyorsunuz anlamına gelmiyor. Sadece olmayacak bir şeyi görüp vazgeçiyorsunuz. Böyle bir durumu yaşamadım. Hayat ne getirir bunu bilemem ama böyle bir durumda kalırsam, aşkımı içimde yaşayıp ondan vazgeçerim. Sevmek her şeyi affetmek değil sevmek bazen vazgeçmektir.

Aşk kıskanmak da değil midir?

Sevdiğin birini başkasına aşık görmek insanı kıskandırır tabii. Aslında aşk kıskanmak, hırs, öfke her şeyi içerir.

Sen kıskanç mısın Ceyda?

Evet, çok kıskanç bir kadınım aslında. Terazi burcuyum, hem aşkımı hem de sevdiğim herkesi kıskanırım. Zaten sevdiğin insanı kıskanmazsan orada bir şüphe vardır.

Nasıl bir erkeğe aşık olursun?

Yakışıklı, boylu poslu olması çok önemli değil. Ben aileme çok saygı duyarım, onun da aile kavramını bilip ailesine saygı duyması gerekir. Kendi ayaklarının üstünde durabilecek bir erkek olmalı. Beni ve işimi anlamalı ve benimle her şeyi paylaşmasını isterim.

Aşık olunca farklı birine dönüşüyor musun?

Aşkta kendinizin dışında düşündüğünüz başka biri daha oluyor ama bu kendi hayatınızdan vazgeçtiğiniz anlamına gelmemeli. Kimse kimseyi değiştirmemeli, sadece ufak tefek ricalarda bulunabilir. Bu da çok normal zaten.

Fedakar bir kadın mısın aşkta?

Yaptığım fedakarlıklar oluyor ama bunlar dozunda. Çünkü benim kurduğum bir hayat var.

‘Ayrı evde hatam çok olur!’

Hayatına müdahaleden pek hoşlanmıyorsun yani...

Ailem bile benim hayatıma müdahale etmedi. Babam, her şeyi yaşayarak tecrübe etmemi istedi. 5 yaşından beri bu işin içindeyim ve kendi kararlarımı kendim alıyorum. Sevdiğim adamın söylediği şeyler mantıklı ise dinlerim ama değilse ve beni geriye götürüyorsa onu asla dinlemem. Hayatıma müdahale herkese dozundadır.

5 yaşından beri bu işin içinde olmana rağmen kötü alışkanlıkların olmadı. Rol arkadaşların uyuşturucu operasyonlarıyla gündeme gelince ne hissettin?

Buna yorum yapmam yanlış olur ama herkes hata yapabilir. Onlar için çok üzüldüm. Allah kimseye böyle bir şey yaşatmazsın. Bir daha umarım bu hatalar tekrarlanmaz. Ders çıkarılır.

Sen bu tür durumlardan bilerek mi uzak durdun?

Ben hep farklı bir çocuktum. Kimseye karışmam. İşimi en iyi şekilde yaparım. Sette kitabımı okurum. İyi diyaloglar kurarım ve evime giderim.

Ailenden ayrı eve çıkmayı istemedin mi hiç?

Her kız kendi evi olsun ister. Ben de yapabilirdim ama 7-24 saat sette çalışıyorum zaten. Eve geldiğimde annem benim yemeğimi, giyeceğim kıyafeti hazırlamış oluyor. Zaten ailemle yaşamayı da seviyorum. Ayrı eve çıksam hatalarım daha çok olur!

'Çok şükür güzelim'

Yakında ‘Firuze’ adlı yeni bir dizide göreceğiz seni. Hatta Mahsun Kırmızıgül seni başrol için düşünmüş ama görüşme sonrası kötü karakter olarak ayrılmışsın odadan. Ne hissettin?

Yapımcı beni başka bir şey olarak düşünüp yüz yüze gördüğünde kararını değiştiriyorsa bildiği bir şey vardır. Suzan, inişleri çıkışları, üzüntüleri, olgunluğu olan bir karakter. Feriha’da ‘Hande’ kötüydü ama çocuktu. Ancak Suzan daha olgun bir kadın.

Kendini güzel buluyor musun?

Bunu söylemeyi sevmiyorum. Ama diğer yandan bana verdiği güzellik için Allah’a şükrediyorum.

Aynı meslekten biriyle birlikte olur musun?

Bunu hiç yaşamadım. Ama aşk geliyorum demez, her şey olabilir... Şuna çok tanık oldum. Aynı setten biriyle aşk yaşıyorsanız bu işinize yansıyor. Hele ayrılıyorsanız bu seti ve set arkadaşlarınızı bile etkiliyor.

Buğra Toplusoy ile aşkınız nasıl gidiyor?

Gayet güzel gidiyor, her şey yolunda.

 

13.10.2013 – POSTA KARNAVAL

Haberin Devamı
"İKİ KAFADAR"IN MACERALARI VİZYONDA

Başrollerinde İlker Aksum, Gökçe Özyol, Murat Akkoyunlu ve Öykü Çelik gibi isimlerin rol aldığı "İki Kafadar: Chinese Connection" filminin galası önceki akşam TİM Maslak Show Center'da yapıldı. Aksum, yönetmenliğini Gökhan Erkut'un yaptığı film için "Bize çok keyif veren bir projeydi inşallah izleyenler de aym düşüncede olur" dedi. İlk kez bir filmde rol alan, bir mafya babasını canlandıran Sinan Engin, "Hayat dersi veren bir film, çok başarılı ve kaliteli kadrosu var. Tavsiye ederim, izleyin" mesajını verdi.

 

11.10.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
"İKİ KAFADAR"IN MACERALARI VİZYONDA

Başrollerinde İlker Aksum, Gökçe Özyol, Murat Akkoyunlu ve Öykü Çelik gibi isimlerin rol aldığı "İki Kafadar: Chinese Connection" filminin galası önceki akşam TİM Maslak Show Center'da yapıldı. Aksum, yönetmenliğini Gökhan Erkut'un yaptığı film için "Bize çok keyif veren bir projeydi inşallah izleyenler de aym düşüncede olur" dedi. İlk kez bir filmde rol alan, bir mafya babasını canlandıran Sinan Engin, "Hayat dersi veren bir film, çok başarılı ve kaliteli kadrosu var. Tavsiye ederim, izleyin" mesajını verdi.

 

11.10.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
ATEŞKES

Bir defilede podyuma çıkan Ceyda Ateş, sevgilisinin ailesi ile sorun kalmadığını açıkladı. Roman mağazalarının veliahtı Buğra Toplusoy ile aşk yaşayan Ceyda Ateş, önceki gün mankenlik sınavı verdi. İstanbul Fashion Week kapsamındaki Songül Cabacı defilesinde podyuma çıkan Ateş, beğeni topladı. Sevgilisinin ailesi tarafından veto edildiği konuşulan Ceyda Ateş, iddiaları yanıtladı: "Aileye girdim. Çok güzel giden bir ilişki yaşıyoruz." Bu arada Ateş'i defilede sevgilisi Buğra Toplusoy da izledi.

 

10.10.2013 - TAKVİM 

Haberin Devamı
CEYDA ATEŞ MANKEN OLDU

İstanbul Moda Haftası, birbirinden renkli defilelerle devam ediyor, organizasyonda üçüncü günün açılışını Songül Cabacı yaptı. Tasarımcı, ilk solo defilesinde "Kozmos" adını verdiği 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonunu tanıttı. Defilenin yıldızı ise Ceyda Ateş'ti. Genç oyuncu, defilenin finalinde beyaz bir elbiseyle podyumda yürüdü. İlk kez podyuma çıkan Ateş'in heyecanlı olduğu gözlerden kaçmadı. Defileyi izlemeye gelenler arasında bir süredir Ateş'le aşk yaşayan Roman mağazalarının veliahtı Buğra Toplusoy da vardı. Etkinliğin ardından soruları yanıtlayan Ceyda Ateş, sevgilisinin ailesiyle tanıştığını söyledi, "Çok güzel giden bir ilişkimiz var. Aileye de girdim" dedi. Ateş, kısa bir süre önce 'istenmeyen gelin' olduğu haberleriyle gündeme gelmiş, Buğra Gülsoy'un onunla ilişkisini bitirmediği için ailesinden veto yediği öne sürülmüştü.

 

10.10.2013 – HÜRRİYET 

Haberin Devamı
YAŞLILIĞIMI ÇİÇEK SULAYARAK GEÇİRMEM

Bennu Yıldırımlar, yeni sezonda iki tiyatro oyunu ile hayranlarının karşısında olacak. Ünlü oyuncu hızlı yaşamayı sevdiğini söylüyor: Sardunya sulayarak yaşlılığımı geçiremem

Bennu Yıldırımlar'ı birçoğumuz 'Süper Baba'nın isyankar kızı 'Elif' karakteriyle tanıdık. Genelde hüzünlü rollerde karşımıza çıktı. 'Yaprak Dökümü'nde evin sessiz, dingin kızı 'Fikret'i canlandırdı. 'Umutsuz Ev Kadınları'nda da takıntılı, titiz ama yine sakin bir karakteri canlandırıyor. Aslında o bir kamu görevlisi. Dizi oyunculuğu için "İkinci işim" yorumunu yapıyor. Oyuncu, esas işi olarak gördüğü Şehir Tiyatroları'nda her yıl farklı oyunlar sahneliyor. Bu yıl iki oyunda birden yer alacak. İkisi de Duşan Kovaçeviç'in yazdığı oyunlar. Bu hafta 'Buluşma Yeri' isimli oyunu sergileyecekler. Diğer oyun ise; özelleştirilerek kapatılan bir ayakkabı fabrikasında, beş işçinin haklarını almak için başlattığı açlık grevi ve medyanın bu direnişi bir tür ölüm oyununa dönüştürerek reyting almak için düzenlediği şovu anlatan 'Dar Ayakkabıda Yaşamak'!. Bennu Yıldırımlar'la 10 yıl yaşadığı Kuzguncuk'ta favori mekanı olan Sitare Cafe'de buluştuk.

KARAVANDA KALIYORUZ

Ünlü oyuncu, önce 'Karavanda yaşıyor' haberlerine açıklık getiriyor: "Yok böyle bir durum. Asos'ta bir karavanım var. Asos sit alanı olduğu için karavanda yaşıyoruz. Sekizinci sınıfa giden bir kızım var; , o kadar kitapla karavanda yaşamayı tercih etmem. Asos'un şartları için orada kalıyoruz. Ben, bir yerden bir yere giden karavanı tercih ederim. Ama yaşamak için geniş alanları seviyorum." Bennu Yıldırımlar, Şehir Tiyatroları oyuncusu olarak izin aldığı sürece dizilerde yer aldığını söylüyor. Ardından da "Tiyatro olmalı, tiyatrodan besleniyorum. Hayatımda hiç 'tiyatro olmazsa da olur' demedim ve demeyeceğim" diye de ekliyor. Ünlü oyuncu; bu yıl, Sırbistan'da geçen yıl en iyi metin ödülünü alan ve ülke dışında ilk kez sahnelenecek olan 'Dar Ayakkabıda Yaşamak' oyununda oynayacağı için çok heyecanlı.

 

BÜYÜKADA'DA YAŞARDIM

'Buluşma Yeri' isimli oyunda ise; insanların öldükten sonra gittikleri 'buluşma yerinde', yaşarken gerçekleştiremedikleri küçük hesapların peşinden koşmaları anlatılıyor. Bennu Yıldırımlar; Makedonya ve Girit göçmeni. Adaları çok seviyor. Öyle ki; kızının adını bile Ada koymuş. Ünlü oyuncu "Elimden gelse yaz kış Büyükada'da yaşarım" diyor. Yıldırımlar durağan bir hayatın kendisine uygun olmadığını söylüyor: "İleriki yıllarda sardunya sulamak benim için yeterli olmayacaktır. Hızlı yaşamayı seviyorum. Hızdan kastım; yeni yerlere gitmek, yeni insanlarla tanışmak... Yapım biraz hızlı. Emekli tarzına çabuk dönüşecek bir insan olduğumu sanmıyorum."

 

BİZİM EVDE HERKES ÖZGÜR

Kendisi gibi oyuncu olan Bülent Emin Yalman'la evli olan Bennu Yıldırımlar, tiyatrocu bir çiftin rahatlıkla geçinebileceğini söylüyor. Oyuncu, "Bizim evde herkes istediğini yapmakta özgür" diye de ekliyor.

 

OBSESİF YANLARIM VAR

Bennu Yıldırımlar şu sıralar televizyonda; takıntılı, titiz bir kadını canlandırıyor. Ünlü oyuncu, gerçek hayatta da obsesif yanları olduğunu anlatıyor: "Hiçbir zaman evden son dışarı çıkan olmak istemiyorum. Birinin evde kalmasını tercih ederim. Maksat sorumluluğu ona yıkmak tabii. Tek çıkıyorsam bütün evi kontrol ederim. Doğalgazı bile kontrol ederim.Biraz fazla sorumluluk sahibiyim."

 

TANINMAK SORUN DEĞİL

'Ün've 'şöhret' kelimelerini kullanmaktan itinayla kaçınan Bennu Yıldırımlar, oyuncu olmasını 'tanınmak' olarak nitelendiriyor. Ünlü oyuncu 'tanınmak'la ilgili şunları söylüyor: "İnanç sisteminde bozukluk yoksa tanınmak problem olmuyor; normal yaşantınıza devam ediyorsunuz. Benim ekranda görünmek gibi bir endişem yok. Ekranda olmazsam benim için dünyanın sonu gelmez."

 

07.10.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
KOZMOS İÇİN PODYUMA ÇIKACAK

Oyuncu Ceyda Ateş, modacı Songül Cabacı’nın ‘Kozmos’ temalı İlkbahar-Yaz 2014 koleksiyonunu sunacağı defilede podyuma çıkacak. Ünlü oyuncu ilk defa bir defilede yer alacak. Mercedes Benz Fashion Week İstanbul presented by American Express bünyesindeki Songül Cabacı defilesi 9 Ekim Çarşamba günü Kuruçeşme Arena’da gerçekleşecek. Tasarımcının yeni koleksiyonunda lazer kesimler dikkat çekiyor. Küçük detaylarla zenginleşen kıyafetler, lazer kesimli deri parçalarla ceketler ve yelekler ön planda.

 

07.10.2013 - STAR

Haberin Devamı
PODYUMLARA ATEŞ DÜŞECEK

Mercedes Benz Fashion Week İstanbul bugün başlıyor. 11 Ekim’e kadar sürecek etkinlikte, ünlü modacılar ve firmalar ilkbahar-yaz kreasyonlarını tanıtacak. Moda hastasının bu yılki sürprizi ise Ceyda Ateş… Genç oyuncu, 9 Ekim’de ilk kez podyuma çıkacak. Ateş, Songül Cabacı’nın kıyafetlerinin tanıtılacağı defilede yürüyecek.

 

07.10.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
İŞTE EDA ECE'NİN SEÇİMLERİ

Pis Yedili dizisindeki "Cimbom" rolüyle tanıdığımız oyuncu, en çok bebek sahilinde dolaşmaktan keyif alıyor. İstanbul'un en sevmediği yönü ise trafik sıkışıklığı...

Pazar sabahları . Happily Ever After kahvaltı yapmayı seviyorum. Çünkü kahvaltısı tam sevdiğim gibi.

İstanbul'da yürümekten keyif aldığım sokak/cadde Bebek Sahili, Arnavutköy. Kendimi orada keyifli ve denize karşı mutlu hissediyorum.

Kahve / çay içmek için dışarı çıkacaksam herhangibir yer tercih ediyorum. Çünkü çay/kahve alışkanlığım pek yok.     

"Sokak yemekleri" sık sık denerim.

Bugüne kadar en iyi tatlıyı delicatessen'de yedim. Tatlının adı beyaz çikolatalı browniydi.

Her zaman mutfağına güvendiğim yer Happily Ever After. Çünkü  Ayşe Kucuroğlu orada.

Balık yemek için Cavit’e giderim. Çünkü balık ondan sorulur.

İstanbul'un manzarasına doyamadığım mekan dayımın Galata’daki evi. Gittiğimde mutlaka onun ikram ettiği içkileri içerim.

Yemek veya bir yudum içkiyle birlikte en şahane müzikleri dinlediğim mekan Babylon. Ağırlıklı olarak sevdiğim isimler gelince giderim.

İstanbul'a yabancı misafir ağırlıyorsam onları mutlaka Hünkar/ Emek adlı mekana götürürüm. Çünkü Türk yemeklerini çok iyi yapıyorlar. Ben de orada mantı yiyorum.

Bana göre İstanbul'u en iyi tanımlayan semt/mekan/sokak İstiklal Caddesi. Çünkü hepimiz farklıyız ama bir aradayız.

Gece yarısı çok acıktım ve dışarıda bir şeyler yemek istiyorum. Çantamı alır ve mantıcılara giderim. Mantı gece bir başka güzel yeniyor!

İstanbul'da yemek alışverişi için … (pek yapmıyorum), giysi alışverişi için her an her yerde bir şeylere bakabilirim.

Sık sık spor yapıyorum ve spor için pilatesi tercih ediyorum.

Tasarımları sık sık satın aldığım ve gıptayla yeni koleksiyonu beklediğim tasarımcı Ece Salıcı. Çünkü çok yetenekli olduğunu bildiğim arkadaşım.

Kokteylerini denemekten büyük keyif aldığım mekan ablamın evi.

Akşam eve sipariş vermek için yemek sepeti kullanıyorum. Çünkü her şey orada.

İstanbul’un en sevdiğim yönü evim olması. Doğduğum büyüdüğüm yer.

İstanbul’un en sevmediğim yönü trafik.

 

EKİM 2013 - TRENSETTER

Haberin Devamı
HAYALİM TÜRKAN ŞORAY İLE BİRLİKTE OYNAMAK

‘Vurgun’ ve ‘Osmanlı Kıyam’ dizilerinde Türkan Şoray’ın gençliğini canlandıran Ayşen Batıgün, geçtiğimiz günlerde ünlü oyuncu ile tanıştı. Suç ve Ceza Film Festivali’nde Türkan Şoray’la karşılaşan Batıgün, gözyaşlarını tutamadı.

 Şoray’ın filmleriyle büyüdüğünü söyleyen Batıgün, şöyle konuştu:

“İki ayrı dizide Türkan Şoray’ın gençliğini canlandırdım. Hayatımdaki en önemli insanlardan biri. En büyük hayalim bir gün onunla karşılıklı oynamak.”

 

03.10.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
OYUNCULUK BENİM İÇİN ÇOK ÖZEL

Birbuçuk yıldır Türkiye’de yaşayan Kanadalı oyuncu Lucia Özer, gayet güzel Türkçe konuşuyor, Türk yemeklerine, özellikle mantıya bayılıyor. Yay burcunun tüm iyimserliğine sahip olan Lucia Özer, modellikten oyunculuğa geçişini, evliliğini, moda, güzellik ve bakım sırlarını bizimle paylaştı.

 

Sizi buraya bağlayan en önemli şeyler neler?

Tüm Türkiye’yi dolaştım ve her yerinden keyif aldım ama tabii İstanbul’da yaşıyorum. Türk tarihini ve zengin kültürünü seviyorum, ayrıca Türkiye’nin farklı görünüş ve özellikteki insanlarından tutun yöresel yemeklerine kadar her anlamdaki çeşitliliği ve hiç uyumayan İstanbul’un enerjisi beni buraya bağlayan başlıca şeylerden.

 

Oyunculuk maceranız nasıl başladı?  

Modellikten oyunculuğa geçişim birkaç reklamda oynadıktan sonra oldu. Bir TV şovunda çalışmakta olan bir direktör gittiğim reklam seçmelerinden birinde bana gerçek bir yaşam hikâyesinde rol alıp alamayacağımı sordu. Böylece, dünyaca ünlü “Very Bad Men” dizisinde rol alarak oyunculuk macerama başlamış oldum. Sonrasında sırasıyla gelen tekliflerle Türkiye’de de sevilerek izlenen popüler dizilerde rol almaya başladım. Smalville, Battlestar Galactica, The Guard dizileri bunlardan bazıları.

 

Modellik mi, oyunculuk mu sizi daha mutlu ediyor?

Modellikten keyif alırım ama oyunculuk beni kesinlikle çok daha mutlu ediyor. Oyunculukta farklı karakterlere, başka ruhlara hayat veriyorsunuz ve kalbinizi açıp bunu izleyenlerle paylaşıyorsunuz, yani oyunculuk görünüşün çok daha ötesinde derin şeyler barındırıyor ve bu yüzden çok daha özel benim için.

 

Kariyerinizle ilgili en büyük hayaliniz nedir?

Yay burcuyum ve hep değişiklik arayışında olduğumdan farklı şeyleri deneyimlemeyi seviyorum. Kariyerim de bundan nasibini alıyor tabii. Her zaman için hayallerimi ilginç projelerde, harika bir sanatsal vizyona sahip profesyonel ekiplerle çalışmak süslüyor.

 

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Bu yıl başrolünde oynadığım korku filmi Tragedy için çok heyecanlıyım, bu kış gösterime giriyor. Film, Hollanda’da yaşayan yönetmen Ersen Denk tarafından çekildi. Bu aralar gündemimde olan ve yer alma ihtimalim olan bir proje var ama sürpriz olarak kalsın şimdilik diyelim. 

 

Hayatınızda oyunculuk dışında neler var? 

Ailem ve arkadaşlarım benim için çok önemli. Sevdiğim insanlardan enerji ve ilham alıyorum. Ayrıca küçük köpeğim de benim için tam bir mutluluk sebebi. Seyahat edip yeni ve farklı yerler keşfedip, yeni yeni diller öğrenmek de vazgeçilmez yaşam kaynaklarımdan.

 

Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

Görünüşte kolay bir soru ama hepimizin bildiği gibi pek çok sanatçı, şair hatta bilim adamı yüzyıllardır aşkı tanımlamaya çalışıyor. Benim için aşk yaşamın büyük bir amacı. Tüm duygular içinde en güçlü ve en güzel duygu aşk ve bu da onu aynı zamanda çok tehlikeli kılıyor.

Mutlu evliliğin sırrı sizce nedir?

Mutlu evlilik sadece tekeşlilikten çok daha fazlası demek. Eşinizin, durumlar ne olursa olsun sizi gerçekten önemsediğini ve size sahip çıktığını bilmekle ilgili evlilik. Güven ve saygı her mutlu ve sağlıklı ilişkinin tuğlalarıdır. Dürüstlükle “Senin en kötü ve en iyi hallerini gördüm ve hala seni seviyorum.” diyebildiğinizde ve karşınızdaki insan da aynı şekilde hissettiğinde mutlu bir evliliğiniz vardır.

 

Güzellik ve bakım sırrınız var mı? Makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler?  

Sigara içmem, alkol kullanmam ve en azından her gün 8 saat uyumaya çalışırım, bir de her akşam makyajı çıkararak günü bitirmek önemli. Ayrıca genel olarak kesinlikle inanıyorum ki, bir kadın gerçekten mutluysa içten gelen güzellik her zaman dışa doğru parlar.

 Makyaj çantamdaysa her zaman rimel, pudra ve dudak parlatıcı bulunur, bunlar vazgeçilmezlerimdir. Mevsimsel geçişlere bağlı olarak da her sezon göz makyajı renklerimle oynarım.

 

Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl?  

Yüzme, tenis gibi yaz sporlarından, ayrıca uzun yürüyüşlerden ve paten kaymaktan keyif alıyorum. Kışın tembelleşiyorum ama çikolataya duyduğum aşırı aşktan dolayı ara ara kendimi spor salonunda çalışmaya zorluyorum. Beslenme anlamındaysa her şeyden yemeye ama dengelemeye çalışıyorum. Sürekli salata yiyebilecek biri değilim, değişik mutfakları denemeyi seviyorum ama genelde hem lezzetli hem sağlıklı şeyleri yemeye çalışıyorum. Örneğin Japon mutfağı hem sağlıklı hem de çok güzel. Sushi yemeyi çok severim.

 

Giyim tarzınız nasıl? Alışverişe ne sıklıkta çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız? 

Her zaman seyahat ederken alışveriş yapmayı seviyorum. Rahat ve orijinal şeyler dikkatimi çekiyor hep. Yerel değeri olan şeyleri kastediyorum yani ille de pahalı olması gerekmez. Örneğin en son Hawaii-Honolulu’da çok renkli ve çok rahat kumaşlardan yapılmış güzel elbiseler satan bir dükkan buldum.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler? 

Dünyanın farklı yerlerinden aldığım o ülkeye özel olan ve ilginç parçalar benim için en değerlileri. Bana hem o yerleri, hem de oradaki güzel anıları hatırlatıyorlar. İtalya Capri’de gözümün önünde, ayağımın kalıbını alarak, yaşlı bir adamın yaptığı sandaletler benim için çok değerlidir mesela. Dünyanın neredeyse her yerinde pek çok şey Çin malı olduğundan böyle yerel mağazalardan ve üreticilerden alışveriş yapmak farklı bölgelerin ekonomisini ayakta tutmaya yardımcı olmak anlamına geliyor benim için.

 

En sevdiğiniz özelliğiniz?

Bunu cevaplamak aslında zor ama genel olarak pozitif bir insanım ve her daim durumların, insanların ve hayatın en iyi taraflarını bulmaya çalışırım diyebilirim.

 

Hayat felsefeniz nedir?

Hayat felsefemi yansıttığına inandığım ve çok sevdiğim sözlerden biri olan Sandra Kring’in bir sözünü alıntılayarak cevaplayayım:

 

“Senin kalbinin tam içine bakabilme, tutkunun derecesini görebilme, ruhunun derinliklerine inebilme ve iradenin gücünü görebilme yetisi olmadan, birinin sana neyi başarıp neyi başaramayacağını söylemeye hakkı yoktur. Tuhaflıklarını biliyor olabilirler ama SENi ve meleklerinin gücünü bilemezler.”

 

Kısa kısa…  

Doğum yeriniz ve tarihi: Bratislava, Aralik 3

En sevdiğiniz tatil mekanı: İyi insanlarla ve pozitif enerjiyle dolu olan her yer.

En son izlediğiniz film: Aşk Ateşi (Charlize Theron ve Kim Basinger)

 

En sevdiğiniz yemek: Çikolata

En sevdiğiniz renk: Mavi ve Yeşil

 

 

EKİM 2013 – www.trenderamagazine.com

Haberin Devamı
SÜRPRİZLERLE DOLU BİRİYİM

Yakışıklı, eğitimli ve azimli… Tam profesyonel bir model olmasının yanı sıra tam donanımlı bir oyuncu olduğunu söyleyen Armağan Oğuz’la tanışmaya ne dersiniz? İşte, şu sıralar “Güzel Çirkin” dizisinde rol alan Armağan Oğuz’un modellik, oyunculuk hikayesi, alışkanlıkları ve zevkleri…

 

Kendinizden bahseder misiniz? Küçükken ünlü olmayı hayal eder miydiniz?

 11 Şubat 1984 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldim. Yaşamımın bugüne kadarki büyük kısmını İstanbul’da geçirdim, 2004 senesinde İstanbul Erkek Lisesi’nden ve bundan 4 yıl sonra Mimar Sinan Üniversitesi İstatistik Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduğum yıl "2008 Best Model of Türkiye" ödülünü aldım ve sonra aynı sene "Best Model of the World" yarışmasında Türkiye’ye ikincilik ödülünü getirdim. Daha sonra Newyork’a yerleştim ve kariyerime New York Film Academy’de aldığım sinema oyunculuğu eğitimiyle devam ettim. Bu dönemde hem modellik kariyerime devam ettim hem de oyunculuk kariyerime başladım. 2011 sonbahar/kış kreasyonu defilelerinde New York Fashion Week’te yer aldım. Ardından oyuncu olarak Amerika’da bazı okul projelerinde ve bağımsız filmlerde roller almaya başladım.  Amerika’daki oyunculuk eğitimimi Hollywood Film Akademisi’nde tamamladım. 2012 yılında Türkiye’ye dönüş yaptım. Son 6 aydır oyuncu koçum Ümit Çırak’la oyunculuk teknikleriyle alakalı çalışmalarımız sürüyor. Modelliğe de tam profesyonel olarak devam ettiğim bu dönemimde tam donanımlı bir oyuncu olduğum düşüncesindeyim.

 

Kim olduğumu da özetle şöyle ifade edebilirim;

Farklı projelerle insanlara farklılık göstermeye hazır, hayallerinin değil doğru planlamanın sonuçlarına ulaşmak için çalışan sürprizlerle dolu biriyim.

 

Şu anda yer aldığınız projeler neler?

Şu an pazartesi günleri Kanal D’de yayınlanan ‘Güzel Çirkin’ isimli projede genç, dinamik ve yetenekli bir Narkotik Komiser'i canlandırıyorum. 

 

İlerisi için hayalleriniz?

Açıkçası ben biraz anını yaşayan ve bulunduğu konumdan keyif alan bir insanım. Benim yaşamımda hayallerin yerini planlarım alır, planlayıp başarıyı elde etmek için çalışıp kendimi geliştiririm ve o sonunda bir gün planladığınız gibi olacağına inanırım.

 

Özel hayatınızdan bahseder misiniz? Aşk ve evlilik hakkında düşünceleriniz nedir?

Hayatımda benim mutluluğumu üzüntümü benimle paylaşan, beraber elele daha güçlü olduğum kadınla olduğum vakit güzel bir aile kurmak istiyorum. Yaşlanmadan da çocuk sahibi olmak ve çocuğumla arkadaş olmak istiyorum açıkçası.

 

Bir kadında sizi ilk etkileyen şey nedir?

Çok net bir cevap olacak ama gülüşü, dudak ve dişleri güzel olan bir bayan beni görsel açıdan hep etkilemiştir. Ama tabii ki konuşma şekli, davranış ve şaşırtan bir zeka beni bir kadına hayran bırakacak en önemli bileşenlerdir.

 

Spor ve beslenme tarzınız nasıl? Formunuzu korumaya özen gösteriyor musunuz?

 Sporla aram hep iyi olmuştur,  sporsuz geçen bir haftam yoktur diyebilirim. Kışın snowboard yazın tenis ve wakeboard vazgeçilmezlerimdendir. Son zamanlarda düzenli olarak yaptığım spor tenis ve yeni yeni zaman ayırmaya başladığım yoga.

Biraz şanslı bir yapıya sahibim, vücudum kilo almaya müsait değil, ben de bunu en iyi şekilde değerlendirip üstüne doğru ve düzenli beslenmeyle tamamladığımda kendimi hep formda hissederim.

 

Ne tarz giyinmeyi seversiniz?

Son zamanlarda rahat kıyafetler tercih ediyorum, casual ve spor kıyafetlerimi kombinliyorum, sonbaharda bu değişebilir...

 

Dolabınızda en çok yer alan kıyafet ve aksesuarlar neler?

 Dolabımda asılı olarak en çok gömlek bulunur. Aksesuar konusunda ise saatlerimden uygun olanla kıyafetimi tamamlarım. Dolabımda en çok bulunan aksesuar ise bir erkek için en önemli aksesuar olan ayakkabılarımdır.

 

Ne sıklıkta alışverişe çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Alışverişe genelde ihtiyaçlarım olduğu zamanlar çıkarım,  ihtiyaçlarımın şekline göre takım elbise ceket ve klasikleri Network’ten, daha spor günlük kıyafetlerimi Türkiye’de Zara’dan tercih ederim. Yurtdışından yaptığım alışverişlerde de genelde benden başka fazla kişide göremeyeceğim tasarım ürünlerden yana tercih yaparım, bir de saçlarımı kestirdikten sonra ufak bir hediye alırım kendime, yeni bir enerji.

 

Tatilinizi nerede geçirmeyi seversiniz? Nasıl bir tatil sizi mutlu eder?

 Ben hamak tatilcisi değilimdir. Kesinlikle tatile gittiğim yerde spor aktiviteleriyle içli dışlı olurum. Hatta tatile gideceğim yeri ona göre seçerim. Enerjimi bitirene kadar spor yaparım. Akşamında da güzel bir yemekle tatilimin keyfini çıkarırım. 

 

Mutfakla aranız nasıl? En sevdiğiniz yemek hangisi?

Açıkçası mutfakta vakit geçirmekten çok keyif alıyorum. Ufaklığımdan beri yemek yapmaya ilgim var zaten. Yalnız yaşadığım için yemeklerimi kendim yapmayı da öğrendim, bazen de interetten tarifler bakıp yeni şeyler deniyorum. En sevdiğim yemek konusuna gelince tercih etmekte biraz zorlanırım, ama tereyağında jumbo karides günün her saati yiyebilirim.

 

Kısa kısa…

Burcunuz ( kova)

En son izlediğiniz film (Gangs of New York- New York Çeteleri)

En beğendiğiniz oyuncu (Christian Bale)

En etkilendiğiniz kitap (Jean Christophe - Şeytan Yemini)

 

 EKİM 2013 – www.trenderamagazine.com

Haberin Devamı
GENÇ OYUNCUNUN HAYALİ GERÇEK OLDU

Genç Oyuncunun Hayali Gerçek Oldu‘Her Şey Yolunda Merkez’de ‘Erkek Fatma’ karakteri ile dikkat çeken Ayşen Batıgün için Türkan Şoray’ın çok özel bir anlamı var.

‘Vurgun’ ve ‘Osmanlı Kıyam’ dizilerinde Şoray’ın gençliğini canlandıran Batıgün, geçtiğimiz günlerde büyük bir heyecan yaşadı.

 

GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

‘Suç ve Ceza Film Festivali’nde Türk Sinemasının Sultanıyla karşılaşan genç oyuncu gözyaşlarını tutamadı.

Ayşen Batıgün, ‘Ben onun filmleriyle büyüdüm. En büyük hayranlarından biriyim. İki ayrı dizide gençliğini canlandırdım. Hayatımda ki en önemli insanlardan biri. En büyük hayalim bir gün onunla karşılıklı oynamak. Bir anda karşıma çıkınca ne yapacağımı bilemedim’ diye konuştu.

 

01.10.2013 - www.acunn.com

Haberin Devamı
HAYATIN MİZAHİ YÖNÜNÜ SEVERİM

Rol aldığı dizilerde ‘mutsuz kadın’ karakterini başarıyla canlandıran Bennu Yıldırımlar, hayatın mizahi yönünü seven, kendi başta olmak üzere arkadaşlarıyla ya da durumla dalga geçebilen biri… Artık Çinlilerin de izleyeceği ‘Umutsuz Ev Kadınları’ dizisinin üçüncü sezonuna başlayan Yıldırımlar ile konuştuk…

 ‘Süper Baba’nın Elif’i, ‘Yaprak Dökümü’nün Fikret’i olarak tanıdığımız Bennu Yıldırımlar, üç sezondur ‘Umutsuz Ev Kadınları’ dizisinde Nermin karakterini canlandırıyor. Ünlü oyuncu Bennu Yıldırımlar ile rol aldığı diziler, tiyatro oyunları, hayata bakışı ve hayallerine dair pek çok konuyu konuştuk.

 

Dizinin yabancı versiyonunu izler miydiniz?

Orijinaline seneler evvel, yatmadan önce 15-20 dakika kadar bakıyordum ama ileride böyle bir projede yer alacağımı bilmeden… Şimdi özellikle izlemiyorum. Bizimki oradan yola çıkarak yapılmış bir uyarlama; tümüyle aynı değil.

 

Şimdiye kadar oynadığınız dizilerde genellikle ‘mutsuz’ hatta ‘bedbaht’ tipleri canlandırdınız. Neden hep bu tür tipleri canlandırıyorsunuz?

Son yaptığım iş farklı. Belki surat biçimi etkili oluyordur ama yapı olarak öyle olmadığım aşikâr. Tabii daha çok geniş kitleye hitap eden bir iş olduğu için, insanlar sizi öyle hissedebilirler ama sadece bu işi yapmıyorum ben; tiyatroda daha farklı şeyler yapabiliyorum. Televizyon oyunculuk açısından o kadar belirleyici değil.

 

Bunun, tiyatroda pişmekle bir ilgisi var mı?

Tiyatrocular kuralsız ve rahattır diyemem, ama metin önemli. Televizyon dizileri için konuşuyorum; her şeyi belli olan, nereye doğru gideceğini anlayıp takip edebileceğiniz bir işte kendinizi güvende hissedersiniz. Sinema zaten senaryosu çok daha önceden verilen ve çalışılan bir şey, onu kabul edip etmemek sizin elinizde.

 

PARA İÇİN DİZİ YAPMIYORUM

 

Dizilerde rol alan tiyatro oyuncularının ‘para kazanmak zorundayız, kalbimiz tiyatro sahnesinde’ türü açıklamalarını artık hepimiz biliyoruz… Siz de tiyatro oyuncususunuz… Bu açıklama sizi ne kadar kapsıyor?

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çalışıyorum; memuruz ve dizilerde, izinle çalışıyoruz. Hem tiyatro, hem televizyon dizisinde yer alıyorum; şansıma biraz uzun sürüyor bulunduğum işler… Olmayabilirdi de... 4-5 bölümde biten, çok iyi işler var; tabii ki hayatın sonu değil. Bu çalışma ortamlarında bulunmak keyifli olduğu için buradayım. Ama işin sadece maddi kısmına bakan biri değilim, çünkü şu an zaten yirmi yaşında değilim (gülüyor).

 

Bir kariyer planlaması yapıyor musunuz bilmiyorum ama varsa böyle bir planınız kariyerinizin hangi noktasındasınız?

Tabii ki planlı programlı yaşıyorum; menajerim ve ben bu konularda konuşmuyor değiliz, konuşuyoruz… Süren işlerim var. Şu aşamada kariyer planlaması derseniz; sinema filminde yer almak olabilir…

 

Türk dizileri dünyaya açıldı; aynı gelişme sinema için de mümkün olabilir mi?

Dizi açısından çok haklısınız da Türk sineması açısından üretim az. Bu yıl 60’tan fazla film yapılmış. Adana ve Antalya festivalleri var; birine 10, birine 15 küsur film seçilmiş. Anlatabiliyor muyum? Nitelik, nicelik durumu… Tabii ki eli yüzü düzgün işlerde yer almak her oyuncunun gönlündedir. Popüler kültüre hizmet eden filmler de olmalı; ki oradan elde edilecek gelir, ötekilere aktarılmalı…

 

Popüler kültüre hizmet ediyor dediğiniz filmler hakkında daha sert yorumlar da var…

“Olmasın” diyemezsiniz. Yerli filmleri izleme alışkanlığı açısından Fransa’dan sonra ikinci ülkeyiz. Bu çok önemli bir gelişme. Nitelik-nicelik tartışılır ama sinemaya gidiyorsunuz ve vizyonda 6-7 Türk filmi görüyorsunuz. Asıl izlemek istediğine yer bulamazsan “Bari gelmişken diğer Türk filmine gidelim” diyebiliyorsun. Olumlu düşünmekte fayda var. Daha çok hikâye yazılmalı; ki hikâyelerin gerçekten çok olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz; sonuçta burası Finlandiya değil.

 

Çoğu dizi bitse de, tekrarları yıllarca yayınlanabiliyor. Bu durum, bir oyuncu için ‘yüzünün eskimesi’ gibi bir risk taşıyor mu?

Oyuncu tekrarlardan telif kazanmıyor, ama bu başka ülkelerde böyle değil. Dünya standartlarında bir oyuncunun karşılığı değil, buradaki durum… Biz bununla yetinmek zorundayız. Öyle bir sistem henüz yok, ama oluşturulmaya çalışılıyor. Umutsuz Ev Kadınları, Çin’e satıldı. Yurtdışına gittiğinizde insanların sizi tanıyor olması güzel. 

 

Birçok sanatçı politik düşüncelerini hatta takımlarını bile saklıyorken siz sosyal sorumluluk projelerinde ya da daha fazla özgürlük talep eden girişimlerde bulunmaktan çekinmiyorsunuz…

Görüşlerini açıklayan insanlara ihtiyacımız var. İkili oynamamalıyız. Ben özgürlük ve demokrasi yanlısıyım, benim sınırlarıma girilmemesi kaydıyla… Çünkü ben de kimsenin özgürlük alanına girmemeye özen gösteriyorum. Bunu herkes kabul ettiğinde toplum daha rahatlayacak.

 

KENDİNİ HERKESE SEVDİREMEZSİN

 

Dramatik dizilerde rol alsanız da, sosyal hayatınızda neşeli biri olduğunuzu biliyoruz. Beyaz Show’da içten kahkahalar attığınızı gördük… Kendinizi nasıl tarif edersiniz?

Bu sefer de “Çok kötü kahkaha attı” yazıyorlar. Yani herkese kendinizi sevdiremiyorsunuz (gülüyor). İnsan kendini nasıl tarif edebilir… Hayatın mizahi yanını ve espri seven biriyim. Tabii ki hayatı ciddiye alırım ama bütün hayatı ciddiye alıp asık suratla da dolaşmam. En önemli erdem, insanın kendiyle dalga geçebilmesidir. Kendim de dahil olmak üzere arkadaşlarımla dalga geçmeyi çok severim. Tabii bunu usturuplu bir şekilde yapmak lazım; kalp kırmadan güldürebilmek önemli.

 

Dramatik rollerdeki başarınız sizi diğer oyunculardan ayırıyor ancak set bitiminde yeniden ‘Bennu olmak’ kolay oluyor mu? 

İnanın öyle büyük travmatik bir durum yok. Öyle bir şey olsa doktorluk oluruz.  Zaten oynarken her şeyi yetersiz bulursun; yönetmene bakarsın hep… Onun için yeterliyse senin için de yeterli olur ama kafanda hep bir soru işareti kalır. Ekiple ve yönetmenle olan ilişkinle de doğru orantılı bu; güvenin tamsa ekibe ‘stop’ denildiği an biter. Sonrasında bu durumu devam ettiriyorsan ruhsal açıdan gerçekten doktorluk olmuşsundur (gülüyor). Tabii kendi oyunculuk tekniğinle de ilgili. Ruhunuzu, bedeninizi oynadığınız karaktere uyarlamaya çalışıyorsunuz.

 

HAYALİM DÜNYAYI GEZMEKTİ

 

Bu yıl tiyatroda hangi oyunda izleyeceğiz sizi?

Ekimin ikinci haftası, Harbiye’de, geçen seneki oyunlardan birini oynayacağız; ‘Buluşma Yeri’. ‘Dar Ayakkabıyla Yaşamak’ adlı oyunumuz da devam ediyor.

 

Zor olmuyor mu hem dizi, hem tiyatro? Eviniz, eşiniz, kızınız…

Tabii ki zor, yorucu ve daha az uykulu... Ama zaten çocukluğumdan beri uykuyu seven biri değilim. Bir tek, yaşla beraber uyku isteği artıyor insanda… Yemek yedikten sonra, bir ağırlık çöküyor ve öğleden sonra bir iki saat uyuma ihtiyacı hissediyorum (gülüyor).

 

Kızınız 14 yaşında; büyürken sizi evde değil, televizyonda görünce üzülür müydü?

Yok, o kadar bedbaht bir çocuk yetiştirmiyorum (gülüyor). Elimden geldiği kadar onun yanında olmaya çalışıyorum. O da bunun farkında.

 

Kuralcı anne mi, arkadaş anne misiniz?

Kural, anne tarafından konulmalı. Hafif esneklikler de olmalı ama sınırları belirleyecek tatlı hatırlatmalar yapılmalı. Birbirimizi dinleyen insanlar olmaya özen gösteriyoruz. Hoş bir diyaloğumuz var.

 

Kızınız konservatuarda, seçimini yaparken yüreklendirdiniz mi?

Yönlendirdim... Oyuncu olma isteği var, müzik de var işin içinde ama kendi belirleyecek alanını. Koroporte adında bir grubu var; sahneye çıkıyorlar. Bienalin sonunda gösterileri olacak.

 

Eşiniz Bülent Emin Yarar… O da oyuncu, birbirinize vakit ayırabiliyor musunuz?

Birbirimizin çalışma şartlarını biliyoruz ve yoğunluk nedeniyle büyük rahatsızlık çeken bir çift değiliz. Şimdi prova döneminde, onun da sancılı bir dönemi olacak ama önemli olan evde huzurlu ortamı sağlamak. Aynı mesleği yapıyor olmanın dezavantajını yaşamadım. En azından durumu kavrayan biri var evde.

 

Arkadaşlarınızın “Bennu’yu ‘şu’ nedenle çok severiz” dedikleri şey nedir?

Bilmiyorum ama sanırım iyi organizasyon yapabiliyorum. Bir daha dünyaya gelirsem turizme yönelmeyi isterim. Gezmeyi  seviyorum.

 

Tiyatrocu olmasaydınız turizm acentesi sahibi olurdunuz belki…

Oyunculukla o kadar dolu bir yaşamım var ki. Başka bir meslek düşünmedim ama hep gezerek yapılan bir meslek isterdim. Hayalim, dünyayı dolaşmaktı ama yapamadım.

 

Belki ileride dolaşırsınız?

Tabii, tabii; 80’de olur (gülüyor).

 

28.09.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
MERT YAVUZCAN YİNE KÖTÜ ADAM

Jack Hunter filmi ile Hollywood’a transfer olan Mert Yavuzcan, Star TV’de hafta içi her gün saat 13:00’te yayınlanan ‘Aşkın Bedeli’ adlı dizide rol alıyor. Daha önce oynadığı “Unutulmaz” adlı dizide olduğu gibi bu projede de kötü bir karakteri canlandıran Yavuzcan, “Canlandırdığım kötü karakterler izleyici tarafından inandırıcı bulunuyor. Bu sebeple yine kötü adam olmaktan kurtulamadım” dedi.

Haberin Devamı
AŞK AĞLATIR 25 EKİM'DE VİZYONDA

Dünya edebiyatının büyük ismi Dostoyevski'nin 'Ezilenler' adlı romanı, Mehmet Taşdiken'in son filmine ilham verdi. 25 Ekim'de vizyona girecek 'Aşk Ağlatır' adlı filmin yönetmeni senaryosunu da yazdı. Filmde Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Itır Esen, Yılmaz Gruda, Yağmur Tanrısevsin, Mert Yavuzcan, Ege Aydan gibi isimler yer aldı. Dostoyevski'nin çok okunan eserinden uyarlanan film, hüzünlü bir aşk hikayesini anlatıyor. Yönetmen Mehmet Tasdiken filmini şöyle anlattı: Filmimiz bir duygu filmidir. Tutku, vicdan, masumiyet ve iç acıtan bir dram. Her olaya aynı şablon refleksleri vermeye alışmış insanların, ezberini bozacak, nerdeyse türü kalmamış, bir insanın hikayesi bu aslında. Filmde de görüyoruz ki acı çekmeden insan olunmuyor. Filmin iki oyuncusu Ceyda Ateş ve Melih Selçuk.

 

01.10.2013 – STAR GAZETESİ

Haberin Devamı
UZUN BOYLU ADAM DA İYİ OYUNCU OLABİLİR

'Peri Masalı' filmiyle ilk kez beyazperdede boy gösterecek olan Emre Kızılırmak: Bir dönem oyuncu olmak için yaptığım girişimler, hep başarısızlıkla sonuçlandı. "Boyun çok uzun, senden oyuncu olmaz" dediler ama ben bu yüzden iyi bir oyuncu olamayacağımı hiç düşünmedim

Emre Kızılırmak, 2007'de Best Model of Turkey yarışmasında ikinci olduktan sonra Türker İnanoğlu'nun yapımcılığını üstlendiği 'Aşk Bir Hayal' dizisiyle oyunculuğa başladı. Yakışıklı oyuncu, Biray Dalkıran'ın önümüzdeki aylarda vizyona girecek filmi 'Peri Masalı'nda ise başrolde izleyici karşısına çıkacak. Kızılırmak ile oyunculuk serüvenini ve yeni filmini konuştuk.

 

'Peri Masalı' ilk sinema filminiz... Heyecanlı mısınız?

Heyecanlı olmaz olur muyum! Film vizyona girsin diye gün sayıyorum. Filmin tek bir karesi bile aklımdan çıkmıyor. Aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor.

 

Neden?

Aslında daha önce birkaç dizi tecrübem olmuştu ama sinema çok farklı bir dünya. Senaryomuz da çok güçlü.

 

Bu filmde rol almaya nasıl karar verdiniz peki?

Filmin yönetmeni Biray Dalkıran'la tanıştım. Senaryonun gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılması beni çok etkiledi. İlk sinema filmim olduğu için çok şanslıyım; 'Peri Masalı' benim ilk göz ağrım.

 

Filmin nasıl bir hikayesi var?

Bu; Biray Dalkıran'ın başından geçen bir olay. Filmde Biray Dalkıran'ın gençliğini oynuyorum. Bu da benim için çok önemli ve beni çok etkileyen bir nokta oldu. Biray Hoca da çok etkilendi.

 

DUYGUSAL BİR HİKAYE

Nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?

Film için sahne sahne çalışırken yönetmenimizin bile gözleri doluyordu ve sesinin rengi değişiyordu. Senaryoyu okurken 'Bunun altından nasıl kalkarım?' diye düşünmedim değil. O konuda Biray Hoca bana çok yardımcı oldu. Rahat bir çalışma ortamımız vardı açıkçası.

 

Bizi nasıl bir film bekliyor?

Filmin çok duygusal bir hikayesi var. Şu anda konusunu çok fazla deşifre etmek istemiyorum. Canlandırdığım fotoğrafçı 'Mert' karakterinin; hem babasıyla olan çatışmasını, hem de sevdiği kızla olan ilişkisini izleyeceksiniz filmde.

 

'Mert' nasıl bir karakter?

Darıldığı zaman asla affetmeyen bir yapıya sahip. İnatçı bir kişilik ve bu huyunu babasından almış. Ama 'Mert'in inadı zamanla kırılıyor. Filmde bu sürece tanık olacaksınız.

 

Peki 'Peri' karakterinin 'Mert'in hayatındaki önemi nedir?

'Peri'nin, 'Mert'in hayatındaki yeri çok özel. Bir kere 'Mert'ten daha olgun bir karakter. Birçok olumsuz konuda sakinliğini koruyup zekice kararlar alabilen pozitif bir kız. Zorluklardan mutluluk çıkarmayı başarabilen bir karakter. 'Mert'e de bunu aşılamaya çalışıyor ama 'Mert' daha çocuk.

 

BİRÇOK DURUMDA HALA ÇOCUK GİBİYİM

 

'Mert'in sizinle özdeşleşen yanı var mı?

Benimle pek özdeşlemiyor açıkçası... Ben 'Mert' kadar kinci değilim; daha yapıcıyımdır. Ama zaman zaman benim de çocukça davrandığım olur. Birçok durumda hâlâ çocuk gibiyim diyebilirim.

 

Film Kıyıköy'de çekildi. Nasıl geçti çekimler?

Çok keyifliydi. Kıyıköy, yönetmenimiz Biray Hoca'nın memleketi aynı zamanda... Doğayla iç içeydik ve çok samimi bir ortam vardı. Hem tatil yaptık, hem de film çektik. Biray Hoca'yla kanoya binip gezdik. Hatta bir keresinde kanomuz devrildi. Cep telefonlarımız ve cebimizdeki her şey ıslandı.

 

Oyunculuk, hep hayal ettiğiniz bir meslek miydi?

Evet, çocukluğumdan beri yapmayı en çok hayal ettiğim şeydi. Ama lisede ve üniversitede oyuncu olmak için bulunduğum girişimler hep olumsuzlukla sonuçlandı.

 

Neden?

"Sen çok uzunsun, bu kadar uzun boylu adamdan oyuncu olmaz" dediler ve beni karamsarlığa ittiler. Okuldayken basketbol oynuyordum ve sporla çok ilgiliydim. Boyum nedeniyle iyi bir oyuncu olamayacağımı hiç düşünmedim. Aksine, söyledikleri şeyler beni daha da kamçıladı. Nitekim o dönem kapısını aşındırdığım ve bana "Çok uzunsun, oyunculuk yapamazsın" diyenler benimle daha sonra kendileri görüşmek istediler. Ama beni hatırlamadılar tabii...

 

Peki, o algıyı nasıl değiştirdiniz?

Çok çalıştım... Yetenekli olduğumun bilincindeydim, sadece beni doğru yönlendirecek birisini bulmam gerekiyordu. Önce Eskişehir'de Odunpazarı Belediyesi'nin tiyatro okulunu kazandım. Sonra atölye çalışmalarına katıldım. TÜRVAK'ta eğitim aldım. Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama İleri Oyunculuk Bölümü'nde yüksek lisans yaptım. Yani hem alaylı, hem de okulluyum.

 

İYİ Kİ BURCU'YU SEÇMİŞLER

 

Filmin kadın oyuncusuna çok zor karar verildiğini biliyoruz. Uzun bir arayıştan sonra 'Peri' rolü için Burcu Kıratlı seçildi. Doğru bir seçim mi sizce?

Yönetmenimiz, kafasındaki karaktere uygun kadın oyuncu bulmakta zorlandı. Hikayeye uygun birisini bulamadığı için çekimlere geç başladık ama ben sonuçtan gayet memnunum. Yönetmenimiz beklemekle iyi yapmış; Burcu'nun seçilmesi çok iyi oldu. Burcu da, ben de filmde Biray Hoca'nın dünyasını canlandırmaya çalıştık. O yüzden bizim fikrimizin çok önemi yok. Kim olursa olsun, ben bu filmde oynayacaktım açıkçası...

 

SAÇLARIMI KENDİ İSTEĞİMLE KESTİM

Saçlarınızı kestiğiniz sahnede neler hissettiniz?

İki yıldır uzattığım saçlarım, bir sahnede gitti! Aslında senaryoya göre saçlarımın kesilmesi gerekmiyordu. Yönetmenimizle konuştum ve "Mert' böyle bir durumda saçlarını keserdi" dedim. Yönetmenimiz de "Böyle bir şey yaparsan, harika olur" dedi. Saçlarımı kesme teklifi benden geldi yani.

 

DİZİ İÇİN UZATMIŞTIM

Saçlarınızı kesmek, sizi üzmedi o halde...

Ben alışığım. Okuldayken de kendi saçımı kendim keserdim. O sahnede de saçlarımı kendim kestim. Hiç üzülmedim yani. Saçlarımı 'Atlılar' diye bir dizi projesi için uzatmıştım. Fakat dizi yayınlanmadı. Uzun saçlar da bana o diziden yadigar kaldı. Ben de sonrasında kesmedim. Bir oyuncu, rolü için seve seve saçlarını kesebilmeli.

 

TÜRKER İNANOĞLU BANA GÜVENDİ

 

"Best Model'da ikinci olduktan sonra Türker İnanoğlu ile tanışmam, hayatımın dönüm noktası oldu. Bana güvendi ve 'Aşk Bir Hayal' dizisinde başrol verdi. O dizide tam 75 bölüm oynadım ve kariyerime iyi bir başlangıç yaptım. O dönem kendime, beş yıl içinde iyi bir filmde oynama hedefi koydum."

 

29.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
HAYALİMDEKİ MESLEĞİ YAPIYORUM

Hayalindeki mesleği mi yapıyorsun? Başka bir seçeneğin olsa ne iş yapardın?

Evet. Bu yüzden çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Oyunculuk çocukluğumdan beri hayalimdi. Başka bir alternatif sunsalardı tercihimi yine bu meslekten yana kullanırdım.

 

Hırslı bir insan mısın?

Hayır. Hiç değilimdir. Elimden geleni yapar, gerisini de Allah’a bırakırım. Çalışkan olduğum için işimin hakkını vererek yapar ve daha sonra neler olacak diye beklerim. Açıkçası, hırslı olmak benim doğama ters.

 

Karşı cinste, affetmeyeceğin üç davranış nedir?

Yalan söylemesi, sahtekarlık yapması ve saygısız olması.

 

‘Bakımlı olmak’ denince aklına ne geliyor? Sence erkeklerin bu konuda en çok nelere dikkat etmesi gerekir?

Benim için “bakımlı olmak” temiz olmak, demektir. Karşı cinste de ilk önce saça ve ellere bakarım.

 

Aşkın ömrü sence de 3 yıl mı?

Bence üç yıl çok az bir süre. Aşkın tamamen saygıyla ilgili bir duygu olduğunu düşünüyorum. Ben eşimle 3 yıldır beraberim, ama 2 gün görüşmesek, üçüncü gün onu gördüğümde kalbim küt küt atar.

 

Seyahat etmeyi sever misin? En son nereye gittin?

Seyahat etmek, ruhumun ilacı diyebilirim. En son eşimle birlikte İtalya, Antalya ve Çeşme’ye gittik.

 

Batıl inançların var mı?

Hayır, yoktur. Genellikle neyi düşünürsem onun olacağına inandığım için, aklıma başka fikirler getirip etkilenmemeye çalışırım.

 

Dakik misin yoksa randevulara geç kalanlardan mısındır?

Bu konuda çok hassasım. Beklemeyi de bekletilmeyi de sevmem. Genellikle de her randevuma 10 dakika önceden gitmeye özen gösteririm.

 

Mutfak işleriyle aran nasıldır? Yemek yapmayı sever misin?

Mutfakla aram çok iyidir, hatta mutfakta yaşayanlardanım diyebiliriz. Çayımı, kahvemi mutfakta içmeyi severim. Ayrıca yemek yapmak benim için bir terapi gibidir. Misafir ağırlamaktan da çok hoşlanırım. Değişik sunumlar ile sürprizler yapmak çok hoşuma gider.

 

Senin için kıskanç diyebilir miyiz?

Hiç kıskanç biri değilimdir. Bunun en büyük sebebi de eşime olan güvenimdir

 

EKİM 2013 – ESQUIRE

 

Haberin Devamı
HAVAYA GÖRE ALIŞVERİŞ YAPIYORUM

Giyim markaları, yeni sezon sonbahar/kış koleksiyonlarını vitrinlerde görücüye çıkardı. Etkileyici tasarımlar ve şık modeller moda tutkunlarının iştahını kabarttı. Ünlü isimler de yaz tatili dönüşü gardıroplarına yeni parçalar eklemek için alışveriş merkezlerinin yolunu tuttu. Bakın kim, neler aldı

 Hafta Sonu dergisine konuşan ünlü simaların bir kısmı yazın etkisinden kurtulamazken bir kısmı da kışlık gardırobunu doldurmuş bile. İşte Gamze Karaman’ın kış için tercihleri;

 Aslında havaya göre alışveriş yapabilen insanlardanım. Bu güzel havalarda hiç kışlık bir şeyler almak içimden gelmiyor. Fakat sezon başında en hit parçalar tükendiği için birkaç parçayı gardırobuma ekledim. Pucci’den bej rengi klasik bir kaban, Moncler’den yeşil spor bir yelek aldım ve Givenchy siyah çizmeler sipariş ettim.

 

30.09.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
AFİŞİ GÖRÜCÜYE ÇIKTI

Yönetmenliğini Mehmet Taşdiken'in yaptığı, başrollerini Ceyda Ateş ve Melih Selçuk'un paylaştığı 'Aşk Ağlatır' filminin afişi görücüye çıktı. 25 Ekim'de vizyona girecek olan filmin afişi, sosyal medyada büyük beğeni kazandı.

HERKES MEMNUN

Son dönemde yaşanan afiş krizleri doğrultusunda filmin yapımcısının birkaç seçenek arasından belirlediği afiş, önce izleyicinin beğenisine sunuldu. Daha sonra hem yapımcı firmanın, hem de sosyal medya takipçilerinin en beğendiği çalışma; filmin resmi afişi olarak belirlendi. Seçilen afiş hem firmayı, hem de hayranları memnun etti.

 

29.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
GÜZELLİĞİNİ YOGAYA BORÇLU

Show TV’nin sevilen dizisi "Benim İçin Üzülme'de Buke karakterini canlandıran genç oyuncu Fulya Zenginer, güzellik sırrını bol uykuya ve yogaya borçlu olduğunu söyledi. Oyunculukta kalıcı işler yapmayı hedeflediğini belirten Zenginer, "Güzelliğinizi neye borçlusunuz?" sorusuna, "Kendime olabildiğince iyi bakıyorum. Çünkü buna mecburum. Uykuma çok dikkat ederim, birde yoga yapıyorum. Güzellik, işimin bir parçası" diye cevap verdi.

 

29.09.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
PİS YEDİLİ’NİN GÜZELİ EDA ECE

Sevilen televizyon dizisi Pis Yedili’nin Cim Bom’u Eda Ece, Women’s Health objektiflerine poz verirken dizi seti ve set dışındaki hayatıyla ilgili sorularımızı samimiyetle yanıtladı.

Yepyeni bir çekim günü için stüdyoya girdiğimde Women’s Health ekibi ve Eda Ece’yi askılara dizilmiş kıyafetler arasında buluyorum. Onunla tam bir bütünlük oluşturan Rock Chic kombinler sırayla fotoğraflanmayı bekliyor. Eda’ysa günlük hayatında mümkün olduğunca rahat giyinmekten yana olduğunu söylüyor: “Jean ve çizgili tişörtlerin günlük hayatta vazgeçilmezim olduğunu söyleyebilirim. Son zamanlarda iyice alevlenen Rock Chic modası da tam bana göre. Çekimde kullandığımız kombinlerin tamamı bu tarzdaydı. Dolayısıyla hepsine bayıldım.” Ancak ev ve set arasında mekik dokurken her zaman giydiklerine dikkat etme şansı olmuyormuş. Dolayısıyla bir jean bir tişört giyip çıktığını söylüyor: “Skinny jean’ler favorim. Bence çok rahatlar. Tabii spor ayakkabıları da unutmamak gerek.”

Eda, her zaman genç markalardan giyiniyor. Üstelik online alışveriş sitelerine de oldukça aşina. “Yurt dışı merkezli alışveriş siteleri var. Aralarından bazılarını sürekli takip edip sipariş veriyorum. Yurt dışında yaşayan arkadaşlarıma internette beğendiğim bazı şeyleri sipariş verdiğim de oluyor.”

Her ne kadar spor giyinmeyi tercih etse de bir oyuncu olarak ödül töreni, gala gibi organizasyonlara katılması gerektiğinde Tuvana Büyükçınar’ın kapısını çalıyormuş: “Daha ağır giyinmem gereken organizasyonlar beni biraz zorluyor. Çünkü ben hep günlük giysiler alıyorum. Bu tür zamanlarda da Tuvana Büyükçınar’ın tasarımları arasından en genç olanları seçmeye özen gösteriyorum. Tabii o da beni yönlendiriyor.”

Psikoloji Dersinden Sete

Halen psikoloji eğitimine devam eden 1990 doğumlu Eda’nın keşfedilme hikayesi de bir hayli ilginç. “12 yaşındayken okul tiyatrosunda rol almıştım. Tiyatro hocamın bir arkadaşı da beni izleyenler arasındaymış. Bahsettiğim insan Tümay Özokur. O esnada bir ajans kurma aşamasındaymış. Ailemle tanışıp beni ajansa almıştı. Tabii bu anlattıklarım yıllar önce oluyor. Derken bir gün Bağdat Caddesi’nde yürürken karşılaştık. Bana Gani Müjde’nin bir projesi olduğunu ve benim gibi birisini aradığını söyledi. Benim de ilgimi çekti ve seçmelere gittim. Neticede de rolü aldım” diyor gülümseyerek.

Psikoloji okusa da onun gönlünde oyunculuğa devam etmek yatıyor. Henüz bu konuda bir eğitimi olmasa da Eda sıkı bir oyunculuk eğitimini ihmal etmeyecek gibi görünüyor: “Şu anda bir oyuncu koçuyla çalışıyorum. Hedefim hem yurt içinde mümkün olduğu kadar çok workshop’a katılmak hem de burada ya da yurt dışında uzun süreli eğitimler almak.”

Hayranlarının belki de şimdiye kadar hiç duymadığı bir diğer özelliğiyse Eda’nın sanat terapisine olan ilgisi ve sanat galerisi geçmişi. “Üniversite yıllarımda sanat terapisiyle ilgilenmeye başladım. Bu beni iyiden iyiye sanata yönlendirdi. Daha fazla bilgi sahibi olabilmek için İstanbul Modern’in açtığı sanat tarihi seminerlerine katıldım. Sonra bir şekilde yolum Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi ve Dirimart’tan geçti. Her iki galeriden de çok şey öğrendim ve çok önemli sanatçılarla tanıştım. O çevremi hala koruyorum, mümkün olduğunca açılışlarına katılmaya çalışıyorum. Onlar da benim işlerimi destekliyor. İleride kendi resim koleksiyonumu yapmak gibi bir hayalim var. Bir gün oyunculuğu bırakırsam kesinlikle sanat galerileriyle çalışmaya geri dönerim.”

Bu sözlerinin ardından şu sıralar onu en çok heyecanlandıran şey olan oyunculuğa dönüyor tekrar: “Şu an çok dinamik bir sette çalışıyorum. Ekipte ben dahil pek çok kişinin ilk işi. En son 83. bölümü çektik, bu zamana gelene kadar herkesin hem oyunculuğu gelişti hem de karakteri oturdu. Pis Yedili seti hepimiz için adeta bir oyunculuk okulu gibi. Umarım bundan sonra da bu okuldan çıkan herkes iyi işlerde görev almaya devam eder.”

“En Güzel Karakteri Ben Oynuyorum!”

Dizide canlandırdığı karakteriyse gerçekten çok sevdiğini söylüyor. Oynadığı karakterin asıl adı Günçiçek ama fanatik Galatasaraylı olduğu için arkadaşları ona Cimbom diyor. Eda, karakterinin tam olarak ‘komik’ olmadığı düşüncesinde: “Çok fazla dram sahnem de oluyor. Çok iyi bir karakter, Cimbom’u oynamayı seviyorum. Bana sorarsanız Pis Yedili’nin en güzel karakterini ben oynuyorum!” Çekimleri bu yaz tamamlanan bir sinema filminin müjdesini de veriyor bize. Bu onun ilk sinema filmi. Bir baba-kız hikayesini anlatan filmde, Yetkin Dikinciler ile başrolü paylaşıyor. “Filmde kızı iki buçuk, üç yaşlarındayken evi terk etmiş bir baba var. Kızı 18 yaşına basacakken tekrar ortaya çıkıyor ve kızını kaçırıyor. Şimdi anlatmayayım ama hikayenin devamı epey sürprizli” diyor ve ekliyor: “İzleyicinin de çok seveceğini düşündüğüm, gerçekten gurur duyduğumuz bir işe imza attık. Henüz sadece üç yıldır bu piyasadayım, dolayısıyla çok da iyi bilmiyorum ama bu işe yıllarını vermiş insanlar bana bu kadar güzel bir sinema filminin, kariyerimin bu kadar erken bir zamanında geldiği için çok şanslı olduğumu söylüyor.”

Nasıl Besleniyor?

“Sette çok uzun saatler kaldığımız için beslenme düzenim yoktu. Bir süre önce bir beslenme uzmanıyla çalışmaya başladım ve öğrendim ki aslında dört saatten daha uzun süre aç kalmamam gerekiyor. Normalde yumurtadan hiç haz etmeyen bir insandım ama şimdi her gün bir tane yiyorum. Ara öğün olarak mutlak meyve, ceviz, yoğurt tüketiyorum. Bir şey yemeden önce bir kez daha düşünmem gerektiğini artık biliyorum.”

 

EKİM 2013 – WOMEN’S HEALTH

Haberin Devamı
AŞK EKİM'DE AĞLATACAK

Yönetmenliğini Mehmet Taşdiken’in yaptığı, başrolerini Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Itır Esen, Yılmaz Gruda, Yağmur Tanrısevsin, Mert Yavuzcan ve Ege Aydan’ın paylaştığı ‘Aşk Ağlatır’ filmi 25 Ekim’de vizyona giriyor. Filmde başrolü oynayan Ceyda Ateş, “İzleyenlere duygu fırtınası yaşatacak bir çalışmaya imza attık.” dedi.

 

27.09.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
İZLEYENLERE DUYGU FIRTINASI YAŞATACAĞIZ

Yönetmenliğini Mehmet Taşdiken'in yaptığı, başrollerinde Ceyda Ateş, Melih Selçuk, Itır Esen, Yılmaz Gruda, Yağmur Tanrısevsin, Mert Yavuzcan ve Ege Aydan gibi isimlerin yer aldığı ‘Aşk Ağlatır' filmi 25 Ekim'de vizyona giriyor. Filmde başrolü oynayan Ceyda Ateş, "İzleyenlere duygu fırtınası yaşatacak bir çalışmaya imza attık. Filmin birçok sahnesinde derinden etkilenerek oynadım" diyor. Duygusal yapıya sahip seyircileri derinden sarsmayı hedefleyen film, bir türlü kavuşamayan iki çocukluk aşkının hikayesini anlatıyor.

 

26.09.2013 – HABERTÜRK

Haberin Devamı
DOLABIM KIŞA HAZIR

Giyim markaları yeni sezon sonbahar/kış koleksiyonlarını vitrinlerde görücüye çıkardı. etkileyici tasarımlar ve şık modeller moda tutkunlarının iştahını kabarttı. Ünlü isimler de yaz tatili dönüşü gardıroplarına yeni parçalar eklemek için alışveriş merkezlerinin yolunu tuttu. İşte Gamze Karaman’ın sezon alışverişleri…

 Havaya göre alışveriş yapıyorum

“Aslında havaya göre alışveriş yapabilen insanlardanım. Bu güzel havalarda hiç kışlık bir şeyler almak içimden gelmiyor. Fakat sezon başında en hit parçalar tükendiği için birkaç parçayı gardırobuma ekledim. Pucci’den bej rengi klasik bir kaban. Moncler'den yeşil spor bir yelek aldım ve Givenchy siyah çizmeler sipariş ettim. Bundan sonra kış yaklaştıkça alışverişlerim tüm hızıyla devam edecek."

 

25.09.2013 – HAFTA SONU

Haberin Devamı
BENİ AFFET’İN BAHAR’I EVİMİZİN KIZI GAYE TURGUT EVİN

Star TV’de “Beni Affet” dizisinde canlandırdığı “Bahar” karakteri ile karşımıza çıkan Gaye Turgut’la bilinmeyen yönleri, hayatının aşkı Deniz Evin ve oyunculuk serüveni hakkında çok özel bir röportaj yaptık.

Oyunculuk serüveni çok eskilere dayansa da bizler onu “Beni Affet” dizisinde canlandırdığı Bahar Karakteri ile tanıdık. “Beni Affet” dizisinde başroldeki performansıyla göz dolduran Gaye Turgut, günlük bir diziyle her gün ekrana gelince ‘evin kızı’ haline geldiğini ve bu nedenle de çok mutlu olduğunu söylüyor. Bu diziye başladığı için kendine iyi ki diyen Gaye Turgut’un en büyük iyi kisi de “Beni Affet” dizisinde tanıştığı rol arkadaşı şimdilerde ise hayat arkadaşı Deniz Evin… Başarılı oyuncu Gaye Turgut’un oyunculuk kariyerinde geleceği güzel yerleri heyecanla takip ediyoruz ve başarılar diliyoruz.

Öncelikle sizi daha yakında tanıyalım… Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Aslında birçok röportajda bu soruyu uzun uzun yanıtlamışımdır ama son zamanlarda şunu fark ettim ki herkes beni benimsemiş ve ailesinin kızı olarak görüyor.. Aslında tam da öyle, ben aile bağımlısı ev canlısıyımdır.. Bir ailenin tek çocuğu ailenin ilk torunuyumdur ve el bebek gül bebek büyüdüğüm doğrudur..  Aile benim için çok değerlidir... Çalışan bir ailenin çocuğuydum o yüzden anneannemlerde büyüdüm.. Derler ya eski İstanbul Hanımefendisi gibi.. Kavga etmeyi bile bilmeyen çok sakin huzurlu bir çocukluk geçirdim.. Dedem Halil Fikri Öğretici kanunidir. Ailemin hemen hemen hepsi müzisyendir.. Dedemler benimde kanun çalmamı istemiştir hep ama ben kanun kursundan tiyatro kursuna kaçardım.. Aslında şanşlıyım yapmadığım spor dalı hatta sanat dalı neredeyse yok. Ailenin en ufağı ve ilki olunca herkes size bir şey yaptırmaya çalışıyor bu güzel bir şey ve zor ama şu açıdan süper; erken yaşta ne istediğini deneme ile anlayabiliyorsun... Anaokulunda bale ile başlayan ve hiç kopmadığım tiyatro vazgeçilmezim oldu... Derslerim iyi başarılı bir öğrenci olduğumdan hobi olsun diyenler de çok oldu konservatuvarla sonuçlanan uzun bir sürecim oldu.. Ve hayatımda hep istediğim hayalim gerçek oldu... Eşim, ailem ve oyunculuk vazgeçilmezlerim.. Ben çocuk kalmayı seviyorum ve mesleğimde  süper bunun için uygun zaten içinde çocuk olmayan için çok zor. 25 yaşındayım ve hala çocuk yanım bir yerlere saklandı saklambaç oynuyor ve onu gerektiğinde ebeliyorum... Bazense olmadık zamanlarda o beni ebeliyor :)

 

Oyunculuğa nasıl karar verdiniz, oyunculuk kariyeriniz nasıl başladı?

Hep vardı içimde zaten oyunculuk isteği, ailem de erken fark etti ve 5 yaşında ilk kez sahneye çıktım... Sonra tüm okul hayatım boyunca sahnede oldum.. Sonunda da konservatuvarı kazandım ve hayalim gerçek oldu yani mesleğim oldu... Ben Cumhuriyet’in 75. yıldönümünde ilk ödülümü aldım oynadığım rolle daha 9 yaşındaydım.. Ailemde tamam dedi artık bu kızın yolu bu ve bana hep destek oldular... İlk TV deneyimim de 12  yaşında oldu ana kadroda yer aldım ve çok zevk aldım... Sonrada şansım iyi gitti zaten insan içindeki sesi dinlerse yolu hep açık olur... Ben içime kulak verdim ve istediğim yerdeyim.. TRT’de 2 yıl sunuculuk yaptım sonra Showmax’te sonra diziler devam etti. Sevgi Ana, Kanıt, Akasya Durağı, Türk Malı, Yahşi Cazibe ve Yamak Ahmet, Her Halimle Sev Beni... Zincir gibi birbirini takip etti... Hayat beni buraya iyiki de getirdi... Tümay Özokur ve ekibiyle emin adımlarla kariyerimi en iyi şekilde yönetmek için beraber ilerliyoruz. Ve ben dünyaya yine gelsem yine bu mesleği seçerdim.

 

Gaye Turgut, hangi diziyle tanındı? Beni Affet dizisinden önceki oyunculuk deneyimlerinizden bahseder misiniz?

TRT’deki Yamak Ahmet’te Canfeda Sultan rolüyle tam anlamıyla insanlar beni tanımaya başladı.. Dönem işiydi ve çok zevkliydi ben dönem işlerini ve masalsı şeyleri çok severim.. Birçok oyunculuk deneyimim oldu ama şunu demeden geçemeyeceğim ki Beni Affet beni tamamiyle ailenin kızı durumuna getirdi... Hem tam bizden biriydi karakter olarak bende hikaye klasik türk filmi içeriğindeydi bu da kısa sürede tanınmama ve beni sevmelerine yol açtı.. İlk başrolümde böyle bir işte yer alıp sevilmek sevdiğim işi daha mutlu yapmama yol açtı.. ve Bahar’ın  yeri bende hep özel kalacak.

 

Bu projede sizi çeken en çok ne oldu?

Tam bu sırada başka bir işle de imza atmak üzereydim ve Yamak Ahmet daha bitmemişti... Biter bitmez de bu işe başladım.. İyiki de başladım Bahar benim hayatımdaki dönüm noktalarımdan.. Şans derler ya aslında şehir dışında iş yapmayı düşünmezken bir anda oldu her şey. Ben TRT’de belgesel ekibinde çalışıyordum şehir şehir dolaşıyorduk spor belgeseli ekibi olarak. Tam o sırada Ankara’da bu belgeselle ilgili toplantı oldu, bende fırsat bulup dizi görüşmesine de gittim... Sonra tekrar toplantıya çağırdılar ve bildiğiniz yazlıklarla gelip kışlıkları aileme kargolattım çekimler başladı hemen… Proje ve rolüm üzerinde yoğunlaştıkca Bahar ve Gaye arasında birçok köprü buldum.. Bahar’ı tanıdıkça daha çok sevdim. Projenin en sevdiğim yanı Türk filmi gibi bize ait bizden parçalar var.. Her insan bir şeyler bulabilir bizim dizide.. Bazı olaylara olmaz desek de eminim bir yerlerde ben aynısını yaşadım diyen vardır.. Proje yapısı itibariyle tam bize ait unsurların hepsini barındırıyor.

 

Sette bir gününüz nasıl geçiyor?

Sette yemek arası dışında pek zamanım olduğu söylenemez.. Günlük iş ve hep bir yetiştirme çabası.. Bazen etraftaki bizim çekim yapılan mahalledeki komşuları ziyaret ediyorum... Bizlere pişler, bazlamalar yapıyorlar.. Çok sıcak insanlar ve biz artık komşu gibiyiz.. Biraz uzun aram olursa da eve koşuyorum evim sete çok yakın… Ben de eşim de evde zaman geçirmeyi severiz tam bir ev insanıyız... Bazen sette mahallenin çocuklarının bisikletine el koyuyorum :) diğer sahnelerin ezberleri derken zaten set çok yoğun geçiyor.

 

Günlük bir dizi çekiyorsunuz ve sürekli Ankara’da çekimlerdesiniz zor olmuyor mu, bu tempoya alıştınız mı?

Alıştım bu üçüncü yılım… Deniz hayatıma girdikten sonra hep söylediğim bir şey vardır tam oldum.. Ankara benim için zor oldu çünkü ben deniz çocuğuyum. İstanbul’da doğdum büyüdüm.. Deniz olmayan bir şehirde zordu her şey, şimdi tam hep ‘Deniz’ kenarındayım:) Eşimle set dışında sürekli çocuk gibiyiz evimiz bildiğiniz oyun salonu gibi sürekli arkadaşlarımızlayız... Bu tempoya alıştık ama tabii ki çok zor ailelerimize ve dostlarımıza zaman ayıramıyoruz çünkü şehir dışındalar... Biz genelde karakterlerin hayatını yaşıyoruz Gaye’ye pijamalı zamanlar kalıyor... Genelde Bahar hayatıma egemen, yani baya yoğunuz.

 

Canlandırdığınız 'Bahar' karakteri sizde nasıl bir etki yarattı?

Ben tek çocuğum Bahar ise kalabalık bir ailenin temel taşı.. Gecekonduda zor bir hayat yaşıyor… Oyunculuk böyle bir şey farklı hayatlara dahil olmak... Baharı anlatmak beni daha da yumuşattı hayata karşı daha fazla şükrediyorum... Bahar’ı  tanımak bir karakteri uç boyutlu anlamanın masa başı dışında en büyük pratiği oldu... Bahar benim oyunculuk kariyerim için farklı bir yerde... Bahar sayesinde farklı hayatlar tanıdım. Sadece bahar değil bir dünya…

 

Eşiniz Deniz Evin ile Beni Affet dizisinde mi tanıştınız?

Evet iyi ki bu diziye başlamışımın en büyük iyikisi de bu tabii ki...

 

Eşinizle aynı dizide rol almak nasıl bir duygu, zorluğu ya da güzel yanları neler?

Eşim en büyük sırdaşım, hayat koçum, oyuncu koçum, arkadaşım... Çok güzel bir duygu. Başka işte olsaydım da gene ilk danışacağım o olurdu ama şu an ikimizde aynı projeye hakimiz ve her şeyi bildiğimiz için oyunculuğumla birebir ilgilenebiliyor... Birçok sahnemi izler, yorum yapar, destek verir ve dürüsttür olmamışsa da olmadı der... Ben de olumsuz olanı duymanın önemine inanırım insanın oldum dediğinde biteceğine inanırım. Oyunculuk uzun bir yol ve hep çalışmalı... Eşim en büyük destekçim, o da konservatuvar mezunu ve birçok ortak noktamız var… Ben ona oyunculuğu konusunda da hayranım ilk tanıştığımızda devlet tiyatrosunda oyununa gitmiştim ve çok güzel bir duyguydu... Birçok oyunda oynadım izledim ama başka bir şey... Set saatleri, evdeki dayanışma benim her halimi anlayabiliyor çünkü aynı noktadayız tam elmanın iki yarısı gibi...

 

Peki dizide siz Mert Altınışık’la büyük aşk yaşıyorsunuz bu kıskançlık yaratıyor mu?

Tabii ki hayır... Deniz de Handan’la Elif’le aşk yaşıyordu şu anda yeni bir aşk hikayesi var… Bunlar bizim işimiz ve hayatımıza hiçbir etkisi olmaz... Deniz çok kontrollüdür hatta beni kontrol eder. Ben de onun işiyle ilgili oyunculuyla ilgili hiçbir kıskankançlık sorun çıkarmam... Saygı ve güven en önemli unsurlar bir ilişkide işin ne olursa olsun... İşimle ilgili her konuda eşim benim akıl hocamdır... Böyle bir sorunumuz hiç olmadı. Biz işimizi kapının dışında bırakıyoruz eve iş getirmiyoruz. İyi bir evlilik meslekte de başarıya katkı sağlar. Aile benim için çok önemli ve işimiz de... İkisi de denge unsuru taşıyor ve biz bu düzeni oturttuk.

 

Kendinize örnek aldığınız oyuncular var mı?

Birebir örnek aldığım biri yok ama izlediğim tüm filmlerdeki oyuncuları gözlemlerim. Kötü, iyi görecelidir ama en kötü oyuncu dediğiniz kişiden bile eminim alınacak bir şeyler vardır... Sentez yaparım, katarım her şeyden bir tutam önemli olan kendi pastanı yapmak... Etkileşim hep olur ama yalın olarak tek bir renge başkasına boyanmam. Önemli olan ortaya benim bir şeyler çıkarmam, gözlem, çoşku, belleğim vs.

 

Oyunculuktan sıkıldığınız zamanlar oluyor mu? Keşke başka bir sektörde yer alsaydım diyor musunuz?

Kesinlikle hayır... Ama keşke dansı bırakmasaydım diyorum ara sıra. Bu sene devam etmeyi istiyorum aslında... Oyunculuk birçok sanatı barındırıyor. Ccebin ne kadar doluysa bunlarla işin kolaylaşıyor yelpazen genişliyor... En yorulduğum anlarda bile mutluyum iyi ki iyi ki diyorum.

 

Kilonuzu nasıl dengeliyorsunuz? Düzenli olarak yaptığınız bir spor var mı?

Küçükken bir dönem ergenlikte kiloluydum... Sonra kendiliğinden zayıfladım.. Evde bir odamız spor salonu gibi, salona gitmek çok zor. Set saatlerinden dolayı evde yapmaya çalışıyorum. Köpeğimiz kedimiz var onların peşinde koşmak en büyük spor zaten:) Ne kadar yesem de ki ben yemeği çok severim kilom genelde aynı. Ama bir iki kilo oynadığında hemen dikkat ediyorum. Tempomuz ne kadar zor olsa da sporu hayatıma dahil etmeye çalışıyorum.

 

Sinema camiasında sizi Türkan Şoray'a benzetiyorlar. Bu nasıl bir duygu, sık sık bu benzetmelerle karşılaşıyor musunuz?

Evet her röportajımda ve katıldığım programlarda söylüyorlar... Ben Türk filmleriyle büyüdüm ve hala da izliyorum, izlerim, ağlarım, onlarla gülerim... Onların sultanı olarak adlandırılan birine benzetilmek tabii ki güzel... Çok isterdim bir türk filminde oynamayı, Türkan Şoray çok şanslı tam bir kültür mirası bıraktı bizlere dilerim ben de az da olsa yolunda ilerleyebilirim… Yıllar sonra ağlatan gülen sımsıcak işlerde yer alabilirim.

 

Oyuncu sizce her rolü oynamalı mı, sizin "Ben oynamam" dediğiniz roller var mı?

Amac ve arac önemli. Oynamam dediğim bir rol yok ama içerik ve neden sonuç önemli. Projenin neye hizmet ettiği ve samimiyetine bakarım. İçime sinmesi ilk bakacağım özelliktir... Oyunculuk açısından da elimden geleni yaparım en büyük arzum farklı karakterlere can vermek. Gerekirse çeşitli eğitimler almak, zorlanmak, sancılı süreçten sonra açığa güzel bir iş çıkarmak.

 

Dizi dışında üzerinde çalıştığınız başka proje var mı?

Cezaevinde ve kadın haklarıyla şiddete hayır diye gelincik projelerinde çalışıyordum. Sosyal projelerde yer almaya çalışıyorum... Menajerim Tümay Özokur’la sürekli iletişimdeyiz her an sürpriz bir işle karşınıza çıkabilirim... Tabi günlük ve şehirdışında bir işte çalışınca işler zorlaşıyor... Bu sene sosyal projelere tekrar dönmek çalışmak istiyorum... Tanınmanın en güzel yanı bunu olumluya çevirmek ve insanlara farklı yapıcılıkta geri döndürmek.

 

Bu yoğun tempoda kendinize ayırdığınız zamanları nasıl değerlendiriyorsunuz, neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Yeni yemekler yapmayı keşfediyorum… Kedimizi köpeğimizi gezdirmeyte çıkarıyoruz. Arkadaşlarımızla zaman geçiriyoruz. Ata binmeye gidiyoruz... Oyun oynuyoruz... Uyumayı da çok severiz biz bu arada zaten repolarda geç kalkıyoruz süper bir kahvaltı... Biraz uzun aramız da olursa İstanbul’a kaçıyoruz genelde... Ailelerimizle zaman geçiriyoruz... Ama bu tempoda pek zaman olmuyor. 4 kişilik bir aileyiz ve baya eğlenceliyizdir. Görenler çocuk gibisiniz der hep bize... Duvarlara şiirler yazarız. Evimizle ilgileniriz evde yapacak akla gelmez bir şeyler buluruz.

 

Gaye Turgut’u en iyi tanımlayan kelimeler nelerdir?

Çocuk ruhlu, duygusal, kin gütmeyi bilmeyen, iş konusunda hırslı ve disiplinli, sevgi arsızı ve bu konuda kıskanç, meraklı, iyiliksever, geveze, azıcık dağınık:) (Bunu soruyu cevaplandırırken arkadaş jokeri kullanıp ona sordum ondan aldım cevabı:)

 

 Hayatınızdaki en önemli 5 şey ve 2013’te Gaye Turgut’un başına gelen en iyi 5’ini alabilir miyiz?

Hayatımdaki en önemli 7 şey:)

Eşim, ailem, mesleğim, inanç, huzur, hayallerim ve tabii ki dostlarım.

2013 de başıma gelen en iyi şeyler:

Evliliğim, evlatlarım(köpeğimiz Atom ve kedimiz Minniç’i almak), dizimizin sevilmesi ve insanların beni benimsemesi, ailemle bol zaman geçirdim bu yaz. Mutluluğuma mutluluk kattı 2013:)

 

Bundan 10 sene sonra kendinizi nerede ve ne şekilde hayal ediyorsunuz?

İş konusunda büyük bir yol almış ama hala çalışmaya devam ederken aynı yolda çizgimi bozmadan dilerim ödüllerimiz arasına yenilerini eklemiş, mesleki ve sosyal projeler ile ilgili… Daha büyük bir kitle tarafından benimsenmiş sevilen... 10 yıllık bir evliliğe 2 çocuk dahil etmiş :) İstanbul’a dönmüş bir iş çıkışı ailecek lunaparkta.. Ve eşimin ve benim yer aldığım filmleri ailecek izlemek süper olurdu. Sevdiklerim,  ailem, sağlıklı, mutlu, huzurlu bu hayal dua iç içe oldu zaten ayrılmaz en iyi dosttur onlar dua ve hayal onlar olmazsa insan makineleşir.

 

Bundan sonra neler yapacaksınız, projeleriniz neler?

Dizimiz uzun süre devam eder sanırım dilerimde sevenlerimiz bizi sevmeye devam eder ve uzun sezonlar deviririz. Menajerimle sinema ve reklam görüşmelerim var bu seneye sinema sıkıştırmak istiyorum... Eşimle tiyatro planlarımız var ama önce bu işe devam... Günlük iş devam ederken başka alanlara dahil olmak zor ve aşırı yorucu ama güzel fikirler ve işler var... Tabii İstanbul’a dönüş planları işimiz bittikten sonra. Güzel şeyler olacak eminim hayırlısıyla.

 

Bu esnada başka teklifler alıyor musunuz, mesela bir sinema filminde rol almak ister misiniz?

Kesinlikle isterim bu yaz için vardı ertelendi. Teklifler ajansıma geliyor ama yeni sezonda da bu projede yer alacağım için eylemselleşemiyor. Sinema filmi en büyük hayallarimden. Eski bir türk filmi tadında dönem işi ya da aksiyon ya da masalsı bir şey, çok hayalim var ama sinema en büyük arzum... Dizi ve tiyatroyla ilgili sürekli bir iş akışı var zaten.

 

Bu keyifli söyleyişi için teşekkürler… Siz son olarak neler söylemek isterseniz?

Ben çok teşekkür ederim. Keşke daha uzun uzun anlatabilseydim ama bu aralar o kadar yoğunuz ki yeni sezon çekimleri başladı gece yarılarına kadar çalışıyoruz... Dilerim bu sezon uğurlu güzel olur... Soruları set arasında yanıtladım... İçten sorularınız ve derginizde yer verdiğiniz için ben teşekkür ederim... Bir de lütfen hayallerinden vazgeçmesin kimse hayatta olmaz denilen hiçbir şey yoktur... Aşk da iş de umulmadık anlarda gelir... Zamanını kendi bilir. Bir şeyleri isteyip unutmalıyız elimizden geleni yapıp üstüne gitmemeli. Hayat bizim için sürprizler hazırlamak istiyor belki de biz gözümüzü dikersek nasıl olurki? Sen bakarken soyunamam der yaşam bize... Herkese güzel sürprizler diliyorum ve beni Bahar’ı evlerine alıp ağırladıkları kendi kızlarından ayırmadıkları için teşekkür ediyorum, daha da çalışacağım ve bu çizgimi bozmayacağım diyorum... Sevgiyle, umutla...

 

EYLÜL 2013 – LOOK MAGAZİN

Haberin Devamı
HER KADININ İÇİNDE BİR BUKE VAR

Buke karakteriyle çok sevilen Fulya Zenginer hayatından gayet memnun. Özellikle yeni doğan kız çocuklara Buke isminin verilmesi Fulya’yı çok mutlu ediyormuş.

 

Çok ses getiren dizi “Küçük Kadınlar”dan sonra istediğin gibi gitti mi oyunculuk grafiğin?

Evet daha 23 yaşındayım. Geriye baktığımda umduğumdan iyi gittiğini söyleyebiliriz. Bir de gördüğünüzden daha fazlasını başardım. Bir kariyer değil, hayat planlaması yapmıştım. Oyunculuğa başladığımda çok küçüktüm ve o yaşlar insanın hataya en meyilli olduğu yaşlardır. En ufak bir hareketimle her şeyi medya önünde yaşama riskim vardı. Bu da belki annemi kırmak, onu utandırmak demek olabilirdi. O yüzden kendimden emin olana kadar geri planda kalarak yaptım işimi. O yaşları büyük pişmanlıklar yaşamadan geçirdim diyebilirim. Ayrıca üçüncü dizim bu benim ve reytinglerimize de “Maşallah” diyorum. Bizi izleyen, emeğimizi yücelten herkese buradan ve her yerden defalarca kez teşekkür ediyorum. Şimdiyse ayakları yere basan bir genç kadınım artık. Hata yapmaktan ya da bunu birilerinin görmesinden korkmuyorum. Çünkü yanlışı, doğruyu ayırt edebiliyorum. Sahip olduğum enerjiyle asıl şimdi kariyer planlaması yapıyorum ve büyük hedeflerim var. Ama yaşamda her şey biz insanlar için diyorum. Önemli olan hataların tekrarlanmaması ve yaşamdaki hatalarınızdan dersler almanızdır. Çok sevdiğim bir söz var: “Hata yapmayan insan mükemmele ulaşamaz.” Hatalar tekrarlanmadıkça bizim en önemli hocalarımızdır.

 

Neden o dönemdeki kadar çok adını duymadık ki; gayet iyi de işlerde yer aldın.

Çünkü ben kendimi değil, oynadığım karakterleri meşhur ettim. “Küçük Kadınlar” zamanında da duyulan, tanınan kişiliğim değildi, isimdi. Buke de, Yeliz de, Fidan da insanlara Fulya’dan daha tanıdık geliyor. Bu da benim koltuklarımı kabartıyor doğrusu. Ama tabii belki de Fulya’yı biraz daha göstermem lazım. Özellikle sevenler ve takip edenler beni görememekten, saklanmamdan şikayetçi! Aslında ben galiba bir çok kişinin sonradan yaptığı şeyi, önceden yapmış oldum. Bir çok kişi önce kendini meşhur edip, sonra oyunculuk adına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ben ise bu anlamda ters köşe yaptım. Galiba zor olan da buydu.

 

Seninle ilgili en fazla söylenen şey; “Çok güzel”. Güzelliğinin, oyunculuğunun önüne geçtiğini düşünüyor musun?

Ben kime sordunuz bilmiyorum. Ama beni görenler güzellikten önce oyunculuğumla ya da oynadığım bir sahnedeki tavrımla ilgili yorum yapıyorlar genelde. Güzelliğin enerjisiyle doğru orantılı bir kavram olduğunu düşünüyorum. Aksi taktirde dünyanın en iyi oyuncuları mankenler olurdu. Fiziğimle ilgili olarak gelen güzel yorumlara da ayrıca teşekkür ederim ama oynadığım karakterin alt metni güzel bir kız olması. Buke’ye 3 kişi aşık. Bir de ben dizide makyajsızım. Yalnızca kaşlarım kalınlaştırılıyor ve üzerimden akan basma fistan elbiseler giyiyorum. Buna rağmen güzel bulunuyorsam “Güzel bakan güzel görür” diyorum. Yoksa aradıktan sonra kusur çok.

 

Yeteneğimi tam anlamıyla sergileyeceğim rol şöyle bir şey olurdu” dediğin rol nasıl bir rol?

Aslında bana göre rolün büyüğü, küçüğü yok. Karaktere inanmam yeterli. Bence önemli olan ne kadar gerçek ve yaşamın içinden bir rol olduğu. Shakespeare’in dediği gibi; yaşam da aslında bir oyun sahnesi ve hepimiz birer oyuncuyuz.

 

Karakteri canlandırmak nasıl, zor oldu mu? Nerelisin bu arada?

Uykusuz gecelerim oldu. Kısa bir hazırlık sürecinden sonra şivemle, tipimle, duruşumla Buke’ydim artık. Bunun arka planında rolüm için çok yıprandım ama zaten kolay olan hiçbir şeyi sevmem. Kolay olan çabuk tükenir. Yeliz karakteri yıllar geçti unutulmadı eminim ki Buke daha da kalıcı olacak. Bu arada İstanbullu’yum ben.

 

Nedir bu Buke sevgisi?

Sanırım doğallığı ve masumiyeti. Her kadının içinde bir Buke var. İnsanlar Buke’yi çok seviyorlar. Yeni doğan kızlarına Buke ismini veriyorlar.

 

Seni hep cici kız rollerinde mi izleyeceğiz, şöyle sıra dışı bir şey canlandırmak ister misin?

Aslında hiçbir zaman tam olarak öyle cici kız tabirine uyan bir karakteri canlandırmadım. Hatta “Küçük Kadınlar” seyircisi bilir; Yeliz hiç de öyle cici kız değildi. Bir de “Dabbe”yi es geçmeyelim. Daha sıra dışı bir film yaparlarsa ben teklifleri değerlendirmeye açığım!

 

İstanbul dışında olmanın ne gibi zorlukları var?

Çok zor. İki şehir arasında bölünmüş durumdayım. Kalbim İstanbul’da; ailem, sevdiklerim. Ama aklım, işim burada. Hayatta vermem gereken bir sınav gibi adeta.  Ama insan zamanla her şeye alışıyor. Aslında bu tempoya da uyum sağladım. Bunda Karadeniz halkının sevecenliğinin payı da çok büyük. Onlara da beni evimde gibi hissettirdikleri için ne kadar teşekkür etsem az.

 

Bu arada sosyal sorumluluk projelerinde de yer alıyorsun. Benim bildiğim “Her Ses Bir Nefes” dışında başka sosyal sorumluluk projelerinde yer aldın mı?

Bizler, yani toplumun gözü önünde olan herkesin sosyal sorumluluk projelerinde mutlaka yer alması gerektiğine inanıyorum. Bu tip konular çok hassas ben de güvendiğim, inandığım sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorum. Ayrıca bir de LÖSEV gönüllüsüyüm. Lösemili çocuklar için harikalar yaratıyorlar.

 

Annenin eleştirileri oluyor mu oyunculuk konusunda?

Annem benim hayatımda yeri doldurulamaz bir varlık. Onun duasını almak benim için çok önemli. Buradan da herkese aynı şeyi tavsiye ediyorum. Anne, baba duası çok önemli ve özel. Mutlaka anne ve babalarının dualarını alsınlar. Annem benim meleğim. Çok düşkünüm ona. Çok da iyi bir izleyicidir. Fikrini hep sorarım.

 

Annenin karşısında ünlü bir oyuncu olma ihtimalin ne kadar?

Biz bu meseleyi ben 17 yaşındayken aştık. Annem bana özel hayatımla, mesleğimi karıştırmamayı çok iyi öğretti. Ben sadece mesleğimi icra ederken oyuncuyum.

 

17-23 HAZİRAN 2013 - HÜRRİYET TRENDY

Haberin Devamı
AVRUPA AVRUPA’NIN ‘CAN’ DAMARI

Toplum olarak çoğu zaman yerli yersiz şakalarımıza “Birbirimize de takılmazsak hayat çekilmez ki” diyerek gülmemizi sağlam temellere dayandırmaya çalışırız. Çünkü gülmece bir bakıma saçmalığı ortaya çıkarmaktır. Birimizin korkusu diğerine komik gelir diğerinin sevdiği şey. Olur olmaz zamanlarda da karşımızdakilerin zafiyet noktalarına dokunmayı çok severiz. Sitcom’lar özellikle günlük yaşamın komik yanlarını ortaya koyuyor.

 

“Hep birlikte bu dizileri izlerken onlarla beraber biz de gülüyor ve sonrasında da günlük hayatımızda bu esprileri dilimize tekrar yerleştirerek bir bakıma gülmeyi döngüsel bir yolculuğa çıkarıyoruz. ‘Avrupa Avrupa’ dizisinde de bir apartmanda yaşayan komşuların günlük halleri ortaya konuluyor. Dizide Can rolünde oynayan Burak Serdar Şanal da rolüne uygun olarak bizi güldürüyor. Gerçek hayatta da cıvıl cıvıl ve neşeli biri olarak tanınan Burak Serdar Şanal hem dizi hakkında hem de yaşamıyla ilgili eğlenceli bir söyleşi yaptık.

 

Maltepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde okuyorsunuz. Mankenlik yapmak için başvurduğunuz ajansın oyunculuk ajansı olduğunu fark ettiğinizde oyuncuk ile devam etmişsiniz. Bu gelişmeyi anlatabilir misiniz?

Henüz 17 yaşındaydım ve çevremdeki insanların ısrarları sonucu mankenlik yapmaya karar verdim. Çok araştırma yapmadan internet üzerinden birkaç ajansa başvuruda bulundum. Bir süre sonra ilk randevu veren ajansla 2 yıl sözleşme imzaladım. İlerleyen zamanlarda bu ajansın mankenlikten çok oyunculukla ilgilendiğini öğrendim. Gel zaman git zaman oyunculuğa merak sardım. Süre gelen zaman çerçevesinde eksiklerimi kapatmaya, eğitim ve tiyatroya başladım. 2011 yılına kadar hiç podyuma çıkmadım ama insanlar mankenlikten oyunculuğa geçtiğimi düşünüyorlar. 2010 yılında menajerim Tümay Özokur ile tanıştım ve beraber çalışmaya başladık. O gün bugündür Tümay Özokur sayesinde oyunculuğa daha profesyonel bakmaya başladım ve şu an bulunduğum konumdayım.

 

Hem öğrencilik, hem oyunculuk bunun yanında da piyano, dans ve İngilizce dersleri alıyorsunuz. Böyle sıkı bir tempoda çalışırken zaman planlamazınızı nasıl yapıyorsunuz?

Ülkemiz şartlarında bir sit-com ortalama 3 günde çekiliyor. O yüzden haftanın geri kalan 4 gününü boş geçirmek yerine eğitimime, hobilerime, spora ve aileme zaman ayırarak geçiriyorum. Hayatı dolu dolu yaşamayı, kendime zaman ayırmayı seviyorum.

 

"Sevgiyle büyüyen çocuktan zarar gelmez." Demişsiniz. Biraz çocukluğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Eskiler derler ya hep “Biz çocukluğumuzu yaşayamadık.“ diye. Ben doya doya yaşadım. Hiperaktif bir çocuktum yerinde duramayan sürekli kendine bir uğraş sürekli arkadaşlarıyla oyunlar oynayan bir çocuk oldum. Tabii ki ailemin kontrolünde. Evet “Sevgiyle büyüyen çocuktan zarar gelmez.” Çünkü sevgiyle büyüyen çocuk sevgiyi dışarıda aramaz. İnsanlarla iletişimi daima doğru olur. Sevgiyle büyüyen çocuk o açığını başka bir şeyle kapatma çabasına girmez. Dolayısıyla sevgiyle büyüyen çocuktan zarar gelmez.

 

Şu anda “Avrupa Avrupa” dizisinde oynuyorsunuz. Diziniz, Türkiye öğrenci konseyi tarafından düzenlenen Liderler Zirvesi’nde "En İyi Aile Dizisi" ödülünü aldı. Dizi hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

“Avrupa Avrupa” her yaştan izleyiciye hitap eden, içinde kendinizden birçok şey bulabileceğiniz, bir aile dizisidir. Liderler zirvesi ülkemiz gençlerinin bizzat kendilerinin oylayarak seçtiği ödül törenidir. Biliyorsunuz bende aynı zamanda bir üniversite öğrencisiyim. Bizi böyle bir ödüle layık görmüşler. Kendi akranlarım tarafından da beğenilen bir dizide rol aldığım için bir kez daha doğru bir projede yer aldığımı anladım. Türkiye Öğrenci Konseyi’ne tekrar bizi böyle bir ödüle layık gördükleri için kendim ve ekibim adına teşekkür ederim.

 

Avrupa Avrupa'nın hayatınızdaki yerini bize nasıl anlatırsınız?

Hayatımın tam anlamıyla yarısı “Avrupa Avrupa”. Kamera arkası çalışanlarından, kamera önüne biz gerçek bir aileyiz. Onlarla kendi ailemden fazla zaman geçiriyorum. Dolayısıyla “Avrupa Avrupa” benim için bir iş, bir aile ve aynı zamanda bir kariyer…

 

Sizce Avrupa Birliği’ne girersek ne olur. Dizideki hangi olayların daha çok olabilirliği var?

İnsanlar Avrupa Birliği’ne girmemizin ciddi yararlar sağlayacağını söylese de şu anda Avrupa’nın bulunduğu durum bunu göstermiyor. Bu da Avrupa Birliği’ne olan inancımızı iyice azalttı. Bence asıl soru “Avrupa Birliği bizi istiyor mu?” olmamalı, “Biz onları ne kadar istiyoruz?” olmalı. Tabii ki biz onların kriterlerine yine uyup kendimizi, yaşam standartlarımızı arttırmalıyız ama bence Türkiye ekonomisi şu anda Avrupa’nın çoğu ülkelerinin ekonomisinden çok daha güçlü.

 

Robert Downey Jr'ın idolünüz olduğunu söylemişsiniz. En çok hangi yönü sizi etkiledi?

Bir karakteri her oyuncu farklı canlandırır. Robert Downey Jr gerçekten bambaşka bir bakış açısıyla, alışıla gelmedik bir vizyonla karakter yaratıp bizlere kendini izlettiren ve benim çok beğendiğim bir karakter oyuncusudur. Beni en çok bu etkilemiştir.

 

Diziye girme sürecinizin çok hızlı ve sıra dışı olduğunu duymuştum. Bu süreci bize anlatabilir misiniz?

O sıralar “Dinle Sevgili” adlı projede yer alıyordum ve şartların bana çok da uygun olmadığını düşünüyordum. Dolayısıyla menajerim Tümay Özokur ve ben diziden ayrılmam konusunda bir konuşma yaptık ve ayrılma kararı aldık. Hemen sonraki gün Yapımcımız Banu Akdeniz’in menajerim Tümay Özokur’la benim için irtibata geçtiğini, “Avrupa Avrupa” dizisinin tam da sete başladığı ilk gün Can karakterini benden önce canlandıracak olan meslektaşımla bir problem yaşadığını öğrendim. Kısa bir oturum yapıldıktan sonra ertesi gün sözleşmemi sette imzaladım. O imzayı attığım günden bugüne hiç pişmanlık duymadım çünkü gerçekten bu sette bu ekiple benim keyfim gayet yerinde.

 

Peki, ünlü olmak hayatınızda neleri değiştirdi? Hayal kırıklığı yaşadınız mı?

Herhangi bir hayal kırıklığı yaşamadım bugüne kadar. Tabii ki az çok değişiklikler oldu hayatımda ama olumsuz bir değişiklik olmadı. Her zaman söylerim “sevmek bir şeydir ama sevilmek her şeydir.” Aslında gerçek hayatta beni hiç tanımayan insanların sevgisini, saygısını kazandım. Bence bundan daha güzel bir duygu olamaz.

 

Tanınmaya başladığınızda halktan değişik tepkiler aldınız mı?

İnsanlar beni ailelerinin bir ferdi olarak görüyorlar. Bana sokakta ailemizin oğluşu, ailemizin damadı diyorlar. Bu da beni gerçekten çok mutlu ediyor. Bu tarz tepkileri her yaş grubundan insanların vermesi beni gerçek anlamda sevindiriyor.

 

Başarılı bir oyuncu olarak aynı yapımda rol almak istediğiniz bir isim var mı?

Şu an rol aldığım ‘Avrupa Avrupa’daki meslektaşlarımın bence hepsi ayrı bir idol. Böyle bir kadroda yer almak benim için zaten yeteri kadar heyecan verici. Dolayısıyla kafamda aynı yapımda rol almak istediğim pek de fazla isim yok ama soruyu okurken aklıma gelen ilk isim Haluk Bilginer oldu.

 

Şu an yaşadığımız şartlar gelecekte beni neler bekliyor hakkında bilgi veriyor mu? 

Henüz kariyerimde çıkmak istediğim basamaklar var ve elimden geldiği kadar emin adımlarla ilerlemeye gayret gösteriyorum. Yarın ne olacağını gerçekten tahmin bile edemiyorum ancak hayallerim büyük ve doğru adımlar atıldığında güzel şeyler olacağına inanıyorum. Hayallerimi gerçekleştirmek için var gücümle çabalıyorum.

 

Herkesin bir kahramanı vardır, sizin kahramanınız kim hayatta?

Benim kahramanım babam. Herkesin arkasında sonuna kadar güvenebileceği bir insan olmalı. Düştüğünde onu elinden tutup kaldıracak, ona her şeyin çok güzel olacağını fısıldayacak birine ihtiyacı var. Babam herkes tarafından sevilen, saygı gören bir insan ve aynı zamanda mükemmel bir baba. Onun gibi bir insan ve aynı zamanda onun gibi bir baba olmak gerçekten benim en büyük hayallerimden biri.

 

Sizi önümüzdeki günlerde hangi projelerde gereceğiz?

Şu an için kesin bir proje olmadığından bu konu hakkında net bir cevap veremem ama doğru projelerle karşınızda olacağımı söyleyebilirim.

 

EYLÜL 2013 – FOLLOW MAGAZİN

Haberin Devamı
STARLIK MEVZUUNA HİÇ İNANMIYORUM

Başrollerini Uğur Yücel, Birinur Kaya ve Gökçe Bahadır ile paylaştığı 'Aramızda Kalsrn' adlı diziyle, 1.5 yıllık aradan sonra ekrana dönen Caner Cindoruk, "Ben yanında çıraklık edebileceğim insanlara gereksinim duyan biriyim. Uğur Yücel ile çalışmak benim için büyük şans" diyor. Starlık mevzuuna inanmadığını belirten Cindoruk, ekliyor "Önemli olan kalıcılık..

 

Geçtiğimiz yıl Kemal Aydoğan'ın yönettiği, Ebru Özkan ile birlikte rol aldığı 'Pandaların Hikâyesi' adlı oyunun kulisinde tanıştım Caner Cindoruk ile... 'Hanımın Çiftliği' adlı dizide rol aldığından beri herkesin dilinde Caner'in bakışları ve gözleri var. O gün kuliste saatlerce süren keyifli bir sohbete yelken açtık Caner ve oyun ekibiyle. Ve ben hak verdim; onun Türkiye'nin en güzel bakan adamlarından biri olduğunu söyleyenlere... Kameraya değil, hayata güzel bakıyor Caner. Gözlerinde hep içinin parlaklığını yansıtan yıldızlar var. Bu akşam saat 20.00'de ilk bölümüyle Star TV ekranında seyirciyle buluşacak olan 'Aramızda Kalsın' dizisinde rol alacağını öğrendiğimden beri, Caner ile yeniden bir araya gelip uzun uzun konuşabilmek dileğimdi. O da inanıyor; içten ve temiz isteyince dilekler gerçekleşiyor. İşte başrollerini Uğur Yücel, Binnur Kaya ve Gökçe Bahadır ile paylaştığı yeni dizisi üzerine yaptığımız tadı damağımda sohbetimizden notlar...

 

1.5 yıllık aradan sonra sıcacık bir aile komedisiyle ekrana geri dönüyorsun. Neydi projede seni çeken?

Aslında TMC ile başka bir iş yapacaktım ama sektördeki kriz yüzünden rafa kaldırıldı. Ardından yapımcımız Erol Avcı "Bir komedi var, senaryoyu okumak ister misin?" dedi. Ben komedi, dram diye ayırmam yaptığım işleri. Okuduğumda "Evet ya, ben niye böyle bir iş yapmıyorum?" dedim. Hikâyedeki sıcak aile ortamı beni çok heyecanlandırdı.

 

'UĞUR ABİ KAPTANLIK YAPIYOR'

Şu an yüzünde öyle bir ifade var ki herkes görebilsin isterdim. Resmen yüzünden taşıyor mutluluğun... Gerçekten çok mutluyum. Hikâye çok komik, çok gülüyorum ama yer yer hüzün de taşıyabiliyorum. Bizim toplumun en çok sevdiği tarzdır bu. 'Neşeli Günler" ve 'Bizim Aile' gibi Yeşilçam filmleriyle büyüdük biz. 'Aramızda Kalsın' o filmlerin tadında bir dizi. Bir oyuncu olarak ekrandaki uyarlamalardan, vurdulu kırdılı işlerden çok sıkıldım. İnsanların giderek daha çok yalnızlaştıkları bir dönemde, 'Aramızda Kalsın' demek çok anlamlı bence. Bu dizi, insanlara bizim geleneksel aile yapımızı, sıcacık ilişkilerimizi hatırlatacak. Senaristimiz Selin Tunç'un yorumuyla, insanların ekran karşısında ailece çekirdek çıtlatarak ya da çay içerek izleyebilecekleri, kendilerinden izler bulabilecekleri bir dizi çekiyoruz. Öte yandan, bir oyuncu olarak tarzımı biraz kırmam gerekiyordu. Anadolu adamı rolü çok oturmuştu bende. Komedide rol almak cazip geldi. Uğur Yücel'in projede olacağını rolü kabul ettikten sonra öğrendim. Bu ülkede sanatçı olarak gösterebileceğim sayılı insanlardan biridir. Ben, yanında çıraklık edebileceğim insanlara gereksinim duyuyorum. Uğur Abi ile çalışmak büyük şans. Sette güzel bir sinerji var. Uğur Abi bize kaptanlık yapıp doğruyu bulmamızı kolaylaştırıyor.

 

Birkaç dizide oynayıp kendini kaptan ilan edenler varken, "Yanında çıraklık edebileceğim insanlara gereksinimim var" diyorsun. Gerçek oyuncu için öğrenmenin sonu yok, öyle değil mi?

Kesinlikle. Hayatımın sonuna kadar gerek bilgi gerekse oyunculuk anlamında bir şeyler öğrenerek, tazelenerek yürümek istiyorum. Popüler kültürde her an sizi star ilan edebiliyorlar. Ben starlık mevzuuna hiç inanmıyorum. Kimseyi eleştirmiyorum ama benim için kalıcılık önemli. Tek hayalim öldüğümde benim için "iyi oyuncuydu" denilmesi.

 

'FELSEFEM SAMİMİ KALMAK'

Dizide canlandırdığın Civan nasıl bir adam?

Bana yakın bir adam. O Antepli, ben Adanalıyım. O da benim gibi o tarafın samimiyetini ve sıcaklığını almış. 13 yaşında ablası ve eniştesinin yanına gitmiş, 2 yıl eniştesinin lokantasında çalışmış. Sonra onlara kırılmış, 15 yaşında İtalya'ya gidjp orada yamaklık, bulaşıkçılık, garsonluk yapıp aşçılığa kadar yükselmiş. An itibariyle çalıştığı restoranı alma noktasına gelmiş. Yolu 1 haftalığına İstanbul'a düşüyor ve çocukluk aşkı Yadigâr ile karşılaşıyor. ‘Yadigâr'ı 'Yaprak Dökümü'nde birlikte rol aldığınız Gökçe Bahadır canlandırıyor. Sizin de yollarınız yeniden keşişti yani... Çok da güzel oldu. 'Yaprak Dökümü'nde Gökçe ile güzel bir elektrik yakalamıştık. Yine birlikte oynayacağımızı öğrendiğimizde ikimiz de çok mutlu olduk. Gökçe hem iyi bir oyuncudur hem de çok güzel ve samimi bir insandır. Starlık modlarında değil. Benim hayat felsefem samimi kalmak, özümü kaybetmemek. Bu yüzden samimi insanlarla çalışabilmek çok değerli.

 

Gerçek hayatta da dizideki gibi iyi bir aşçı mısın?

Hayatımda mutfağa girmişliğim yoktu, öğrencilik yıllarımda bile sadece yumurta kırmışımdır. Rolde beni en çok korkutan mutfak bölümüydü. Aşçı şefim Deniz Orhun ile beraber özel çalışmalar yaptık. Doğrama tekniklerini çalıştık. İlk denememde soğan ve biber doğrarken, 4 kez elimi kestim. Elimin her tarafını sardık. "Bu işi beceremeyeceğim" derken, Deniz Orhun, "Sakın vazgeçme. İnan ikinci gün hiçbir yerini kesmeyeceksin" dedi. Öyle de oldu. Bazı otellerin şefleriyle görüştüm, restoranlarına gidip mutfakta çıraklık yaptım. Artık et yemeği, makarna ve risotto yapabiliyorum. Kendime ait tarzlar deniyorum. Yöresel yemeklere merak sardım. Annemden içli köfte yapmayı öğreniyorum. Çiğ köfte yaptım. Aşçılık da oyunculuk gibi. Eğer yaptığın yemeğe duygunu çok iyi aktarırsan çok lezzetli oluyor. Yaparken de yerken de kendin mutlu oluyorsun ve başkalarına yine mutlu bir şekilde ikram edebiliyorsun. Tıpkı oyunculuk gibi...

 

'Binnur'un sadece durması yetiyor

Dizideki rol arkadaşlarından Binnur Kaya, doğuştan ışıklı oyunculardan biri bence. Kendisinin bu iş için yaratılmış özel bir yetenek olduğunu düşünüyorum. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Aynı fikirdeyim. Binnur durduğu an biz gülüyoruz. Sadece durması yetiyor. Allah vergisi, çok ender insanda bulunan bir yeteneği var. Çok samimi bir insan. Gerçek hayatta da öyle. Çok temiz kalpli, çok iyi niyetli... Allah ona çok özel bir yetenek vermiş cidden. Bazı insanların en iyi performansını Binnur sadece durarak gerçekleştirir. Bir insanın yaptığı her şeye inanılır mı? Ben onun her yaptığına inanıyorum.

 

Bir Adanalı olarak 'Avrupa Yakası'nda canlandırdığı Adanalı 'DilberHala' karakterini nasıl bulmuştun?

Adana dialektini o kadar doğru kullanmıştı ki... Kendisinin de Adana geçmişi olduğu için, çok iyi analiz etmiş. 'Avrupa Yakası'nı izleme nedenlerimdendi. Uğur Abi, "Sadece o karakter için film yapılmalı" demiş. Daha ne denir ki?

 

"Adahalıyık adamın kralıyık" denir ya hani. Sana ve Kıvanç Tatlıtuğ'a bakınca, "Adamlar haklı" diyorum. İzmir'in kızları gibi Adana'nın erkekleri durumu da var sanki. Ne dersin? Bilmiyorum. Adana erkekleri yakışıklı oluyor ama ben kendimi çok yakışıklı bulmuyorum. Yakışıklı olmayı seven bir insan değilim, iş yapmadığım zamanlarda salaş olmayı, kendimi çirkinleştirmeyi severim. Yakışıklılığın bakıştaki samimiyetle alakalı olduğunu düşünüyorum. Elin yüzün ne kadar orantılı olursa olsun ifaden samimi değilse, egon yüksekse yakışıklı olamıyorsun bence...

 

Sende bahsettiğin o samimi bakış var. 'Elveda Katya'da Kadir İnanırın gençliğini oynamıştın. Bence bakışlarınla bu neslin Kadir İnanır'ısın...

Sürekli böyle yakıştırmalar oluyor ve beni mutlu ediyor. Ama ben dış güzelliğe hiçbir zaman önem vermedim. İlişkilerimde de böyledir, iç güzelliği insanın dışını bastınr.

 

Bence içi de dışı da çok güzel bir kadınla; Ebru Özkan ile birliktesin bu arada. Evlilik var mı ufukta?

Çok mutluyuz ama şimdilik evlilik yok.

 

19.09.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
HAYAT GİBİ BİR DİZİ

Star'ın yeni sezondaki en iddialı projelerinden "Aramızda Kalsın" bugün başlıyor. Kadroda yer alan Gökçe Bahadır ile Caner Cindoruk, "Dramın, komedinin, ailenin olduğu bir dizi, gerçek ve içi dolu bir hikayesi var" diyor Senaryosunu Selin Tunç'un yazdığı "Aramızda Kalsın"da, Gökçe Bahadır ve Caner Cindoruk, "Yadigar" ve "Civan" karakterlerini canlandırıyor. Son olarak "Kayıp Şehir"deki "Aysel" rolüyle büyük beğeni toplayan Bahadır ve "Hanımın Çiftliği", "Firar" dizilerinde başrol oynayan Cindoruk'la yeni dizileri ve oyunculuk üzerine konuştuk.

 

Canlandırdığınız karakterleri anlatır mısınız?

Gökçe Bahadır: Yadigar, Antepli bir kadın. İki çocuk annesi. Kendi dünyasında çocuklarıyla yaşıyor. Naif, duygusal ama aynı zamanda güçlü ve anaç biri.

Caner Cindoruk: Binnur'un (Kaya) kardeşini oynuyorum. Antep'ten 13 yaşında çıkıp, ablasının eniştesinin yanına gelmiş biri. İki yıl eniştesinin yanında lokantada çalıştıktan sonra onlara kırılıp İtalya'ya gidiyor. 15 yıl boyunca garsonluktan şefliğe kadar yükseliyor. Civan temiz, samimi bir adam. Sıradan insanların hikayesi anlatılıyor

 

Nasıl bir dizi izleyeceğiz?

G.B: Dramın, komedinin ve ailenin olduğu bir dizi. Bu diziye net bir şekilde ne komedi ne de dram denilebilir. Zaten güzel tarafı da bu. Hayat gibi bir dizi. Gerçek ve içi dolu bir hikayesi var.

C.C: Aile ilişkilerinin daha ön planda olduğu, sıradan insanların hikayesini anlatıyoruz. İzlediğiniz karakterler sizin ailenizde mutlaka vardır. Abartı karakterlerin olmadığı bir dizi olacak.

 

Senaryoyu ilk okuduğunuzda ne hissettiniz?

G.B: Kağıt üzerindeki bir işe hayal kurarak karar vermeye çalışıyoruz. O yüzden benim için önemli olan önce o karakteri sevmem... Yadigar'ı çok sevdim. Çünkü çok gerçek ve çok dolu. C.C: Senaryoyu okuduğumda çok güldüm, çok eğlendim. Hep bu tarz bir işin içinde olmak istiyordum. Altı yıldır bu sektörün içindeyim ve hep drama ağırlıklı çalıştım. Böyle bir iş gelince beni çok heyecanlandırdı.

 

Rolünüz için bir hazırlık yaptınız mı?

G.B: Yadigar hayatın içinden bir kadın. Hazırlık olarak sadece Antep'i görmeye gittim. Anteplilerle sohbet ettim, gezdim... Benim için en büyük hazırlık o oldu.

C.C: Mutfakla aram çok kötüydü. Dizi öncesi bir aylık zamanda bununla ilgili bir çalışmam oldu. Doğrama tekniklerini öğrendim.

 

Uğur Yücel ve Binnur Kaya ile oynamak nasıl?

G.B: İlk bu iş sayesinde tanışıyoruz. Tanımadan önce çok severek izlediğim iki isimdi. Burada yollarımızın kesişmesi güzel oldu.

C.C: Birbirimizi daha yeni tanıyoruz. Oyuncu bazen kendinden emin olmaz. Bir göze ihtiyacı olur. Uğur Ağabey de bizi çok iyi gözlemliyor. Çok adaletli biri. Binnur da oyunculuğundan öte çok iyi bir insan. Binnur'a çok gülüyorum.

 

YILMAZ GÜNEYİ OYNAMAK İSTİYORUM

"Firar"dan sonra ekrana ara verdiniz. Neden?

Biraz tiyatro ve sinemaya yoğunlaşmak istedim.

 

"Yabancı" filmindeki çıplak sahneniz çok konuşuldu.

Oyuncu, senaryonun gerektirdiği her sahnede oynamak zorundadır. O sahnede filmin sonu için gerekliydi. Ülkemizde bu tarz sahneler çok daha öne çıkıyor. Umarım bunu biraz kırarız ve filmin geneli hakkında tartışıp konuşulur.

 

"Asla oynamam" dediğiniz bir rol ya da sahne teklifi oldu mu?

Beni heyecanlandıran her türlü karakteri oynarım. Bu anlamda çok açım.

 

Özellikle oynamak istediğiniz bir karakter var mı?

Hemşehrim ve sinemasını beğendiğim bir insan olarak bir gün Yılmaz Güney'i oynamak isterim.

 

Oyunculuğun dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

Şiir denemelerim var. Son dönemde de babamın yardımıyla öykü denemelerim oldu. İki yıldır üzerinde çalıştığımız bir senaryo var. Tek amacım bir gün kendi filmlerimizi yapmak.

 

'MUHTEŞEM YÜZYILDAN TEKLİF ALMADIM

"Muhteşem Yüzyıl"dan teklif geldiği ama Uğur Yücel olduğu için bu diziyi seçtiğiniz söylendi doğru mu?

"Muhteşem Yüzyıl"dan öyle bir teklif almadım. O tarz haberler çıktı ama doğru değil.

 

Oyunculuk konusunda kendinizi tekrarlamaktan korkar mısınız?

Oyunculukta farklı rolleri rahatlıkla üstlenebilirim. Bu yönümle, niye izleyicinin karşısına başka biri olarak akmayayım ki? Her rol, hep bir öncekinden daha zor olsun ki beni bir şekilde ileriye götürsün.

 

Dizilere ağırlık verdiniz. Sinemayı arka planda mı tutuyorsunuz?

Hiçbir şey geri planda kalmış değil. Sevdiğim, istediğim gibi bir iş gelirse o zaman sinema yaparım.

 

Özellikle çalışmak istediğiniz bir yönetmen var mı?

Ferzan Özpetek.

 

Yer alacağınız projeleri kabul etmeden kime danışıyorsunuz?

Ailem ve menajerimle karar veriyoruz.

 

Mesleğinizle ilgili en büyük hayaliniz ne?

Sahnede bir şeyler yapmak istiyorum. Tiyatro ve müzikali seviyorum. O tarz çalışmalarda yer alabilirim.

 

19.09.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
10 SENE ÖNCE NE DİLEDİYSEM OLDU

Ufuk Özkan, 'Geniş Aile' dizisindeki Cevahir karakteriyle geniş bir izleyici kitlesine ulaştı ve çok sevildi. Şu anda ise 'Zengin Kız Fakir Oğlan' dizisinde Nurhan olarak karşımızda. Özkan ile son dizisini, ‘Aileler Yarışıyor’u ve daha pek çok konuyu konuştuk

Ufuk Özkan, bugüne kadar birçok dizide rol aldı ama 'Geniş Aile' ile ses getirdi. Ve şu anda oynadığı 'Zengin Kız Fakir Oğlan' dizisi de reytingleriyle dikkat çekiyor. Özkan, 'Aileler Yarışıyor' yarışmasının ise yerinin ayrı olduğunu söylüyor...

 

'Zengin Kız Fakir Oğlan' reytinglerde çok iyi gidiyor, sizce bu başarıyı neye borçlu?

 'Zengin Kız Fakır Oğlan' dizisi modem bir Keloğlan hikayesidir. Kötülerin nefret edilecek kadar kötü olmadığı, zengin ailenin ise zenginliğiyle böbürlenmeyen, alçakgönüllü insanların olduğu mizahı bir şekilde kötü ile iyinin komik bir hikayesi... Fakir aile bildiğimiz Adile Naşit-Münir Özkul ailesi; gururlu, onurlu bir aile. Zengin aile için de Hulusi Kentmen ailesi diyebiliriz. İzleyici kendi hayatından çok ortak nokta buldu.

 

Canlandırdığınız 'Nurhan' karakterini izlerken bu kadar saf ve iyi kalpli biri nasıl olur diyor insan, siz neler düşünüyorsunuz rolle ilgili?

Nurhan dizinin ilk bölümlerinde akıl almayacak sakarlıklar yapıyordu ama sonraki bölümlerde artık ulaştığı her işte kendisinden kaynaklanan kısmetsizliklere döndürdü yazarlarımız, daha gerçekçi ve inandırıcı olması için. iyilik yapmak ve yardım etmek isteyen Nurhan, basiretsizliği yüzünden ortalığı kanştıran bir tıp haline geldi ama iyiliği ve dürüstlüğüyle içinde zerre kötülüğü olmayan bin olduğu için sonunda bir şekilde her şeyi ve herkesi içine soktuğu kaostan çıkaran yine Nurhan oluyor. Tıpkı kendi kalesine gol atıp sonra galibiyeti getiren futbolcu gibi biri.

 

‘Aileler Yarışıyor’u günümüze dek pek çok önemli isim sundu. Sizce en iyi hangisiydi? Sizi nasıl buluyor izleyici, tepkileri nasıl?

Hep hayalimdi bir yarışma programı sunmak. Erol Evgin 1990’da başladı ‘Aileler Yarışıyor’u sunmaya, Demet Akbağ, Beyazıt Öztürk ve son olarak da Emre Altuğ-Çağla Şikel sunmuştu. 203 bölümdür de bana nasip oldu. Bu sezon kaldığımız yerden devam ediyoruz TRT ekranlarında. Çok severek sunduğum bir yarışma. Gelenler yarışmacı değil misafirimiz konuklarımız oldu. Saygı sınırlarını aşmadan özgüven ve ukalalığı birbirine karıştırmayarak evimizin çocuğu mahallemizin delikanlısı imajı oluşturmamı sağladı. Bu beni çok mutlu ediyor ve onore oluyorum.

 

‘Geniş Aile’ sizin için dönüm noktası mıydı, sizin için öneminden bahsedebilir misiniz?

Her oyuncunun oynamak istediği bir rol vardır. 10 yıldır bu sektördeyim çok güzel işler içinde oldum ‘Emret Komutanım’, ‘Benim Annem Bir Melek’, ‘Bütün Çocuklarım’ ve şimdi ‘Zengin Kız Fakir Oğlan’ dizisi ama hep hayalini kurduğum bir tip vardı ki ‘Geniş Aile’ senaryosunu ilk okuduğumda Cevahir karakteri yıllardır hayalini kurduğum rolün karşımda olduğunu hissettim. Hayatımda bir karımla evlenmeyi iki Cevahir rolünü oynamayı çok istedim. Deneme çekimleri 1 ay sürdü, Cevahir olduğumu öğrendiğimde Rumeli Hisarı’ndan Taksim’e ağlayarak 15 km yürümüştüm…

 

İlerisi için idealleriniz var mı?

Hayattan 10 sene önce ne dilediysem Allah bana hepsini verdi, şükürler olsun. Tek dileğim yakaladığım hayat standartını korumak, sevenlerime projelerimle selam ve sevgilerimi göndermeye devam etmek.

18.09.2013 – HAFTA SONU

Haberin Devamı
BU DİZİYLE AB'YE GİRDİK

TRT 1’de yayınlanan “Avrupa Avrupa” dizisinin kadrosuna üç yeni oyuncu katıldı. Dizinin yeni sezonunda Günay Karacaoğlu, Tarık Papuçcuoğlu ve Ahmet Saraçoğlu da rol alacak. Üç oyuncuyla sette bir araya geldik, yeni rollerini ve tiyatro çalışmalarını konuştuk.

 

“Avrupa Avrupa”ya dahil oldunuz, öncelikle hayırlı olsun diyelim ve rollerinizden bahsederek başlayalım...

Günay Karacaoğlu: Ben, Koparan ailesinin teyzesi Saadet’i canlandırıyorum. Tarık Abi ile karı-kocayı oynuyoruz. Tarık Abi’nin dizideki adı da Ayhan.

 

Tarık Bey’le daha önce de aynı projede yer almıştınız değil mi?

Günay Karacaoğlu: Evet, evet. Yıllardır tanışıyoruz, projelerde birlikte oynamışlığımız da var. Ahmet’le de aynı okuldan mezunuz. Hatta aynı sezon mezun olduk, arkadaşız diyeyim de yaşımı küçülteyim! (Gülüyor)

Tarık Papuçcuoğlu: Onun için mi sana “Hocam, hocam” diyor?

Günay Karacaoğlu: Terbiyesiz! (Gülüyor)

 

Saadet ve Ayhan’ın hikâyesi ne? Nasıl dahil oluyorlar diziye?

Günay Karacaoğlu: Müthiş bir çatışma içindeyiz. Evliliğimizi bitirme noktasına geldiğimizde, bunun nedenini çocuğumuzun olmamasına bağlıyoruz. Ve yeğenlerimize bakmaya İstanbul’a geliyoruz. Sonrasında çocuk doğurmadan da aile olunabildiğini yavaş yavaş anlıyoruz.

Tarık Papuçcuoğlu: İzleyiciler “Nereden çıktı bu karakterler?” diyebilir. Şöyle anlatayım; Koparan ailesinin anne ve babası, görevleri dolayısıyla Irak’a gidiyor. Gitmeden önce de “Gelin bizim çocuklara göz kulak olun” diye bizi çağırıyorlar. Diziye dahil olmamızın mantığı bu.

 

Ahmet Bey, sizin rolünüzün hikâyesi ne?

Ahmet Saraçoğlu: Ben, ‘istenmeyen damat’ Malik’i oynuyorum. Becerenler ailesindeki Mahir karakterinin üvey kız kardeşi Nezahat ile Kayseri’de evleniyorum. Ancak Nezahat ile aramızdaki yaş farkından dolayı evliliğimiz Kayseri’de pek kabul görmüyor. Bu yüzden eşimle birlikte İstanbul’a; Avrupa Avrupa apartmanına taşınıyorum. Bu apartmana taşınma nedenimiz de Nezahat’in üvey abisine yakın olmak istemesi. İstanbul’da iş kurmaya çalışıyorum. Hayalim, bunu Mahir’le birlikte yapmak. Ama daha ilk bölümden itibaren hayallerim suya düşüyor.

 

Anladığım kadarıyla çatışma üzerinden komedi yapacaksınız...

Ahmet Saraçoğlu: Evet, dizide bir sürü çatışma var ama bunu kavga dövüş gibi algılamamak lazım. Dört farklı ailenin çatışması diyebiliriz. Ve bunları çok komik bir dille anlatıyoruz.

 

AVRUPA BİRLİĞİ’NE GİRİŞ SINAVI YAPILSIN

Dizi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesinden sonra yaşananları anlatıyor. Sizce dizide anlatılanlar, AB’ye gerçekten girmemiz durumunda yaşanması muhtemel durumlar mı?

Ahmet Saraçoğlu: Ben kendimi bildim bileli AB’ye girmek için çabalıyoruz. Bizim dizide AB’ye girilmiş ama baktığınızda çok da büyük bir değişiklik yok. (Gülüyor) “Girdik de ne oldu” gibi eleştirel bir bakış var hatta. AB’deki her ülke de müthiş bir medeniyet seviyesinde değil. Ha bu arada AB’ye girersek kokoreç yasaklanacak ama ben kokoreç yerim, durmam yani. (Gülüyor)

Tarık Papuçcuoğlu: Ama o zaman kokoreci temiz şartlarda yapıldığından emin olarak yiyeceksin. Yoksa kim mani olur ki? Neden yasaklamaya çalışıyorlar? İmalatından dolayı...

Günay Karacaoğlu: Bence bu çoktan gündemini kaybetmiş bir konu. Girsek ne olur, girmesek ne olur... AB’ye girmek şahsi olarak benim umurumda değil açıkçası.

Tarık Papuçcuoğlu: Biz bu diziyle birlikte AB’ye girdik bile hemşire! AB standartlarında insanlarız şu an. (Gülüyor)

Ahmet Saraçoğlu: Ben daha giremedim. Uyum aşamasındayım. (Gülüyor)

Tarık Papuçcuoğlu: Egemen Bağış’la konuşalım, bir imtihan sistemi yapsınlar, fert olarak tek tek girelim. ABGS yapılsın. Avrupa Birliği’ne Giriş Sınavı yani. (Gülüyor)

 

VAHİDE O KADAR GÜZEL OYNAYACAK Kİ KİMSE ALMANCI’YI HATIRLAMAYACAK

Rolleriniz için fiziksel olarak pek değişiklik yapmadınız sanırım...

Günay Karacaoğlu: Benim boyum uzadı biraz! (Gülüyor)

Ahmet Saraçoğlu: Benim “İntikam”daki rolüm devam ediyor. O yüzden bıyıklı başladım diziye, öyle devam edeceğim.

 

Ahmet Bey siz biraz da kilo vermişsiniz...

Ahmet Saraçoğlu: Evet, verdim ama sağlığıma dikkat ettiğim için vermek istedim, rolüm için değil.

 

Devam eden dizilere sonradan dahil olmak, oyuncular için sette sıkıntı yaratabiliyor. Sizler yılların deneyimine sahipsiniz. Sizin için nasıl geçiyor bu süreç?

Tarık Papuçcuoğlu: Biz bu diziye daha önce olan karakterleri oynamak için girmedik, yeni rollerle hikâyeye dahil olduk. Bu, daha az tereddüt edilen bir durum. Ekiple de tanışınca, çok doğru bir karar verdiğimizi anladım ve çok da memnun oldum. Daha önce de “İkinci Bahar” dizisine 8’inci bölümde dahil olmuştum. Ve şunu gördüm; seyirci yeni karaktere çabuk alışıyor ama oyuncu değişikliğini yadırgıyor. Mesela “Muhteşem Yüzyıl”daki Hürrem olayı kıyameti kopardı. Vahide Gördüm, çok iyi oyuncudur. En baştan Hürrem olarak başlasaydı diziye, eline kimse su dökemezdi. Ama böyle olunca, herkes o Almancı kardeşimize (Meryem Uzerli) alıştığı için, menfi yorumlar aldı. Tahminimce Vahide de o rolü üstlenmeye çok zor karar vermiştir. Hem cesaret, hem yürek hem de hakikaten oyunculuk ister çünkü. Ama göreceksiniz, o kadar güzel oynayacak ki, kimse Almancı’yı hatırlamayacak.

 

DRAM KOMEDİDEN ÇOK DAHA KOLAY

Sizleri genelde komedi işlerinde izliyoruz. Bu sizin seçiminiz mi, yoksa hep komedi teklifleri mi geliyor?

Tarık Papuçcuoğlu: Aslında bir komedi oyuncusunun dramı oynaması çok kolay. Ama siz bir dizide başarılı olduysanız, yapımcı ve yönetmenler, yeni bir şey yaratmaktansa ya tembellikten ya da yaptıkları iş garanti olsun diye size hep aynı teklifle geliyorlar.

Günay Karacaoğlu: Ben şanslı oyunculardanım. Hem komedi hem dram yaptım. Ama ben şöyle bir üçkağıdına giriyorum işin; komedi oynarken dramatik yapımı asla kaybetmiyorum. Ben o hüznü seviyorum oyunculukta.

 

TİYATRO OYUNCUNUN ER MEYDANIDIR

Son olarak tiyatrodan bahsedelim. Tiyatro çalışmalarınız devam ediyor mu?

Tarık Papuçcuoğlu: Beş sene o kadar yoğun tiyatro yaptım ki ben. Bunun içine bir tiyatro salonu inşa etmek de dahil. Yoruldum artık. Onun için bir yıl ara verdim. Ama en kısa zamanda tekrar yapacağım, çünkü çok özleyeceğimi biliyorum. Duramam ki tiyatro yapmadan. Beni mutlaka dürtükler. Biz oyuncular için tiyatro bir terapi. Çok değerli bir Yunan filozofun söylediği gibi; tiyatro oyuncunun er meydanıdır. “Bunu kim söylemiş?” diye sor Günay...

Günay Karacaoğlu: Haluk Bilginer! (Gülüyorlar)

 

Günay Hanım sizde durum ne?

Günay Karacaoğlu: Ben tiyatroya devam ediyorum. “Basit Bir Ev Kazası” adlı oyunumuz bu sezon da devam edecek. Kasım ayında da Fırat Doğruloğlu ile “Şenlikli Limonata” adında iki kişilik bir oyun sahneye koyacağız.

 

Ahmet Bey, peki ya siz?

Ahmet Sarçoğlu: Bizim İstanbul Kraliyet Tiyatrosu adı altında yedi yıl önce kurduğumuz bir tiyatro var. Sezonun ortasına doğru yeni bir oyun sergileyeceğiz. Herkesin işleri vardı, o yüzden bir yıl ara vermiştik ama bu yıl yapacağız.

 

Tarık Papuçcuoğlu: Kaşındınız yani?

Ahmet Saraçoğlu: Aynen öyle. Kaşıntı fena. Başladığı zaman geçmiyor.

 

17.09.2013 – HABERTÜRK

 

Haberin Devamı
KALBİ OLAN HERKES BU FİLMDE AĞLAR

'Neva' isimli duygusal filmde tutkulu iki aşığı canlandıran Başak Parlak ve Şükrü Özyıldız, "Kalbi olan herkes bu filmde ağlar" diyor

Başak Parlak ve Şükrü Özyıldız; Can Arca ile Birkan Uz'un yönettiği 'Neva' isimli filmde başrolleri paylaşıyor. İzmirli Doktor Ilgın Olut'un yaşadığı aşk hikayesini anlattığı romanından uyarlanan filmi; aşkı, evliliği anlatıyor ve 'Sevgilinizin geçmişini nereye kadar sorgulayabilirsiniz?' sorusuna yanıt arıyor. Filmde tutkulu iki aşığı canlandıran Başak Parlak ve Şükrü Özyıldız; GÜNAYDIN'a konuştu:

 

Canlandırdığınız karakter nasıl biri?

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ: 'Ilgın Olut nasıl biri?' sorusu çok zor. Normal birisi değil! 'Ilgın', bir doktor; öğrencilik döneminde çok çapkın, uçarı bir tip. Ama kafasında kurduğu aşk modeline uygun kız arayışında. Öyle olduğuna inandığı kızı buluyor. 'Neva'ya ilk görüşte aşık oluyor; kendisini ona adıyor.

 

Neva ne demek?

BAŞAK PARLAK: Neva klasik Türk müziğinde bir makam ve çok güzel bir isim.

 

'Neva'yı 'Ilgın' için özel kılan şey ne?

Ş.Ö.: Sürekli beraber olduğu kızlardan değil. 'Neva'; çok masum. Masumiyeti ve saflığı, duruluğu onu çok etkiliyor. Kızın kirlenmemiş olduğunu görünce aşkı delice bir tutkuya dönüşüyor.

B.P.: 'Neva',içine kapanık, kendi halinde bir kız. Ilgın'ın hareketli yaşamı, eğlenceli dışa dönük hayatı ona çok farklı geliyor. Onun büyüsüne kaptırıyor kendini.

 

Filmde sorgulanan şey aşkın masumiyeti mi?

B.P.: Bu bir aşk filmi. 'Ilgın'la 'Neva'nın tutkulu aşkını, inişli çıkışlı aşk hayatlarını izleyeceğiz. Herkes filmde kendini bulacak ve birbirine tavsiye edecek.

Ş.Ö.: Filmde; 'Sevgilinizin geçmişini ne kadar sorgularsınız' gibi bir mesaj da var. Ama ben bunun yeterli olacağını düşünmüyorum. Filmde bundan çok daha fazlası var. Aşk adına her şey var. İzleyicinin geçmişte yaşadıkları bazı duyguları yeniden yaşayacaklarına inanıyorum.

 

İzleyici ağlayacak mı?

Ş.Ö.: Kalbi olan ağlar. Ben ağladım.

B.P.: Ben de çok ağladım. Herkes ağlayacak. Herkes ağlasın zaten bu filmde.

 

'EVLİLİĞİN AŞKLA HİÇ ALAKASI YOk'

Şükrü Bey, karşı cinste sevdiğiniz ya da sevmediğiniz özellikler neler?

Ş.Ö.: Dış görünüş olarak belli bir kriterim yok. Beni kısıtlamayacak, bana ayak uyduracak biri olması gerekir. Ayrıca, ben ilişkiye isim koyma taraftarı değilim.

 

Evlilik insanı değilsiniz o zaman. 'Bana evlenme hayaliyle gelmesinler' mi diyorsunuz?

Ş.Ö.: Evlilik tamamen hukuki bir şey. Evliliği saçma buluyorum. Ben evlilik adamı değilim. Kağıt üzerine atılan imzanın, aşkla hiçbir alakası yok. O kağıt olmasa da çocuk yapabilirsin. Evlilik, 'Birbirimizden ne koparırız'ın diğer adı.

 

Başak Hanım, siz evlilik hakkında ne diyeceksiniz?

B.P.: Ben evlilik insanı olduğumu düşünüyorum ama evlilik için daha erken.

 

16.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
DEKORUN BİTTİĞİ YERDELER

Birbirlerinden başka kimseyle aşk yaşamamış iki gencin dramatik hikâyesinin anlatıldığı “Neva”, cuma günü vizyona girdi. Başrollerinde son dönemin popüler oyuncuları Şükrü Özyıldız ve Başak Parlak yer alıyor.

 "Neva" inanılması güç bir aşk hikâyesi anlatıyor bize. Kalpleri muhafazakâr iki gencin, yaşanmış, gerçek öyküsünü izliyoruz filmde. Birbirlerinin ilk aşkı olan Ilgın ve Neva ilk ilişki deneyiminin vermiş olduğu duygu yoğunluğu ve heyecanla birçok hata yapıyor. Bu hatalar da beraberinde mutsuz sonu getiriyor. Dizinin başrol oyuncuları Şükrü Özyıldız ve Başak Parlak'la filmin galasından birkaç saat önce buluşup sohbet ettik. Onlar filmi çekerken çok eğlenmişler ancak siz muhtemelen izlerken gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız.

 Twitter'da kendin hakkında "Dekorun bittiği yerdeyim" yazmışsın...

Truman Show'u izlerken, bir sahnede bu cümleyi duyup çok etkilendim. Ben hayatı farklı yaşıyorum. Tutkularıma çok bağlıyım. Hayal gücü ile gerçekliğin tam ortasında yaşıyorum ama hayatın gerçeklerinin farkındayım. Kısacası dekorun bittiği yer oluyor orası.

 

Yaşadığın sıkıntılı dönemlerin etkisi mi bu realite?

Evet, sıkıntılı dönemler yaşadım. Ama inan gala gecesinde bunları konuşmak istemiyorum.

 

Filmin hikâyesi de çok trajik.

Ana tema olarak "Aşık olduğunuz kişinin geçmişini ne kadar sorgularsınız" diye soruyor film size.

 

Geçmişi sorgularken aşkı mı kaybediyoruz?

Filmde çok yoğun bir aşk var. Ama bu hikâyede her şeyin üst üste gelmesi ve bir de algıda seçiciliğin eklenmesiyle yaşanan paranoyalar mutsuz sonu getiriyor.

 

Gerçek bir hikâye diye biliyorum...

Ilgın Olut'un yaşadığı bir aşk hikâyesi bu. Tamamen gerçek. Onun ağzından da dinlediğim için bana çok daha yoğun şeyler hissettiriyor.

 

Filmdeki "Ilgın" nasıl bir karakter?

Cinselliği kirli bir şey olarak görüyor. Kadınlara değer veriyor ve gerçek aşkı arıyor. Erkek muhabbeti yapmayan bir adam. Bir süre sonra kadınlarla ilişki yaşamaya başlıyor ve her birlikte olduğu kadında mükemmel aşkı arıyor. En sonunda da Neva'yla karşılaşıp aşık oluyor. Ama geçmişle ilgili yoğun bir kıskançlık içine düşüyor. Sonrası malum.

 

Ilgın gibi bir insan senin arkadaşın olsa, bana onu nasıl anlatırsın?

Hikâyedeki Ilgın gerçek bir insan, yani Ilgın Olut. Ve o da benim arkadaşım. Sana onu anlatmam gerekirse, inanılmaz tutkulu bir insan. Böyle bir olay yaşamış ve belki de vicdanını rahatlatmak için bunu kaleme almış. Çok zeki ve her şeyin farkında biri. O da fazla zekânın zararını görenlerden bence.

 

'İsimsiz bir oyuncuydum'

İnternette seninle ilgili yorumların yüzde 90'ı yakışıklılığınla ilgili. Oyunculuğunla ilgili olmasını tercih etmez miydin?

Eğer sen iyi bir oyuncuysan insanlar seni yakışıklı olarak addediyor. Ama ekranda eksik kalıyorsan yakışıklı da olsan antipatik görünüyorsun. Demek işimi iyi yapıyorum ki insanlar beni yakışıklı buluyor. Bunun da ekmeğini yediğimi düşünüyorum.

 

Birçok başrol oyuncusu dublaja ihtiyaç duyuyor ama senin diğer avantajın da sesin...

Ne söyleyebilirim ki bu konuyla ilgili. Demin de söyledim, bunlar benim takıldığım şeyler değil. Ben işin sanat kısmıyla uğraşıyorum.

 

"Kendimi iyi oyuncu olmaya adadım" modunda mısın yani?

Sana bir itirafta bulunayım. Bu işe başladığımdan beri sürekli eğitim alıyorum. Benim Hâlâ Umudum Var'daki role uzun zamandır hazırdım. Ama "isimsiz" bir oyuncuydum. Kimse benimle çalışmayı tercih etmiyordu çünkü riskliydi. Benim gibi olup da bu fırsatı yakalayamayan bir sürü genç oyuncu var.

 

Başak Parlak: Filmden sonra melankolik bir insan oldum

 

Kitaptan uyarlama bir senaryo... Kitabı okuyanlar, filmde bir eksiklik hisseder mi?

Ben önce senaryoyu sonra kitabı okudum. Kitaptan tüm detayları öğrendikten sonra senaryo gözümde daha da anlamlandı. "Kitabı okumayan insanlar filmi anlamayacak mı" dersen, öyle bir şey yok.

 

İkisi arasında fark var mı?

Ana teması aynı ama filmde kitabın bir bölümünü anlatıyoruz. Kitaptaki hikâye Ilgın'ın üniversiteyi kazanmasıyla başlıyor. Ama filmde Neva'yla Ilgın'ın tanıştığı sahneden öncesi yok. Kitabı okuyanlar orayı eksik bulabilirler. Ama okudukları için sahneler kafalarında tamamlanacaktır.

 

Filmin vizyona girmesi birkaç kez ertelenmiş. Neden?

Yapımcı acele etmek istemedi. Kitabın kendine has bir hayran kitlesi var. Hepsi filmin çıkmasını bekliyordu. Yanlış bir zamanlama yapmak istemedik.

 

Ne kadar sürdü çekimler?

4 hafta kadar sürdü. Çoğunlukla Ankara'daydık. Tam bir Ankara filmi oldu. Sadece iç mekân çekimlerini İstanbul'da yaptık.

 

Şükrü'yle çalışmak nasıldı?

Güzel vakit geçirdik. Sahnelerin çoğunda sadece ikimiz olduğumuz için her dakika beraberdik. Elektriğimiz tuttu. Hiç sorun yaşamadık. Ama Şükrü'nün zamansız enerjisi beni çok yordu. Hiperaktif bir çocuk. Hepimiz yorgunluktan ölürken o sette zıplar, oynar... Ama benim rolüm çok ağır olduğu için ağlamaktan enerjim kalmıyordu.

 

Sahi nasıl ağlıyorsun öyle her istediğinde?

Neredeyse oyunculuğa başladığımdan beri drama yapıyorum. Kötü şeyler düşünüp kendimi ağlamaya motive etmiyorum. Öyle olsa bunalıma girerdim. Hem işin teknik tarafını biliyorum, hem de ağlamaya yatkın biriyim. Kendimi yıpratmamaya özen gösterdim ama Neva'da biraz yıprandım.

 

Nasıl bir kız bu Neva?

İçine kapanık ve güzel bir kız. Ama kendini güzel hissetmiyor. Erkeklerle pek ilişkisi olmamış. Kısa süreli birkaç ilişki yaşamış. Tıp öğrencisi. Zaten Ilgın'la da okulda tanışıyorlar. Ilgın hayatına girene kadar kimseye aşık olmamış.

 

Hem güçsüz bir kız hem de aşık olmuş. Yandığının resmidir...

Zaten sıkıntı da bu. Hayatını Ilgın'a göre düzenliyor. O ne isterse onu yapıyor. Onu mutlu etmek için yaşamaya başlıyor. İlişki güçlendikçe de Neva'nın kendine olan güveni azalıyor. Ilgın olmadan yaşayamayacağını düşünüyor.

 

Senin için böyle bir şey mümkün mü?

Öyle düşündüğüm oldu ama yaşadım. Önemli olan çabuk atlatmak. Ben çok çabuk üstesinden gelebiliyorum.

 

Biri için en fazla ne yaptın?

Bir ilişkiyi farklılıklar güzelleştiriyor. Ben aslında bu yönde Neva'dan ayrılıyorum. Hiçbir zaman biri için yaşamadım.

 

Neva'nın yaptığı fedakârlıklar sana saçma gelmiştir o zaman?

Hayır, gelmedi. Çünkü yaşanmış bir hikâye olması beni etkiledi. Bir de hikâyeyi yaşayan adamla tanışmak duygularımı perçinledi. Film bittikten sonra ben de daha melankolik bir insan oldum. Ama bir süre sonra kendime geldim.

 

Filmin sonu da kitabın sonundan dolayı biliniyor. Senaryonun yaşanmış olmadığına, Neva'nın gerçekten ölmediğine dair birçok spekülasyon var.

Hikâyenin sonu kitapta açık bırakılıyor. Ama biz okuyucular olarak öldüğünü düşünüyoruz. Ama gerçekten böyle bir hikâye var. Kadın ölmemiş olsa bile intihara sürüklenmiş. Yaşadıkları iç acıtıcı şeyler.

 

'Sırlar dünyasının oyunculuğuma katkısı oldu'

 

Sen de yolu, "sırlar dünyası" televizyon filmlerinden geçen oyunculardansın...

Aslında oyunculuğa 11 sene önce çocuk oyuncu olarak başladım. Mesleğe devam ederken Samanyolu TV ve Kanal 7'de yayınlanan projelerde de yer aldım.

 

Nasıl bir dönemdi?

Rahatsızlık duyduğum işler değil. Kendimi geliştirdiğim bir dönemdi. Oyunculuğuma katkısı oldu. Ayrıca benim oynadığım zamanlarda siyasi görüş ayrımları bu kadar keskin değildi.

 

15.09.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
SANATÇI DAYANIŞMASI

“Meryem” filminin galası, Nişantaşı City’s’de yapıldı. Başrol oyuncuları İsmail Hacıoğlu ve Zeynep Çamcı’yı sanatçı dostları yalnız bırakmadı.

 Ekimde Antalya Film Festivali’nde yarışacak filmin galasına Altan Gördüm, Güven Kıraç, Ceyda Ateş ve Ayça İnci gibi isimler katıldı. Çekimleri Konya’nın Akşehir ve Beyşehir ilçelerinde yapılan ‘Meryem’in yönetmeni, Atalay Taşdiken. Mustafa Uzunyılmaz, İpek Bilgin, Zerrin Sümer, Yeliz Akaya, Gafur Uzuner ve Serhat Özcan’ın da yer aldığı filmin vizyon tarihi, 20 Eylül.

 

14.09.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
ROMAN UYARLAMASI

Ilgın Olut’un aynı adlı romanı “Neva”dan Can Arca ve Birkan Uz’un yönetimiyle uyarlanan film, unutulmayan bir aşkı konu alıyor. Filmin başrollerinde yer alan isimler ise Başak Parlak ve Şükrü Özyıldız. Bu iki isme yan rollerde Bedia Ener, Levent Özdilek ve Nergis Kumbasar eşlik ediyor.

Haberin Devamı
GANİ MÜJDE'NİN GÖZDESİ

Yaşadığı yer: İstanbul. Karşımızda çok genç, oyunculuk kariyerinin henüz başında biri duruyor. Ama bu görünüme aldanmamak gerek. Zira o, son derece istekli, bir o kadar da azimli. ‘Yıldız Masalı’ dizisiyle başlayıp, iki yıl gibi kısa sürede başrole ulaşmasının altında da bu özellikleri yatıyor; bir de çevresinin desteği: “Hem özel hayatımda hem kariyerimde kendime inancım büyük. Çevremin de bana inanması, desteklemesi başarmamı sağlıyor.” Bu çevrenin başında yazar, senarist, yönetmen Gani Müjde geliyor. Önce ‘Harem’, şimdi başrolü Cem Davran ile paylaştığı ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizilerinde beraber çalıştığı Müjde’yi herkesten ayrı tutuyor. Çoğu kişi ‘Harem’de çıplak gibi göründüğü cesur, cüretkar göl sahnesiyle hatırlıyor genç oyuncuyu. Bundan hiç rahatsızlık duymuyor. Özgüveni tam. Her fırsatta her rolün altından başarıyla kalkabileceğini söylüyor, “İçinde rahat hissettiğim her role girer, her rolü oynarım” diyor. Kendini oyunculukla da sınırlamıyor; her fırsatta şarkı söylemeyi de çok seviyor. ‘Harem’in bazı bölümlerinde söylediği şarkılardan anlaşıldığı üzere sesi de hayli güzel. Yine de “Bu iş için doğdum” dediği oyunculuk ilk sırada. Yeniliklere açık. İzleyiciyi şaşırtmayı seviyor: “Bir müzikal fena olmaz mesela. Ya da belli mi olur, bir gün “a-aa” dedirtecek bir sahne şovuyla karşınıza geçebilirim. Sağım solum belli olmaz.”

 

16.09.2013 - TEMPO

Haberin Devamı
RÖTARLI DÜĞÜN

Temmuz ayında evlenen Sinan Çalışkanoğlu ile Tuğba Sarıünal, düğünü geçtiğimiz gün yaptı. “Türk’ün Uzayla İmtihanı” dizisinde tanışıp aşk yaşamaya başlayan çiftin Yıldız Hisar Restoran’daki düğün törenine aile ve yakın dostlarının yanı sıra sanat dünyasından ünlü isimler de katıldı. 



10.09.2013 - HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
KAPIŞ KAPIŞ’TAN RÖTARLI DÜĞÜN

‘Türk Malı’ dizisinden sonra ‘Şanslı Masa’ yarışma programıyla ünlenen Sinan Çalışkanoğlu, oyuncu Tuğba Sarıünal’la evlendi.

Üç ay önce evlenmesine rağmen çift, yoğun çalışma temposu yüzünden geciken düğününü önceki akşam Yıldız Hisar Restaurant’da yaptı. Düğüne çiftin oyuncu arkadaşları Alper-Aylin Kul, Bülent Parlak, Ata Demirer’in eşi Özge Borak ve Orçun Kaptan katıldı.

 

Son olarak Kanal D’de ekrana gelen ‘Kapış Kapış’ programını sunan Çalışkanoğlu, “Tuğba ile evlendik ama başımızı kaşıyacak vaktimiz olmadığı için bir türlü düğün yapamadık. Bugün yarın derken aradan üç ay geçti. Tuğba, yeniden gelinlik giyme fırsatı bulduğu için çok mutlu oldu. Sanki yeniden evlenmiş gibi olduk” dedi.

 

10.09.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
KAPIŞ KAPIŞ’TAN RÖTARLI DÜĞÜN

‘Türk Malı’ dizisinden sonra ‘Şanslı Masa’ yarışma programıyla ünlenen Sinan Çalışkanoğlu, oyuncu Tuğba Sarıünal’la evlendi.

Üç ay önce evlenmesine rağmen çift, yoğun çalışma temposu yüzünden geciken düğününü önceki akşam Yıldız Hisar Restaurant’da yaptı. Düğüne çiftin oyuncu arkadaşları Alper-Aylin Kul, Bülent Parlak, Ata Demirer’in eşi Özge Borak ve Orçun Kaptan katıldı.

 

Son olarak Kanal D’de ekrana gelen ‘Kapış Kapış’ programını sunan Çalışkanoğlu, “Tuğba ile evlendik ama başımızı kaşıyacak vaktimiz olmadığı için bir türlü düğün yapamadık. Bugün yarın derken aradan üç ay geçti. Tuğba, yeniden gelinlik giyme fırsatı bulduğu için çok mutlu oldu. Sanki yeniden evlenmiş gibi olduk” dedi.

 

10.09.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
ECELİMLE ÖLMEK İSTİYORUM

Ayta Sözeri, bir şarkıcı ve oyuncu. Hepimiz daha çok onu Kanal D’de yayınlanan ‘Kayıp Şehir’ dizisinde tanıdık. Dizi sayesinde adeta hepimizin Duygu’su oldu. Hepimiz “Keşke Duygu gibi harika bir arkadaşımız olsa” demeye başladık.

 Ayta, ‘Kayıp Şehir’in insanların zihin haritasını değiştirdiğini, sabitlenmiş ve büyürken hepimize öğretilen birçok şeyi alt ettiğini vurguluyor. Son dönemde Sezen Aksu’nun konserlerinde de gördüğümüz Sözeri, bilinmeyenlerini Hafta Sonu dergisine anlattı.

 İlk ne zaman fark ettin trans kimliğini ve neler hissettin?

Herkes önce çocukluğumu merak ediyor; acaba çocukluğum çok zordu da veya birden fazla kız kardeşim vardı da kızların içinde mi büyüdüm gibi düşünülüyor. Bunlar bana komik geliyor!

Çünkü hayır, çok güzel bir çocukluğum vardı. Hatta yaşadığım dönemlerde standardın üzerinde bir çocukluk yaşadım. Ailem okumuş bir aile değildi ama anadilleri gibi Almanca bilen, Almanya’da çalışmış, farklı bir kültür görmüş, buraya döndüklerinde “Almanya’da olsa böyle olmazdı” diye karar verebilen iki insanla büyüdüm.

Bir de kız kardeşim var. Şimdiki nesilden daha farklı büyüdük, çünkü internet yoktu. Şimdi internetten her şeyi öğrenebiliyoruz, fikir alabiliyoruz...

Biz o zaman halk kütüphanesine gidip eşcinsellik, transseksüellik hakkında kitap da isteyemezdik. Yapabileceğimiz en doğru şey kendimiz gibi olanları bulup onlara sormaktı ve ne olduğumuzu öğrenmekti.

O zamanlar mutant gibi özel hissediyorsun. Kendini tanıdıktan sonra ise kendin için neler yapabileceğini düşünüyorsun. Çünkü sen de herkes gibi ataerkil bir toplum içinde büyüyorsun.

Erkek egemen bir toplumda erkek istediğini yapar, erkeğin elinin kiridir denen bir dünya... Önce bocalıyorsun ama sonra aslında böyle yaratıldığını anlıyorsun. Böyle bir patlama anında benim patlama anım aşktı. Aşıkken kız kardeşime açılmıştım. Sonra anneme, sonra babama...

 “Ecelimle ölmek istiyorum bu yüzden #AnayasadaLGBT” yazmıştın Twitter’da. Bunu açar mısın?

Çünkü birileri senin ölmene karar verebiliyor bu ülkede. Eğer ona benzemiyorsan seni dışlamakla kalmıyor, dışlayanların ve ayrımcılığa uğrayanların haricinde de nefret duyanlar var ve bunların nefret suçlarına karşı koruma altına alınmasını istiyorum.

Cinsiyet yöneliminin, cinsiyet kimliğinin koruma altına alınmasını istediğim için öyle yazdım. Seni etkilemiş olabilir, keşke birçok insanı etkilese...

aten birilerini etkilesin diye böyle bir cümle kurmayı tercih ettim. “Acaba neden?” deyip, hiçbir fikri yokken bile araştırıp “Neden böyle yazmış?” deyip okusun istedim insanlar.

Aynı ‘Kayıp Şehir’deki gibi nasıl bazı insanların kafasındaki haritayı değiştirdiyse, sabitlenmiş ve büyürken bize öğretilen şeylerin aslında “Aaa böyle değilmiş, e peki böyle olursa ne olur?” dedirtmek... “Hiçbir şey olmaz, hayat normal bir şekilde devam ediyor” diye düşünebilsin istedim insanlar.

 AYRIMCILIK İSTEMEDİĞİM GİBİ AYRICALIK DA İSTEMİYORUM’

Ayrımcılık konusunda ne dersin? Şöyle bir sözün var “Sahnede alkışlanıyor, sokakta dışlanıyoruz”...

Dünyanın her yerinde var ayrımcılık. Çünkü hükümetlerin anayasalarına koydukları koruyucu maddeler insanın içini değiştirmeyebilir. Yani o nefret suçlarını işleyen insanların içindeki nefretin hastalık olduğuna inandığım için bunun tedavi edilmesi gerekiyor.

Bu nefreti hissedenlerin tedavi edilmesi gerekiyor. Kendine benzemeyenden nefret eden grubun tedavi edilmesi gerekiyor.

Bütün dünyada bu ayrımcılık var ama başka ülkelerde, birçok Avrupa ülkesinde, Amerika’nın birçok eyaletinde LGBT’lerin hakları yasalarla koruma altına alınmış.

Yani pozitif ayrımcılık uygulanmış bazı şeylerin değiştirilmesi için. Bizim ülkemizde ise hiçbir hakkımız yok, yasal hakkımız olmadığı gibi bir de bu nefrete maruz kalıyoruz. Bu yüzden devlet bu konuda bize sahip çıkmalı.

Yani ayrımcılık istemediğim gibi ayrıcalık da istemiyorum! Herkes gibi olmak istiyorum; yani herkes nasıl yaşıyorsa, nasıl bir hayat mücadelesi geçiriyorsa öyle yaşamak istiyorum. Ama sadece bizimle alakalı değil; öldürülen kadınlarla, kadın cinayetleriyle alakalı, bütün ayrımcılık barındıran suçlarda devletin sahip çıkmasını istiyorum.

Böyle olduğu zaman zorunlu seks işçiliği yapan trans bireylerin toplum içerisinde ‘normal’ diye adlandırılan işlerde çalışacaklarını, hayatın içerisinde bu topluma, bu ülkeye yararlı şeyler yapacaklarını düşünüyorum.

Şu an yararsız bir şey yapıyorlar demiyorum, şu anda istemeseler de zorunlu seks işçiliği yapıyorlar. Dünyanın en zor işini yapıyorlar ve dünyada hiç kimsenin asla çok çok isteyerek yapmayacağı bir işi yapıyorlar.

Ben zorunlu seks işçilerini midye gibi görüyorum. Midye de o denizin tüm pisliğini temizler, denizi arıtmaya çalışır. Onlar da ne olacağını bilmeden çalışıyorlar.

O gece içerisinde yaşamış oldukları bütün problemleri de üzerlerinde gün boyu taşımak zorunda kalıyorlar. Bunun dışında tabii ki servis açılmayan restoranlar var, alınmadığımız oteller var, sizi taşımak istemeyen otobüs firmaları var.

Ya da yolda yürümenizi engelliyorlar! Kanunlara göre çevre kirliliği yaratıyorsunuz ve belirli bir ceza kesiyorlar gördüklerinde. Yani en insani haklardan biri olan yolda yürüme hakkımızı bile alıyorlar!

 Öteki’ denilmesine kızıyor musun?

‘Öteki’ denilmesine kızmıyorum çünkü dilimizde alışıldığı için herkes ‘öteki’ diyor. Ben de alıştığım için “Bizi ötekileştiriyorlar” diyorum.

Evet, belki nefret ediyorum aslında ama anlatırken bunu söylemem lazım. ‘Öteki’, bir kelime ve “Bir kelimeden nefret edilir mi?” deniliyor ama benim için sadece bir kelime değil ki! Benim için yaşadığım zorluklar; yani yaşadığım her şeyi anlatıyor bana.

‘Öteki’ olduğum için bana ‘öteki’ rahatsız edici geliyor. Belki “Trans bireyim” derken daha rahat ediyorum. Ama daha çok kızdığım kelimeler, cümleler var... Mesela şundan nefret ediyorum: “Ben heteroseksüelim ama sizin neler çektiğinizi çok iyi anlıyorum”... Zaten en başta bana bu cümleyi kurarak o çizgiyi koyuyorsun sen!

 Seni tanıdığım için ‘normal’ kelimesini de sevmediğini biliyorum. ‘Normal’ ne sence?

‘Normal’; bence normal, sence normal, normal herkese göre değişik. Kimya, fizik okumuyoruz ki... ‘Normal’ ne? Bu ‘normal’i kim belirlemiş, kime göre ‘normal’, neye göre? Herkesin kendine göre normali olabilir.

Artık takıntı haline getirip insanlara şöyle anlatmaya çalışıyorum: Cola Zero Light diye isimlendirilmiş zaten diğeri de kola, sadece kola diyeceksin isterken. “Normal kola” diyemezsin zaten, eğer ki anormallik varsa ben onu söylüyorum. Çeşitleri var, isimleri var.

 “Sırrı Süreyya Önder’in mecliste bizi temsil etmesini istiyorum” demiştin çekimler esnasında... Bunu açar mısın?

Sırrı Süreyya Önder, bizi temsil ettiği için çok mutluyum. Çünkü o, bu ülkedeki ağaçların da milletvekilidir. Benim sevdiğim her şeyin milletvekilidir. LGBT bireylerden çok fazla; bir oy, bir milletvekilidir. Zaten seçildikten sonra da eşcinsellere de, transseksüellere de teşekkür etmiştir.

 Türkiye’nin oyuncu olarak seni tanıması ve mücadelen nasıldı?

Aslında ben oyuncu olayım diye bir mücadele içinde değildim, şarkı söylemek için bir mücadele içerisindeydim. Şarkı söyleyerek para kazanmaya çalışıp, bunu da başarıyordum sanırım. En azından yaşayabilecek kadar kazanıyordum. Tesadüfen, sanki birİ dürtü beni “Sanatla uğraşırsan daha iyi şeyler olacak” diye uyardı.

Liseden beri tiyatro kolları gibi oyunculukla ilgili uğraşlardan vazgeçmedim. Sonra tesadüfen Melek Baykal ve Selçuk Özer çalıştığım yere geldi. ‘Hayat Bağları’ dizisinin set yemeğini orada yaptılar. Çok sevmiş olacaklar ki “Bir bölüm oyna” dediler, oyunculuğa böyle başladım.

 Reddettiğin roller oluyor mu? Kıstasların neler?

Tabii. Mesela birini bıçaklayan, karakteri, ruhu olmayan rolleri oynamıyorum. Hapse düşmüş, pazarlık yapan, fuhuş yapan travesti rolü oynamak istemiyorum.

Herkes böyle değil, herkesin bizi böyle tanımasını istemiyorum; zaten yıllarca bütün haberler bizi böyle gösterdi; travesti dehşeti, travesti dehşeti diye! Ben de her zaman dedim ki: “Alın gazeteyi bakın üçüncü sayfasına.

Ne kadar çok ‘heteroseksüel’ diye adlandırılan insanın dehşeti var, ne kadar çok travesti dehşeti diye bir şey var!” Ayda iki tane ‘travesti dehşeti’ diye yazılan bir haber çıkıyorsa -ki ben ‘travesti dehşeti’ diye bir şeye inanmıyorum- ayın her günü en az dört-beş tane ‘heteroseksüel dehşeti’ diye haber çıkıyor zaten!

En başta neyi düşünsünler biliyor musun; 30-40 kez bıçaklanıp kafası kesilerek öldürülen trans bireyleri düşünsünler! Dehşet bu değil mi? Bir insan, bir insandan ne kadar nefret edebilir?

Bugün acı çektiği için ölmesi gereken bir köpeğin başını kesemezsin! Bu nasıl bir nefrettir? “Ben ne yapıyorum?” diyemeyecek kadar hasta bir insan, işte dehşet bu!

 

11.09.2013 – HAFTA SONU

Haberin Devamı
GAMZE KARAMAN HANGİ PROGRAMI SUNACAK

En son Harem dizisinde yer alan Gamze Karaman ekranlara geri dönüyor. 14 Eylül cumartesi günü başlayacak Show Kulüp programının sunucusu olacak. Show Kulüp Gamze Karaman'ın sunumu ile hafta sonları Show TV ekranlarında magazin severler ile buluşacak.

 

11.09.2013 – AKŞAM

Haberin Devamı
KİTAPTAN BEYAZPERDEYE

Okumaktan keyif aldığım kitapların beyazperdeye aktarılması beni çok mutlu ediyor. 'Neva' da bu kitaplardan biri. 13 yıl önce bir kitapçıda dolaşırken raftaki bir kitap beni kendine doğru çekmişti. Kitapla ilgili ne bir tanıtım, ne de bir ilan vardı. Onlarca kitap arasından elim ona uzandı, kitabın arkasını okudum ve kasaya doğru yeni kitabımla yürüdüm, inanılmaz bir keyifle okuduğumu hatırlıyorum. O gün yepyeni bir yazarla tanıştım: Ilgın Olut. Sonra kendisinin çıkan her kitabını aldım ve bir solukta okudum. En sadık okurlarından biri oldum. Olut kitapta, Hacettepe Üniversitesinde enfeksiyon hastalıklan dalında ihtisas yaparken yaşadığı aşkı yazmış. Gerçek bir hikaye. Aşk için verilen mücadelelerden yola çıkarak kaleme almış. Filmin başrollerini Başak Parlak ve şu sıralar 'Benim Hala Umudum Var' dizisinde yıldızı her geçen gün daha çok parlayan Şükrü Özyıldız paylaşıyor. Aynca Bedia Ener ve Levent Özdilek gibi usta isimler de oynuyor. Çekimler Ankara'da tamamlanmış. 13 Eylül'de vizyona giriyor. 2000 yılında Dünya Aktüel Ödülleri "En Çok Satan Roman Ödülünü alan 'Nevanın, beyazperdede de ödül alacağına inanıyorum.

 

11 EYLÜL 2013 – HAFTASONU (Ömür Sabuncuoğlu yazısından)

Haberin Devamı
‘SÜTLÜ NURİYE’ ‘DİŞİ RAMBO’ OLACAK

Ersoy Güler'in yönettiği 'Sağ Salim' isimli filmin ikincisi yakında vizyona girecek. Filmde 'Sütlü Nuriye' karakterini canlandıran Nazlı Tosunoğlu, adeta 'Dişi Rambo' gibi savaşacak

Geçtiğimiz yıl internette izlenme rekoru kıran 'Sağ Salim' isimli filmin ikincisi çok daha iddialı geliyor. Ersoy Güler'in yönettiği filmde; Murat Akkoyunlu ve Nazlı Tosunoğlu başrolleri paylaşıyor. Filmde 'Kısa Cemal'i canlandıran Akkoyunlu ile 'Sütlü Nuriye'yi oynayan Tosunoğlu'nun yer aldığı sahneler, izleyenleri gülme krizine sokacak. 'Kısa Cemal'in kızı hakkında kullandığı bir tabir üzerine çılgına dönen ve 'Dişi Rambo'ya dönüşen 'Sütlü Nuriye'; can düşmanına yapmadığını bırakmayacak. 'Kısa Cemal'in adamlarının üzerine ağaçlardan atlayan, nehrin dibinden aniden fırlayarak orağı ile dehşet saçan 'Sütlü Nuriye'; hasmının kulağını ısırıp koparmakla kalmayacak, kolunu da kesecek.

 

'ÇEKİMLERDE ÇOK GÜLDÜK'

Murat Akkoyunlu ile çok iyi arkadaş olduklarını söyleyen Nazlı Tosunoğlu, "Çekimler sırasında çok güldük; inanılmaz eğlendik. Murat, çalışması çok rahat bir aktör" dedi. Akkoyunlu ise şöyle konuştu: "Çekimlerde gülmekten rolümüze zor konsantre olduk. Nazlı, renkli bir karakter yarattı. Sinemaya gidenleri ilk filmden dört kat daha komik bir film bekliyor."

 

TAHTINDA GÖZÜM YOK

Sette 'Arap Bacı' diye çağırılan Nazlı Tosunoğlu, "Rahmetli Tevfik Gelenbe'nin canlandırdığı 'Arap Bacı' bir efsanedir. Gelenbe'nin tahtında gözüm yok" dedi.

 

07.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
ÇEKİMLERDE ÇOK GÜLDÜK

Ersoy Güler'in yönettiği 'Sağ Salim' isimli filmin ikincisi yakında vizyona girecek. Filmde 'Sütlü Nuriye' karakterini canlandıran Nazlı Tosunoğlu, adeta 'Dişi Rambo' gibi savaşacak

Geçtiğimiz yıl internette izlenme rekoru kıran 'Sağ Salim' isimli filmin ikincisi çok daha iddialı geliyor. Ersoy Güler'in yönettiği filmde; Murat Akkoyunlu ve Nazlı Tosunoğlu başrolleri paylaşıyor. Filmde 'Kısa Cemal'i canlandıran Akkoyunlu ile 'Sütlü Nuriye'yi oynayan Tosunoğlu'nun yer aldığı sahneler, izleyenleri gülme krizine sokacak. 'Kısa Cemal'in kızı hakkında kullandığı bir tabir üzerine çılgına dönen ve 'Dişi Rambo'ya dönüşen 'Sütlü Nuriye'; can düşmanına yapmadığını bırakmayacak. 'Kısa Cemal'in adamlarının üzerine ağaçlardan atlayan, nehrin dibinden aniden fırlayarak orağı ile dehşet saçan 'Sütlü Nuriye'; hasmının kulağını ısırıp koparmakla kalmayacak, kolunu da kesecek.

 

'ÇEKİMLERDE ÇOK GÜLDÜK'

Murat Akkoyunlu ile çok iyi arkadaş olduklarını söyleyen Nazlı Tosunoğlu, "Çekimler sırasında çok güldük; inanılmaz eğlendik. Murat, çalışması çok rahat bir aktör" dedi. Akkoyunlu ise şöyle konuştu: "Çekimlerde gülmekten rolümüze zor konsantre olduk. Nazlı, renkli bir karakter yarattı. Sinemaya gidenleri ilk filmden dört kat daha komik bir film bekliyor."

 

TAHTINDA GÖZÜM YOK

Sette 'Arap Bacı' diye çağırılan Nazlı Tosunoğlu, "Rahmetli Tevfik Gelenbe'nin canlandırdığı 'Arap Bacı' bir efsanedir. Gelenbe'nin tahtında gözüm yok" dedi.

 

07.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
OYUNCULUK CESARET İSTER

‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisinin oyuncusu Melis Tüzüngüç bu ay dergimizin konuğu oldu. Genç yaşına rağmen başarılı bir performans sergileyip izleyicilerden büyük övgü alan Melis Hanım sorularımızı yanıtladı.

 

Çok genç yaşta olmanıza rağmen kariyerinize 3 dizi sığdırdınız ve şimdi de başroldesiniz. Bu hızlı ilerleme nasıl oldu biraz anlatır mısınız?

Gerçekten de öyle oldu. İki senelik oyunculuk hayatıma 3 tane dizi sığdırdım. Her birinin yeri ve önemi ayrıdır bende. Bu ilerlemenin sebebini var olan genel bir enerji ve potansiyele bağlıyorum. Her kapı başka bir kapıyı açar. Hayatta yaptığımız her şeyin bir sonraki adımımıza etkisi var, farkında olmasak bile. Bu üç işimin ikisinde de çok sevgili Gani Müjde imzası var. Onunla kimyamız o kadar iyi tuttu ki, ‘Harem’, ‘Babam Sınıfta Kaldı'yı doğurdu bana. Yapılan her işin totalinde bir 'inanç' mevzu bahis olmalı. Biz inandık.

 

‘Harem’ dizisinde Levent Üzümcü, ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisinde de Cem Davran gibi Türkiye'nin en önemli tiyatrocularıyla sahne alıyorsun. Bu sana neler kazandırıyor?

Bu kadar şanslı, tabiri caizse 'ballı' olabileceğimi düşünmemiştim. İlk olarak İlk başrol deneyimin ‘Babam Sınıfta Kaldı’ ile gerçekleşti.

 

Başrol olmak neleri değiştirdi senin oyununda?

Başrol olmanın elbette kattığı bir takım değişiklikler olur. Başrol olmak biraz da 'Doğrul da otur bakalım' der gibi insana. Kişiliğinden ve çizginden ödün vermediğin, eksilip eksiltmediğin sürece 10 numara devam edersin yoluna. Ben gerçekten bu işin içinde büyüyor ve gelişiyorum. Sürecimi, bana verilen zamanın her anını bu ortamı soluyarak geçirmek istiyorum. Çok memnunum. Kıymet bilmek lazım. 'Ben oldum yaa' tavrına bürünmemek lazım. Bense, doğru adımlar atarak, daha da yukarı çıkmak niyetindeyim. Ruhumu ve özümü doyurmak için...

 

Babam Sınıfta Kaldı bir gençlik dizisi, sen bu dizide neler buluyorsun?

Gençlik dizisi... Gençlik, bizler.. Ne kadar dolu geliyor kulağa. Öyle güzel bir arkadaşlık ortamı kuruldu ki, tarifi yok. Gülüyor ve oynadığım şeye gerçekten inanıyorum.

 

Oyunculuğa başlamaya nasıl karar verdin?

Oyunculuk verilmiş bir karar değil benim için. Oyunculuk benim 19 senelik hayatımı kapsayan bir süreç, bir istek, bir tutku. 'Haydi bakalım oyuncu olayım ben' demedim. 'Küçüklüğünden belliydi' der beni bilenler. Böyle bir şey bu. Özümde vardı, zamanı geldi ve bugün buradayım.

 

Oyunculuktaki hayalin nedir?

Nefes aldığım sürece bunu yapmayı istiyorum. Sete gitmediğim zaman çok daralan ve zaman çabuk geçsin isteyen biriyim. Vakti geldiğinde ödülleri toplamak istiyorum. Yukarıda nasıl sözünü ettik Cem Abi'nin... Birileri de benden öyle bahsetsin istiyorum. ‘Harem'de babamı oynayan canım Levent Üzümcü çıktı karşıma. Yeri geldi nasihat etti, yeri geldi sırtımı sıvazladı. Çok örnek bir insan ve has tiyatrocu... Gerçekten çok sever ve sayarım onu. Cem Davran... Babam Sınıfta Kaldı'nın bana getirdiği en büyük şans. Gerçekten baba-kız olduğumuza inananlar varmış. Ne mutlu... Biz özel hayatta da öyle candan ve öyle 'baba-kız'ız ki, dizide gördüğünüz sıcaklık ve samimiyetten eksiğimiz yok. Onunla oturup dertleşebilir, kahkahalar atabilir ya da çok şey öğrenebilirseniz, hayata ve tiyatroya dair. Bendeki Cem Davran'ı anlatmaya pek de yetmeyecek kelimeler. O hep 'çırak' der kendine, biz gençlerin nezdinde 'usta' olmasına rağmen. Dost, abi, baba, candır o. Repo günlerimizde bile birbirimizi görmeden yapamayıp hop diye buluşuyoruz. Genç kaynayan bir dizi. Kısa sürede kenetlendik. Öte yandan, yeni yüzler yeni yetenekler var ‘Babam Sınıfta Kaldı'da. Daha önce görülen ama bu işte yıldızını gıcır gıcır parlatan bir grubuz.

 

Dizide ki baban ile gerçek hayattaki babanı karşılaştırınca arada benzerlikler oluyor mu?

Baba rol modeli genel itibariyle aynıdır ya hep. Kıskanç bir baba, diklenen bir kız... Karşılaştıracak olduğumda çok benzerlikler buluyorum. Senaryoyu okurken 'Al işte aynı babam' dediğim çok yer oluyor. Her baba kızım kıskanır ve bu aslında kendinizi güvende hissetmenizi sağlar. Koruyan kollayan bir babası olmalı insanın, benim babam gibi. Erman'da babamı gördüğümde çok 'Olmak'tan ziyade kaç yaşına gelirsem geleyim öğrenmek ve gelişmek istiyorum. İdeallerim büyük, inancım tam.

 

‘Harem’ dizisinde göl sahnesiyle oldukça adından söz ettirdin. Bu tip sahneleri oynamak için oldukça cesur olmak gerekiyor. Kendini bu konuda nasıl görüyorsun?

Aslında zannedildiği gibi cesaret gerektiren bir sahne değildi. Biz çekerken bu kadar konuşulacağını aklımızın ucundan bile geçirmedik yönetmenimiz Süleyman Seçik'le. Ne mutlu bize ki inandırmışız, niyetimiz amacına ulaşmış. Ama ayriyeten, 'Oyunculuk cesaret ister.'

 

Peki, Melis Tüzüngüç oyunculuk dışında nelerle zaman geçirir?

Hak verirsiniz ki oyunculuk dışında bir şey yapmaya pek de vaktim kalmıyor şu sıralar. Ama madem boş vaktim oldu güzel ve huzurlu değerlendirmeye çalışırım. Oturur film izler oyunculuk görürüm. Onun dışında, tek başına takılmayı çok severim. Oturup sessiz sakin kahvemi içip uzun uzun düşünmeye vakit yaratabiliyorsam benden mutlusu yok. Özel olarak 'şunu yapmam lazım' diyerek yaşamam. İçimden kahve içmek geliyorsa kahve içer, yürümek geliyorsa yürür, hayal kurmak geliyorsa hayal kurarım. Özgür olmayı severim.

 

Önümüzdeki günlerde herhangi bir film projen var mı?

Teklifler var. Menajerim Tümay Özokur değerlendirmekte. Bakalım.

 

Oyunculukta kendine kimleri örnek alıyorsun?

Özellikle örnek aldığım net bir isim yok açıkçası. İnandırıcı gördüğüm her oyunculuğa saygım var. Örnek alınacak şeyin oyuncu değil de oyunculuk olduğunu savunuyorum. Böylece başkası olmadan ilerlenebilir bu yolda. Ama bir isim söylemeden geçemeyeceğim. En sevdiğim filmlerden biri olan 'True Romance' filminde Patricia Arquette'ye hayran oldum! O nasıl bir oyunculuk.

 

Son dönem oyuncularından beğendiğin isimler kimler?

Dudak ısırtacak bir oyunculukla karşılaşmadım izlediğim kadarıyla.

 

Daha çok gençlik projelerinde yer aldın. Sen ne tür alanlarda oynamak istiyorsun?

Genç olduğumdan ötürü bulunmam gereken ortamdayım. Daha memnun olamazdım. Zaman geçer, yaşım ilerleyip daha olgunlaştığımda da su akar yolunu bulur elbet.

 

Komedi dizilerinde daha fazla boy gösteriyorsun. Bu bir tercih mi yoksa gelen teklifler mi bu yönde?

Tür olarak komedide yer alıyorum evet ama ‘Babam Sınıfta Kaldı’ romantik komedi. Yani içinde yer yer dramlar bulabiliriz bakacak olursak. Ben bir tiplemeyi canlandırmadığım için, karikatüristikle uzaktan yakından alakam olmadığı için 'komedi yapmadan komedi yapan' bir oyuncuyum. Yağmur'un komikliği mimiklerinde, hal ve tavırlarında, babasına çemkirmesinde, babasıyla didişmesinde. Anlık komiklikleri var Yağmur'un. Bu kız hem sevgilisini kıskanır, hem babasına kafa tutar, hem arkadaşlarıyla parti verir, hem de yatağına girip annesinin resmini öper, ağlar. Yani körü körüne komedi yapan bir oyuncu değilim.

 

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Çok hayalci biriyim. İnanılmaz hayal kurarım. Çok azimli ve inançlıyım. 'Neye inanırsan O'sun.' Bunu bilmeli insan. 'İnandığın her şeysin.' Hayatın bize ne vermesini istiyorsak öncelikle onu almayı istemeli alacağımıza inanmalı ve almak için çaba göstermeliyiz. Sonuç olarak yüzümüz o zaman güler. Kim olursak olalım, hep hayali ve umudu olan insanlar olalım. Hayali olmayan insan, hiçtir benim için.

 

EYLÜL 2013 - ANTALYA HIGH LIFE

Haberin Devamı
RÖTARLI DÜĞÜN

Temmuz ayında evlenen Sinan Çalışkanoğlu ile Tuğba Sarıünal, düğünü geçtiğimiz gün yaptı. “Türk’ün Uzayla İmtihanı” dizisinde tanışıp aşk yaşamaya başlayan çiftin Yıldız Hisar Restoran’daki düğün törenine aile ve yakın dostlarının yanı sıra sanat dünyasından ünlü isimler de katıldı. 

 

10.09.2013 - HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
HEDEF YURTDIŞI

İstanbul'a seramik eğitimi almak için gelip bir anda kendisini setlerde bulan Yağmur Tanrısevsin, bu sürpriz yolculukta emin adımlarla ilerliyor. Bir süredir Kanal D'nin sevilen dizisi "Güneşi Beklerken"in Yağmur'u olarak izleyici karşısına çıkan oyuncu, "En büyük hayalim yurtdışında ülkemi temsil edebilmek" diyor.

 

İstanbul'a üniversitenin seramik bölümünde okumak için gelmişti. Asıl hedefi ise oyunculuktu. Bu alanda eğitim almaya başladı, kendi bir anda setlerde buldu. Şimdilerde "Güneşi Beklerken" dizisinde Melis'i canlandıran Yağmur Tanrısevsin'in hayali, yurtdışına açılmak.

 

Sizi daha yakından tanıyalım. Kimdir Yağmur Tanrısevsin? "Güneşi Beklerken"den önce neler yaptı?

Mersin'de doğup büyüdüm. Üç yıl önce Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde okumak için İstanbul'a yerleştim. Okulla beraber hayalim olan oyunculuk eğitimine de başladım. Craft Oyunculuk Atölyesi'nde bir süre eğitim gördükten soma "Adını Feriha Koydum"da Ece'yi canlandırdım. Bu arada "The Tragedy" adlı korku filminde Jennifer karakterini oynadım. Şimdi de "Güneşi Beklerken" ekibindeyim.

 

Diziye nasıl dahil oldunuz?

Menajerim Tümay Özokur aracılığıyla... Senaryoyu okuduğum anda bu rolün beni hedeflerime bir adım daha yaklaştıracağına kanaat getirdim. Muhteşem bir kadronun içinde olacağım için hiç düşünmeden kabul ettim.      

 

Dizinin bu kadar başarılı olacağım tahmin etmiş miydiniz?

Görüşmeye gittiğim ilk gün çok güzel bir enerji aldım ve başarılı bir iş olacağını hissettim.

 

Melis rolünü üstlenirken endişeleriniz oldu mu?

Melis, çok derin bir karakter. Zeynep'in gerçeğini ilk olarak o öğreniyor. Sonrasında ailesi için savaş veriyor, bir yandan da karşılıksız aşk yaşıyor... Başta bunları tamamen yansıtabilecek miyim diye endişelendim. Ama yönetmenimiz Altan Dönmez’le çalışmak bu korkularımı yenmemi ve kendimi daha çok keşfetmemi sağladı.

 

Melis'in yaşadıkları sizin başınıza gelse, ne yapardınız?

Ailem için savaşırdım tabii ki. Ama ben sorunu öfkeyle çözmek yerine empati kurmaya çalışırdım.

 

Zeynep gerçekleri öğrenirse ikili arasında neler yaşanır?

Zeynep'in göstereceği tavır, Melis'i olumlu yönde etkileyebilir. Öğrendikten sonraki ilk karşılaşmaları ise... İşte o sahneyi ben de merakla bekliyorum.

 

Zeynep'le Barış'ın ilişkisini Melis nasıl karşılayacak?

Barış, Melis'ten hoşlanırken bir anda Zeynep'le birlikte olmaya başladı. Melis, ilgilenmiyor gibi görünse de ister istemez etkilenecektir bu durumdan.

Melis'in Kerem'le bir şansı var mı?

Melis'in hep bir umudu var. Pes edecek mi, zamanla göreceğiz.

 

Setteki ortam nasıl? Emre Kınay ve diğer genç oyuncularla çalışmak keyifli mi?

Set ortamı değil bizimkisi. Gerçek bir aileyiz. Çekimler çok eğlenceli geçiyor. Sadece sette değil set sonrasında da beraber vakit geçiriyoruz. "Güneşi Beklerken" ekibinden gelen pozitif enerjinin izleyenlere yansıması da hepimizi çok mutlu ediyor.

 

HAYALİM YURTDIŞI

Oyunculuk konusunda örnek aldığınız isimler var mı?

Haluk Bilginer'i çok seviyorum, umarım bir gün birlikte çalışma fırsatım olur. Bana çok katkısı olacağına eminim.

 

İlerisi için kariyer hedefleriniz ne?

Oyunculuğun bir sınırı yok. Elimden geldiği kadar eğitim alıp kendimi geliştirmek istiyorum. En büyük hayalim ise yurtdışında ülkemi temsil edebilmek.

 

10.09.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
MODA SAHNESİ’NDE ÇOK TANRI VAR

Kemal Aydoğan'ın önderliğinde kurulan Moda Sahnesi, seyirci ile buluşmak için gün sayıyor. Aydoğan "Tiyatronun tanrısı oyuncudur. Bizim ekipte çok tanrı var" diyor

 

Oyun Atölyesi'nde yönettiği oyunlarla tanınan Kemal Aydoğan'ın; 22 yıllık yakın arkadaşı Haluk Bilginer'le yollarını ayırması, tiyatro dünyasında deprem etkisi yaratmıştı. 20 yıldır yöneticilik yaptığı Oyun Atölyesi'yle ilişkisi bilmediği bir nedenle sona eren Aydoğan, yeni bir oluşum içine girdi. Haluk Bilginer meselesini "Kendisiyle hiç konuşmadık, kırgın ayrıldık. Keşke daha insani şekilde ayrılabilseydik" diye kapatan yönetmen; Oyun Atölyesi'nde çeşitli görevlerde bulunan ve aralarında Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun, Onur Ünsal gibi oyuncuların da yer aldığı 12 kişilik bir ekiple Moda Sahnesi'ni kurdu. Ekip, eskiden Kadıköy Bahariye'de Moda Sineması olan mekanı; içinde sinema gösterilerinin, söyleşilerin ve konserlerin olacağı çok amaçlı bir kültür merkezi haline getirmek için çabalıyor. Hazırlıklarını tamamlayan Kemal Aydoğan, Timur Acar ve Onur Ünsal'la; Moda Sahnesi hakkında konuşma fırsatı buldum. Uzun yıllar birlikte çalışan üçlünün, mutluluğu ve heyecanı gözlerinden okunuyordu. Sektöre önemli bir sanat merkezi kazandıracakları için gururlanan ekip, "Biz kimseye rakip değiliz" diyerek 'Oyun Atölyesi'ne tepki olarak kuruldular' dedikodularının da önüne geçmek istediler. Ancak ekibine çok güvenen Aydoğan, "Tiyatro, oyuncu sanatıdır. Tiyatronun tanrısı, oyunculardır. Bizim ekibimizde de çok tanrı var. Beş yıl sonrasını düşünemiyorum bile" diyerek rakiplerine meydan okumayı da ihmal etmedi.

 

7 AY SONRA HAPİSTE OLABİLİRİZ

Bin metrekarelik Moda Sineması'nı aylık 12 bin 500 liraya kiraladıklarını anlatan Kemal Aydoğan; inşaat maliyetinin tahminlerinin üzerinde olduğunu söyledi: "Moda Sahnesi'nin maliyeti şimdiden 1.5 milyonu buldu. Hareketli tribün yaptırıyoruz. Tribün açıldığında, 700 kişilik konser salonu oluyor. İddia ediyorum; bizdeki akustik ses düzenlemesi hiçbir salonda yok." "Bu maliyet nasıl karşılandı?" diye sorduğumda, Aydoğan şöyle yanıt verdi: "12 kişilik bir ekibiz. Önce herkes kendi cebinden para koydu, havuz oluşturduk. Sonra sponsorlarımız oldu. Bir kısmını da borçlandık. Doların durumu malum. Her geçen gün borcumuz daha da artıyor. Önümüzdeki sezon, her ay 100 bin lira inşaat borcu ödeyeceğiz. İşletme giderleri de hariç." Aydoğan bu açıklamaları yaparken, yanına bir alacaklının gelmesi üzerine, "Bak halimiz hep böyle. Bunları da yaz. Herkes borcunu istiyor. Ödeyemezsek yedi ay sonra hapisteyiz. Mayıs'ta cezaevinde röportaj yapıyor olabiliriz" diye espri yaptı.

 

BİLETLERİN 60 LİRA OLMASI PAHALI DEĞİL

Kemal Aydoğan bilet fiyatları hakkında şunları söyledi: "Tiyatro biletinin 60 liradan aşağı olmaması gerekir. Çünkü kazanılan paranın yüzden 8'si KDV, yüzde 20'si gelir vergisine gidiyor. Yüzde 10'u da yazar telifi yani geriye bir şey kalmıyor. Oyuncu, teknik ekip ve tanıtım maliyetlerini de unutmamak gerek. Ama biz, katılım fazla olsun diye bilet fiyatlarını ortalamanın altında tutacağız." Aydoğan'ın sözlerini Onur Ünsal da destekledi: "Biz nereden, nasıl para kazanırız?' diye düşünen bir takım değiliz. Tiyatromuzun olması çok büyük bir özgürlük." Timur Acar ise "Burası bizim oyun alanımız. Kâr üzerine değil, sevgi üzerine inşa edilen bir topluluğuz. TV'de yitirdiklerimizi burada kazanıyoruz. Burası kendimize geldiğimiz bir yer. O yüzden iyi ki bu işe kalkışmışız" dedi.

 

07.09.2013 – SABAH GÜNAYDIN

 

Haberin Devamı
KOMEDİYE DEĞİL DRAMA YAKIŞIYORUM

‘Üvey Baba’ dizisinin küçük ‘Lamia’sı, Selam filminin ‘Zehra’sı... Beyaz perdenin yükselen yıldızlarından Burçin Abdullah, bugüne kadar oynadığı roller içinde kendini daha çok drama yakıştırıyor ve çıtayı yükseğe koyuyor: “İdolüm Türkan Şoray. Neden onun veliahtı olmayayım?”

 

Burçin Abdullah’ı geniş kitleler ‘Üvey Baba’ adlı dizinin ‘Lamia’sı olarak tanıdı... Ardından birçok dizi ve filmde rol aldı; son olarak ‘Selam’ adlı filmin başrolündeydi ve bir de geçtiğimiz sezon ‘Her Şey Yolunda Merkez’ isimli dizide gördü onu izleyici... Güzelliği kadar oyunculuğuyla da beğeni toplayan Burçin Abdullah, son dizisinden ayrıldı; ancak bununla ilgili sadece ‘ayrıldığını’ söylemekle yetiniyor ve detayları kendine saklamayı tercih ediyor…

Burçin Abdullah ile Amerika’dan Türkiye’ye uzanan macerasını, ekonomi eğitiminden beyaz perdeye geçişini ve elbette moda tutkusunu konuştuk.

 

Sizi ‘Üvey Baba’ adlı dizinin küçük yıldızı olarak tanıdık…

Aslında benim oyunculuk serüvenim Üvey Baba’dan önce başladı. İlk olarak sinema filminde yer aldım. Daha sonra Amerika’ya gittim ve eğitimimi orada tamamladım.

 

Küçükken oyunculuk yapıp üniversitede ekonomi okuma nedeniniz neydi?

Nasıl olduğunu anlayamasam da liseyi birincilikle bitirdim (gülüyor). ÖSS’de yüksek puan alınca, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nde okumaya karar verdim. Okulda başarılı olunca, asistanlık yaptım ve baş asistan oldum. Derslere girmeye başladım. Yurtdışında konferanslara katıldım. Washington’da sunum yaptım sonra orada kalıp yüksek lisansla öğrenimimi tamamladım.

 

Okul bittikten sonra…

Ekonomi alanında çalışmanın, okumak kadar zevkli bir iş alanı olmadığını anladım. Okuması çok eğlenceli insana birçok şey katıyor ve vizyonunu geliştiriyor. Ama istediğiniz mesleği yapmadığınızda her şey çok monoton ve sıkıcı.

 

Oyunculuk yapmaya nasıl başladınız tekrar?

Cast ajansı sahibi Tümay Özokur’la tanıştım. Beni bankacılıktan kurtardı ve tekrar oyuncu yaptı. Onun sayesinde iddialı projelerde rol alıyorum. Oyunculuk benim için çok eğlenceli… Hareketli olmayı seviyorum.

 

Oyunculukla ilgili eğitim aldınız mı?

Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü hocası Çetin Sarıkartal’ın derslerine katıldım. Daha sonra diksiyon eğitimi aldım. Kendi çabalarımla eksiklerimi elimden geldiğince kapatmaya çalışıyorum. Oyunculuk bence deneyimle ilerliyor. Kendinizi görüyor ve bunu yapmamalıyım diyorsunuz.

 

İleride kendinizi görmek istediğiniz yer neresi peki?

Bana kalırsa çok yüksek hedeflerim var. Hollywood falan derim (gülüyor); biraz daha gerçekçi bakmak lazım. Kendimi; insanların “Burçin Abdullah’ın filmi çıktı ona mutlaka gidelim, kesin çok güzeldir” dedikleri noktada görmek istiyorum.

 

Türk oyunculara baktığımızda “Böyle olmalıyım” dediğiniz biri var mı?

Türkan Şoray, hepimizin olmak istediği, bir devre imzasını atmış hatta adını altın harflerle kazımış bir sanatçı. Keşke onun gibi olabilsem çok zor ama neden veliahtı ben olmayayım?

 

Son filminiz ‘Selam’ın çekimleri Afganistan’da yapıldı; zorlu muydu orada çalışmak?

Şükretmenin ne demek olduğunu öğrendiğim bir yer oldu. Bizim kalacağımız otelde, bizden önce yirmi turistin öldürüldüğünü öğrenince çalıştığımız okulun yurdunda konaklamak durumunda kaldık. Yıl 2013 fakat elektrik daha iki sene önce gelmiş, sürekli toz fırtınası olduğu için göz gözü görmüyor. Şeriat kurallarının geçerli olduğu bir ülke… Bu şartlar altında çalışmak çok zordu.

 

Aileniz Amerika’da yaşıyor; uzakta olmalarının sıkıntısını yaşıyor musunuz?

Ailem orada yaşıyor ama beni de yalnız bırakmıyorlar. Büyüyene kadar annem hep yanımdaydı. Şu an annem, ablam, babam dönüşümlü olarak benimle kalıyor, yalnız bırakmıyorlar. Birbirimizi göremediğimiz için hep bir özlem çekiyoruz. Zorlukları da oluyor tabii… Mesela arkadaşlarımı bayramlarda, iftar yemeklerinde aile olarak gördüğümde içim burkuluyor, çok özeniyorum. Ne yapalım benim de sınavım bu… Onların mutlu ve huzurlu olduğunu bilmek bana yetiyor.

 

Modayı takip ediyor musunuz?

Doğruyu söylemek gerekirse Türkiye’den alışveriş yapmıyorum. Çünkü Türkiye’ye nazaran Amerika’da her şey çok daha ucuz. Boş valizle gidiyorum üç dört valizle dönüyorum. O da bana bir yıl boyunca yetiyor ya da annemler gelirken onlardan istiyorum.

 

Yeni projeleriniz var mı?

Aralık ya da ocak ayı gibi iki sinema filmim vizyona girmiş olacak. Birinde, bencil, şımarık kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir kız, diğerindeyse bir kasaba belediye başkanının şehirli hayata özenen kızını canlandırıyorum.

 

Ne tür filmlerde olmak sizi daha çok heyecanlandırıyor?

Neredeyse her rolde oynadım. Komedide dramda da yer aldım. Ama kendimi dram oyunculuğuna daha yakın hissediyorum. Dram oynarken daha rahat olduğumu düşünüyorum.

 

08.09.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
AŞK ÇOK EMEK İSTİYOR

‘Firar’, ‘Adanalı’ ve tabii ki “Aşk-ı Memnu”dan hatırladığımız güzel oyuncu ve model Eda Özerkan, oyunculuk, moda, alışveriş, güzellik ve aşk hakkında sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

 - Oyuncu olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

2006 yılında modellik yaptığım yıllarda karar verdim ama modelliği bunun için araç olarak kullanmadım. Küçük yaşlardan beri çok istediğim bir meslekti. :ok emek verdim hala da oyunculuğumu geliştirmek için çok çaba sarfediyorum.

 - Şimdiye kadar en severek canlandırdığınız karakter hangisiydi?

Tüm karakterleri severek canlandırdım. Benim için en önemlisi hepsinin birbirinden farklı olmasıydı. Canlandırdığım hiç bir karakter üzerime yapışmadı. Bu bir oyuncu için çok önemli bir durum bence.

-         Tiyatro oyununda yer aldınız mı hiç? Dizi mi, film mi sizi daha çok cezbediyor?

Ekol dramada çok değerli sanatçı Ayla Algan’dan dersler aldım. Tiyatro gerçekten çok istediğim bir şey… Bununla ilgili kendimi gerçekten yeterli gördüğümde sahnede olmayı çok istiyorum. Diziler daha çok insana ulaşıyor bu anlamda önemli elbet ama sinemanın kalbimde yeri çok başka… Galiba sinemayı daha çok seviyorum!

-         Örnek aldığınız oyuncu var mı? Beğendiğiniz Türk ve yabancı isimler? 

Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Tuncel Kurtiz, Uğur Yücel ve tabii ki Türkan Şoray… Al Pacino ve Robin Williams dünya sinemasından en sevdiğim iki oyuncudur. Meryl Streep ise bana göre olağanüstü bir sanatçı… Ellerini kollarını bile nasıl kullandığına dikkat ettiğim bir oyuncu.

-         Hayatınızda oyunculuk dışında neler var?

Oyunculuk ve modellikten arta kalan zamanımda ailemle ve dostlarımla vakit geçirmeye özen gösteriyorum. Kişisel gelişim benim için çok önemli. Bu anlamda sürekli okumaya, gündemi takip etmeye çaba gösteriyorum. Küçük bir yeğenim var. Neredeyse tüm bakımıyla ilgileniyorum, çocuklara bayılıyorum çünkü.

-         Anne olmak istiyor musunuz?

Elbette isterim. Yarı anneyim zaten. Bu konuda oldukça tecrübe sahibi oldum diyebilirim. Ama zamanı gelince kendi çocuklarımın olmasını çok isterim tabii… Annelik bambaşka bir duygu olsa gerek. Anne olmadan hayatın gerçek anlamda anlaşılabileceğine inanmıyorum açıkçası…

-         Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz, inanıyor musunuz? Hayatınızda biri var mı?

Aşk dünyanın en güzel ama en kırılgan duygusu. Çok ama çok emek istiyor! Karşılıklı olarak gereken özeni gösterdiğinizde hayatınız cennete dönüşebiliyor. Ama aksi durumda da cehenneme dönebiliyor. Hayatımda biri var. Bu anlamda ben cennette olduğumu düşünüyorum (gülüyor)

-         Güzellik ve bakımınıza özen gösterir misiniz? kullandığınız ürünler, makyaj çantanızın olmazsa olmazları neler?

Doğal olmayı seviyorum. Az makyaj ve bitkisel ürünler tercihim. Aylık cilt ve saç bakımı yaptırmaya özen gösteririm. Bunun yanı sıra makyaj çantamda eksik etmediğim ürünlerim rimel, ruj ve allıktır.

-         Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl?

Sporsuz bir hayat düşünemiyorum. Buzpateni, rollerblade, yürüyüş, yüzme ve bisiklet vazgeçilmezlerim. Beslenmemede dikkat ederim. Her şeyin başı bana göre sağlıklı beslenmek!

-         Kendinizde en beğendiğiniz özelliğiniz? Değiştirmek istediğiniz bir huyunuz var mı?

Merhametli bir insan olduğumu düşünüyorum. Bu özelliğim zaman zaman canımı yaksa da asla vazgeçemeyeceğim bir durum sanırım. Çünkü ben her türlü kötülüğün merhameti ve vicdanı olmayandan geleceğine inanıyorum. Yanlış anlaşılmaktan çok korktuğum için her şeyi açıklamaya çalışmak gibi sevmediğim bir huyumda var. Bu anlamda bazen çok can sıkıcı olabiliyorum galiba.

-         Modayla ne kadar ilgilisiniz? Alışverişe ne sıklıkta çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Kendime yakıştırdığım her şey benim için modadır. Alışveriş için extra zaman harcamam. Yürüyüşe çıktığımda bile hoşuma giden bir şeyi alabilirim. Pazardan giyinmeyi de, butiklere göz atmayı da severim. Her kadın gibi ayakkabı ve çantaları çok severim. Marka takıntım yoktur. Dediğim gibi “yakışan modadır” bana göre!

 -         Dolabınızın en gözde parçaları neler?

Sanırım tulumlarım ve basic atletler… Rahat ve kurtarıcı oldukları için vazgeçilmezlerim arasındalar. Salaş ve bol pantolonları da çok severim. Elbiseler de özellikle yaz mevsiminde dolabımın göz bebeğidir.

-         Yaz sizin için nasıl geçti? en sevdiğiniz tatil tarzı ve mekanı nedir?

Otel tatilleri pek bana göre değil. Bana göre en güzel plan plansızlık. Doğal gelişen gezi turları, sürpriz tatilleri çok seviyorum. Denizin ve ormanın kucaklaştığı yerler beni çok mutlu ediyor. Keşfe çıkmaya bayılıyorum ve nereye gidersem gideyim mutlaka bir lunapark buluyorum. Benim stres attığım tek yer lunaparklar sanırım (gülüyor)

 

Kısa Kısa   

En son izlediğiniz film 

Kelebeğin Rüyası

 

En sevdiğiniz kitap

Ayşe Kulin - Dönüş

 

En çok gittiğiniz kafe veya restoran 

Ceviz Ağacı - Koşuyolu

Midpoint – Nişantaşı

 

04.09.2013 – TrendEra Magazine

Haberin Devamı
GÜNEŞİ BEKLEYENLERİN SETİ

Yaz dizileri arasından sıyrılmayı başaranan “Güneşi Beklerken”, 7’den 70’e herkesin izlediği bir iş haline geldi. Elele dergisi, geçtiğimiz günlerde Emre Kınay, Ebru Aykaç, Hande Doğandemir, Kerem Bürsin, İsmail Ege Şaşmaz ve Yağmur Tanrısevsin’in başrollerini paylaştığı dizinin setine konuk oldu.

 

YAĞMUR TANRISEVSİN: SORUNLU KARAKTER OYNAMAK EĞLENCELİ

* Melis karakterini seviyor musunuz?

- Melis’i oynadığım için çok mutluyum. Sorunlu karakterleri oynamak her zaman daha zor ve daha eğlenceli.

 

* Melis babasını paylaşamayan kıskanç bir kız. Sizin kardeşiniz var mı?

- Evet, çok iyi anlaştığım, bana her konuda destek olan bir ablam var. Hiçbir zaman kıskançlık yaşamadık. Ben bu yönden çok şanslıyım ama Melis’in sonuçta haklı sebepleri var.

 

* Peki babanızla ilişkiniz nasıl, onu kıskanır mısınız?

- Kıskanırım tabii. Her kız çocuğu babasını kıskanır. Üstelik biz babamla iki arkadaş gibiyiz.

 

* Melis, Kerem’e aşık ama Kerem’in Zeynep’e olan ilgisini fark ettiğinde ne olacak? Savaş iyice büyüyecek mi?

- Melis Kerem’i elde etmek için kimseyi rakip görmezken bir anda Zeynep onu alt üst ediyor. İkisinin yakınlaşmaması için elinden geleni yapacaktır.

 

* Sizin hayatınızda aşk var mı?

- Maalesef.

 

* Nasıl bir erkek sizi etkileyebilir?

- Dürüst olmalı. Kimseyle ilgilenmeyen kendi dünyasında yaşamayı seven erkekler bana hep daha çekici gelir.

 

* Peki kolay etkilenir misiniz?

- Hayır, zor biriyim.

 

03.09.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
SEZEN AKSU’NUN FİRUZE’Sİ DİZİ OLUYOR

Sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı, Sezen Aksu’nun seslendirdiği ünlü ‘Firuze’ şarkısı Boyut Film tarafından dizi yapılıyor. Dizinin kadrosunda Ceren Hindistan, Haluk Piyes, Ceyda Ateş, Fırat Çelik, Özay Fecht ve Engin Şenkan yer alıyor. Kasım ayında Show TV’de yayınlanacak dizinin yönetmeni ise Cemal Şan.

 

04.09.2013 – HAFTA SONU DERGİSİ

Haberin Devamı
HEYGIRL 2013 KAPAK KIZI İÇİN JÜRİ ÜYESİ OLDULAR

Molped sponsorluğunda Heygirl 2013 Kapak Kızı Yarışması sonuçlandı. Birbirinden güzel 15 adayın videolarının izlenmesiyle başlayan toplantıda favorileri belirlemek hiç kolay olmadı. Jüri üyeleri Tümay Özokur Tuhan, Eda Ece, Burak Serdar Şanal, Suat Ünal, Molped Marka Yöneticisi Gülser Golbazi Karlı, Hijyen Ürünleri Kategori Pazarlama Müdürü Melek Soklangıç Dinçer, Merve Oflaz, Irmak Kayserilioğlu, Fatma Karaca, Nilgün Yıldız ve İpek Koşan zorlu bir eleme sürecinin ardından Sinem Buse Elbir’i 3. , Sinem Demirci’yi 2. , Zeynep Güngör’ü 1. ve Zeynep Ecem Engin’i ise sempati güzeli olarak belirlediler.

 

Eylül 2013 - HEYGIRL

Haberin Devamı
HEYGIRL 2013 KAPAK KIZI İÇİN JÜRİ ÜYESİ OLDULAR

Molped sponsorluğunda Heygirl 2013 Kapak Kızı Yarışması sonuçlandı. Birbirinden güzel 15 adayın videolarının izlenmesiyle başlayan toplantıda favorileri belirlemek hiç kolay olmadı. Jüri üyeleri Tümay Özokur Tuhan, Eda Ece, Burak Serdar Şanal, Suat Ünal, Molped Marka Yöneticisi Gülser Golbazi Karlı, Hijyen Ürünleri Kategori Pazarlama Müdürü Melek Soklangıç Dinçer, Merve Oflaz, Irmak Kayserilioğlu, Fatma Karaca, Nilgün Yıldız ve İpek Koşan zorlu bir eleme sürecinin ardından Sinem Buse Elbir’i 3. , Sinem Demirci’yi 2. , Zeynep Güngör’ü 1. ve Zeynep Ecem Engin’i ise sempati güzeli olarak belirlediler.

 

Eylül 2013 - HEYGIRL

Haberin Devamı
POZİTİF VE ÇALIŞKAN GÜZEL

Mutlu, eğlenceli, çok güler yüzlü, akıllı, güzel… Yağmur Tanrısevsin dizinin kıskanç, öfkeli kızı Melis’i oynuyor ama onun enerjisi hiç öyle değil. Keşke hayatta herkes bu kadar pozitif olsa! 1990 doğumlu Tanrısevsin şimdiden önemli dizi ve filmlerde rol aldı bile…

 

Melis karakterini seviyor musunuz?

Melis’i oynadığım için çok mutluyum. Çünkü hikayesi gerçekten çok güzel. Sorunlu karakterleri oynamak her zaman daha zor ve daha eğlenceli.

 

Melis babasını paylaşamayan kıskanç bir kız. Zeynep ve Cihan’ın ilişkisi onu delirtiyor. Gerçek hayatta kardeşiniz var mı?

Evet, çok iyi anlaştığım, bana her konuda destek olan bir ablam var. Hiçbir zaman kıskançlık yaşamadık. Ben bu yönden çok şanslıyım ama Melis’in sonuçta haklı sebepleri var. Onun yerinde kim olsa aynı davranışları sergileyebilirdi.

 

Peki babanızla ilişkiniz nasıl, onu kıskanır mısınız?

Kıskanırım tabii. Her kıs çocuğu babasını kıskanır. Üstelik biz babamla iki arkadaş gibiyiz.

 

Melis Kerem’i elde etmek için kimseyi rakip görmezken bir anda Zeynep onu alt üst ediyor. Melis hırsları olan bir kız. Kerem ve Zeynep’in yakınlaşması için elinden geleni yapacaktır ama bunu ne kadar sürdürebilir bilinmez.

 

Oyunculukla ilgili ne zaman hayal kurmaya başladınız?

Çocukluğumdan beri sevdiğim karakterleri inceleyip, çevremdekilere rol yapardım. Beğendiğim sahneleri ayna karşısında oynamaya çalışırdım. İlkokulda bir oyunda başrol seçildim. O günden sonra kendime inanmaya başladım ve oyunculuk aşkı filizlendi içimde. Ancak kendimi bu yönde geliştirebileceğim imkanlarım kısıtlıydı. İstanbul’a yerleştikten sonra yeniden oyunculukla ilgilenmeye başlayabildim.

 

10 yıl oyunculukta hangi basamakları tırmanmış olmayı istiyorsunuz?

Zamanın ne göstereceğini bilmiyorum. Eğitimi çok seviyorum. Öğrenmeye açık bir yapım var. Eğitim sürecim bu yüzden hiç bitmeyecek. Bunun bana çok şey kattığına inanıyorum. İçinde yer aldığım her projede bir adım daha ileri gitmek için çok çalışıyorum. 10 yıl sonra da bambaşka bir yerde olabilirim ve bunun için elimden geleni yapıyorum.

 

Hayatta bir B planınız var mı?

Tasarım yapmak, ama bir B planı olarak değil. Yapmak istediğim birçok şeyi aynı anda hayata geçirmek istiyorum. Yapılabilecek o kadar çok şey varken tek bir yönde ilerlemek bana göre değil açıkçası.

 

Lise yıllarında popüler bir kız mıydınız?

Çevrem çok genişti hatta bir dönem okul başkanlığı yaptım, okulun mezuniyet törenini de düzenledim. Böyle etkinliklerle ilgilenmek hoşuma gidiyordu.

 

Aşk var mı hayatınızda?

Maalesef.

 

Bir erkek nasıl olursa sizi etkileyebilir?

Dürüst olmalı. Kimseyle ilgilenmeyen kendi dünyasında yaşamayı seven erkekler bana hep daha çekici gelir.

 

Peki kolay etkilenir misiniz?

Hayır, zor biriyim.

 

Bir sinema filmi ya da tiyatro var mı gündeminizde?

Kışın çektiğimiz iki sinema filmim var. Vizyona girmesini bekliyorum. The Tragedy’de rol aldım. Galası Amerika’da olacak. Çok heyecanlıyım bu yüzden.

 

EYLÜL 2013 - ELELE

Haberin Devamı
ODADAN CİMBOM OLARAK ÇIKTIM

Show TV'nin sevilen dizisi Pis Yedili'nin en popüler karakteri Cimbom... Bu karaktere hayat verense genç oyuncu Eda Ece. Önümüzdeki aylarda başrolünü Yetkin Dikinciler'le paylaştığı bir filmle sinemadaki yerini alacak. "Kendime odaklandım" diyen oyuncu, sansasyonlardan uzak durmaya çalışıyor...

 

Dizinin en çok fan sahibi oyuncususunuz...

Cimbom, ayaklan yere sağlam basan, akıllı, çok da renkli bir karakter. Bu sebeple çocuklar ve özellikle genç kızlar beni sevip, sahiplendiler.

 

Bu, ekip arkadaşlarınızla (özellikle kadınlarla) aranızda bir rekabete yol açtı mı?

Sette herhangi bir çekişme yaşamıyoruz. Tabii ki her projede seyircinin daha çok sevdiği karakterler aradan çıkıyor. Ben de bu beğeniyi kazandığım için çok mutluyum.

 

Sanıyorum dizinin tekrar bölümleri de bu beğeniyi artırdı.

Dizinin ilk bölümünden bu yana birçok şey değişti. Hepimiz genç oyuncularız ve gelişim sürecindeyiz. Sürekli yayınlanan tekrar bölümleri sayesinde ne kadar yol kat ettiğimiz de ekrana yansıyor. Simdi hepimizin oyunculuğu daha iyi bir seviyede. İşin eski hallerini görmek pek hoşumuza gitmiyor. Ancak seyircimiz çok sadık. Tekrarlarımız bile iyi bir izlenme oranına sahip.

 

Dizi oyunculuğuna başlamadan önce hangi projelerde yer aldınız? İngilizce ve Türkçe birçok tiyatro oyununda rol aldım. Sonrasında bir ajansa kaydoldum. Ancak babam eğitimimi tamamlamamı istediği için okula öncelik verdim. Bir gün yolda Tümay Özokur'la karşılaştım. Bana ajansı boşladığım için kızdı ve Gani Müjde'nin yeni projesinden bahsetti. Rol için görüşme yapılan son kişiydim ve odadan Cimbom olarak çıktım. ‘Pis Yedili’ komedi yanı güçlü olan bir gençlik dizisi. Ama ben bu dizide dram yapıyorum. Oynadığım karakteri komediyle hatta bazen gençlikle bile alakası olmuyor. Oldukça ağır dram sahnelerim var.

 

Peki ya diğer gençlik dizileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Dizi çekilirken ne kadar emek harcadığını biliyorum. Ancak kendi dizim dışında Türk yapımı dizi izlemiyorum.

 

Sebep?

Çok yoğun çalıştığım için zamanım olmuyor. İnan isimlerini bile bilmiyorum. Ayrıca kendime odaklanmış durumdayım. Film çekimlerim var.

 

Bahseder misiniz biraz? Yetkin Dikinciler ile baba-kızı oynuyoruz filmde. Dramatik bir hikâye... Bence babasına kızgın olan herkesin özellikle izlemesi gereken bir film. Oynadığım karakter içime sindi. Henüz tamamlanmadığı için çok ipucu vermek istemiyorum. Ancak vizyona girdiğinde kaçırmamalısınız.

 

01.09.2013 – HABERTÜRK PAZAR

Haberin Devamı
DİĞER KIZLARA GÖRE 1-0 ÖNDEYİM

İlk bölümlerini Mahsun Kırmızıgül'ün çektiği ve "İstanbul, Batum, Hopa, Fındıklı, Rize, Trabzon, Kemalpaşa ve Arhavi'de bölüm yetiştiren tek ekip" dediği Benim İçin Üzülme dizisi, yeni sezon için "Motor" dedi. Yeni sezonda Show TV’de yayınlanacak dizinin naif, olgun ve güzel kızı Bahar'ı canlandıran Öykü Çelik İstanbul'a gelince Renaissance İstanbul Bosphorus Hotel'in terasında buluştuk. Hopa'daki yaşamından antrenör babasına kadar her konuya girdik.

 

Rize doğumlusunuz, Trabzon'da 4 yıl yaşamışsınız...

İstanbul'da yaşıyorduk ancak ailem bir ara Bodrum'a yerleşti. Bodrum, benim eğitimim açısından yeterli olmayacak diye, bir de boşanma dönemine denk geldiği için etkilenmemem adına beni Trabzon'a teyzemin yanına gönderdiler. Teyzem beni çok iyi büyüttü. İstanbul'dayken hiç tiyatroya gitmemişken, orada her oyuna ve her filme gittik. 14-17 yaş arası, tam karakterimin oturduğu yıllarda çok iyi yetiştim. İstanbul'da Bağdat Caddesi'nin iki üst sokağında oturuyorduk ama pek sokak kültürüm yoktu. Küçük bir yerde büyümenin büyük avantajları var. Trabzon'da insanlara göre yaşamayı öğrendim. Bana kâr kalan, edepli ve ahlaklı yaşamaktı.

 

Peki ya oyunculuğa nasıl başladınız?

Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun müdürü, "Öykü denemek ister misin" diye sorardı. Ayşegül Aydemir'in kursuna gittim ve Bilkent Tiyatro Bölümü'ne girdim, ama trafik kazası geçirince devamsızlık nedeniyle bıraktım. İstanbul'a gelir gelmez Tümay Özokur'la tanıştım. 2 yıl kamera önü eğitimi alıp Tomris Giritlioğlu ile tanıştım. Ve arkası geldi.

 

İstanbul'a gelmek güzel mi?

İstanbul'a gelmek beni mutlu ediyor ama Hopa'dan çıkmalı mıyım çıkmamalı mı, bilmiyorum. Orada başka bir konsantrasyon var, buraya 2 günlüğüne geldiğimde ne geldiğimi ne gittiğimi anlıyorum. Yazın 1 buçuk aylık bir tatil vardı ve İstanbul sokaklarına attım kendimi. Bol bol yürüdüm. Bu hafta döndüğümdeyse Nişantaşı'na mı gitsem, İstinye'ye mi bilemedim.

 

İstanbul'a gelip gelmeme konusunda kararsız olduğunuza göre Hopa'da eğleniyorsunuz...

Çok keyifli, güzel ve rahat bir setimiz var. Hava şartlan zor ve yemeklere de zamanla alıştık. Çok turistik yerler ama turizm açısından yeterli altyapı yok.

 

Batum'a geçiyor musunuz sık sık?

Gidip geliyoruz Batum'a; kafeleri çok güzel, eski evleri harika, otelleri öyle. Dünya mutfağından lezzetler tadabiliyoruz orada ve aradaki mesafenin yarım saat olduğuna inanamıyoruz.

 

Ne yiyorsunuz Hopa'da?

Mısır ekmeğini çok seviyorum ama yiyemiyorum, çok kilo aldırıyor. Tuttuğum balığı ızgara yapmak güzel. Sette sürekli tavuk ve balık ızgara yiyorum. En güzel yanı asla aç kalmıyorsun; yolda yürürken ağaçlardan elma, kivi, üzüm, karayemiş koparıp yiyebiliyorsun. Ayrıca çekim yaptığımız yerlerde de sürekli ikramda bulunuluyor; ev baklavaları, börekler...

 

Kilo kontrolü zor oluyor mu?

Geçen yıl oluyordu. Sofrada "Onun tadına bakayım, bunu deneyeyim" derken ayarım kaçtı. Sonra spor yapmaya başladım. Geceleri tırların arasında koşuyordum, kimse rahatsız etmiyordu. Simdi toparlıyorum, zaten bu yaz da okuduk kilo haberlerimi!

 

'POPOMU SEVİYORUM'    

 

Magazin haberlerindeki kadar kilo aldınız mı?

Set bittikten sonra aldığım kilo 2 ya da 3. Fotoğrafların çekim açısıyla alakalı bu. Gerçekten ben hayatımda o kadar kilolu olmadım. Arkadan çekildiği için öyle görünüyordu ve sonra "Lütfen arkadan çekmeyin" dedim. O günden sonra yüzümü görmez oldular! Yoksa ben popomu seviyorum.

 

Memnunsunuz halinizden...

Şunu biliyorum, ben yeterince beslenemediğim zaman iyi oynamıyorum, enerjim düşüyor. Çok çok zayıf insanların da iyi oyuncular olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'de zaten doğru düzgün beslenme biçimi yok. Zayıflamak, az yemek demek.

 

Şeker hastası mısınız?

Seker hastası değilim, ensülin direncim var. Seker hastası diye yazdılar ve akrabalar annemi aradı. Buradan düzelteyim de annem rahat etsin.

 

‘Benim İçin Üzülme'de çok sakin bir kızı oynuyorsun... Kolay mı?

En çok zorlandığım rol oldu. Çünkü Bahar çok durağan, naif, sakin ve olgun bir kız. Şimdiye kadar oynadığım karakterlerden çok farklı. Kendimi durdurup durdurup oynuyorum.

 

Babanız futbol antrenörüymüş, futbolla aranız iyi mi?

Futboldan anlıyorum ve diğer kızlara göre 1-0 öndeyim. Maç izlemeyi çok severim. Kendimi kaybederim ama erkek erkeğe izlemenin tadı başkadır, erkek arkadaşıma bu konuda ısrar etmem.

 

31.08.2013 – HABERTÜRK CUMARTESİ

Haberin Devamı
SEVGİLİSİYLE 18 SETTEYKEN 35 YAŞINDA HİSSEDİYOR

“Benim İçin Üzülme” dizisinde başrol oynayan Fulya Zenginer, dizinin senaristi Onur Koçal'la beraber. İlişkisine yönelik olarak konuşan Zenginer, "Dolu bir aşk yaşıyoruz, anlatmakla bitmez" diyor.

 

Sevgilisiyle birlikte 18 setteyken 35 yaşında hissediyor

 

‘Benim İçin Üzülme’ dizisinin başrol oyuncusu Fulya Zenginer, su sıralar aşk sarhoşu. Dizinin senaristi Onur Koçal'la beraber olan Zenginer, bir erkekte asla dayanamadığı şeyin kompleks ve çocuksu tavırlar olduğunu söylüyor.

 

‘Benim İçin Üzülme’ dizisi çok ilgi görüyor. Hem de bu kadar çok dizinin olduğu bir piyasada... Nedir sizce bu dizinin sırrı?

Bir insana adından önce "nerelisin" deriz milletçe. Bu sebepten başta Kürt kızı ve Laz gencinin aşkı denilince birbirinden farklı görülen bu iki yörenin bir araya gelmesi büyük merak uyandırdı. Sonrasında da iddialı tavrımızı başarıyla sürdürdük diye düşünüyorum.

 

Dönem dizisinde oynamak istediğinizi söylemiştiniz... Hâlâ geçerli mi bu isteğiniz?

Elbette istiyorum. Oynadığım rolleri ve projeleri çeşitlendirmeliyim, bu oyunculuğumu ilerletmem için önemli. Bir de o kostümlerin ve mekanların içinde hayal gücüm ve rol kabiliyetim zenginleşecektir.

 

Kendinizi kaç yaşında hissediyorsunuz?

Aslında bu değişiyor; yani sevgilimleyken 18, ailemleyken 30, setteyken 35... Sorumluluk yüklendikçe tavırlar ağırlaşıyor yani (Gülüyor)...

 

Her türlü rolü oynar mısınız? ‘Küçük Kadınlar’ dizinizde öpüştüğünüz için sevgilinizden ayrıldığınızı söylemiştiniz.

Sınırlar değil de kurallarım her zaman vardı; olacaktır da insanız neticede, olmazsa garip. O zamanın şartlarında öyle gerekmiştir öyle olmuştur.

 

Bir röportajınızda oryantal dersleri aldığınızı söylemiştiniz. Devam ediyor musunuz?

Ne mümkün... Şehir dışında çalışınca pek çok şey gibi ondan da vazgeçtim. Hem zaten 5-6 ders yeterli, Asena'ya rakip olmayacağım sonuçta.

 

Hangi sporlan yapıyorsunuz?

Bende her spora balıklama atlama huyu var. Spor yapmayı seviyorum. Joseph pilates, power yoga, reformer pilates ve bikram yoga en sevdiklerimden. Yeniliklere de açığım, tek eksiğim vakit...

 

Hayatınızda aşk var mı? Bildiğim kadarıyla dizinin senaristiyle sevgilisiniz. Nedir Onur Bey'in sizi etkileyen özelliği?

Dolu dolu bir aşk var hem de. Aslında dizinin 'eski senaristi' olacaktı bu sene ama uzadı... Onur'un övülecek çok yanı var, anlatmaya başlarsam bu röportaj bitmez (Gülüyor)...

 

Bir erkekte asla dayanamadığınız şey nedir?

Çocukça tavırlar ve kompleks. 'Çetin Tekindor ve Şener Sen en beğendiğim oyuncular.

 

En beğendiğiniz oyuncu kim?

Ben ne hissettiğini gözünden anlayabildiğim oyuncuları seviyorum. Bir de oynadığı her rolde güzel ya da karizma görünmek zorunda hissetmeyenleri. Daima sevişmek, soyunmak bir sınır olarak görülse de sınırları olanlar onlar aslında. Meryl Streep, Al Pacino, Çetin Tekindor ve Şener Şen her izlediğimde ders aldığım büyük ustalar.

 

Tiyatro sahnesinde de görecek miyiz sizi?

Yakın gelecekte böyle bir planım yok. Küçük göstermem I büyük avantaj her rolü oynarım.

 

24 yaşındasınız ama daha küçük gösteriyorsunuz. Minyon olmanın avantaj ve dezavantajları neler?

Minibüste para ödemiyorum... Şaka bir yana büyük avantaj; her rolün insanıyım, istersem ufak bir kız, istersem yetişkin bir kadını oynayabiliyorum.

 

Daha uzun boylu olmak ister miydiniz mesela? Hayır, bence 1.63 yeterli bir boy. Hatta Çin'de uzun bile sayılırım (Gülüyor)...

 

Modayı takip eder misiniz? Evet ama modaya göre giyinmek gibi bir hevesim yok. Benim bir tarzım ve zevkim var. Giyinmek 'ben buyum demektir' bunu başkalarının kararlarına bırakamam.

 

En büyük hayaliniz nedir? Düşledin mi en büyüğünü düşleyeceksin. Ama önce dişindekini kır demişler... Oyunculuk kariyerimde tırmanmaya devam edeceğim yani gerçekleşmiş bir hayali sürdüreceğim...

 

31.08.2013 - VATAN

Haberin Devamı
41. ULUSLARARASI ARHAVİ KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

3. Gün Gündüz Programı 41. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali gündüz programı etkinlikleri final gününe özel yarışma ve sportif etkinliklerle başladı. Kavak köyünde düzenlenen Çay Toplama Yarışması birbirinden eğlenceli anlara sahne oldu.

 Daha sonra sırasıyla, tenis turnuvası final maçı, ulusal ve uluslararası halkoyunları ekiplerinin gösterileri, satranç ve tavla turnuvası final karşılaşmaları, badminton turnuvası final maçı, Türk Hava Kurumu yamaç paraşütü gösterileri, haklı saha futbol turnuvası final karşılaşması ve şöhretler futbol gösteri maçı gibi gün boyu dolu dolu bir şekilde süren etkinlikler ile final gününün gündüz programı dolu dolu bir organizasyonla geçirildi.

3. Gün Gece Programı

41. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali gece programı, bu yılkı festivalin son gecesi olması nedeni ile Belediye Başkanı Coşkun Hekimoğlu’nun final konuşması ile başladı. Hekimoğlu; festivalin hazırlık aşamasından son güne gelinceye kadar emeği geçenlere teşekkür ederek, Arhavi Festivali’nin Uluslararası Festivaller Birliği üyesi olduğunu tekrar hatırlatarak, Uluslararası Festivaller Birliği Türkiye Genel Sekreteri Muhammer Arslan katkı ve desteklerinden dolayı teşekkür etti. Hekimoğlu; üçüncü gece etkinliklerinde tüm katılımcılara iyi eğlenceler diledi.

 Ardından festival sunucuları Hakan Bilgin ve Özlen Öncel tarafından festival sponsorları tek tek okunarak desteklerinden dolayı teşekkür edildi. Hakan Bilgin ikinci gün gece programına atıf yaparak Mustafa Ceceli’nin performansından bahsetti ve Ceceli’nin kendisini arayarak Arhavi’den ve Arhavi halkından çok etkilendiğini, sevgi ve selamlarını ilettiğini dile getirdi.

 Daha sonra Tolga Kurdoğlu sahne alarak şarkılarını seslendirdi. Kurdoğlu’nun Nina Basharuli ile yaptıkları düet katılımcılar tarafından beğeniyle dinlendi.

 Ardından gündüz etkinliklerinde yapılan yarışmalarda dereceye giren yarışmacılara kupa ve katılım belgeleri verildi. Hemen sonrasında ise Dünya İşitme Engellileri Olimpiyat Oyunlarında Karate dalında olimpiyat şampiyonu olan Arhavi spor Kulübü Sporcusu Fatih Çiçek sahneye davet edilerek kendisine Başkan Hekimoğlu tarafından onur belgesi verildi.

Daha sonra sahneyi Birol Topaloğlu alarak seslendirdiği birbirinden güzel yöresel ve Lazca ezgilerle katılımcılara müzik ziyafeti yaşattı.

Birol Topaloğlu’nun ardından Festival sunucuları Hakan Bilgin ve Özlen Öncel’e Başkan Hekimoğlu tarafından plaket verilerek katkılarından dolayı kendilerine teşekkür edildi. Hakan Bilgin veda konuşmasını yaparak tekrar buluşma temennisinde bulundu. Festivale konuk olarak katılan Cengiz Kurtoğlu anons edilerek kendisine teşekkür edildi. Katılımcılar Cengiz Kutoğlu’na yoğun sevgi gösterisinde bulundular.

Ve ardından final gecesinin final sanatçısı anons edilerek sahne Gülşen’e bırakıldı. Gülşen’e yoğun sevgi gösterisinde bulunan gençler adeta Arhavi Gösteri Merkezi’ne akın etti. 30 bine yakın izleyici ile AGM’nin çevresi hınca hınç doldu. Gülşen birbirinden eğlenceli şarkıları ve sahne şovlarıyla katılımcılara güzel bir final gecesi yaşattı.

41. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali, 41 yılı geride bırakmanın gurur ve mutluluğu ile havai fişek gösterileri eşliğinde son buldu.

 

26.08.2013 – www.08haber.com

Haberin Devamı
PERİ MASALI EKİBİ KUTLAMA YAPTI

Biray Dalkıran’ın yazıp yönettiği “Peri Masalı” filminin ekibi, önceki akşam Beyoğlu Line’da filmi kutlamak için bir araya geldi. Partiye filmin oyuncuları Burcu Kıratlı, Emre Kızılırmak, Sedef Şahin, Alp Korkmaz, Orhan Aydın, Sema Mortiz ve Günay Musayeva gibi isimler katıldı.

 

30.08.2013 – AKŞAM

Haberin Devamı
60'IMA MERDİVEN DAYADIM

Ünlü oyuncu Çiğdem Tunç, önceki gece Portaxe'da doğum gününü kutladı. Sahne şeklinde hazırlanan pastayı kesen Tunç, yaşını soranlara "60'a yaklaştım işte" yanıtını verdi. Oyunculukta hayallerini gerçekleştiremediğini söyleyen Tunç, "Baba rollerden birini oynasam keşke" dedi. Gecede; Sibel Gökçe de dans şovu yaptı.

 

28.08.2013 - SABAH GÜNAYDIN

 

Haberin Devamı
MUHTEŞEM DOĞUM GÜNÜ

Başarılı sanatçı Çiğdem Tunç, yeni yaşını, yıldız yağmuru altında gerçekleşen muhteşem bir törenle kutladı. Yakın arkadaşı ve aile dostu ve Banu Noyan Event Office Yönetim Kurulu Başkanı Banu Noyan'ın organizasyonu ile boğazın incisi, gözde mekân Baltalamanı Portaxe'de gerçekleşen doğum gününe yıldız yağdı.

Çiğdem Tunç'u bu mutlu gününde yakın dostları, arkadaşları, aile fertleri, medya mensupları dâhil katılan tüm konuklar özel olarak hazırlanan 'Doğum Günü Defteri'ne kutlamalarını ve dileklerini yazdılar. Muhteşem boğaz manzarası altında konuklarını karşılayan Çiğdem Tunç, unutulmaz bir sahne şovu sergiledi. Doğum gününe katılan sanatçıların canlı performans yaptığı gecede, Nida Şan, eşi ve ekibi gece boyunca müzikleriyle eşlik etti. Yakın dostu Banu Noyan'ın sürpriz olarak yaptırdığı pastayı keserken gözyaşlarını tutamayan güzel sanatçı, duygusal anlar yaşadı. Bu mutlu gecede, Çiğdem Tunç'u, Yonca Evcimik, Yeliz, Emine Ün, Aydan Şener, Sibel Gökçe, Murat Evgin, Burçin Bildik, Jadore Ailesi, Ercan Akışık, Nida Şan ve eşi, Şahin Özer, Göksel Kortay, Recep Aktuğ, Murat Tekyıldız, Hakan Altıner, Adnan Koç, Aslı Omağ, Tümay Özokur ve ekibi yalnız bırakmadı. Başarılı yorumcu Yeliz ile yakışıklı oyuncu Adnan Koç'un düeti görülmeye değerdi. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden eğlenceye Sibel Gökçe'nin yıllar sonra yaptığı oryantal dans damgasını vurdu.

 

28.08.2013 - www.sivridilli.com

Haberin Devamı
ŞEVKAT YERİMDAR FİLMİNE İKİ USTA OYUNCU

Bülent İşbilen'in yönettiği komedide Cezmi Baskın ve Tarık Papuççuoğlu rol aldı. Başrolünde Özgürcan Çevik'şn olduğu yönetmenliğini Bülent İşbilen'in yaptığı Şevkat Yerimdar filmi usta oyuncular Tarık Papuççuoğlu ve Cezmi Baskın'ı bir araya getirdi. Bugüne kadar birçok film, dizi ve tiyatro sahnelerinde oyunculuk yapan Tarık Papuççuoğlu, filmde damat karakterinin babasını canlandırıyor.

 Tüm hayatını oyunculuğa adayan Cezmi Baskın ise son olarak 2009 yılında 7. Karachi Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Başrol Oyuncu ödülüyle ödüllerine yenisini ekledi. Şevkat Yerimdar filminde ise Pelin'in babası rolüyle izleyenlerin karşısına çıkacak. Film Ekim ayında sinemaseverlerle buluşacak.

 

28.08.2013 - SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
EKİM'DE VİZYONDA

Yapımcılığını Acun Film’in üstlendiği “Şevkat Yerimdar” filmi, iki usta oyuncuyu, Tarık Pabuççuoğlu ile Cezmi Baskın’ı bir araya getirdi. Pabuççuoğlu’nun damadın babasını oynadığı filmde, Baskın da Pelin’in babası olarak izleyici karşısına çıkacak. Film, ekimde vizyona girecek.

 

28.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
'NEVA' İZLEYİCİ KARŞISINA ÇIKMAYA HAZIR

Ilgın Olut’un bestseller romanından aynı isimle beyaz perdeye uyarlanan ‘Neva’; Eylül ayı sonunda izleyiciyle buluşacak. Birkan Uz ve Can Arca’nın yönetmenliğini yaptığı filmde; genç oyuncular Başak Parlak ile Şükrü Özyıldız başrolleri paylaşıyor.

Çekimleri Ankara’da yapılan film; Ilgın Olut’un yaşamından gerçek bir aşk hikayesini anlatıyor. Olut, filme özellikle gençlerin büyük ilgi göstermesini beklediğini söyledi.

 

28.08.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
BU FİLM BAŞKENT’İ DERİNDEN SARSACAK

Çekimleri Ankara'da yapılan 'Neva' filmi, eylül ayında gösterime girecek. Gerçek hayatta yaşanan trajik bir aşk hikayesi, beyaz perdeye aktarılıyor. Gerçek bir hayat öyküsünün anlatıldığı 'Neva' filmi, eylül ayında gösterimde. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde ihtisas yaptığı yıllarda yaşadığı aşkı kaleme alan Dr. Ilgın Olut'un Neva adlı romanından uyarlanan filmin çekimleri Ankara'da yapıldı. Filmin yönetmenliğini Can Arca ve Birkan Uz üstlenirken, başrollerini Başak Parlak ve Şükrü Özyıldız paylaşıyor. Yüksek Sadakat grubunun eski solisti Kenan Vural ile Grup 84'ün solisti Tuna Velibaşoğlu da filmde rol alıyor. Neva'nın ilk romanı olduğunu söyleyen Dr. Olut, filmi ise 'hüzünlü ama bir o kadar da sevgi dolu' sözleriyle anlatıyor.

 

TRAJİK BİR AŞK

Ilgın Olut'un 2000 yılında "Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülü"nü alan kitabı Neva, Ankara'da beyazperdeye aktarıldı. Hacettepe Üniversitesi'nde enfeksiyon hastalıkları dalında ihtisas yaparken yaşadığı aşkı kaleme alan Olut'un ilk kitabı Neva, yayımlandığı günden itibaren en çok satan kitaplardan biri oldu. Trajik bir aşk hikayesinin anlatıldığı romanın okuyucudan gördüğü ilgi, sinema projesinin de yolunu açtı.

 

'Gençler ilgi gösterecek'

Çekimlerine geçtiğimiz eylül ayında Ankara'da başlanan Neva filmi, bir yıl sonra tamamlanarak gösterime girmeye hazırlanıyor. Filmin yönetmeni Can Arca, eylül ayı sonunda vizyona girecek filmin özellikle gençlerden büyük ilgi görmesini beklediklerini söyledi. Filmde Neva'yı Başak Parlak canlandırıyor. Ilgın rolünü Şükrü Özyıldız alıyor. Filmin konuk oyuncuları arasında Bedia Ener, Levent Özdilek, Nergis Kumbasar da var.

 

Filmin konusu

İzmir'de başlayan hikaye, babası da ünlü bir doktor olan Ilgın'ın Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin ardından geldiği Ankara'da son buluyor. Burada Neva'yla tanışan Ilgın'ın hayatındaki her şey değişiyor.

 

24.08.2013 – SABAH GÜNAYDIN/ANKARA

Haberin Devamı
SÜRÜNGENLERDEN DERTLİ

"Benim için Üzülme"de rol alan Öykü Çelik, Artvin'deki çekimlerin zor geçtiğini söyleyerek "Yılan ve tarantulaların içinde çekim yapıyoruz" dedi.

 

28.08.2013 - VATAN GAZETESİ

Haberin Devamı
NE ÇEKTİN BE ÖYKÜ

Öykü Çelik, önceki akşam bir grup arkadaşıyla Etiler Home Store'daydı. Neşesinin yerinde olduğu görülen oyuncu, çıkışta 'Benim İçin Üzülme" adlı dizinin yeni sezon çekimleri için Artvin'e gideceğini belirtti. Çekimlerin zor geçtiğinden bahseden Çelik, "Yılan ve tarantulaların içinde çekim yapıyoruz" dedi.

 

28.08.2013 - MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
OYUNCULUKTA KURALLARIM VAR

Genç oyuncular Burçin Abdullah ile Arzu Oruç önceki gün Etiler'de görüntülendi. İlker Aksum'la yaşadığı kısa süreli aşkla gündeme gelen Abdullah, oyunculakta kurallarının olduğunu söylerken, "Benim bir ailem var ve yaşantıma zarar gelsin istemem. O yüzden her rolü oynamaya sıcak bakmıyorum" diye konuştu. Arzu Oruç ise "İşe inanırsanız kural olmaz ama Hollywood'da yaşamıyoruz. Burada Türk örf ve adetleri var" sözleriyle arkadaşını destekledi.

 

27.08.2013 – HABERTÜRK

Haberin Devamı
DİZİ YAYINDAN KALDIRILIYOR

“Her Şey Yolunda Merkez” dizisinin genç oyuncuları Burçin Abdullah ile Arzu Oruç, önceki gün Etiler’deki Kitchenette’ydi. Yemek yiyen ikili, rol aldıkları dizinin reyting nedeniyle ekrandan kalkacağını söyledi. İlker Aksum’la yaşadığı kısa süreli aşkla gündeme gelen Abdullah, “Şimdi görüştüğüm birkaç proje var ama yaşantıma zarar gelsin istemem. O yüzden her rolü oynamaya sıcak bakmıyorum” diye konuştu. Arzu Oruç ise, “Sonuçta Hollywood’da yaşamıyoruz. Burada Türk örf ve adetleri var” sözleriyle arkadaşını destekledi.

 

27.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
YEMEKTE BULUŞTULAR

“Her Şey Yolunda Merkez” dizisinin genç oyuncuları Burçin Abdullah ve Arzu Oruç, önceki gün Etiler’deki Kitchenette’te görüntülendi. Yemekte buluşan iki genç oyuncu, uzun uzun sohbet etti. Abdullah, gündeminde yeni projeler olduğunu söyledi: “Görüştüğüm birkaç yeni proje var, aralarından birini seçeceğim.”

 

27.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
DİZİ YAYINDAN KALDIRILDI

“Her Şey Yolunda Merkez” dizisinin genç oyuncuları Burçin Abdullah ile Arzu Oruç, önceki gün Etiler’deki Kitchenette’ydi. Yemek yiyen ikili, rol aldıkları dizinin reyting nedeniyle ekrandan kalkacağını söyledi. İlker Aksum’la yaşadığı kısa süreli aşkla gündeme gelen Abdullah, “Şimdi görüştüğüm birkaç proje var ama yaşantıma zarar gelsin istemem. O yüzden her rolü oynamaya sıcak bakmıyorum” diye konuştu. Arzu Oruç ise, “Sonuçta Hollywood’da yaşamıyoruz. Burada Türk örf ve adetleri var” sözleriyle arkadaşını destekledi.

 

27.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
YEMEKTE BULUŞTULAR

“Her Şey Yolunda Merkez” dizisinin genç oyuncuları Burçin Abdullah ve Arzu Oruç, önceki gün Etiler’deki Kitchenette’te görüntülendi. Yemekte buluşan iki genç oyuncu, uzun uzun sohbet etti.

 

27.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
ÇEKİMLER BAŞLADI

Karadeniz’in eşsiz güzelliklerini ekranlara taşıyan 'Benim için Üzülme' dizisi yeni sezonda da izleyicilere görsel şölen yaşatacak. Tansel Öngel ve Fulya Zenginer'in oynadığı dizi, hikayesi ve güçlü oyuncu kadrosuyla sezona iddialı giriş yapmaya hazırlanıyor. Karadeniz'in tanıtımı ve turizmine de büyük katkı sağlayan yapımın geçen gün teaser çekimleri gerçekleşti. Başladığı günden bu yana İstanbul'a taşınıp taşınmayacağı büyük bir merak konusu olan dizi, bu sezon da Karadeniz'in güzelliklerine ev sahipliği yapacak.

 

27.08.2013 - AKŞAM

Haberin Devamı
SAĞ SALİM HİKAYESİ DEVAM EDİYOR

Saf Anadolu köylüsü Salim’in başından geçenleri konu alan Sağ Salim 2’nin çekildiği Kastamonu’nun ilçesi Cide’ye gittik, yönetmenden oyunculara bu devam filmindeki maceralara tanıklık ettik.

Filmde Salim’i canlandıran Burçin Bildik “Salim, iyi niyetli olduğundan başına gelmeyen kalmadı. Karakterin saflığına hayranım!” diyor. Salim hem ölümden hem de ölülerden çok korkan, köyden kasabaya kamyonetiyle mal taşıyarak üç-beş kuruşla hayatını döndüren saf bir Anadolu köylüsü... Kabus gördüğü bir gecenin sabahında köy muhtarı ondan Mersin’den Sivas’a bir cenaze taşımasını rica eder. Başta çok isteksiz olsa da muhtarın isteğini geri çeviremeç ve komedi dolu yolculuk başlar. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Ersoy Güler’in üstlendiği; Burçin Bildik, Fulya Zenginer ve Alper Saldıran’ın başrollerindeki ilk ‘Sağ Salim’in hikayesi böyleydi. Gişede beklenen ilgiyi görmemesine karşın sanal ortamda 8 milyon kişi tarafından izlenen film, kaldığı yerden devam ediyor. Sağ Salim 2’nin çekimlerin yapıldığı Kastamonu’nun Cide ilçesine gittik, filmin ekibiyle konuştuk.

 

HEPSİ KORSAN YÜZÜNDEN!

 Yönetmen koltuğunda yine Ersoy Güler var. Salim de aynı; Burçin Bildik. Ezgi Asaroğlu, ilk filmde yoktu, şimdi otostopçu genç kız rolünde. Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu, Murat Akkoyunlu, Burak Demir ve Erkan Bektaş ise Sağ Salim 2’nin diğer oyuncuları... Yönetmen ve yapımcı Ersoy Güler ilk filmden daha büyük ilgi göreceklerinden emin: “Genellikle devam filmleri ilkinden daha az sevilir ama ikinci filmimiz birincisinden daha aksiyonlu. Senaryosunu yazarken İngiliz suç komedilerden esinlendim. Türkiye’de yol filmleri gişe yapmıyor. Kara mizah da tek başına işe yaramıyor. Ben de ikisini birleştirdim. Suç, durum komedisi, diyalog komedisi eklendiğinde Coen kardeşlerin filmlerine benzetenler oldu. Birinci filmde çok büyük zarar ettim. Yanlış zamanda gösterime girdik, korsan yüzünden de gişede başarısız olduk. Bu nedenle Sağ Salim 2’nin DVD’sini çıkarmayacağım. Film, Şubat 2014’te gösterime girecek.” Güler, filmin üçüncüsünü de çekmeyi düşündüğünü, hatta mekan olarak Afrika’ya gidebileceklerini söylüyor.

 

25.08.2013 – STAR GAZETESİ

Haberin Devamı
'SAĞ SALİM 2' TAMAMLANDI

Başrollerini Burçin Bildik ve Ezgi Asaroğlu’nun paylaştığı ‘Sağ Salim 2’ filminin çekimleri tamamlandı. 4 haftada bitirilen filmde Hüseyin Avni Danyal, Murat Akkoyunlu, Nazlı Tosunoğlu, Murat Eken ve Burak Demir gibi oyuncular kamera karşısına geçti. Nijeryalı üç oyuncunun da renk kattığı filmin yönetmen koltuğunda Ersoy Güler var. Filmin yapımcılığın ve yönetmenliğin yanı sıra senaryosunu kaleme alan Ersoy Güler, ikinci filmin daha komik ve aksiyon dolu olduğunu söyledi: “ilk film gösterim tarihinden ve korsan DVD’sinin piyasaya çıkmasıyla hak ettiği değeri gişede göremedi. Ama 8 milyon kişi bu filmi internet üzerinden izledi. Korsan, DVD’nin çıkmasıyla yürüdüğü için ikinci filmin DVD’si yayınlanmayacak. Birincinin tecrübesiyle gösterim tarihine de dikkat ederek vizyona girmesini istiyorum.”

 

22.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
"SAĞ SALİM" İKİNCİ FİLMİMİZİ ÇEKTİK

‘Sağ Salim’ gösterime girdiğinde kimsenin haberi bile olmadı. Hüseyin Avni Danyal, Murat Akkoyunlu ve Burçin Bildik’in yer aldığı film, yapımcısını iflasa sürükledi. İnternette 2 milyondan fazla kişi tarafından izlenen filmin şimdi ise ikincisi çekiliyor. Filmde Salim’in yakasını bırakmayan aksilikler sette de boy gösterdi.

 Bazı filmlerin serüveni farklıdır. Gösterime girdiği dönemde dev prodüksiyonların, yıldızı bol filmlerin gölgesinde kalır, izlenmez. Aylar sonra fısıltı gazetesi sayesinde internette tıklanma rekorları kılar. En yakın örnek Çalgı Çengi. Seyirciyle buluştuğunda yapımcısına kâbuslar yaşatmıştı. Sonrasında korsanı milyonlar tarafından izlendi, biraz da Cem Yılmaz’ın el vermesiyle kitlesini katladı. Aynı kadroyla çektikleri İşler Güçler dizisi tutunca ekip filmin ikincisi için motor dedi. Sağ Salim filminin benzer bir serüveni var. Geçtiğimiz yıl gösterime girdiğinde hayal kırıklığı yaşatmıştı, sonrasında internette 2 milyondan fazla kişi tarafından izlendi. Şimdi ikincisi çekiliyor.

 Sağ Salim, ölümden ve ölülerden korkan saf, temiz kalpli bir Anadolu köylüsünün hikâyesini anlatan bir film. Köyden kasabaya kamyonetiyle mal taşıyarak hayatını idame ettiren Salim, kâbuslarla uyandığı bir günün ertesi muhtarın ısrarıyla Mersin’den Sivas’a bir cenaze taşımak için yollara düşer. Aracına farklı farklı karakterler biner, başına gelmeyen kalmaz. Dokuz cinayete tanıklık eden Salim’in yurtdışına kaçış hikâyesi anlatılacak ikinci filmde. Kendisi gibi yollara düşen üç siyahi göçmen hayatına dâhil oluyor. Cesetlerin sayısı artarken, komik, yer yer saçma olayların içine sürükleniyor. İlk filmde bütün hikâye bir günlük zaman diliminde geçiyordu, ikinci film ertesi gününe odaklanıyor. Burçin Bildik, Murat Akkoyunlu, Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu’lu eski kadroya üç Nijeryalı oyuncu ile Ezgi Asaroğlu dâhil oldu. İlk film Mersin ve çevresinde çekilmişti, ikincisinin mekânı Kastamonu’nun Cide ilçesi.

 

‘Nazara geldim, az kalsın kör oluyordum’

 Çekimleri yaklaşık bir ay süren yeni filmde yine birçok cinayete tanıklık edecek seyirci. Evden kaçarken tesadüfen Salim’in arabasına binen genç kızın annesi hikâyenin merkezinde. Epey renkli bir karakter. Köyde televizyon izleyerek süper kahramanlara özenen anne siyahlara bürünüyor, Zeyna gibi kılıç kuşanıp ağaçlara tırmanıyor. Sütlü Nuriye adlı karaktere can veren Nazlı Tosunoğlu, setin ve filmin neşe kaynağı. İlk filmde hırsızlara parasını kaptıran ve finalde öldürülen karanlık bir adamı canlandıran Murat Akkoyunlu, yeni filme aynı karakterin ikizi olarak (kardeşinin parasını geri almaya çalışırken kolu kopuyor vb.) dâhil olmuş.

 

Filmin adı Sağ Salim olduğundan haliyle bütün gözler Salim’de, 118 reklamlarıyla ünlenen oyuncu Burçin Bildik’te. Set onun için bir hayli zor geçmiş. Hamam sahnesinde sis makinesiyle buhar oluşturulurken araya kimyasal karışmış, vücudunda birinci dereceden yanıklar meydana gelmiş, hatta kör olma tehlikesi bile atlatmış. Yönetmen, “İstersen çekimlere ara verebiliriz.” dese de yarı yolda bırakmamış arkadaşlarını. Bir hafta dinlendikten sonra tekrar çekimlere dönmüş. Bildik, nazara geldiği düşüncesinde: “Milyonda bir olacak bir talihsizlik başımıza geldi, Allah korudu. Gözümde lens olmasaydı, şimdi görme sıkıntısı yaşıyordum. Sorunları atlattık, oyunumuza yansıtmamaya çalıştık.”

 

İlk filmden sonra iflas etti

 Yönetmen Ersoy Güler’e göre ilk filmin başarısız olmasının sebebi stratejik hatalardan kaynaklanıyor. Hollywood filmi ve büyük bütçesi olan bir Türk filmiyle aynı hafta gösterime girdiği için ve o dönem üniversitelerde sınav haftası olduğundan gişede hüsran yaşadı. Bir de kötü tanıtım yapılınca kimsenin filmden haberi olmadı, DVD’si çıktıktan sonra internette izlendi ancak. Yakın çevresinden, sosyal medyadaki geri dönüşlerden aldığı cesaretle devam filmini çekmeye karar verdiğini söyleyen Güler, (İlk filmden sonra iflas etmiş, yakın çevresinin desteğiyle yeni bütçe oluşturmuş) ikinci filmin hak ettiği ilgiyi göreceği inancında. Daha uygun bir zamanda, daha fazla salonda gösterime gireceğinden ve ikinci yapımın aksiyonu ve eğlencesi daha fazla olacağı düşünüldüğünden bütün ekip bu görüşte hemfikir. Korsanı önlemek için DVD’si çıkarılmayacak, daha fazla seyircinin salonlara gelmesi sağlanacak. Eğer yeni bir hayal kırıklığı yaşanmazsa üçüncü filmin bir sonraki yaz çekilmesi planlanıyor. Başbakanlık’a bağlı bir birimden Afrika ile Türkiye arasında bir kültür köprüsü kurmak amacıyla ‘bir hikâyeyi Afrika’da çekin’ teklifi gelmiş. İşler yolunda giderse Salim Afrika yollarına düşecek, kendisine yol arkadaşlığı eden üç Senegalliyle yeni bir maceraya yelken açacak.

 

‘Filmimiz 25 espri üzerine kurulu değil’

 Burak Demir: Salim ile siyahi göçmenleri seyir halindeyken onları yoldan çeviren bir astsubayı oynuyorum. Kontrolde bulunuyor ama derdi ileriye gitmek. Tesadüfi bir şekilde arabaya biniyor, cesetleri fark ettiği anda ilkel yöntemlerle bayıltılıyor. Kendine gelip olayı kontrol altına alacakken tekrar tekrar bayıltılıyor. Sağ Salim, bulunmuş 25 esprinin üzerine yapılmış bir film değil. Esprilerin skeç skeç olmaması çok değerli. Birinci sahnede yapılan bir espriyle onuncu sahnede yapılan arasında bir bağlantı olması çok güzel. Müthiş bir kurgu. Yıllarca drama da oynadıktan sonra böyle bir komedide yer almak çok keyifliydi.

 

 

24.08.2013 – ZAMAN GAZETESİ

Haberin Devamı
FİLMİMİZ 25 ESPRİ ÜZERİNE KURULU DEĞİL

‘Sağ Salim’ gösterime girdiğinde kimsenin haberi bile olmadı. Hüseyin Avni Danyal, Murat Akkoyunlu ve Burçin Bildik’in yer aldığı film, yapımcısını iflasa sürükledi. İnternette 2 milyondan fazla kişi tarafından izlenen filmin şimdi ise ikincisi çekiliyor. Filmde Salim’in yakasını bırakmayan aksilikler sette de boy gösterdi.

 Bazı filmlerin serüveni farklıdır. Gösterime girdiği dönemde dev prodüksiyonların, yıldızı bol filmlerin gölgesinde kalır, izlenmez. Aylar sonra fısıltı gazetesi sayesinde internette tıklanma rekorları kılar. En yakın örnek Çalgı Çengi. Seyirciyle buluştuğunda yapımcısına kâbuslar yaşatmıştı. Sonrasında korsanı milyonlar tarafından izlendi, biraz da Cem Yılmaz’ın el vermesiyle kitlesini katladı. Aynı kadroyla çektikleri İşler Güçler dizisi tutunca ekip filmin ikincisi için motor dedi. Sağ Salim filminin benzer bir serüveni var. Geçtiğimiz yıl gösterime girdiğinde hayal kırıklığı yaşatmıştı, sonrasında internette 2 milyondan fazla kişi tarafından izlendi. Şimdi ikincisi çekiliyor.

 Sağ Salim, ölümden ve ölülerden korkan saf, temiz kalpli bir Anadolu köylüsünün hikâyesini anlatan bir film. Köyden kasabaya kamyonetiyle mal taşıyarak hayatını idame ettiren Salim, kâbuslarla uyandığı bir günün ertesi muhtarın ısrarıyla Mersin’den Sivas’a bir cenaze taşımak için yollara düşer. Aracına farklı farklı karakterler biner, başına gelmeyen kalmaz. Dokuz cinayete tanıklık eden Salim’in yurtdışına kaçış hikâyesi anlatılacak ikinci filmde. Kendisi gibi yollara düşen üç siyahi göçmen hayatına dâhil oluyor. Cesetlerin sayısı artarken, komik, yer yer saçma olayların içine sürükleniyor. İlk filmde bütün hikâye bir günlük zaman diliminde geçiyordu, ikinci film ertesi gününe odaklanıyor. Burçin Bildik, Murat Akkoyunlu, Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu’lu eski kadroya üç Nijeryalı oyuncu ile Ezgi Asaroğlu dâhil oldu. İlk film Mersin ve çevresinde çekilmişti, ikincisinin mekânı Kastamonu’nun Cide ilçesi.

 

‘Nazara geldim, az kalsın kör oluyordum’

 Çekimleri yaklaşık bir ay süren yeni filmde yine birçok cinayete tanıklık edecek seyirci. Evden kaçarken tesadüfen Salim’in arabasına binen genç kızın annesi hikâyenin merkezinde. Epey renkli bir karakter. Köyde televizyon izleyerek süper kahramanlara özenen anne siyahlara bürünüyor, Zeyna gibi kılıç kuşanıp ağaçlara tırmanıyor. Sütlü Nuriye adlı karaktere can veren Nazlı Tosunoğlu, setin ve filmin neşe kaynağı. İlk filmde hırsızlara parasını kaptıran ve finalde öldürülen karanlık bir adamı canlandıran Murat Akkoyunlu, yeni filme aynı karakterin ikizi olarak (kardeşinin parasını geri almaya çalışırken kolu kopuyor vb.) dâhil olmuş.

 Filmin adı Sağ Salim olduğundan haliyle bütün gözler Salim’de, 118 reklamlarıyla ünlenen oyuncu Burçin Bildik’te. Set onun için bir hayli zor geçmiş. Hamam sahnesinde sis makinesiyle buhar oluşturulurken araya kimyasal karışmış, vücudunda birinci dereceden yanıklar meydana gelmiş, hatta kör olma tehlikesi bile atlatmış. Yönetmen, “İstersen çekimlere ara verebiliriz.” dese de yarı yolda bırakmamış arkadaşlarını. Bir hafta dinlendikten sonra tekrar çekimlere dönmüş. Bildik, nazara geldiği düşüncesinde: “Milyonda bir olacak bir talihsizlik başımıza geldi, Allah korudu. Gözümde lens olmasaydı, şimdi görme sıkıntısı yaşıyordum. Sorunları atlattık, oyunumuza yansıtmamaya çalıştık.”

 

İlk filmden sonra iflas etti

 Yönetmen Ersoy Güler’e göre ilk filmin başarısız olmasının sebebi stratejik hatalardan kaynaklanıyor. Hollywood filmi ve büyük bütçesi olan bir Türk filmiyle aynı hafta gösterime girdiği için ve o dönem üniversitelerde sınav haftası olduğundan gişede hüsran yaşadı. Bir de kötü tanıtım yapılınca kimsenin filmden haberi olmadı, DVD’si çıktıktan sonra internette izlendi ancak. Yakın çevresinden, sosyal medyadaki geri dönüşlerden aldığı cesaretle devam filmini çekmeye karar verdiğini söyleyen Güler, (İlk filmden sonra iflas etmiş, yakın çevresinin desteğiyle yeni bütçe oluşturmuş) ikinci filmin hak ettiği ilgiyi göreceği inancında. Daha uygun bir zamanda, daha fazla salonda gösterime gireceğinden ve ikinci yapımın aksiyonu ve eğlencesi daha fazla olacağı düşünüldüğünden bütün ekip bu görüşte hemfikir. Korsanı önlemek için DVD’si çıkarılmayacak, daha fazla seyircinin salonlara gelmesi sağlanacak. Eğer yeni bir hayal kırıklığı yaşanmazsa üçüncü filmin bir sonraki yaz çekilmesi planlanıyor. Başbakanlık’a bağlı bir birimden Afrika ile Türkiye arasında bir kültür köprüsü kurmak amacıyla ‘bir hikâyeyi Afrika’da çekin’ teklifi gelmiş. İşler yolunda giderse Salim Afrika yollarına düşecek, kendisine yol arkadaşlığı eden üç Senegalliyle yeni bir maceraya yelken açacak.

 

‘Filmimiz 25 espri üzerine kurulu değil’

 Burak Demir: Salim ile siyahi göçmenleri seyir halindeyken onları yoldan çeviren bir astsubayı oynuyorum. Kontrolde bulunuyor ama derdi ileriye gitmek. Tesadüfi bir şekilde arabaya biniyor, cesetleri fark ettiği anda ilkel yöntemlerle bayıltılıyor. Kendine gelip olayı kontrol altına alacakken tekrar tekrar bayıltılıyor. Sağ Salim, bulunmuş 25 esprinin üzerine yapılmış bir film değil. Esprilerin skeç skeç olmaması çok değerli. Birinci sahnede yapılan bir espriyle onuncu sahnede yapılan arasında bir bağlantı olması çok güzel. Müthiş bir kurgu. Yıllarca drama da oynadıktan sonra böyle bir komedide yer almak çok keyifliydi.

 

 

24.08.2013 – ZAMAN GAZETESİ

Haberin Devamı
ANADOLU KADININDAN RAMBO OLURSA

Saf Anadolu köylüsü Salim’in başından geçenleri konu alan Sağ Salim 2’nin çekildiği Kastamonu’nun ilçesi Cide’ye gittik, yönetmenden oyunculara bu devam filmindeki maceralara tanıklık ettik.

Filmde Salim’i canlandıran Burçin Bildik “Salim, iyi niyetli olduğundan başına gelmeyen kalmadı. Karakterin saflığına hayranım!” diyor.

 

Salim hem ölümden hem de ölülerden çok korkan, köyden kasabaya kamyonetiyle mal taşıyarak üç-beş kuruşla hayatını döndüren saf bir Anadolu köylüsü... Kabus gördüğü bir gecenin sabahında köy muhtarı ondan Mersin’den Sivas’a bir cenaze taşımasını rica eder. Başta çok isteksiz olsa da muhtarın isteğini geri çeviremeç ve komedi dolu yolculuk başlar. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Ersoy Güler’in üstlendiği; Burçin Bildik, Fulya Zenginer ve Alper Saldıran’ın başrollerindeki ilk ‘Sağ Salim’in hikayesi böyleydi. Gişede beklenen ilgiyi görmemesine karşın sanal ortamda 8 milyon kişi tarafından izlenen film, kaldığı yerden devam ediyor. Sağ Salim 2’nin çekimlerin yapıldığı Kastamonu’nun Cide ilçesine gittik, filmin ekibiyle konuştuk.

 

HEPSİ KORSAN YÜZÜNDEN!

 Yönetmen koltuğunda yine Ersoy Güler var. Salim de aynı; Burçin Bildik. Ezgi Asaroğlu, ilk filmde yoktu, şimdi otostopçu genç kız rolünde. Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu, Murat Akkoyunlu, Metin Yıldız ve Erkan Bektaş ise Sağ Salim 2’nin diğer oyuncuları... Yönetmen ve yapımcı Ersoy Güler ilk filmden daha büyük ilgi göreceklerinden emin: “Genellikle devam filmleri ilkinden daha az sevilir ama ikinci filmimiz birincisinden daha aksiyonlu. Senaryosunu yazarken İngiliz suç komedilerden esinlendim. Türkiye’de yol filmleri gişe yapmıyor. Kara mizah da tek başına işe yaramıyor. Ben de ikisini birleştirdim. Suç, durum komedisi, diyalog komedisi eklendiğinde Coen kardeşlerin filmlerine benzetenler oldu. Birinci filmde çok büyük zarar ettim. Yanlış zamanda gösterime girdik, korsan yüzünden de gişede başarısız olduk. Bu nedenle Sağ Salim 2’nin DVD’sini çıkarmayacağım. Film, Şubat 2014’te gösterime girecek.” Güler, filmin üçüncüsünü de çekmeyi düşündüğünü, hatta mekan olarak Afrika’ya gidebileceklerini söylüyor.

 

Filmdeki ‘otostopçu kız Nihal’, Ezgi Asaroğlu. Salim’in otomobiline biner ve kendini bambaşka bir dünyanın içinde bulur! Leyla ile Mecnun dizisinin Leylası olarak hayran kitlesini artıran Asaroğlu’nu daha sonra Yağmurdan Kaçarken dizisinde izledik. Nurgül Yeşilçay ile başrollerini paylaştıkları Aşk Kırmızı filmindeki performansıyla da konuşulmuştu, genç oyuncu... Ezgi  Asaroğlu, filmde izleyicinin kendini sürekli bir aksiyon içinde bulacağını belirtiyor: “Hep bir aksiyon var ve Salim, işleri yavaşlatan bir talihsizliğe mahkum! Bu da onun karakterini sevimli hale getiriyor. Biz sadece komedi filmi çekmiyoruz, Türkiye’de ‘aksiyon komedi’ tarzını başlattık.”

 

Filmin ‘saf’ Salim’i Burçin Bildik, bir reklam sayesinde meşhur oldu. Ardından onu Tozlu Yollar ve Salih Kuşu dizilerinde izledik. Sağ Salim’in ilk filmini çıraklık dönemi olarak gören Bildik, “Acemilik bitti” diyor: “İkinci film birinci filmin devamı olarak çekildi. Dolayısıyla hikaye bir gün sonrasında geçiyor ama çekimleri bir buçuk yıl sonra yaptık. Bu yüzden oyunculuğu aynı oranda tutmak gerçekten zor oldu. Salim, iyi niyetli olduğundan başına gelmeyen kalmadı. Nihal’i kurtarayım derken işler iyice karıştı. Anadolu insanının en saf halini canlandırıyorum. Komik olmaya çalışmıyorum. Salim’in içinde bulunduğu durama verdiği büyük tepkiler filmi zaten komikleştiriyor. Karakterin saflığına hayranım. Benim hayatımda böyle benzer şeyler oldu. İyilikten maraz doğar derler ya... Aynen öyle!”

 

ANADOLU KADININDAN RAMBO OLURSA...

 İkinci Bahar, Yabancı Damat, Arka Sokaklar, İşler Güçler gibi sevilen TV dizilerinden tanınan usta oyuncu Nazlı Tosunoğlu, filmde Nihal’in annesi rolünde. Kızını korumak için kılıktan kılığa girdiği halleriyle güldürecek: “Oynadığım karakter bir Anadolu kadını. Televizyonda izlediği kahramanlardan biri olan Rambo’nın kılığına girerek kendini tanınmayacak hale getiriyor! Tek amacı kızı Nihal’i kötü insanlardan korumak. Bazı sahnelerde gerçekten zorlandım. Özel bir ekip sayesinde ağaçtan ağaca uçtum. Yüzüme sürülen siyah boyayı gören Kastamonulular bana deliymişim gibi bakıyordu!”

 Şu anda Her Şey Yolunda Merkez dizisinde rol alan Murat Akkoyunlu, hem TV hem de sinema izleyicisinin sevdiği bir isim... Sağ Salim 1’de yanarak ölen Gucur Osman’ı canlandırmıştı, Akkoyunlu. Devam filminde karşımıza Gucur Osman’ın ikizi olarak çıkacak: “İlk filmdeki karakterin ikizini canlandırıyorum ama bu daha psikopat!”

 

25.08.2013 – STAR GAZETESİ

 

 

Haberin Devamı
'SAĞ SALİM 2' TAMAMLANDI

Başrollerini Burçin Bildik ve Ezgi Asaroğlu’nun paylaştığı ‘Sağ Salim 2’ filminin çekimleri tamamlandı.

4 haftada bitirilen filmde Hüseyin Avni Danyal, Murat Akkoyunlu, Nazlı Tosunoğlu, Murat Eken ve Burak Demir gibi oyuncular kamera karşısına geçti. Nijeryalı üç oyuncunun da renk kattığı filmin yönetmen koltuğunda Ersoy Güler var. Filmin yapımcılığın ve yönetmenliğin yanı sıra senaryosunu kaleme alan Ersoy Güler, ikinci filmin daha komik ve aksiyon dolu olduğunu söyledi: “ilk film gösterim tarihinden ve korsan DVD’sinin piyasaya çıkmasıyla hak ettiği değeri gişede göremedi. Ama 8 milyon kişi bu filmi internet üzerinden izledi. Korsan, DVD’nin çıkmasıyla yürüdüğü için ikinci filmin DVD’si yayınlanmayacak. Birincinin tecrübesiyle gösterim tarihine de dikkat ederek vizyona girmesini istiyorum.”

 

22.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
'SAĞ SALİM 2' MOTOR DEDİ

Ünlü yönetmen Ersoy Güler, internette ve korsan film piyasasında izlenme rekoru kıran 2012’nin en komik filmi ‘Sağ Salim 2’nin çekimleri Kastamonu Cide’de gerçekleştiriliyor. Burçin Bildik (Salim), Ezgi Asaroğlu (Nihal), Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu (Sütlü Nuriye), Murat Akkoyunlu (Kısa Cemal), Yakup Yavru (Halit) ve Burak Demir’in oynadığı Sağ Salim 2, ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. Yönetmen Ersoy Güler, “Birinci filmden en az dört kat daha komik, daha aksiyonel, daha tempolu bir film çekiyoruz” dedi.

 

30.07.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
CEMREHAN KARAKAŞ'IN YAZ NOTLARI

Cemrehan’la pikniğe çıkmaya, Ece ile fotoğraf çekmeye, İpek’le bisiklete binmeye ne dersin? İşte sana, “Umutsuz Ev Kadınları” dizisinin çıtırlarıyla dolu dolu bir yaz geçirmek için harika öneriler…

 

Cemrehan Karakaş’ın yaz notları…

Bence tatil için en ideal mekan, Gökçeada.

Amazon Ormanları’na gitmeyi çok istiyorum.

Benim için tatil demek, keşfetmek demektir. Ayrıca her yaz mutlaka dalış yapıyorum. Yani sadece karayı değil, denizlerin altını da keşfetmeye çalışıyorum.

Sakız aromalı dondurmaya bayılıyorum.

En sevdiğim yaz meyvesi dut.

Hiçbir zaman yaz tatillerimi planlayamıyorum, daima spontane gelişiyor. Bu yaz da öyle olacak kesin.

Daft Punk’ın “Get Lucky” parçası bu aralar favori parçam.

İtiraf ediyorum: Hiç yaz aşkım olmadı

 

TEMMUZ AĞUSTOS EYLÜL 2013 - HEYGIRL / YAZ KEYFİ

Haberin Devamı
SULTAN BENİ GÖRÜNCE AĞLADI

Vurgun ve Osmanlı Kıyam dizilerinde Türkan Şoray’ın gençliğini canlandıran Ayşen Fatma Batıgün, şimdi de Her Şey Yolunda Merkez’in erkek Fatması olarak ekranlarda. Genç oyuncu ‘Sultan ile bir filmin galasında tanıştım. Karşılıklı ağladık! Kendisine olan benzerliğime o da çok şaşırdı’ diyor.

İdolüm Türkan Şoray! Bütün filmlerini ezbere biliyorum. Okulda da beni ona benzetenler çoktu, hatta bana ‘Sultan’ derlerdi.  İleride onunla bir projede yer almayı çok isterim.

 

-Türkan Şoray’a olan benzerliğiniz konuşuluyor. İlk ne zaman keşfedildiniz?

Okul döneminde de bana hep ‘Sultan’ derlerdi. Hocalarımdan biri, bir filmin gala gecesinde beni Türkan Şoray ile tanıştırdı. Birbirimizi gördüğümüz anda ağlamaya başladık. Kendisine olan benzerliğime çok şaşırdı. 2008 yılında Vurgun adlı dizide Türkan Şoray’ın gençliğini oynamıştım. 2012 yapım olan Osmanlı Kıyam dizisinde de onun gençliğini canlandırdım. Tolga Karel bir fotoğraf çalışması yapmak istemişti, Sultan ve benimle birlikte... Ama konuşma aşamasında kaldı. Onunla bir projede yer almayı çok isterim. Sultan benim idolüm. Bütün filmlerini ezbere biliyorum.

 

EŞİMİ DE İŞİMİ DE BULDUM

 

-Oyunculukta kırılma noktanız ne oldu?

Tümay Özokur Cast Ajansı’nda çalışmaya başlamak bana çok uğurlu geldi. Eşimi de işimi de burada buldum. Her gün bir projeye gitmeye başladım. Başımı kaşıyacak vaktim yok! Şu anda Her şey Yolunda Merkez dizisinde oynuyorum.

 

-Dizide ‘Erkek Fatma’ karakterini canlandırıyorsunuz...

Maskülen bir tip. İlk bölümlerde konuşma stilim değişikti. Çok kaba konuşuyordum. İlerleyen bölümlerde karakterim fiziksel değişim geçirecek ve giderek güzelleşeceğim, bu yüzden konuşmamı yavaş yavaş kibarlaştırmaya çalışıyorum. İzleyici şaşıracak!

 

-Bir sinema filminde rol almışsınız. Galası ABD’de olacakmış, doğru mu?

ABD benim çocukluktan beri hayalim. Yeni oynadığım sinema filmi Trajedi’nin galası ABD’de olacak, ekim ayında. Hiçbir şeyi olumsuz düşünmüyorum. ‘Amerika’ya gitmek istiyorum’ dedim, evrene mesajımı yolladım! Bana öyle güzel geri dönüşümü oldu ki bir filmle gidiyorum! Şimdi de Zeki Demirkubuz ile çalışmak istediğimi evrene yolladım, geri dönüşümünü merakla bekliyorum!

 

80’LERİN PERİLİ EV HİKAYESİ

-Trajedi’den biraz bahseder misiniz?

Yönetmenimiz Hollanda’da yaşayan Ersan Denk. Korku filmi. Ruh hastası bir dadıyı oynuyorum. Kült filmlerde bu tarz karakterler hep kilit karakterlerdir. Evdeki gizemi çözmeye çalışıyorum. Diyalogsuz oynuyorum. Her şeyi gözlerimle ve tepkilerimle veriyorum. Seksenli yılların perili ev hikayesi gibi... Wilma Elles, Lucia Özer, Yağmur Tanrısevsin de var filmde... Çekimlerimiz Türkiye’de oldu ama hikaye Colorado’da geçiyor.

 

-Sosyal medyayı kullanıyor musunuz?

Sürekli mesajlar alıyorum diziyle ve karakterimle ilgili. Onları cevaplamaya çalışıyorum. Geçenlerde Twitter’da Trajedi’nin çekimlerinden bir kare paylaştım; filmde birlikte oynadığımız, şimdi Güneşi Beklerken dizisinde rol alan Yağmur Tanrısevsin ile bir fotoğrafımızı... Bizim dizinin fanları ile Güneşi Beklerken’in fanları bir anda kardeş fan oluverdi! Her şey Yolunda Merkez’in yayın gününde Güneşi Beklerken’in fanları, Güneşi Beklerken’in yayın gününde bizim dizinin fanları fotoğraf paylaşıp yorum yapmaya başladı. Sosyal medyayı doğru kullandığınız zaman çok işe yarıyor.

 

-Kariyer mi yoksa şöhret mi?

Kariyer.  Zaten kariyer bir süre sonra şöhreti de beraberinde getiriyor. Şöhretli olduğunda, ilgi alaka o an için mutlu edebilir seni... Ama kariyerini düşündüğünde hep bir adım sonrasını planlarsın. 27 yaşındayım, işimi layığıyla yapmak istiyorum. Gerisi zamanla olur.

 

-Sizin kariyer planınızda neler var?

5-6 dil öğrenmem lazım! Oyunculukta tavan yapmak istiyorum ama hiçbir zaman ‘oldum’ demeyeceğim. Öğrenmenin sınırı yok.

 

24.08.2013 – STAR GAZETESİ

Haberin Devamı
KADIN SORUNLARI İÇİN AĞLI MESAJ

Proje tasarımı ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Dere’nin üstlendiği, 59 ünlü ismin fotoğraflarından oluşan ‘Her Ses Bir Nefes 2’ sergisi, Antalya Erasta AVM’de sanatseverlerle buluşacak. Tüm Türkiye’de kadın sorunlarına karşı, çözüm odaklı toplumsal bilinç edinmeyi ve bireysel çarelerden çok kolektif çabalarla çözüme ulaşılabileceği bilincini kamuoyuyla paylaşmayı amaçlayan sergi önceki gün açıldı.

 

Gönüllü oldular

Bir ay boyunca açık kalacak sergide, projeye destek veren Ayça İnci, Bennu Yıldırımlar, Fulya Zenginer, Hande Subaşı, İvana Sert, Oya Aydoğan, Özge Borak, Suzan Kardeş, Şebnem Özinal, Zeynep Tunuslu ve Buket Arım gibi birbirinden ünlü isimlerin fotoğrafları yer alıyor. Hakan Yüksel’in objektifine gönüllü olarak poz veren isimlerin yer aldığı sergiden elde edilecek gelir, Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasite geliştirilmesi ve güçlendirilmesine için kullanılacak.

 

24.08.2013 – MİLLİYET

Haberin Devamı
KADIN SORUNLARI İÇİN AĞLI MESAJ

Proje tasarımı ve sanat yönetmenliğini Kenan Bahadır Dere’nin üstlendiği, 59 ünlü ismin fotoğraflarından oluşan ‘Her Ses Bir Nefes 2’ sergisi, Antalya Erasta AVM’de sanatseverlerle buluşacak. Tüm Türkiye’de kadın sorunlarına karşı, çözüm odaklı toplumsal bilinç edinmeyi ve bireysel çarelerden çok kolektif çabalarla çözüme ulaşılabileceği bilincini kamuoyuyla paylaşmayı amaçlayan sergi önceki gün açıldı.

 

Gönüllü oldular

Bir ay boyunca açık kalacak sergide, projeye destek veren Ayça İnci, Bennu Yıldırımlar, Fulya Zenginer, Hande Subaşı, İvana Sert, Oya Aydoğan, Özge Borak, Suzan Kardeş, Şebnem Özinal, Zeynep Tunuslu ve Buket Arım gibi birbirinden ünlü isimlerin fotoğrafları yer alıyor. Hakan Yüksel’in objektifine gönüllü olarak poz veren isimlerin yer aldığı sergiden elde edilecek gelir, Genç Kız Sığınma Evi Derneği Danışma Merkezi ve Genç Kız Sığınakları’nın kapasite geliştirilmesi ve güçlendirilmesine için kullanılacak.

 

24.08.2013 – MİLLİYET

Haberin Devamı
'ARAMIZDA KALSIN' BU KADRO SAĞLAM

Star TV’nin yeni yayın dönemi için en iddialı olduğu dizinin yapımcısı Erol Avcı… Çekimleri süren ‘Aramızda Kalsın’ın senaristi Selin Tunç, yönetmeni Hatice Memiş… Dizinin başrol oyuncuları ise Uğur Yücel, Binnur Kaya, Gökçe Bahadır ve Caner Cindoruk…

Yeni Sezon dizilerinden en güçlü oyuncu kadrosu ‘Aramızda Kalsın’da… Kanal yönetimi de çok güveniyor bu diziye… Umutları boşa çıkarmayacak gibi duruyor bu dizi.

 

24.08.2013 – MİLLİYET TV ALİ EYÜBOĞLU KÖŞE YAZISI

Haberin Devamı
AYTA SÖZERİ'Yİ KONUK ETTİ

Sezen Aksu, önceki akşam Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde konser verdi. Stand-up şovları aratmayan şov, konukları, dekoru ve sürprizleriyle izleyenleri adeta kendinden geçirdi. Minik Serçe, Fahir Atakoğlu ve orkestrasıyla beş bin kişiye seslendi. Sanatçı, ilk sürprizini ‘Firuze’ şarkısında yaptı. Sahneye davet ettiği Atilla Özdemiroğlu, kemanıyla Aksu’ya eşlik etti. Ardından sesine ne kadar hayran olduğunu belirttiği “Kayıp Şehir” dizisiyle tanınan Ayta Sözeri’yi konuk etti. Sezen Aksu ve Ayta Sözeri, ‘Kaçak’ şarkısının ardından uzun süre birbirine sarıldı.

 

25.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
DİZİLERİN GÖZDESİ ALEYNA

Birçok yapımcıdan dizi teklifleri alan Aleyna Solaker, şu an için senaryoları değerlendirdiğini, dikkat çekmek için değil, iyi bir oyuncu olmak için çok çalıştığını ve iyi bir yapımda kendini kanıtlamak istediğini söyledi.

Özel bir oyuncu olmak için elinden gelen çalışmayı gerçekleştiren Aleyna Solaker, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro son sınıfta öğrenimine devam ediyor. İleride iyi bir oyuncu olmayı arzulayan genç yetenek, her türlü rolün altından kalkabilecek güce sahip olduğunu iddia ediyor. İyi dizileri yakından takip ettiğini söyleyen başarılı oyuncu, özellikle “Muhteşem Yüzyıl” dizisini çok sevdiğini belirtiyor. Dizilerde rol alan birçok genç yeteneği beğendiğini açıklayan Solaker, zamanı geldiğinde iyi dizilerde kendini kanıtlamak istediğini söylüyor.

Henüz 17 yaşında olan Aleyna Solaker, hayalinin yurt dışında oyunculuk eğitimini devam ettirmek olduğunu belirtiyor. Tümay Özokur Ajans’a bağlı olarak çalışmakta olan gözde oyuncu, kariyerini de usta cast ajans sahibi Tümay Özokur’a bıraktığını açıklıyor.

 

15 AĞUSTOS – 15 EYLÜL 2013 – SES DERGİSİ

Haberin Devamı
ÖN YARGIYI SİLELİM VE KORKUNUN KEYFİNİ ÇIKARALIM

‘Her Şey Yolunda Merkez’ dizisinin Erkek Fatma’sı Ayşen Batıgün, Ses Dergisi’ne konuştu. En büyük hayalinin kendi yazdığı korku filmini çekmek olduğunu söyleyen oyuncu, “Japon yönetmenler kadar korkuyu seyircinin iliklerinde hissettireceğimize ve bizim hikayelerimizin de bir gün yeniden uyarlanacağına inanıyorum. Hikayemin içinde küçük bir kız var, şimdilik bu kadarını söyleyebilirim”

 

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Küçücük kızın, büyük hayaller kurmasıyla başladı her şey. Oyunculuk çocukluk hayalimdi. Çocukken tüm aileyi bir araya getirip taklitler yapar, hazırladığım tiyatro skeçlerini canlandırırdım. ‘’Bu çocuk mesleğini seçmiş’’ diyorlardı benim için. Hayallerime her geçen daha çok yaklaşıyorum…

 

Bu süreçte aileniz sizi destekledi mi?

Ailem hiçbir zaman desteğini esirgemedi. Başlarda annem biraz tavır almıştı çünkü başka bir meslek üzerine eğitim almamı istiyordu ama oyunculuk insanın ruhuna işlemişse asla vazgeçemez. Üniversite eğitimimi çocuk gelişimi üzerine tamamladım. Uzun süre çocuk tiyatrolarında rol aldım. Çocuklarla aram her zaman harikadır. Konservatuvar da okudum ve annemin ön yargısı zamanla yok oldu. Hatta oyunculuk serüvenimde beni zamanla en çok o destekledi çünkü eğitim onun için her zaman çok önemlidir.

 

Show TV’de “Her Şey Yolunda Merkez”de rol alıyorsunuz. Her şey yolunda mı?

“Hayatta neye inanırsan, nasıl hissedersen o olur” felsefesiyle büyüdüm. Bu yüzden şu an yer aldığım Limon Yapım’ın projesi bana oldukça şans getirdi. Yani kısacası ‘’Her Şey Yolunda Merkez’’…

 

Tiyatroya devam edecek misiniz?

Tiyatro, benim vazgeçilmezimdir. Şu aralar yoğun bir tempo içerisinde olduğumuz için tiyatroya ara verdim. En kısa zamanda harika bir oyunla perdelere geri dönmeyi arzuluyorum. Eskiden kurduğumuz tiyatro grubuyla, “Alice Harikalar Diyarı”nı yeniden perdeye koymayı çok istiyorum.

 

Dizi, sinema ve tiyatro… Hangisi içerisinde olmak sizi daha çok mutlu ediyor?

Bana göre üçü de çok farklı ve büyülü bir deneyim. Tiyatroda seyircilerin gözlerinin içine bakıp oynamayı çok seviyorum. Özellikle interaktif oyunlar hep ilgimi çekmiştir. Büyük oynamak ve abartmak çok keyif verici. Diziler ise yeni bir aile kurmak gibi geliyor bana. Saatlerce birlikte çalışıyorsun ve bir zaman sonra oyuncu arkadaşlar en çok zaman geçirdiğin kişiler oluyor. Set ortamı da keyifli bence. Sinema, o kocaman perde ise bana çocukluktan beri başka bir dünya gibi gelmiştir. İtiraf etmek gerekirse sinemaya aşığım. Saatlerce durmadan film izleyebilirim. O dünyanın içine girmek, beni çok heyecanlandırıyor.  Hele ki o filmde oynamak, kocaman perdede akan jenerikte adımla var olmak, beni bu dünyada en mutlu eden şey. Birkaç saat karanlıkta başka insanların başka dünyalarını izlemek ve onlara farklı bir dünya izletmek beni çok heyecanlandırıyor. Kısacası, sinema beni daha çok mutlu ediyor diyebilirim.

 

Korku sinemasına olan bu ilginiz nereden geliyor?

‘’Korkunun üzerine gidersem korkmamayı öğrenirim!’’ Küçük bir kızın kendi kendine antlaşması aslında bu. Beş ya da altı yaşlarındaydım. Gök gürültüsünden çok korkardım. Odamın camından her gece kocaman, yaşlı ve korkunç bir ağacın beni izlediğini düşünürdüm. Beni çok iyi tanıyordu o ağaç. Gündüzleri tepesine çıkıp hayaller kurarken, niyeyse karanlık olunca en büyük kabusum olurdu... Bir gece yağmur şiddetle yağmaya ve gök gürlemeye başladı. Yatağımda battaniyemi yüzüme kadar çekmiş sayılar sayıyordum. Sayı ne kadar çoğalırsa gök gürültüsü o kadar uzaklaşıyordu. Tıpkı ‘’POLTERGEİST’’ filmindeki gibi. Steven Spielberg’le o yaşlarda tanışmıştım. Tanışmamız kuzenimin film dükkanında olmuştu. E.T filmini herkes bilir. Korku sinemasına olan ilgim kuzenimin E.T’nin kocaman maketini bana hediye etmesiyle başladı. Çocukluk korkularımı bir bir yendim ve film dükkanında ne kadar korku filmi varsa hepsini izlemeye başladım. Artık, uyumaktan korkma devri kapanmıştı benim için. Korkunun üzerine gitmiştim. Hatta orta okul zamanlarında, “Stephen King” benim bir numaralı kahramanım olmuştu ve halen de öyle. Freddy Krueger,  Jason  Michael ve benzeri karakterlerin maketlerini biriktirmek benim hobim haline geldi. Chucky’i de unutmayalım…

 

Türk korku sineması diğer ülkelerle karşılaştığımızda ne durumda?

Bizim bu türde inanılmaz hikayelerimizin olduğunu düşünüyorum ve bunu zaman geçtikçe de göstermeye başladık. Seyircimizin ön yargısı da gün geçtikçe yok olmaya başladı.  

 

Sevdiğiniz bir türde oynamak, size nasıl hissettirdi? Film ne zaman vizyona girecek?

Benim ilk sinema filmim korku filmi oldu ve devamının gelmesini çok istiyorum. Filmimiz Hollandalı bir yönetmen çekti. 80’lerin kült korku filmlerine benziyor. Senaryoyu ilk okuduğumda havalara uçtum çünkü karakter beni acayip içine aldı. Hiç yabancılık çekmedim. Hep böyle bir karakteri oynamak istemiştim. 2013 Ekim Kasım gibi ABD’de, ardından da ülkemizde vizyona girecek.

 

Oyunculukta en önem verdiğiniz kriter nedir?

Oynadığım karakteri benimsemek benim için en önemli kriterdir. Onun gibi hissetmiyor ya da ondan bir şeyler alamıyorsam, keyif de alamam ve dolayısıyla o karakteri oynamak da istemem. Karakteri giyinebilmek en önemli unsur. Gözümü kapatıp onun bebekliğinden şimdiki yaşına kadar olan hayatını, film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiremiyorsam, asla oynamam.

 

Senaryo yazmak ya da film çekmek gibi bir düşünceniz var mı?

Korku hikayeleri yazıyorum. Gözümü kapatınca aklıma bir sürü farklı planlar geliyor. Hayallerimden biri de yazdığım filmi bir gün çekmek. Türü de korku olacak tabii. Japon yönetmenler kadar, korkuyu seyircinin iliklerinde hissettireceğimize ve bizim hikayelerimizin de bir gün yeniden uyarlanacağına inanıyorum. Hikayemin içinde küçük bir kız var şimdilik bu kadar diyebilirim. Bilindik dediğinizi şimdiden duyabiliyorum ama ön yargıyı silelim ve sadece korkunun keyfini çıkaralım.

 

Yerli ya da yabancı hayatımın filmi diyebileceğiniz bir film ya da tarzını en beğendiğiniz yönetmen kim?

Hayatımın filmi hangisi diye düşününce beynimde fırtınalar kopuyor. Çok film izlerim. Yerli olarak, Hasan Karacadağ filminde mutlaka oynamalıyım diye düşünüyorum. Exorcist tarzı bir film çekilse keşke. William Friedkin’in Exorcist’i, yani Regan karakteri, hayatımda oynamayı en çok istediğim karakterdir. Wes Craven’ın yönettiği Elm Sokağı ise en sevdiğim film. Steven Spielberg, John Carpenter, Tobe Hooper… Hayatımın filmi ise Türkan Şoray’ın oynadığı, “Hayallerim Aşkım ve Sen”  filmidir kesinlikle…

 

Oyunculuğun dışında Ayşen Batıgün’ün ilgi alanları neler?

İlgi alanım karakter figürleri toplamak. Boş zamanlarımda ise sahilde saatlerce koşabilirim. Spor benim için bir yaşam tarzıdır. Yoğun bir süreçte ilerliyorum ve bu beni çok mutlu ediyor ama kendim için boş bir vakit yaratabildiysem hemen patenimi ipodumu alıp sahile giderim. Uzun yol beni çok rahatlatır, aklıma ilginç fikirler gelir. Bunları minik not kağıtlarına yazarım hemen. Ardından bilgisayar başına geçer, hepsini bir araya toplarım.  Belki bir gün Alacakaranlık Kuşağı gibi bir program çıkar karşıma. Yazıp çektiğim hikayeleri, cuma geceleri 00:00’dan sonra kısaca anlatıp, insanlara izletirim.

 

Biraz da gelecekteki projelerinizden söz eder misiniz?

Şu anlık sadece “Her Şey Yolunda Merkez” diyelim, ‘Erkek Fatma’ karakteri üzerine yoğunlaşıyorum.

 

15 AĞUSTOS-15 EYLÜL 2013 – SES DERGİSİ 

Haberin Devamı
3 YIL SONRA ‘ARAMIZDA KALSIN’

Üç yıldır ekranlardan uzak olan Uğur Yücel ve Binnur Kaya, “Aramızda Kalsın”da bir araya geliyor. Bahattin ve Hüsne’nin hikayesi eylülde başlıyor. Çekimlerine Çengelköy’de başlanan yeni komedi dizisi “Aramızda Kalsın”ın ilk bölümünün bazı sahneleri için ekip Gaziantep’e gidecek. Gökçe Bahadır ve Caner Cindoruk’un da seyirciyle buluşacağı dizide 30 yaşında, iki çocuklu bir kadının hayatı eğlenceli bir peri masalına dönüşüyor. Star TV’de yayınlanacak dizide Gökçe Bahadır’ın canlandırdığı Yadigar, Antep’te yaşıyor. İstanbul’a Bahattin (Uğur Yücel) ve Hüsne’nin (Binnur Kaya) yanına gelmesiyle olaylar birbirini izliyor.

 

22.08.2013 - MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
YAYIN GÜNÜ BELLİ OLDU

Başrollerinde Uğur Yücel, Gökçe Bahadır, Binnur Kaya, Caner Cindoruk gibi isimlerin rol alacağı "Aramızda Kalsın" dizisinin yayın günü belli oldu. "Aramızda Kalsın" 19 Eylül Perşembe akşamı saat 20:00'de Star TV ekranlarında başlıyor.

 

22.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
‘ARAMIZDA KALSIN’ EYLÜL’DE BAŞLIYOR

Son olarak 2008 yılında ‘Canım Ailem’ dizisiyle ekranda boy gösteren Uğur Yücel, bomba gibi geliyor. ‘Aramızda Kalsın’ dizisiyle hasret giderecek olan usta oyuncuya, Binnur Kaya, Gökçe Bahadır ve Caner Cindoruk eşlik edecek. Eylül ayında Star TV’de ekrana gelecek yapımın çekimleri başladı. Yönetmenliğini Hatice Memiş’in üstlendiği dizide, yaşadığı şehirden başka bir yer görmemiş 2 çocuklu dul bir kadının yaşadığı ilginç olaylar konu ediliyor.

 

22.08.2013 – AKŞAM

Haberin Devamı
TİYATRO ÇOK BÜYÜK BİR SINAV

Başrollerini Halit Akçatepe, Cem Davran gibi isimlerin paylaştığı “Babam Sınıfta Kaldı” dizisinde ‘Yağmur’ karakterini canlandıran Melis Tüzüngüç dizide üniversite hayatına yeni girmiş genç bir kızı canlandırıyor.

 

- Oyunculuğa nasıl başladınız?

Tek başıma gidip bir ajansa yazıldım. Hep taklit yapan bir çocuktum. Ortaokula geldiğimde bir tiyatro oyununda oynadım. Perde açılıp alkış koptuğunda, o spot ışıklarının altında dedim ki ‘Ben bu işi yapacağım.’ Bu vesileyle oyuncu olmaya karar verdim. Gidip Tümay Özokur ajansa kaydoldum. Böyle istiyorum dedim ve böyle yaptım. Babaannem ve dedem de beni çok destekledi. İlk baştan beri hiçbir şekilde ‘Acaba mı?’ demediler. Hep ‘Sen yaparsın, yapacaksın’ dediler. Onun dışında olabildiğince kitap açıp okumaya çalışıyorum. Haftanın 6 günü çalıştığım için, sadece bir günü kendime ayırabiliyorum. O bir günü de ailem, köpeğim ve arkadaşlarım arasında bölüşmeye çalışıyorum.

 

- Rolünüzden söz eder misiniz?

“Babam Sınıfta Kaldı” dizisinde ‘Yağmur’ karakterini canlandırıyorum. Bu rol, kesinlikle benim için biçilmiş kaftan. Herkesin izledikten sonraki tepkisi; “Melis bu sensin” şeklindeydi. Yağmur ile Melis'i etrafımdakiler kadar ben de çok benzetiyorum birbirine. Yağmur Melis'in özel hayatına çok yakın bir hayat yaşadığı için, sanırım oyun da çok güzel çıkıyor. Oyuncu, oynadığı şeye inanırsa izleyici bunu kesinlikle fark ediyor.

 

- Oyunculuk dışında neler yapıyorsunuz?

Oyunculuk dışında müzikle çok ilgiliyim. Kendi söz ve bestelerim var. Zaman oldukça yazıyorum. Söyleme kısmına gelince, aslında mevcut bir kabiliyetim olduğunu da düşünüyorum.

 

- Sinema mı, tiyatro mu, dizi mi?

Bu sorunun cevabı uzun olur. Aralarında sadece sinema deneyimim yok henüz. Dizinin de tiyatronun da keyfi çok ayrı.   Lisede iki sene üst üste iki ayrı oyunda başrol oynadım. Kendimi tamamen keşfedip ne yapmak istediğimi anlamama en çok yarayan şey, tiyatro deneyimim oldu. Tiyatro bana çok şey kattı. Naçizane, işin edep ve adabını gördüm. Okul sonrası provaya kalmak, sahne dekorlarını kendi ellerimizle hazırlamak, bir şey kırılınca tamir etmeye çalışmak, yerleri süpürüp silmek... Bunları deneyimlemek, beni çok geliştirdi. Sahnede yerde serili olan kilimi evden getirdiğimi hatırlıyorum mesela.  Tiyatronun diziden farkı bu. Oynanan oyun sadece sahneden ibaret değil. Oyun öncesi ve sonrası o kadar dolu ki... Oyuna hazırlık aşaması, oyunu ve oyuncuyu yükselten esas şey. Tiyatroyu diziden farklı kılan ve kutsal yapan şey de bu bence. İzleyici gördüğü kadarını biliyor haliyle ama oyuncu için tiyatro çok büyük bir ders, sınav. Diziyle tiyatroyu büyük bir çizgiyle ayırıp tercih yapamam. İkisi aynı anda da olur, çok da iyi olur. Bazen dizi bazen tiyatro ağırlık basar. Tiyatronun en güzel yanı, oynanan oyundan hemen sonra size alkışlarla geri dönülüyor olunması. Bu ayrıcalık, insanı doyuruyor işte. Şu an çok keyifli bir dizinin içinde büyümeye devam ediyorum. Olay aslında tercih meselesi değil. Hangisine kendinizden ne kattığınızla alakalı. Ben kendimden ne kadar çok şey katarsam vicdanen de o kadar rahat oluyorum. Bugün dizi, yarın tiyatro. Yeter ki bunu yaparken yaptığınız şey içinize sinsin ve kendinizden memnun olun.

 

Kendinizde en sevdiğiniz özellik nedir?

Kendinden eminliği çok seven bir insanım. Konuşmalarda da, göz temasında da, hep kendinden eminlik ararım. Ağır başlılığı ve dik duruşu çok severim. İnsanların inandıkları şeylere çok önem vermeleri gerektiğini düşünürüm. Biri bir şeye inanıyorsa peşini bırakmamalı diye düşünüyorum. Hiçbir zaman hayallerimi gerçekleştirmeden ölmeyeceğim. Hayalim başarılı bir oyunculuğun altına imzamı atmak. Oyunculukla ilgili büyük hayallerim var. Türkiye’de kadın aktris dendiğinde, akla ilk gelen isimlerden olmak istiyorum. Daha da büyütürsem hayalimi; mesela neden Hollywood’a gitmeyeyim?

 

- Yeni jenerasyonu nasıl buluyorsunuz?

 “Bizim jenerasyon çok çabuk kapıyor her şeyi. Zeki bir oyunculuk vizyonuyla geliyoruz. Son zamanlarda yaşadığımız Gezi Parkı olaylarından sonra da bunun farkına varıldı. Dedem de söylüyor; ‘Bu gençlere ne oldu, ummadık taş baş yardı’ diye. Hakikaten baş yardık diye düşünüyorum. Ben de destekledim, orada da bulundum. Bir kısmımızın uyuduğunu, bir kısmımızın ise uyandığını düşünüyorum. Ama yeni nesil iyi ve farklı geliyor.

 

15 AĞUSTOS – 15 EYLÜL 2013 – SES DERGİSİ

Haberin Devamı
İYİ BİR OYUNCUYLA ÇALIŞMAK İŞİN HEDİYESİ

Reytinglerde üst sırada yer aldığı için yaz döneminde ara vermeyen yeni bölümleriyle ekrana gelen ‘Her Şey Yolunda Merkez’ sosyal medyanın en çok ilgi gösterdiği dizilerin başında geliyor. Yapımcılığını Limon Yapım’ın üstlendiği dizinin başrollerini İpek Tuzcuoğlu ve Bülent Alkış’ın paylaştığı dizi; Şirin Sevinç Saraçoğlu, Aykut Taşkın, Hakan Bilgin, Murat Akkoyunlu, Berk Atan ve Aslıhan Güner gibi güçlü kadrosuyla dikkat çekiyor. Dizide polis adaylarının polis meslek yüksekokulunda yaşadıkları ve aşkları ekrana geliyor.

 

'Her Şey Yolunda Merkez' dizisini kabul etmenizdeki neden neydi?

Komedi tarzında bir iş olmasıydı. Ayrıca çok genç bir ekiple çalışıyor olmak ve oynadığım rolün daha öncekilere benzememesi de bu kararımda etkili oldu.

 

Yaz döneminde en çok izlenen dizilerinden birisi oldunuz. Bunun sebebi sizce nedir?

Bunu, eğlenceli olmasıyla birlikte, seyirci kitlesinin genç olmasına bağlıyorum. Sonuçta bu günlerde ekran karşısında kederlenmektense daha çok gülmek enerji veriyor.

 

Çekimler nasıl geçiyor?

Çekimler yolunda gidiyor. Daha doğrusu ‘Her Şey Yolunda Merkez’…

 

Oynadığınız karakterden kısaca bahseder misiniz?

Sıdıka karakterini canlandırıyorum. Sıdıka çok açık sözlü, büyük hayalleri olmayan, okuldaki çocuklara yardımcı olan, çalışkan ve biraz da sinirli biri.

 

Farklı bir karakter canlandırıyorsunuz. Rol için bir hazırlık yaptınız mı?

Sıdıka karakterini kabul etmemde ki en önemli neden farklı oluşuydu. Oyunculuk hiç bitmeyen bir gözlem algısı oluşturuyor. Yeri ve zamanı gelince kumbaranızdaki birikimden yararlanıyorsunuz. Teaser çekimini Haydarpaşa Garı’nda yaptık. Orada çalışan temizlik görevlisi yanıma gelip “Müdür odasının tozu alınacak” dediğinde doğru bir yola girdiğimi hissetmiştim.

 

Dizide ‘Şakir’ karakteri size çok aşık. Aşkına ne zaman karşılık bulacak?

Şakir’in aşkını senaristimize sormak lazım. Bence şu anda her şey gayet güzel gidiyor. İkisinin atışmalarını izlemek çok keyifli.

 

Aykut Taşkın ile karşılıklı oynamak nasıl?

Aykut önceden tanıdığım bir oyuncu arkadaşım, onunla çalışmak çok keyifli. Aynı dili konuşuyoruz. İyi bir oyuncuyla çalışmak bu işin hediyesi desem yeridir.

 

Eşiniz Ahmet Saraçoğlu da sizin gibi oyuncu, evde performanslarınız hakkında konuşuyor musunuz?

Ahmet'le işimizi ve ilişkimizi ayırmayız. Bir şeyin siyah mı beyaz mı olduğunu konuşmak yerine grileri de konuşabilmek çok keyifli.

 

Ekranda kendinizi izlerken, neler hissediyorsunuz?

Açıkçası kendimi izlemeyi seven biri değilim. Çünkü kendimi çok sert eleştiriyorum. Hep daha iyisi olabilir hissine kapılıyorum.

 

Küçükken ne olmak isterdiniz?

Şu an hayalim olan mesleğe sahibim. Çocukluktan beri oyuncu olmayı istedim. Rahmetli babam Mümtaz Sevinç… Babamdan dolayı zaten Ankara Devlet Tiyatrosu’nun kulisleri benim oyun alanımdı. Haliyle farklı bir meslek hiç istemedim.

 

‘FARKLI ROLLER İLGİMİ ÇEKİYOR’

 Bundan sonra nasıl bir karakteri oynamak istersiniz?

Öyle bir hayalim yok. Şu ya da bu rolü oynamak isterim diyemem. Sadece farklı olan karakterler her zaman daha çok ilgimi çektiğini söyleyebilirim.

 

Dönüm noktam dediğiniz bir olay var mı?

Dönüm noktası olarak Ankara'dan İstanbul’a gelişim diyebilirim. Sonuçta ikisi de büyük şehirler. Fakat İstanbul gerçekten yaşaması zor bir şehir.

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
BANA BU TİPLE KİMSE JÖNÜ OYNATMAZ

Reytinglerde üst sırada yer aldığı için yaz döneminde ara vermeyen yeni bölümleriyle ekrana gelen ‘Her Şey Yolunda Merkez’ sosyal medyanın en çok ilgi gösterdiği dizilerin başında geliyor. Yapımcılığını Limon Yapım’ın üstlendiği dizinin başrollerini İpek Tuzcuoğlu ve Bülent Alkış’ın paylaştığı dizi; Şirin Sevinç Saraçoğlu, Aykut Taşkın, Hakan Bilgin, Murat Akkoyunlu, Berk Atan ve Aslıhan Güner gibi güçlü kadrosuyla dikkat çekiyor. Dizide polis adaylarının polis meslek yüksekokulunda yaşadıkları ve aşkları ekrana geliyor.

 

'Her Şey Yolunda Merkez' dizisinden nasıl teklif geldi?

Sığıntılar oyunumuzun galasından sonra Ömer Uğur ve menajerim Tümay Özokur’la konuştum ve bu rolü kabul ettim. Dolayısıyla düşünecek çok fazla bir şey kalmamıştı. Gerçi Ömer Uğur'la sadece teaser çekebildik.

 

Son dönemde birçok polisiye dizi ekranda, kabul ederken bir çekinceniz oldu mu?

Tam da polisiye bir dizi değil bizimkisi. Çünkü dizide çok fazla polis yok. 4-5 kişi hariç herkes öğrenci. ‘Her Şey Yolunda Merkez’ polis okulunda geçiyor. Bu diziyi okul işi gibi görüyorum. Bu yüzden hiçbir çekince yaşamadım. 

 

Oynadığınız karakterden biraz bahseder misiniz?

Şakir Ballı. Okulun hademesi... Gerçi polis okullarında teknisyen tabiri kullanılıyormuş ama hademe sözcüğü bana daha samimi geliyor. En büyük zaafı Sıdıka… Ona ‘Bebişnaz’ demeyi tercih ediyor. Bebişnaz ona ne kadar naz yapsa da peşini bırakmıyor. Üçkağıtçının da önde gideni. Terfi alabilmek için Vakıf Müdür'le kazmayacakları kuyu yok.

 

Komik bir karakteri canlandırıyorsunuz. Nasıl tepkiler geliyor?

İnsanlar sizi dizideki gibi zannettiği için çok samimi yaklaşıyorlar. El şakası yapma fikri de buradan doğuyor sanırım. Kızamıyorsun da...  Karşınızdan gelen bir insan size bakıp sebepsiz yere gülüyor.

 

Oyuncular komik karakterleri canlandırmanın daha zor olduğunu söylerler. Siz neler düşünüyorsunuz?

Jön oynamak daha zor. Mesela ben jön olmayı beceremem. O kadar yetenekli değilim. Kusursuz karakterler onlar. Oynayabileceğin bir şey yo ki orada. Hoş, bana da bu tiple kimse jön oynatmaz. Oynatmasın zaten. Joker dururken Batman mi oynanır? Oynadığınız şey insan sonuçta, kusurları olacak. Bunun üzerinden de oynayacaksınız rolü. Yoksa sıkıcı olur ki, öyle de oluyor zaten.

 

Genç oyuncularla iletişiminiz nasıl?

Benden daha genç arkadaşlarla çok fazla sahnemiz olmuyor. Daha çok kuliste sohbetlerimiz oluyor. Çok eğlenceliler, hiç susmuyorlar. O kadar ki gece olmuş saat üç, “Set bitse de gidip uyusak” diyoruz. Bunlar sanki kahvaltıyı yeni yapmış. Genç oyuncularda ayarsız enerji var. Kontrol altına almak mümkün değil. Biz yaşlandık herhalde.

 

Bu dizide başrol kavramı olmadığını gördük. Tüm oyuncuların neredeyse sahneleri dakikaları aynı, bunun için neler söyleyeceksiniz?

Kalabalık bir ekibiz. Herkesin kendi hikayesi var. Senaristin işi bu anlamda çok zor. Ama dizinin iki başrolü var. İpek Tuzcuoğlu ve Bülent Alkış.

 

Oyuncu olmasaydınız hangi mesleği yapıyor olurdunuz?

Başka bir mesleği hiç düşünmedim. Elektronik işiyle uğraşırken de dericilik yaparken de aklımda hep oyunculuk vardı. En son çalıştığım işyerini bu yüzden bıraktım. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nin sınavına girdim. Hayatımda yaptığım en güzel şey...

 

Siz dizideki performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu benim yanıt verebileceğim bir şey değil. İzleyiciye sormak lazım.

Özellikle canlandırmak istediğiniz roller var mı?

Oynanacak o kadar çok rol var ki buna ömrüm yetmez.

 

Sektörün eksiklikleri neler?

Ben bu sektörde sadece bir işçiyim. Sektörün eksikliklerini gidermek veya geliştirmek benim elimde olan birşey değil. Bunu sektörün patronları yapacak. Set emekçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesinden başka bir derdim yok. Koşulların ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece bizim sektörde değil, tüm iş alanlarında sendikal örgütlenmeler grev yapacak durumda değil.

 

Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

Klarnet, bağlama ve gitar gibi enstrümanlar çalmayı öğreniyorum. Bir de bisikletle uzun yol yapmayı çok seviyorum.

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
AŞKIN PEŞİNDEN GİDEN YABANCI GELİN

‘Very Bad Men Lie filmi ile oyunculuk hayatına başlayan Kanadalı güzel Lucia Özer aşkının peşine düşüp Türkiye’ye geldi. Lucia Özer, oyunculuk kariyerinde hızla yükselirken bir anda kendini Türkiye’de bulmuş. Yaz tatili için Türkiye’ye gelen ve aşkı için Türkiye’de yaşamayı seçen Lucia Özer Türkiye’ye alışmakta pek de zorlanmamış. Modellikten iç dünyasını ve duygularını yansıtan oyunculuk hayatıne geçiş yaparak kendi için en doğru mesleği seçmiş… Kemerburgaz’da gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşide Lucia Özer sempatik konuşması ve sıcakkanlı tavırları ile kendine hayran bıraktı. Üç sene çocuk yapmayı düşünmeyerek kendini kariyerine adadığını belirten Lucia Özer’in en büyük destekçisi de eşi Aslan Özer…

 

Öncelikle sizi daha yakından tanıyalım… Biraz kendinizden bahseder misiniz?

İç mimari ve oyunculuk üzerine eğitimler aldım. Modellikle uğraştım. Şu anda da Türk bir iş adamıyla evliyim o yüzden Türkiye’ye taşındım. Burada olmamın birçok nedeni var. Eşim Türkiye’de birçok işle uğraşıyor. Türkiye çok hızlı gelişen bir ülke olduğu için burada birçok fırsat yakalayabileceğini düşündü ve evlendikten sonra oturup enine boyuna uzun uzun konuştuk sonra da Türkiye’ye taşınma kararı aldık.

 

Hayaliniz hep manken olmak mıydı yoksa düşündüğünüz başka bir meslek var mıydı?

İlk olarak modellik yapmaya başladım. Aynı zamanda okula da gidiyordum. İç, ofis ve residential dizayn üzerine eğitimler aldım. Değişim, bir şeyleri değiştirme yeni ortamlar yaratma fikri beni çok mutlu ediyor. İngiltere’ye modellik için gittiğimde, Vancouver’da televizyon dizileri ve reklam filmlerinde oynamam için birçok teklif aldım. Bu bana çok büyük sürpriz oldu. Çünkü modellik sadece dış görüntü gerektiren bir meslek ama oyunculuk çok daha iç dünyayı ve duyguları yansıttığı için bambaşka bir meslek. Yani modellikten yavaş yavaş oyunculuğa geçtim.

 

Peki mankenlik hayatınız nasıl başladı?

İlk teklifimi yolda köpeğimi gezdirirken almıştım. Aslında uzun boylu bir kız olduğum için vücudumu çok kaba bulurdum. Taa ki modellikten teklifi alana kadar. Arkadaşlarımın yanında hep rahatsız olurdum. Herkes kıvrımlı ve daha kısaydı, 15 yaşındayken elimi kolumu koyacak yer bulamazdım. Arkadaşlarımdan çok çok uzun ve inceydim. Ama modelliğe başladıktan sonra model arkadaşlarımla konuşurken hepsinin aynı şeyi yaşadığını öğrendim. Sonradan dış görüntüm bana kendimi daha iyi hissetmemi sağladı diyebilirim.

 

Bir röportajınızda en büyük hayalinizin Los Angeles’daki oyuncu seçmelerine katılmak olduğunu söylemişsiniz, geçen süreçte hayaliniz ile ilgili gelişmeler yaşadınız mı?

Los Angeles’a oyunculuk için gitmiştim. Oyunculuk mesleğine kanalize olmak oyunculuk tekniklerini öğrenmek istiyordum. Orada oyunculuk eğitimi veren bir okula gittim ve 2 sene kadar eğitim aldım. Seçmeler değil de hayalimde eğitim almak vardı. Eğitim aldığım süreçte teklifler aldım. Gittiğim okulda ilgilendiğim iki dalda da eğitim vardı. Ben de modellik ve oyunculuk eğitimini birlikte aldım. Sonradan oyunculuğun bana daha çok hitap ettiğini keşfettim ve oyunculuğa kanalize oldum.

 

Oyunculuk hayatınıza hangi filmle adım attınız? Sizde yeri farklı olan filminiz hangisi?

‘Very Bad Man Lie’ ile oyunculuğa başladım. Gerçekten uyarlama bir diziydi. Gerçek hikayeden alıntılar canlandırılıyordu. Eğer hissederek oynarsanız canlandırdığınız karakter neyse zaten ona bürünüyorsunuz. Mesela bir anneyi oynarken; bir çocuğum yok mesela ama o sırada kendini anne gibi hissediyorsun ve bu beni etkiliyor. Bence bütün roller çok etkileyici ve güzeldir. Sonuçta gerçek hayatta iyi ya da kötü diye bir şey yoktur. Birçok renk ve karakter vardır. İyi bir insanın da kötü tarafları, kötü insanların da iyi tarafları olabilir. Tek bir film ismi vermeyeceğim çünkü benim için canlandırdığım rollerin hepsinin ayrı bir yeri var.

 

Eşiniz Aslan Özer ile hikaye nerede başlıyor?

Vancouver’da aynı yerde yaşıyorduk, birbirimizi oradan tanıyoruz. Uzun süreli bir tanışıklığımız vardı yani. Sonra birlikte Frankfurt’a gittik. Ben iş için gitmiştim onun da erkek kardeşi orada yaşıyordu. Bu dönemde görüşmeye başladık. Yani biz hiç çıkmadık aslında hep telefonla görüştük. Bence konuşmak çıkmaktan daha güzel çünkü dinlemeyi öğreniyorsun, kendini daha rahat ifade edebiliyorsun. Hiçbir zaman çıkmadık bir ara çok uzak kaldık bu dönemde daha sık konuşmaya başladık. İlk başta kısayken bir anda 1 saat, 2 saat derken bir baktık ki 5 saat telefonda konuştuğumuz oluyor. Eşimin her zaman anlatacak bir şeyleri vardı yani kulağa çok çılgınca gelebilir ama hikayemiz böyle başladı.

 

Aslan Bey ile tanışmadan önce hayatınıza nasıl birinin girmesini hayal ediyordunuz?

Ben maceracı ve eğlenceli insanlardan hoşlanırım. Sıkıcı tipler hiç bana göre değildir. Kötümser olan bardağın her zaman boş tarafına bakan insanlarla anlaşamam. Ben her zaman pozitif seyahati seven, içinde çocuk gibi olan, küçük şeylerden mutlu olan ve ailesine düşkün olan insanlardan hoşlanırım. Çünkü aile benim için çok önemlidir, her şeyden önce aile gelmeli. Bunun dışında bana saygı duyması çok önemlidir. Yani hayatıma girecek erkekte bunları hayal ediyordum öyle de oldu.

 

Türkiye yolculuğunuz nasıl başladı, hayaliniz olan Los Angeles’ı bırakma kararını nasıl aldınız?

Evlendik ve yaz için Türkiye’ye geldik. Bursa’da ailesinin yanında kaldık. Tatil için geldik sanıyordum ama baktım ki 4 ay, 5 ay, 6 ay geçti biz hala Bursa’dayız. Ee ne zaman döneceğiz diye sordum artık yılbaşı geldi ve ben Kanada’ya dönmek istiyorum dedim. Sonra oturduk ve bana burada kalmamızın gerektiğini onun işi için burada kalmamızın çok önemli olduğunu söyledi. Yani eşim beni kandırmış tatil diye Türkiye’ye taşındık ama iyi de oldu.

 

Türkiye’ye daha önce hiç gelmiş miydiniz? Türkiye’de en çok sevdiğiniz yerler nereleri?

Türkiye’nin her yerini çok seviyorum ama en çok etkilendiğim yer Kapadokya oldu. Masal gibi geldi bana sanki dünyada değil başka bir yerdeymişim gibi hissettim ordayken. Ama İstanbul’u da çok seviyorum. İstanbul’un enerjisi çok yüksek, insanlar sürekli bir koşturma halinde İstanbul’da ki trafik, kaos, kalabalık koşuşturmaca çok hoşuma gidiyor.

 

Türkiye’ye alışma süreciniz nasıl geçti?

Türkiye’ye çok çabuk alıştım. Eşimin ailesi oldukça misafirperverdi. Türk insanı çok sıcakkanlı. Yabancılara akrşı çok sıcakkanlılar kimse beni dinimden ya da uyruğumdan dolayı dışlamadı. Tam tersi yabancı olduğumu ve dillerini konuşamadığımı anladıkları zaman bana daha çok yardımcı ve ilgili davrandılar. Benim için dil sorundu ilk başta ama Türkçe öğrenmeye başladıktan sonra bu sorunun da üstesinden gelmeye başladım. Ama hiç kötü bir anım olmadı kimse beni rahatsız etmedi ya da sen Türk değilsin vs. demedi, aksine nasıl aa ne güzel falan diye soruyorlar yani çok güzel paylaşımlarım oldu.

 

Türk yemekleri ile aranız nasıl, alışabildiniz mi?

Bana yemek demeyin 55 kiloydum. Türk yemeklerinin güzelliği yüzünden 5-6 kilo aldım. Hele ki o mantı yok mu ona bayılıyorum. Türk yemeklerini yerken adeta parmaklarımı yiyorum. Balık yemek için gittiğimizde önden gelen mezelere bayılıyorum. Eşimin annesi çok iyi bir aşçı harika yemek yapıyor. Çorba, baklava, meze hangi birini saysam… Yemeklerden hiç konuşmayalım.

 

Türk erkekleri yapı itibari ile biraz kıskançtır. Aslan Bey’in oyunculuk hakkında getirdiği kısıtlamalar oldu mu?

Eşime aşık olmamın diğer bir nedeni de bu. Eşim çok sportiftir. Benden her şeye sırtımı dönüp, gözünün önünde oturup, çocuk yapmamı ve ev hanımı olmamı istemedi. Benimde bir hayatım olduğunu, bir işim ve bir kariyerim olduğunu söyler. Mesleğim konusunda çok anlayışlı biri. Hayatta iyi olsun kötü olsun her durumda da arkamdadır. Beni her zaman yüreklendirmiştir. Bazı erkekler bu konuda kıskanç ve kısıtlayıcı davranabiliyorlar. Sonuçta modellik zor bir meslek değil ve ben eşimi bunun dışında tutuyorum. Hatta eşim bana her zaman yapıcı ve güzel tavsiyelerde bulunur. Yani bu konuda da oldukça iyi anlaşıyoruz.

 

Türk dizileriniz takip ediyor musunuz?

Muhteşem Yüzyıl’ı, Karadayı’yı çok seviyorum. Muhteşem Yüzyıl’da ki oyuncuların hepsi süper. Karadayı’da da Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu’nun oyunculuklarını çok beğeniyorum. Kıvanç Tatlıtuğ da çok iyi bir oyuncu. Bir de Türk oyuncular bana çok ilham veriyor. Çünkü Türkiye’de rol olayı daha derin daha duygulu geliyor bana. Daha çok duygu var ve televizyon dizileri çok daha uzun. Şarkılar bile daha duygusal burada, bu daha çok hoşuma gidiyor.

 

Türkiye’de dizi teklifi aldınız mı?

Dizi değil ama korku ve drama üzerine bir filmde oynadım. Eylül’de vizyona girecek. Bu konuda çok konuşamayacağım. İsmi “Tragedy”. Hatta Wilma Elles de rol alıyor. Birçok iyi oyuncu yer alıyor. Yakında vizyona girecek. Ben aslında “Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam”da da rol almıştım. Dizideki Rus ajanını oynamıştım. Sonradan şanssızlık oldu ve dizi yayından kaldırıldı.

 

Kendinize ayırdığınız vakitleri nasıl geçiriyorsunuz? Türkiye’de zaman nasıl geçiyor?

Boş zamanlarımı genellikle ailemle geçiriyorum. Ben doğayı ve hayvanları çok severim. Bu yüzden vakit buldukça 2-3 km ötede Belgrad ormanına yürüyüşe çıkıyorum. Arkadaşlarımla buluşup bir şeyler yiyoruz vs. Yani boş vakitlerimde dışarıda olmayı tercih ediyorum. Tercihimde her zaman rahat hissedebildiğim yerlerden yanadır.

 

Biraz modadan bahsedelim… Moda ve alışverişle aranız nasıl? Modaya bakış açınızdan bahseder misiniz?

Trendleri takip etmem. Gazete ve dergilere bakıp alışveriş yapmam. Hoşuma giden şeyleri alırım. Hafif kumaşlar, uzun elbiseler çok hoşuma gider. Roberto Cavalli’nin elbiselerini çok seviyorum. Benim için öncelik rahat hissettiğim kıyafetleri alırım ve alışverişi severim evet J

 

Takip ettiğiniz modacılar ve markalar hangileri?

Roberto Cavalli’nin tasarımlarını çok seviyorum, çok renkli ve güzel. Türklerden de Atıl Kutoğlu’nun tasarımlarını çok beğeniyorum. Çok yumuşak ve sade materyaller kullanıyor, çok iyi de arkadaşız.

 

Türkiye’de ki bayanların moda ile arası nasıl sizce? Türkiye’de takip ettiğiniz modacıalr var mı?

Türkiye’de çok güzel giyinen kadınlar da var, çok kötü giyinenler de. Bu yüzden bir genelleme yapamayacağım zaten insanları kıyafetleriyle yargılama yanlısı değilim. Çok iyi giyimli biri iyi ya da çok kötü giyinmiş biri kötü diye yargılanamaz. Önemli olan vücut tipimize ve kişiliğimize uygun rahat hissedebileceğimiz şekilde giyinmektir. Bu her şehirde var. Ben NewYork’a ilk gittiğimde çok gerilmiştim. NewYork’a gidiyorum herkes çok şık ben ne giyeceğim falan diyordum. Ama bir baktım ki herkes oldukça rahat ve spor giyiniyor. Yani bu her şehirde var iyi de giyinen var kötü de.

 

Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Siz son olarak neler söylemek istersiniz?

Herkese merhaba diyorum buradan, beni okudukları için teşekkür ediyor, mutlu ve güzel bir yaz diliyorum.

 

TEMMUZ 2013 – LOOK MAGAZİN

Haberin Devamı
AŞIK OLACAK KADAR DİNGİN DEĞİLİM

Atv'nin sevilen dizisi 'Doksanlar'ın 'Özlem'i Zeynep Anıl Tatdıran, 20 yaşında genç bir oyuncu. Spor akademisinde eğitim gören Tatdıran, oyunculuğun yanında voleybola da devam ediyor. Ekranın yeni yüzlerinden Tatdıran, hakkında bilinmeyenleri Yeni Aktüel'e anlattı...

 

SOKAK KÜLTÜRÜNÜ BİLMİYORUM

 Anadolu yakası çocuğuyum; şu anda Erenköy'de yaşıyorum. Benden sekiz yaş küçük bir kardeşim var. Çocukken ne zaman bahçeye inmek istesek, annem camdaydı çünkü trafiğin çok aktif olduğu bir yerde oturuyorduk. Komşuluk da kalmamıştı. Haliyle sokak kültürünü bilen bir çocuk olmadım.

 Aşık olmaya çok yakın bir insanım. Ama bu bahsettiğim; 'O da bana aşık olsun, birlikte mutlu olalım' şeklinde bir mevzu değil. Ben aşık olma duygusunu seviyorum, hatta haberi bile olmasın o insanın.

 

BİRİNİ KEŞFETMEYE ZAMANIM YOK

 Altı aydır kendimi aşık olacak kadar dingin hissetmiyorum. Eskiden en azından birini keşfedebilecek ve oturup konuşabilecek bir zamanım vardı. Çok sorumluluk her zaman insanı başka bir yere götürüyor. 'Bir de onu mu düşüneceğim' durumu var; iş benim için çok daha önemli. Bu da hırsla alakalı değil; 'Doksanlar' dizisinde bana çok büyük bir sorumluluk verdikleri için...

 

BAZEN SABRIM BANA ZARAR VERİYOR

 Benim çocukluğum ne teknolojinin hakim olduğu bir döneme denk geldi, ne de mahalle kültürü tamamen bitmişti. Geçiş döneminde büyüdüm diyebilirim. O yıllarda ya ders çalışıyorduk ya da hayatımızda bir hobi oluyordu.

Büyüme çağımda benim için en önemli şey; spora yönelmem oldu. O dönemde farklı spor dallarını deneyip voleybolda karar kıldım.

 Sinirlendiğimde acaba karşımdakini kırar mıyım diye düşünemiyorum. Bunu kötü bir huy olarak görüyorum.

 Çok sabırlı bir insanım ancak sabrım bana bazen zarar veriyor. 'Bazı şeyleri biriktirmeden karşımdaki kişiyle paylaşsam da kalp kırmasam' dediğim zamanlar çok oluyor.

 

20.08.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
MÜZİK KALBİMİN EN ÖZEL YERİNDE

2000 yılında ‘Hayat Bağları’ dizisinde ilk oyunculuk deneyimini yaşayan Melih Görgün seslendirdiği ’14 Bahar’ şarkısıyla tanındı. Oyuncu, şimdilerde hafta içi her gün Fox TV ekranında ‘Can ‘ karakterine hayat verdiği ‘Deniz Yıldızı’ dizisiyle seyirci karşısında…

 Kendisini müzikle ifade edebildiğini söyleyen Melih Görgün, “Müzik her zaman benim baş tacım olmuştur. Uğraştığım her şeyin yeri başka ama kendimi en iyi müzikle ifade edebildiğimi düşünüyorum. Şu anda dizi, belgesel ve reklam müziği projelerimiz var” diyerek müziğe olan bağlılığını dile getirdi.

 

Adana’dan buraya gelişi hikayenizi kısaca anlatır mısınız?

1998 yılında üniversite sınavlarında endüstri mühendisliği bölümünü kazanınca eğitimimi tamamlamak üzere Adana'dan İstanbul'a geldim ve böylece İstanbul macerası benim için başlamış oldu.

 

Aşkınızın müzikken oyunculuğa geçişiniz nasıl oldu?

Konservatuvar yıllarımdan beri şarkılarımı yazıyordum ve yavaş yavaş birikmeye başlamıştı. Tam o sıralarda da yeni başlayacak olan ‘Hayat Bağları’ dizisinden oyunculuk teklifi aldım. Oyunculuk kariyerim böylece başlamış oldu. Halen de çok özverili ve yoğun bir şekilde devam ediyor.

Bu arada oyunculuk hayatımın başlaması kesinlikle müziği ikinci plana attığım anlamına gelmesin. Aksine ikisinin de zaman içinde birbirlerine büyük ve olumlu etkileri olmuştur. Tabii müzik her zaman aklımın ve kalbimin en özel yerindeydi.

Üniversite eğitimimin tamamlayıp, ilk albümümü hazırlamıştım. ‘14 Bahar’ isimli şarkımın duyulmasıyla nihayet şarkılarımı sevenlerimle paylaşmaya başladım.

 

Kariyerinizde babanız Demir Karahan’ın da oyuncu olmasının etkisi var mı?

Usta bir oyuncu olan babamın hem bir hoca hem de bir yol gösterici olarak bana çok büyük etkileri olmuştur. Gerek sanat konularıyla, gerek akademik hayatımla, gerekse hayatla ilgili her zaman yanımda olmuş ve beni desteklemiştir.

 

‘Deniz Yıldızı’ dizisine bu kadar ilgi olacağını tahmin ediyor muydunuz?

Dizimiz çok iyi bir şekilde devam ediyor. Şu anda milyonlarca izleyicisi ve seveni var. Hem yapım şirketi hem de sosyal medya, Twitter ya da Facebook aracılığıyla her gün yüzlerce e-posta alıyorum ve hemen hepsine cevap vermeye çalışıyorum. Bu e-postalarda insanların ilgi ve sevgisini birebir anlayabiliyorum.

Ekip olarak çok özverili ve özenli çalışıyoruz. Yeni sezon çekimlerine de başladık. Şu anda 844.üncü bölümü çekiyoruz. Umarım 1000. bölümü geride bırakarak yola devam ederiz.

 

Günlük dizide oynamanın dezavantajları neler?

Dizimiz günlük olduğu için çok yüksek bir tempoda devam ediyor. Günde ortalama bir bölüm çekiyoruz.   Çekimler yorucu olsa da çıkan güzel sonuçları ve yüksek izlenme oranlarını görünce yorgunluk falan kalmıyor.

 

Ankara-İstanbul arası çekimler için mekik dokumak zor oluyor mu?

Dizi Ankara'da çekildiği için sürekli yolculuk halindeyim. Bir yandan dizi bir yandan üniversitedeki akademik kariyerim devam ettiği için televizyon izlemeye pek fırsatım olmuyor.

Siyaset Bilimi üzerine doktora eğitimimi tamamlamak üzereyim.  Daha çok sinema ve tiyatroya zaman ayırmaya çalışıyorum.

Şu anda albüm projelerini biraz bekletiyorum. Yoksa birbirinden duygusal şarkılarım bir hayli birikti. Bu arada zaman zaman dizi içinde de hem yeni hem de eski şarkılarıma yer veriyoruz. Haliyle ikisi de birbirini tamamlıyor.

 

Türkiye’deki dizi şartlarıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Dizi şartları eskiye nazaran biraz daha iyi ancak halen teliflerle ilgili bazı sıkıntılar var. Mesela müzik sektöründe bu sıkıntılar büyük ölçüde çözülmüş durumda.

 

HOBİ OLARAK FOTOĞRAF ÇEKİYORUM

Televizyonda hangi projeleri takip ediyorsunuz?

Söylediğim gibi yoğunluktan dolayı televizyon izlemeye pek fırsatım olmuyor. Ama genel olarak belirtmek gerekirse mevcut çoğu dizimiz artık belirli bir standardı ve kaliteyi yakalamış durumda.

 

Müzik çalışmalarına devam ediyor musunuz? Yeni albüm çalışması var mı?

Müzik her zaman benim baş tacım olmuştur. Uğraştığım her şeyin yeri başka ama kendimi en iyi müzikle ifade edebildiğimi düşünüyorum.

Müzik sektörü şu anda çok parlak değil.  Gerek yasal olmayan satış, gerek internetten indirme piyasayı kötü etkiledi. Şu anda dizi, belgesel ve reklam müziği projelerimiz var. Hem ulusal hem de uluslararası platformda devam eden projeler bunlar.

 

Sanatın birçok dalıyla uğraşıyorsunuz, fotoğrafa da ilginiz var mı?

Fotoğraf sanatına da ilgim var ama profesyonel anlamda uğraşmıyorum. Sadece hobi olarak fotoğraf çekiyorum.

 

17.08.2013 – MİLLİYET TV

 

Haberin Devamı
2 YIL SONRA EKRANA DÖNECEK

‘Ihlamurlar Altında’ dizisinden sonra ‘Küçük Kadınlar’da canlandırdığı ‘Ali’ karakterleriyle çıkış yakalayan Ali İl, ekrana dönüyor. Son olarak iki sene önce ‘Seni Bana Yazmışlar’ dizisinde oynayan İl, TRT 1’de yayınlanan ‘Böyle Bitmesin’ kadrosuna dahil oldu. 2 sene içinde ‘Mahmut ile Meryem’ ve ‘Benimle Oynar Mısın’ filmlerinde rol alan İl, yeni dizisi için çalışmalara başladı. ‘Her evlilik ikinci şansı hak eder’, sloganıyla geçen sezondan bu yana ekrana gelen ‘Böyle Bitmesin’ dizisine dahil olan İl, başrolleri Nergis Öztürk, Cemal Toktaş ve Yeliz Kuvancı’yla paylaşacak.

 

17.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
HEM KESTİ HEM AĞLADI

Biray Dalkıran’ın senaryosunu yazıp yönettiği ‘Peri Masalı’ filminin Kıyıköy’deki setinde oyuncu Emre Kızılırmak iki yıllık saçlarına veda etti. Daha önce ‘Aşk Bir Hayal’ ve ‘Dedektif Memoli’ isimli dizilerde rol alan Kızılırmak, dün gerçekleşen final sahnesi çekimi için 2 senedir uzattığı saçlarını kendisi kesti. Aktörün saçlarını kazıdığı sahnede sette duygusal anlar yaşandı.

 

16.08.2013 – HABERTÜRK

Haberin Devamı
2 YIL UZATTI HEM KESTİ HEM AĞLADI

"Aşk Bir Hayal” ve “Dedektif Memoli” dizileriyle adını duyuran Emre Kızılırmak, Biray Dalkıran’ın yazıp yönettiği “Peri Masalı” filminde başrolü üstlendi. Kızılırmak, filmin önceki gün çekilen final sahnesinde rolü için iki senedir uzattığı saçlarını kendisi kesti. Kızılırmak, duygusal sahnenin çekiminde gözyaşlarına boğuldu.

 

16.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
SAÇLARINI KENDİ ELLERİYLE KESTİ

Kızılırmak, Biray Dalkıran’ın senaryosunu yazıp yönettiği ‘Peri Masalı’nın filminin Kıyıköy’de çekilen final sahnesinde uzun olan saçlarını kesti. Kızılırmak’ın aynaya bakarken duygulandığı görüldü. Saçlarını sıfırladıktan sonra Kızılırmak, filmin son sahnesinin çekimini tamamladı.

 

16.08.2013 – MİLLİYET

Haberin Devamı
İŞARET DİLİ İLE KONUŞTU

Atv'de Murat Serezli'nin sunduğu 'Kapanmadan Kazan', 20 bölümde yaklaşık 500 bin TL ödül dağıttı. Haftanın beş günü ekrana gelen yarışmaya katılanlar; araba, atv, jetski, motosiklet, ultra HD 3D LED TV, termal devre mülk, Miami ve Karayipler'e gemi turu gibi birbirinden değerli ödüllerin sahibi oldu.

Kapanmadan Kazan'a geçtiğimiz günlerde işitme engelli bir ailenin kızı katıldı. Yarışmacı, kendisini izlemeye gelen annesi ile konuşurken, Murat Serezli de işaret dilini öğrenmeye çalıştı.

 

16.08.2013 – SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
AŞIK OLMA DUYGUSUNU SEVİYORUM

Atv dizisi “Doksanlar”da yaşadığı dönemi, mahallesini, hayatını ve olayları bize aktaran esas kız Özlem olarak izliyoruz Zeynep Anıl Tatdıran’ı. Spor akademisinde eğitim gören 20 yaşındaki Tatdıran, voleybol oynuyor.

 

>> ÇOCUKLUĞU  Anadolu yakası çocuğuyum. Şu  anda da Erenköy’de yaşıyorum. Benden sekiz yaş küçük bir kardeşim var. Çocukken ne zaman bahçeye inmek istesek annem camdaydı, çünkü trafiğin çok aktif olduğu bir yerde oturuyorduk. Saklambaç oynasak istediğimiz yere saklanamazdık, top oynasak arabalara geliyor diye oyunu devam ettiremezdik. Komşuluk da çok kalmamıştı. Haliyle sokak kültürünü bilen bir çocuk olmadım.

 

 >> 2000’LERDE ÇOCUK OLMAK NASIL BİR ŞEY?  Benim çocukluğum ne teknolojinin hakim olduğu bir dönemdi, ne de mahalle kültürü tamamen bitmişti. Aslında geçiş dönemindeydim diyebilirim. O dönem ya ders çalışıyorduk ya da hayatımızda bir hobi oluyordu ki, bu anlamda benim için en önemli olan şey spora yönelmem oldu. Farklı spor dallarını deneyip voleybolda karar kıldım.

 

 >> TÖRPÜLEMEYE ÇALIŞTIĞI HUYU  Sinirlendiğimde acaba karşımdakini kırar mıyım diye düşünemiyorum. Çok sabırlı bir insanım ancak sabrım bana zarar veriyor. Bazı şeyleri biriktirmeden paylaşsam da kalp kırmasam dediğim zamanlar oldu.

 

>> PEKİ AŞK  Aşık olmayı çok seven bir insanım… Ama bu bahsettiğim “o da bana aşık olsun, birlikte mutlu olalım” şeklinde bir mevzu değil. Ben aşık olma duygusunu seviyorum, hatta haberi bile olmasın o insanın. Ama yaklaşık altı aydır kendimi aşık olacak kadar dingin hissetmiyorum. Eskiden en azından birini keşfedebilecek ve oturup konuşabilecek bir zamanım vardı. Çok sorumluluk her zaman insanı başka bir yere götürüyor. Bir de onu mu düşüneceğim durumu var, iş benim için çok daha önemli. Bu da hırsla alakalı, bu projede bana çok büyük bir sorumluluk verdikleri için.

 

15-28 AĞUSTOS 2013 - AKTÜEL

Haberin Devamı
OYUNCULUK AŞKIMA ENGEL OLAMADIM

Murat Cüreklibatır; Battal Gazi’nin, Malkoçoğlu’nun, Kara Murat’ın, Cemil’in ya da Dünyayı Kurtaran Adam Cüneyt Arkın yani Fahrettin Cüreklibatır’ın oğlu. Oğullar, babaların izinden gider derler; ancak Murat Cüreklibatır başarılı bir yazılımcı olmuş. Zamanla aklının bir köşesinde beslediği oyunculuk aşkına engel olamamış. Oyuncu olmaya karar verdiğinde “Bu eve bir artist yeter” demesine rağmen babasının desteğini almayı başarmış. Birçok sevilen yapımda rol alan ve bugünlerde Harem’in Kare Murat’ı olarak babası gibi özel rollere imza atacağı görülen Murat Cüreklibatır’a oyunculukla ilgili serüvenini sorduk.

- Murat Cüretlibatur kimdir biraz bahseder misiniz?

Aslen Cüreklibatır olan soyadımız Çiçeklibostan, Çöreklihatun, Cüreklibatur ve sizinde yazdığınız gibi Cüretlibatur olarak birçok yerde yazıldı, bu sebeple diyebiliriz ki soyadının yazılışını en çok düzeltmek zorunda kalan adamdır. J Murat Cüreklibatır 1975 doğumlu İngilizce Almanca eğitim görmüş sonunda yazılım uzmanı olmuş son bir kaç senedir de kamera önünde farklı rollerde halkımızın izlediği, iki kariyerdende ödün vermeden hem yazılımcılığı hem oyunculuğu en iyi şekilde icra etmeye çalışan biri. Sırf bu sebepten dolayı 13 senedir yaşadığı Londra’dan set günleri için İstanbul’a gelip giden ve bu sebeple son 10 ay içinde 106 defa Londra–İstanbul seferi yapmış biri.

 

- Malkoçoğlu’nun oğlu olmak nasıl bir duygu?

Büyük bir sorumluluk. Hem de güçlü bir karakter gerektiren bir sorumluluk. Babanızın yaptığı her işte son derece başarılı olması sizi de benzer sorumluluk altına sokuyor.  Aslen doktor olmuş, o zor eğitimi tamamlamış sonrasında da Türkiye’nin sayılı sanatçılarından biri olma başarısını yakalamış, her türlü kitabı okuyan, şiir okuyup yazan, resim çizen, senaryo yazan, kitap yazan, Türk halkına her şeyini vermiş bir insanın oğlu olmak kolay değil. Her yaptığınız işte onunla kıyaslanmak kolay değil. O kıyaslamanın sonucu ne olursa olsun, öyle bir insanla kıyaslanabilme şerefine erişebilmek bile büyük gurur. Bu gurur ve sorumluluğu 7 ve 2 yaşımdaki oğullarıma ve 5 yaşındaki kızıma dedelerinin filmlerini izleterek onlara da aşılamaya çalışıyorum.

 

- Cüneyt Arkın’ın oğlu olmanın bu sektörde bir eksisini yaşadınız mı?

Aslında bu sektöre girmeden daha fazla etkisini yaşadım dersem daha doğru olur. Hep sorarlardı insanlarımız, neden filmlerde dizilerde sizleri görmüyoruz, yakışıklısınız, zekisiniz. Bende hep aynı cevabı verirdim. Şu an doğru zaman değil. Çünkü öncelikle elle tutulur sağlam bir isim olmasını tercih ettim. Uzun süre yazılım üzerine eğitim aldım, özel kurslara gittim, farklı şirketlerde çalıştım, kendi şirketimi kurdum, yurtdışında iyi yerlere geldim. Oyunculuk aslında aklımın bir köşesinde hep vardı. İstekliydim. Ama önce okuduğum meslekte kendimi ispat etmeliydim. Bunu başardıktan sonra ailemede danışarak oyuncu olmaya çalışmaya başladım. Elbette Cüneyt Arkın gibi dev bir sanatçının oğlu olmanın avantajları ve dezavantajları olacaktı. Yaptığınız işte yine babanızla kıyaslanma insanların sizi yeterli görmeme riski vardı. Son iki senedir aldığım yorumlar çok cesaretlendirici. Asla bir taklit yapma yolunu seçmedim, çünkü Cüneyt Arkın gibi dev isimlerin taklidini yaratmaya çalışanlar ancak komik duruma düşerler bu sebeple ben oyunculukta kendi yolumu çizmek istiyorum.

 

- Oyuncu bir babanın çocuğu olarak doğmak, onun adıyla büyümek hayatınızı nasıl yönlendirdi?

Bizim ailemizin yaşam tarzı, karakteri bize babamızın ünlü bir oyuncu olduğunu hiçbir zaman hissettirmedi. Babamızın hayranı olan insanlarda çocukluğumuzda da arkadaşlıklarımız oldu ama sanırım bizimde aile içinde öğrendiğimizi hayata yansıtmamızdan olacak, arkadaş seçimlerimizde de bize yakın, bizi biz olduğumuz için seven insanlarla yakın olduk, bu sebeple babamız bizim için o mesleği seçmiş ve seçtiği meslekte başarılı olmuş bir kişilikti. Hayatımızı yönlendiren babamızın oyuncu olmasından çok anne ve babamızın karakterli kişiliği, bize yılmamayı öğreten inatçı karakterleri ve bize güvenen, kendimize güvenmeyi öğreten ve sonucunda da başkalarının da güvenebileceği bireyler olarak yetiştirmeleriydi.

 

- Marmara Üniversitesi Enformatik Bölümü mezunusunuz, mesleğinizi yapmayı düşünmediniz mi?

Bu mesleği İstanbul Siemens SBS ve Londra’da 10’a yakın farklı şirkette 13 sene boyunca icra ettim.

 

- Oyuncu olmaya karar verdiğinizde bunu babanız Cüneyt Arkın nasıl karşıladı?

“Bu eve bir artist yeter” dedi önce. Daha sonra her yaptığın işte başarılı oldun bunu da yapabileceğine inanıyorum dedi. Zaten babamdan bu işin zorluklarını hep dinledik, tüm bunları bilerek kabullendim. Seçimi tamamen bana bıraktı. Elle tutulur yazılımcılık işimi bırakmayacağıma söz vererek kendisini ikna ettim. Şu sıralar oyunculuk dışında üniversite öğrencilerine yönelik olarak geliştirdiğimiz www.DersleriKurtaran Adam.com internet sitesinin yazılımı ile ben ilgilenirken işin geri kalan kısımları ile kardeşim Kaan ilgilenmekte.

 

- Sizi değişik rollerde izledik. Pis Yedili’de öğretmendiniz, Harem’de Kale Murat rolündesiniz; yani sultanın fedaisisiniz. Hangi rol size daha çok keyif verdi?

Gani Müjde ben Londra’dayken beni aradığında bir iyi bir kötü haberim var dedi. Kötü haber Pis Yedili’den çıkıyorsun Harem’e geliyorsun, rolünde Kare Murat dedi. Başladı gülmeye. Ben de önceleri sizin gibi Kale Murat sandım, ancak sonra Kare Murat olduğunu anladım. Pis Yedili’de ki öğretmen Murat ile Harem’deki Kare Murat çok farklı karakterlerdi. İkisi de ayrı zevkti ancak itiraf etmeliyim Kare Murat karakterinin gelişiminde yönetmenimiz Süleyman Seçik ve benim rahat davranabilmemiz sayesinde Kare Murat seyredilmesi daha zevkli bir karakter haline geldi.

 

“Kare Murat” senaryosu elinize geldiğinde sizi ikna eden neydi?

Gani Müjde’nin karakteri anlatırken ki heyecanı beni çok etkiledi. Telefonda olmama rağmen yanındaymışım gibi heyecanını hissedebiliyordum. Biraz psikopat biraz komik biraz deli ama cengaver. Sultanını çok seven onu her şeyden hatta kendinden bile koruyan dedi. Beni projenin içine hooop çekiverdi.

 

- Sizi hep komedi dizilerinde izledik, ileride değişik rollerde dramatik rollerde de görebilecek miyiz?

Bu konuda farklı projeler var. Görüşmeler devam ediyor. Umuyorum bende farklı rollerde kendimi gösterme fırsatı yakalarım.

 

- Türk halkı dizileri çok seviyor ve takip ediyor. Şu an yayınlanan dizilerde şu rolü oynamak isterdim dediğiniz bir rol var mı?

Şu anki dizilerde sanırım herkes rolünün hakkını gayet iyi verdiği için, inandırıcı oynadığı için bu rolü keşke ben oynasaydım dediğim bir rol olmadı.

 

- Babanız, oyunculuğunuz hakkında eleştiriler yapıyor mu?

İlk baştan beri hiç anneme ya da babama “Bakın bana doğru söyleyin nasıl olmuş” dediğim olmadı. Çünkü biliyorum ki yaptıkları her yorum içten ve samimi. Beğendiklerini de beğenmediklerini de oğulları üzülse bile söyleyeceklerini biliyorum. Su ana kadar ciddi anlamda beğenmedikleri sahnem olmadı ama ben sonra ekranda kendimi bazı sahnelerde yetersiz bulduğum oldu. Keşke şöyle yapsaydım böyle yapsaydım sesimi şöyle ayarlasaydım dediğim oldu. Bu eksiklerin çoğunu Harem dizisi sırasında kapadığıma inanıyorum. Aileminde desteği ile daha iyi performanslar sergileyeceğime inanıyorum.

 

- Babanızla birlikte bir filmde oynamak ister misiniz?

1980 ve 1981 yapımı ‘Vatandaş Rıza’ ve ‘Önce Hayaller Olur’ adlı iki filmde birlikte kamera karşısına geçtik. Umarım aynı fırsatı tekrar yakalarım.

 

- Türk sinemasında babanız gibi özel bir karakterle anılmak ister misiniz?

Babam belki de dünya sinemasında bir daha hiç bir zaman başarılamayacak bir ilke imza attı. Kendisi ile özdeşleşmiş o kadar çok karakter var ki. Battal Gazi, Malkoçoğlu, Kara Murat, Cemil, Yıkılmayan Adam, Dünyayı Kurtaran Adam, Kılıç Arslan, Gırgır Ali ve daha bir çokları. Bende ilerde mutlaka bir karakterle özdeşleştirilebilmek isterim elbette.

 

- Oyuncu olarak en büyük hedefiniz nedir?

Sadece 1 defa değil tekrar tekrar seyredebilinecek projelerde yer alabilmek.

 

- Murat Cüreklibatır iş dışında nasıl biridir?

Her zaman yeni şeyler öğrenmeyi heyecan verici bulurum. Farklı içerikli çok kitap okurum. Tarih kitapları, politik kitaplar, yazılım ile ilgili kitaplar. Bol bol spor yaparım. Ağırlık kaldırma, snowboard, yüzme ve futbol en çok zaman ayırdıklarım. Dostlarımı ihmal etmemeye çalışırım. Resim çekip yaşanan anları ölümsüzleştirmeyi bu sebeple gittiğim her yere video kameramı ve fotoğraf makinamı götürmeyi tercih ederim. Tanıdık tanımadık herkesle muhabbet etmeyi severim.  Ailemle eşimle çocuklarımla zamanımı geçiririm.

 

- Evci bir insan mısınız; yoksa dışarıda vakit geçirmeyi mi seversiniz?

Evliyim ve 3 çocuğum var. Bir değil. Yaşlarının birbirlerine yakın olmasını ve birbirleri ile arkadaş gibi olmalarını istediğimiz için 8 senelik evliliğe 3 çocuk sığdırdık. Dünyanın en güzel şeyleri. Karşılık beklemeden hissedilen bir sevgi. Evde ailemle bahçede, kumsalda nerde olursa onlarla vakit geçirmek benim her zaman önceliğim. 3 farklı yaşta çocukla çocuk olabilmek insanı inanılmaz mutlu eden bir şey. Onlarla kendi çocukluğuma dönebiliyorum.

 

- Eskişehir’e geldiniz mi? Eskişehir siz de nasıl bir duygu uyandırıyor?

Eskişehir’e bir kaç kez geldim. Çok gariptir orada hiç yaşamamış olmama rağmen yinede bana evdeymiş hissi veren bir şehir. Bunu bir türlü çözebilmiş değilim.

 

- Yapmak isteyip de ertelediğiniz bir şeyler var mı?

Genelde planlı ve programlı yaşadığım için yapılacaklar listesi üzerinden çalışırım. Bazen günlük bazen 6 aylık listeler. Listedekiler tamamlandıkça üzerlerini çizerim. Şu an için yapmak isteyip ertelediğim bir şey yok ama yapılacaklar listem bayağı bir kabarık.

 

- Herkesin bir hayali vardır. Sizin en büyük hayaliniz nedir?

Hayalim su an yaptığım iki iş dalında da başarılı olmak, ileriki yaşlarda ailemle evimde daha fazla vakit geçirebilmek. Hayalimde bembeyaz büyük camları olan, beyaz tül perdeleri olan, kapıları pencereleri hep açık, içerisinin güzel bir esinti ile beslendiği bir evde kalabalık bir aile ortamında mutlu bir hayat sürmek.

 

- Sizin için olmazsa olmaz prensipleriniz neler?

Her yapılan iste kesinlikle disiplin olmazsa olmazlardan. Önce kendine sonra başkalarına dürüst olmak. Bence bu ikisi mutlu olabilmenin en önemli iki anahtarı. Disiplin ve dürüstlük.

 

- Follow Magazin aracılığı ile Eskişehirli hayranlarınıza neler söylemek istersiniz?

Umarım en kısa zamanda Eskişehir’e yine gelme fırsatı yakalarım. Az önce bahsettiğim yapılacaklar listemde olan bir madde Eskişehir’i tekrar ziyaret etmek. Burada tüm Eskişehirli hemşehrilerimize selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum hem de destek ve sevgileri için binlerce kez teşekkür ediyorum. Ayrıca bu röportaj sayesinde kardeşlerimle bir nebzede olsa birlikte olabildiğim için Follow Magazin’e ayrıca teşekkür ederim.

 

AĞUSTOS 2013 – FOLLOW MAGAZİN

Haberin Devamı
ÇILGIN MACERALARI GÜLDÜRECEK

İnternette yayınlanan videolarıyla 2.5 milyondan fazla izleyiciye ulaşan, Türkiye'nin ilk sosyal medya fenomeni 'Şevkat Yerimdar'ın sinema uyarlaması olan filminin çekimleri sürüyor. Bülent İşbilen'in yönettiği filmin başrollerini Özgürcan Çevik ve Başak Parlak paylaşıyor. Film; yumurta satıcısı 'Şevkat Yerimdar'ın hayatının, dükkanına giren bir otomobille değişmesini konu alıyor. Öfke kontrolü problemi olan kahramanın maceraları, izleyiciyi kahkahaya boğacak.

 

15.08.2013 - SABAH GÜNAYDIN

Haberin Devamı
DOKSANLARIN CİMCİMESİ

Seksek oynadığımız, plastik fasulyelerle rakamları öğrendiğimiz, ‘Dawson’s Creek’ eşliğinde ergenlik sivilcelerimizi sıktığımız bir dönemi, onun tanıklığında yeniden yaşıyoruz. 11 yaşından beri setlerde olan Zeynep Anıl Tatdıran ‘Doksanlar’da ilk defa dümene geçiyor ve ilk büyük rolünün hakkını veriyor.

 Set tozunu ilk defa yuttuğunda 11 yaşındaydı. ‘Yağmur Zamanı’nda Özlem karakterini canlandıran bu küçük kız, yönetmene her şeyi yapabileceği sözünü verdikten sonra rolü kaptı. Yaş küçük; ama çocuk olmanın getirdiği bir cesaret var. İşte bu cesaret, “Zeynep’cim şimdi ağlaman gerekiyor” denildiğinde ortadan kayboldu. Bir türlü ağlayamadı, en sonunda yönetmenin ona bağırmasıyla ağlamaya başladı. Bu küçük kız kariyerine pek çok küçük rol ekledi ve şimdiyse Bayramoğlu’nda kurulan mükemmel sette, hatırlamadığı 90’lı yılları yaşıyor. Yedinci bölümün çekimi öncesi buluştuğumuz Zeynep Anıl Tatdıra, konservatuvar eğitimi almayı düşünmüyor; ama oyunculuk dışında başka bir meslekte çalışmayacağını da söylüyor. Spor akademisi okuyacak oyuncu bunu yastık altına koyacağı altın bilezik olarak görüyor. Çünkü her ne kadar korkusuz ve cesur görünse de, kendi deyimiyle o, konservatuvar okuyup oyunculuktan para kazananlar gibi cesur değil.

 

Sayısız dizide, küçük rollerden sonra ‘Doksanlar’da ana karakterlerden biri olarak karşımıza çıktınız. Nasıl dahil oldunuz diziye?

MinT ailesiyle çok yakın bir zamanda tanışmıştım. ‘Evlilik Okulu’ adlı bir projeleri vardı. Orada bana Merve rolünü vermişlerdi. Sonra talihsizlikler bu diziyi bitirdi ve bir gün sonra MinT’ten aradılar. Bana ‘Doksanlar’ın senaryosuyla karakter analizini gösterdiler ve iki gün sonra da okuma provasını çağırdılar. O sırada dışarıdaydım ve eve gidip beni düşündükleri Özlem karakterini okuduğumda bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Böyle bir fırsatı kaçıramazdım. Böylece ‘Doksanlar’a başladık. Benim için büyük bir dönüm noktası oldu.

 

Yeteneği keşfedilen biri misiniz, yoksa keşfeden mi?

11 yaşında oyunculuk yapmaya başladım ve tesadüf eseri kamera karşısına geçtim. Halam, küçük kuzenimi ajansa kaydettirirken, beni de kaydettirdi. Annemlerin aklında bu tarz bir şey hep vardı zaten. Bir reklam filminde oynayabileceğimi düşünürlerdi. Sonra beni yönetmen Dilek Gökçin çağırdı. O dönemde Azra Akın ile Tamer Karadağlı’nın başrollerini paylaştığı ‘Yağmur Zamanı’na başlamak üzereydi. “Benim söylediğim her şeyi yaparsan seni bir dizide oynatacağım” dedi. Neyi yapamayabilirsin ki; 11 yaşındasın ve her şeyi yaparsın. Böylece ‘Yağmur Zamanı’nın Çiğdem’i oldum. Çok başarılı bir projeydi, iki sezon sürdü. Oyuncu olmak aklımda hiç yokken,  bir anda kendimi setlerde buldum ve devamı da geldi. ‘Sıla’da rol aldım. O da iki sezon süren, güzel bir iş oldu. Ardından ‘Gecenin Kanatları’ adlı sinema filmi geldi.

 

Peki, eğitim?

Bütün bu hızlı gelişmelerin arasında üniversiteye başladım. Voleybolcu olduğum için spor akademisinde okumak istiyordum. Oyunculuğu bırakmayı düşündüm. Annem bu süreçte kararı bana bıraktı. Hiçbir görüşmeye gitmedim. Ondan sonra da spor akademisine girdim ve okulu bırakmaya karar verdim. Fakat bu sırada MinT’ten aradılar beni. Oyunculuk eğitimim olmadığı için bu işi yapamadığımı düşünüyordum. Ama sonra görüşmelere gittim ve ‘Evlilik Okulu’ sayesinde MinT’le tanıştım. Şimdi de buradayım. Çok mutluyum. Benim için hem çok büyük bir şans hem de çok büyük bir basamak. Haliç Üniversitesi’nde ikinci sınıftayken okulu bıraktım. Bu yıl tekrar sınava girdim, yine spor akademisi okuyacağım.

 

Oyunculuğu bu kadar seviyorken, neden spor akademisi?

Oyunculuk eğitimi de almak istiyorum. Konservatuvar eğitimi alan insanlara hayranım; çünkü çok cesurlar. Bu işe gönül veriyorlar ve başka hiçbir şey düşünmüyorlar. Ama şu an şehir ve devlet tiyatrolarının durumunu biliyoruz. Kontenjan neredeyse yok. İnsanlar çalışamıyorlar. Bu yüzden tamamen korkaklığım yüzünden konservatuvarı tercih etmedim. En azından üniversitede başka bir şey okumam gerekiyor ki oyunculuğu rahat yapayım. Bunu para kazanmak için değil, istediğim için yapmak istiyorum. Evet, bu bir meslekse para kazanmak gerekiyor; ama bunun için de istemediğim bir projede olmayayım.

 

Bu yaştayken böyle düşünmek çok doğal. Bir garantin olsun istersin.

Hep derler ya mutlaka kolunda bir altın bileziğin olsun. Spor akademisi benim için altın bilezik. Fitness ve pilates antrenörlüğü yaptım. Okurken sertifika almıştım. Tabii ki benim mesleğim oyunculuk ve bundan sonra aksini de düşünemiyorum. Ama dediğim gibi o kadar cesur hissetmediğim için konservatuvara gidemiyorum. Ama bu tiyatro eğitimi almayacağım veya bu işin tarihini öğrenmeyeceğim anlamına gelmiyor. Evet bunların da eğitimini alacağım. Yapabildiğim kadar değil, bilerek yapmak istiyorum bu işi.

 

‘Doksanlar’da pek çok usta oyuncu var ve onlarla iletişim halindesiniz. Size nasıl yorumları oluyor?

Belki buradaki ve bir önceki dizim ‘Evlilik Okulu’ndaki en büyük şansım buydu. Herkes burada yanındaki insanı bir basamak yukarı taşımaya çalışıyor. Usta oyuncularla çalışıyoruz gerçekten. İşin içinden çıkamadığım, “Ne yapacağım ben?” dediğim zamanlar oluyor. Açelya Akkoyun ‘Evlilik Okulu’nda annemi oynuyordu. Orada benim için çok büyük bir destekti. Burada da böyle. Renan Bilek, Sinem Yener Ekşioğlu, Gamze Özalan, Derya Şensoy, Pelin Öztekin ve diğer tüm oyuncular kendini ne zaman çaresiz hissetsen önerileriyle senin yanındalar. İnsanların beni bir odaya sokup yarım saat boyunca belli bir duyguya sokmaya çalıştıkları bile oldu. Bu, büyük bir şans aslında.

 

‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’yi izlerken Renan Bilek’in olduğu her sahnede çok eğlendiklerini düşünmüştüm. Burada da babanızı canlandırıyor.

Renan Bilek, enerjisi çok yüksek bir insan. Çevresindekileri hep mutlu görmek ister. Kendisi zaten çok mutlu bir insan. Bu setteki herkes böyle. Kendileriyle barışık insanlar. Ama Renan Bilek’in enerjisi inanılmaz.

 

Dokuz yıldır setlerdesiniz. Hiç olumsuz eleştiri aldınız mı?

İlk işimde ağlamam gereken bir sahne vardı. Ama mümkün değil ağlayamıyorum. O zaman da annem hep benimle birlikte sete gelirdi. Sette herkes beni bekliyor. Bir de küçük olduğum için göz yaşartıcı krem veya bu tür başka bir ürün de kullanmıyorlar. En sonunda yönetmenimiz Dilek Gökçin bana öyle bir bağırdı ki birden ağlamaya başladım. Hemen o sahne çekildi. Sonrasında da sarıldı bana ve öptü. Bana her şeyi yaparsam rolü vereceğini söylemişti ve ben de onu yapabileceğime inandırmıştım. O gün bugündür, biri bana bağırmasın ve kötü bir şey söylemesin diye ağla dedikleri an ağlarım.

 

Çocuk oyuncular için set ortamı nasıl?

MinT’te, sette çocuk olmak diye bir şey var. Eğer o sette çocuksan, ayrıcalıklısın. İlk toplantımızda Birol Güven, çocuk oyunculara nasıl yaklaştığını anlatmıştı. Çocuk dediğin sahnesi yaklaşacağı zaman evinden alınır ve sonra da bırakılır. Küçükken annem sete gelirdi ve istediği zaman da yanımdaydı. Zor koşullarda çalışmadım. Yeri geldiğinde herkes gibi ben de bekliyordum. Oyunculuğun yüzde 90’ı beklemektir.

 

Peki, küçük yaşta ünlü olmanın okuldaki sosyal hayatınıza nasıl etkisi oluyor?

İlk oyunculuk deneyimimde hiç kimseye bir şey söylemedim. Çünkü utanıyordum.

 

Neden utandınız? Tam tersine bunun büyük bir özgüven vermesi gerekir.

Çocuk aklı işte O dönemde İngilizce öğretmenim aynı zamanda sınıf öğretmenimdi. Annemi okula çağırmış bir gün. “Zeynep’i televizyonda gördüm. Çocuk oyuncu mu olacak?” demiş. Annem de öğretmenime bunu söylemediğime şaşırmış. Neden söylemediğimi bilmiyorum; ama şimdiki çocuklar böyle değiller. ‘Evlilik Okulu’nda Cesra Yurtsever kardeşimi oynuyordu. Ona sormuştum anlatıyor musun diye. O da anlattığını ve herkesin “Gerçekten Açelya’ya sarıldın mı?” diye sorduğunu söyledi. Bu açıdan etkili oluyor tabii. ‘Doksanlar’ setinde de çok çocuk var ve büyüklerden daha tehlikeliler.

 

Özlem karakterini herkes, Atilla’ya beslediği platonik aşkla biliyor. Gerçek hayatta böyle bir şey başınıza geldi mi?

Böyle bir platonik aşkım hiç olmadı. Hatta Açelya Akkoyun bana hep “Oyuncu olacaksan köpek gibi aşık olacaksın. Yani onu da yaşaman gerekiyor” der. Galiba bu benim bir eksiğim.

 

AĞUSTOS 2013 - D-SMART

Haberin Devamı
DEĞİŞEN BEN DEĞİLİM İNSANLARIN BAKIŞ AÇISI

Show TV’nin bomba transferi ‘Benim İçin Üzülme’ dizisinin ‘Bahar’ı Öykü Çelik, meşhur olduktan sonra çekirdek arkadaş grubuyla hiçbir sorun yaşamadığını söylüyor. Kendisine “Bu değişmiştir ya” gözüyle bakan insanları elediğini belirten Çelik, “Değişen ben değilim, onların bana bakış açısı” diye konuşuyor

 Show TV'ye transfer olan salı günlerinin fenomen dizisi 'Benim İçin Üzülme'de 'Bahar' karakterini canlandıran Öykü Çelik, Touch İstanbul Dergisi'ne kariyeri ve hayatıyla ilgili samimi açıklamalar yaptı. 'Benim İçin Üzülme'de en büyük hobisi fotoğraf çekmek olan genç, güzel ve kültürlü bir kadını canlandıran Çelik, gerçek hayatta yemek yapmayı da yemeyi de çok sevdiğini söyledi. İşte Çelik'in bilinmeyen yönleri...

 

'TİYATRO KURSU HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ'

 Her şey Trabzon'da bir tiyatro kursuyla başlıyor, değil mi?

 Tiyatro kursuna sadece hobi olarak gittim. Kursa gitmeseydim asla bu mesleğe atılmazdım, çünkü o zaman çok farklı hayallerim vardı ama son derste bütün hayatım değişti. Herkesin dediği gibi; bu hastalık orada başladı.

 

İstanbul'un nasıl bir rolü var bu hikayede?

 İstanbul'un değeri benim için metrekaresinden de büyük, öyle söyleyeyim. Çünkü İstanbul'da; Yeniköy, Bağdat Caddesi, Bebek aslında hepsi birbirinden farklı şehirler gibi... Yani ben birçok şehirde yaşadım; sizi yadırgayan var, yadırgamayan var ama İstanbul'da bu oran çok daha düşük. Neresine giderseniz gidin, insanlar birbirine daha açık. Başka bir şehre gittiğiniz zaman; misafirsen sana açıklar, ama orada yaşıyorsan o kadar açık olmayabilirler.

 

İstanbul'da sizi en çok ne rahatsız ediyor?

 Sokak kedilerini ve sokak köpeklerini çok seviyorum; buna karşı olanlara çok karşıyım. Yurt dışında olmayan ve çok özel bir durum bu bence; sokak hayvanlarıyla beraber yaşamaktan keyif almalıyız.

 

'ÇEKİRDEK ARKADAŞ GRUBUM AYNI'

 Biliniyor olmak, ünlü olmak arkadaşlıkları etkiliyor mu?

 Çok açık ve net bir şey söyleyeceğim; çekirdek arkadaş grubum; gerçekten can ciğer olduklarımla meşhur olduktan sonra hiçbir sorun yaşamadım. Ama ikinci seviyede, üçüncü seviyede, dördüncü seviyede tanıdığım insanlar bana, "Bu değişmiştir ya" gözüyle baktıkları için onları biraz eledim. Çünkü değişen ben değil, onların bana bakış açısı oluyor. Ben de değişmeyen insanlarla yoluma devam ettim.

 

Beş yıl sonra nasıl bir Öykü Çelik olacak sizce?

 Bu, hangi açıdan baktığınıza bağlı. Benim beş yıl sonrası için bir planım var mı? Yani mesleğimi yapıyorsam, meslekte aşama kaydetmişsem; Avrupa sinemasına geçmek gibi bir sürü şey sayabilirim. Bunları gerçekten istiyorum ama beş yıl sonra bugün düşündüğüm şeyi istemek zorunda değilim. Beş yıl sonra başka bir şey isteyebilirim. Belki her şeyi bırakıp saçma sapan bir dünya turuna çıkacağım; bilemem. Çünkü hayat bu; hiç belli olmaz.

 

'Birini yakaladım mı hemen yemek yaparım'

 Mutfakla aranız nasıl?

 Tek başıma yaşadığım için yemek yapmıyorum ama yemek yapmayı çok seviyorum. Birisi geldiği zaman; yakaladım mı, hemen yemek yaparım. Tek başıma yemek yapmak, yemek dökmek oluyor çünkü. O yüzden ben de misafirlerim geldiği zaman yemek yapıyorum.

 

Yemek yemeyi sever misiniz?

 Çok şehir dolaştığım için çok fazla yöresel yemek yedim ama dışarıdaysam salata tarzı şeyler yerim. Hamur işini çok seviyorum ama yememem gerekiyor çünkü insülin direnci var bende; yediğim zaman bir daha kendime gelemiyorum. Onun dışında, 'Şurada şu yenir', 'Burada bu yenir' meselesini bilirim. İstanbul'un en iyi çiğ köftecisi Çapa'dadır mesela. En iyi nohut-pilav, Unkapanı'ndadır. En iyi et ise Fatih'te..

 

13.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
'AVRUPA AVRUPA'DA YENİ İSİMLER

TRT 1’in sevilen dizisi ‘Avrupa Avrupa’ gelin ve kaynananın hamilelik sürprizleriyle sezon finali yapmıştı. Her pazar izleyici kahkahaya boğan dizi yeni sezonda sürpriz hikaye ve karakterleriyle ekrana gelecek. Eylül ayında yeniden seyirciyle buluşacak dizinin kadrosuna usta oyuncular Tarık Pabuççuoğlu, Günay Karacaoğlu, Ahmet Saraçoğlu ve Bahar Süren dahil oldu. Renkli ve eğlenceli karakterleri canlandıracak oyuncular, “Avrupa Avrupa’ öncelikle, konu itibariyle bugüne kadar yapılmamış çok iyi bir aile dizisi… Canlandıracağımız karakterleri hepimiz çok sevdik. Eğlenceli ve farklı roller… Herkesin izlediği bir aile komedisinde olmaktan dolayı çok mutluyuz” dedi

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
KENDİ FİLMİMİ YAZIP, YÖNETMEK İSTİYORUM

Fox TV’de Pazar akşamları yayınlanan Gani Müjde imzalı ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisinin 19 yaşındaki başrol oyuncusu Melis Tüzüngüç, oyunculuk serüvenini anlattı. Defne Samyeli ve Cem Davran’la oynayan Melis Tüzüngüç, çocukluk hayalini gerçekleştiğini söylüyor. ‘Harem’ dizisiyle dikkatleri üzerine çeken, ardından ‘Babam Sınıfta Kaldı’da başrolü kapan Tüzüngüç, “Günün birinde tamamen bana ait bir film olsun, benden olsun istiyorum. Sonra da  ödülleri toplayıp eve kaçmak istiyorum. Yönetmen koltuğunda kendi yazdığımı hayata geçirip kendi oynadığımı seyirciye vermek en büyük isteğim” dedi.

 

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Oyunculuğa karar vermek aslında aniden gelişen bir olay değil. Çocuk yaşlarda çekilen videolarıma bakarsak, hepsinde ya dans ediyorum ya şarkı söylüyorum ya da taklit yapıyorum. Okul hayatım boyunca her sene bir gösteride, etkinlikte, tiyatroda ya da müzik korosundaydım. Her sosyal etkinliğin altında ilk benim ismim yazardı. Bunların hiçbirinin boşuna ve öylesine olduğunu düşünmüyordum. Bana verilen her yeteneği hediye kabul edip “Ben oyuncu olacağım. Ne yeteneğim varsa sergileyip başaracağım” dedim. Tabii menajerim Tümay Özokur'un da bu yolculuğuma katkısını gözardı edemem.

 

Dizi, sinema ve tiyatro… Hangisi içerisinde olmak sizi daha çok mutlu ediyor?

Henüz sinema deneyimim yok. Dizinin de tiyatronun da keyfi çok ayrı. Lisede iki sene üst üste iki ayrı oyunda başrol oynadım. Kendimi tamamen keşfedip ne yapmak istediğimi anlamama en çok yarayan zamandı bu tiyatro deneyimi. Tiyatro bana çok şey kattı. Nacizane, her ne kadar profesyonel olmasak da, işin edep adabını gördüm. Okul sonrası provaya kalmak, sahne dekorlarını kendi ellerimizle hazırlamak, bir şey kırılınca tamir etmeye çalışmak, yerleri süpürüp silmek... Sahnede yerde serili olan kilimi evden getirdiğimi hatırlıyorum. Tiyatronun diziden farkı bu. Oynanan, yani izlediğiniz oyun sadece sahneden ibaret değil. Oyun öncesi ve sonrası o kadar dolu ki… Kulisler ve oyuna hazırlık aşaması oyunu ve oyuncuyu yükselten esas şeyler. Bu tiyatroyu diziden farklı kılıyor. İzleyici gördüğü kadarını biliyor ama oyuncu için tiyatro çok büyük bir ders, sınav… İkisi aynı anda da olur. Tiyatronun en güzel kısmı, oynanan oyundan hemen sonra alkışlarla size geri dönüş yapılması... O doyuruyor insanı. Şu an çok keyifli bir dizinin içinde büyümeye devam ediyorum.

 

Oyunculuğun dışında Melis Tüzüngüç’ün ilgi alanları neler?

Müzikle çok haşır neşirim. Kendi söz ve bestelerim var. Söyleme kısmına gelince de mevcut bir kabiliyetim var. Zamanım oldukça yazıyorum.

 

Projelerinizden söz eder misiniz?

‘Anı yaşa’ felsefesini ne kadar sevsem de alttan alttan geleceğe dönük yaşıyorum. Hayallerime çok inanıyorum ve inandığım şey için direnen, savaşan biriyim. Bir gün mutlaka kendi filmimi yazıp yönetip oynamak istiyorum. Tamamen bana ait bir film olsun, ben olsun, benden olsun istiyorum. Ödülleri toplayıp eve kaçmak istiyorum. Yönetmen koltuğunda kendi yazdığımı hayata geçirip kendi oynadığımı seyirciye vermek en büyük isteğim.

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
KENDİ FİLMİMİ YÖNETMEK İSTİYORUM

Son dönemde “Kapanmadan Kazan” adlı yarışma programıyla adından söz ettiren Murat Serezli’nin on parmağında on marifet var. Dizi, sinema ve reklam oyunculuğu, seslendirme ve sunuculuk yapan sanatçının çocukken çekingen ve utangaç olduğunu öğreniyoruz. Serezli’nin en büyük isteği kamera arkasında olmak.

 

Ekran önünde çok pozitif ve enerji dolu bir Murat Serezli var. Hep böyle miydiniz?

Çocukken sakin, mülayim ve fazlasıyla utangaçtım. Biraz içine kapanıktım. Ama yakın arkadaşlarıma karşı böyle değildim. Lise yıllarında bilgisayarla tanıştım. Bilgisayara karşı muazzam bir ilgim vardı. Yakın çevremde üç beş bilgisayar manyağı arkadaşımla günün büyük bölümünü evde geçiren tipler olduk. Utangaçlığımın diğer sebebi de Metin-Nevra Serezli’nin oğlu olduğumu bilinmesini istememem olabilir. Çünkü öğretmenlerim bana ayrıcalık yapmasa bile arkadaşlarımdan biri yapıldığına dair bir şey söyler diye korkardım.  Üniversitenin ikinci yılına kadar bu halim sürdü. Sonra kendimi bir proje gibi ele aldım. Daha dışa dönük, daha girişken, daha rahat olmaya başladım.

 

Nasıl bir aile ortamında büyüdünüz?

Aile ortamımız çok sıcaktı. Her zaman çok yakındık birbirimize. Konuşamayacağımız, tartışamayacağımız bir şey yoktu. Eve sürekli dönemin sanatçı, aydın ve yazarları gelirdi. Böyle insanlarla bir arada olmak benim için büyük şanstı. Ayrıca babam bir derya annem ayrı bir derya, sorduğum zaman öğrenemediğim bir şey yoktu. Babamla annem akşam oyuna gittikleri için beraber geçirdiğimiz zaman nicelik olarak azdı ama nitelik olarak çok güçlüydü. Akşam yemeklerimiz meşhurdur. İki saat o sofrada kalır, muhabbet ederdik.

 

Tiyatronun yaşadığı bir evde büyüdünüz. Çocukken serde oyuncu olmak var mıydı?

Utangaç bir çocuk olmama rağmen yakın arkadaşlarıma özellikle Kandemir Konduk’un skeçlerini oynardım. Onları güldürürdüm. Hem çekingenliğim sebebiyle hem de tiyatro yapmanın zorluklarını annem ve babamdan gördüğüm için meslek olarak seçmek istemedim. Lakin kamera arkasına karşı bende büyük bir aşk vardı. Benim yerim kamera önü değil arkasıydı. Hayatımın büyük planı film yönetmekti. Ortaokuldayken storyboardlar çizer, film senaryoları yazar bunları küçük kameralarla çekerdim. Ya da tamamen bilgisayarda programlar yazarak kısa filmlerimi animasyon yapardım.

 

Üniversitede mimarlık okumayı tercih ettiniz. Oyunculuğa geçiş süreciniz nasıl oldu?

Aslında bilgisayar mühendisliği okumak istiyordum. Mimarlık okurken bilgisayara merakım artarak devam etti. Okul bitince bir televizyon kanalına girdim. Orada animasyonlar, özel efektler ve ekran kimliklerini yapıyordum. Askerlik sonrasında Star TV yıllarım başladı. Kanalın hem kimlik sesi oldum, hem de animasyonlar ve yönetmenlik yaptım. Kamera arkası çalışırken 1999 yılında reklam teklifi geldi. 2003’te kanaldan ayrılınca dizi ve film teklifleri gelmeye başladı. Evli ve Çocuklu’nun Türkiye versiyonunda oynadım ilk kez. Sonrasında birçok dizi ve film, sunuculuk, seslendirme yaptım ve halen devam ediyorum.

 

Peki kamera önü nasıl?

Oyunculuk çok eğlenceli. Benim için büyük aşk ve kendimi onda yaşıyor hissediyorum. Evet oyunculuk çok emek istiyor özellikle de dizi oyunculuğu çok zahmetli ve yorucu. Ama ben 15 saat bile çalışmış olsam eve gidince karıncalanıyorum.

 

Genelde sizi komedi ve sit-comlarda görüyoruz. Daha çok hangi rolleri oynamayı seviyorsunuz?

Komediler biraz ağırlıkta ama ben dramaya uzak bakmıyorum ve reddetmiyorum. Av Mevsimi ve Devrim Arabaları gibi filmlerde oynadım. Ama benim komedi aşinalığım ve yüzümden ötürü sanırım komedi teklifleri daha çok geldi. Komediyi çok seviyorum. Komedide risk çok büyük. Dramada kötü oynasan en fazla ağlatamazsın. Ama komedide güldürdü güldürmedi olayı var. Bu kadar net ve dolayısı ile bıçak sırtı.

 

Bu türden yarışmaları sunanlar genelde acımasızca eleştirilir. Ama sizin sunuculuğunuz çok beğenildi. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bizim seyircimiz sunucuda her zaman samimiyet ve gerçeklik arıyor. Yapmacık olana tepki gösteriyor. Ayrıca artı değer olarak, zeki, bilgili, kültürlü ve yarışmacıya karşı da saygılı olmanı bekliyor. Başka bir tavır ve pozla da sunabilirdim bu yarışmayı ama ben doğal ve samimi olmayı tercih ettim. Yarışmacıdan yana sunucu olmayı tercih ettim. Yarışmacılarla bir takımın parçası olayım istedim. Yarışmacılar arabayı kazanınca gösterdiğim tepkiyi insanlar çok sevdi. “Kendi kazanmış gibi sevindi, böyle sunucu candır.” diye yorumlar yazıldı.

 

Yarışmayla ilgi çeşitli dedikodular çıktı ve bunlar ‘Gezi olayları’ ile ilişkilendirildi. Bunların aslı astarı var mı?

Hayır, yok. Yarışmanın ilk sunucusu bendim. Yarışmanın tanıtım çekimlerini yapmıştık. Gerçek çekimlere başlamak üzereydik. Bununla ilgili haberler internette var zaten. Gezi olayları hiç başlamamıştı bile. Tam çekime bir gün kala kanal Oktay Kaynarca ile çalışmaya karar verdi. Neden benden vazgeçtiniz diye hiç sormadım.

 

Niye? Sebebini hiç merak etmediniz mi?

Sadece eyvallah dedim. Çünkü televizyonculukta böyle şeyler olur. Aradan üç hafta geçtikten sonra yeniden benimle çalışmak istediklerini söylediler. Ben yine neden diye sormadan geldim başladım. Yani ben Oktay Bey’in yerine gelmedim, geri döndüm.

 

Çocuklarımı iki gün görmediğim oluyordu

 Dizi oyunculuğu, sunuculuk, seslendirme ve sinema… Kariyerinizde birçok işi yaptınız. Peki en çok yapmayı istediğiniz şey nedir?

Kendi filmimi yönetmek istiyorum. Çocukluğumdan beri yapmayı en çok hayal ettiğim şey. Bunun için fazlası ile geç kaldım. Okuduğum her şey, film yapımcılığı ve yönetmenlik üzerine. Bu konuda her şeyi okuyor, araştırıyorum ve izliyorum. Kendimi kamera önüne attığım için bu taraf sürekli ertelendi. Aslında çoktan hazırım bu konuda. Arkadaşımla bir senaryo yazdık. Seneye inşallah bir boşluk bulursam bunu çekeceğim. Sonrasında da her iki yılda bir film çekmeyi arzuluyorum. Sürekli film yönetiyor olmak istiyorum.

 

Yaptığınız işlerin hepsi de yoğun mesai istiyor. Bu yoğunlukta ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Evet, fazlasıyla. Bazen yoğunluktan ötürü aynı evde yaşamamıza rağmen iki gün çocuklarımı göremediğim oluyordu. Özellikle bu sezon sabit bir dizim yoktu. Birçok dizide birkaç bölümlük rollerim oldu. Çocuklarıma ayırabileceğim vaktim oldu. Anbean çocuklarımla beraber oldum. Doğdukları andan itibaren çok yakınım. Şimdi şehir dışında anneannelerinin yanındalar. İlk kez yirmi gün ayrı kaldım onlardan. Ama bayram tatilinde hemen yanlarına gideceğim.

 

Çocuklarınızın da oyuncu olmasını ister misiniz?

Bunu hiç düşünmedim. Düşünmek için biraz erken olduğunu sanıyorum. Benim için tek önemli konu şu; Yapmak istedikleri şeyi yapsınlar, okudukları işi değil. Yaptıkları işi sevmek zorunda kalmasınlar, sevdiği işi yapsınlar.

 

Babam hücrelerime işledi

 Metin Serezli’nin oğlu olmak nasıl bir şey? Ondan size neler miras kaldı?

Bunları anlatamam, sıralayamam. Beni ben yapan her şey. Onu çok dikkatli dinlerdim. Ona olan inancım, bilgisine ve düşüncelerine olan saygım o kadar yüksekti ki; anlattığı her şeyi hücrelerime işledi. Hepsi davranışlarımda ve beynimdedir.

 

Babanızın vefatının sizi çok üzdüğünü biliyoruz. Sürekli meşgul olarak acısını dindirmeye çalışmışsınız sanırım…

Babamla hiçbir zaman ayrılmadık, her zaman yakındık. Büyük acılarla baş etme konusunda herkesin yolları farklıdır. Zaten bizim geleneğimizde bir yakınını kaybeden aile yalnız bırakılmaz ve bir bakıma meşgul edilerek acısı hafifletilmeye çalışılır. İnsan yalnız kaldığında bununla mücadele etmesi zorlaşır. Öncelikle çocuklarımla meşgul olmanın, eşimin ilgisine mazhar olmanın benim için tedavi sürecinde paha biçilmez bir katkısı oldu. Şimdi onlardan uzakta saatlerimin geçişi daha zor oluyor. Bir de sürekli çalışarak bu süreci geçirmeye gayret ediyorum.

 

Yarışma programı haricinde yakın dönemde başka projeleriniz var mı?

Evet iki tane film projesi var. Biri Ata Demirer’in de müjdesini verdiği Eyvah Eyvah 3. Ağustosun sonunda çekimleri başlıyor. Senaryoyu okudum. İkinci filmdeki hemen hemen herkes var orada. Ben de yine doktor rolündeyim. Diğer film ise Tolga Örnek’in yeni filmi. Drama-komedi türünde. Timuçin Esen, Selma Ergeç, Sait Genay ve annem Nevra Serezli rol alıyor. Bu film benim için çok önemli. Çünkü annemle oynayacağım ilk sinema filmi olacak.

 

03.08.2013 - ZAMAN

Haberin Devamı
NURGÜL'ÜN 10.30 ESPRİLERİNİ ATLATTIK MI GÜZELİZ

Timur Acar, hakkında bilinmeyenleri anlattı. Timur Acar, son zamanlarda en beğenilen, adeta kapanın elinde kalan oyunculardan. Biliyorsunuz, Show TV’nin sevilen dizisi Bebek İşi’nde, Nurgül Yeşilçay ile birlikte başrollerde. Timur Acar’la buluştuk. Ad ve soyadının hikâyesinden tiyatroya başlamasına vesile olan üzücü olaya kadar, hakkında bilinmeyen her şeyi konuştuk...

 Bizim yollarımız hep çakışır Timur'la. Pek severim. Çok da başarılı bulurum. Öyle ki yönetmen dostum Murat Şeker, Çakallarla Dans 2'de bana konuk oyuncu olarak Timur Acar'la bir sahne yazdığını söylediğinde havalara uçmuştum. Çok keyifli bir işti. Şimdi yine çok keyifli bir projeyle karşımızda. Show TV'de, izleyiciyi ekranlara kilitleyen Bebek İşi dizisinde başrolde. Bu vesileyle buluştuk, sohbet nerelere gitti... Onu daha yakından tanımaya ne dersiniz?

 

Yollarımız yine çakıştı!

Merhaba Nazenin...

 

Merhaba Timur. Almanya'da doğdun büyüdün, sonrası?

Evet. 1979 Almanya doğumluyum. İşçi bir ailenin çocuğuyum. 1984'te ailem kesin dönüş yaptı. Memleketim Sakarya'dır. Aslen Gürcü'yüm. Dedelerim Batum'un Acara bölgesinden, soyadım da oradan geliyor. Rus Harbi yüzünden Sakarya'ya göç etmişler. Annemle babam orada tanışmış ve Almanya'ya gitmişler. Sakarya'ya da tatillerde gider gelirim.

 

'TİYATROYA DEPREMLE BAŞLADIM'

Deprem sırasında orada mıydın?

Her tatilde olduğu gibi... Depremi yaşadıktan sonra Sakarya merkezinde yıkılan tiyatro bizim kasabamıza geldi, tiyatroya başlamam böyle oldu. Deprem insanların hayatını çok kötü etkiledi ama benimkini olumlu değiştirdi; demeyim de hayatımı çizdi. Depremzedeler ve okulları yıkılan çocuklara tiyatro yapmaya başladık. "Çok zevkliymiş, bunu mu okusam" dememe gerek kalmadan kitaplar falan, okumaya başladım zaten. "Tamam" dedim "benim yapacağım iş bu". İzmir 9 Eylül'de Tiyatro Bölümü'nü kazandım. Sonra İstanbul'da, 2006'da Oyun Atölyesi'nde Shakespeare'in Hırçın Kız oyunuyla gerçek oyunculuğa adım attım. Hâlâ da o ekiple devam ediyorum.

 

Çok yoğunsun bu aralar... 2013 senin yılın mı ne?

Bu ara biraz öyle oldu... "Hayat Sana Güzel"i çektik, daha doğrusu Murat Şeker çekti, Şevket Çoruh'la oynadık. Bebek İşi'nin çekimleri devam ediyor. Testosteron oyunumuz vardı, onu "Erkek Tarafı" diye sinemaya uyarladık, onun çekimleri var. Sonra tiyatro provası başlıyor. Sizin gibi Panama'lara gidemedik, bu sene yoğunuz biraz!

 

Senden de iyi Survivor olur, bak şimdi düşününce...

Yok bileğim sakat benim.

 

Ama hiç şikâyetçi değilsin bu durumdan. Yani bileğinden değil, yoğunluktan... Zaten seni tanıyorum az çok, proje ve insan seçen birisin. Hoşlanmadığın kimseyle çalışmazsın.

Doğru aslında. Hep güzel işlerde, güzel insanlarla çalıştım bugüne kadar. Bence çok da şanslıydım. Tiyatrodan da kaynaklanan bir durum bu. Murat Şeker'le zaten öyle, bu Testosteron ekibi de öyle. Kaç yıllık arkadaşlarımla oynuyoruz.

 

Yine komedi değil mi?

Evet, bir komedidir gidiyoruz.

 

'YANKI'NIN İSRAİLLİ KOÇU VAR'

Bebek İşi bayağı sıra dışı bir iş oldu.

Çok keyifli, reytingleri de iyiymiş. Bu önemli biliyorsun! Biraz değişik bir format. Bebek var, süresi kısa ama ben çok sevdim.

 

İki zor şey, hayvanlarla ve bebeklerle çekim derler!

Çok tırstım başlarda; ağlar mı, acıktığı için mi ağlar uykusu geldiği için mi... Çocuğun ruhunu değiştirmemek lazım öte yandan. Ama içimiz çok rahat çünkü İsrail'den bir bebek koçu geldi.

 

Bebek koçu diye bir şey mi var?

Evet evet. Hep başında. Kuralları da bayağı katı. Tam çekimin ortasında "Uyuması lazım" diye alıp gidiyor. Bu arada Yankı, yani gerçek adıyla Eymen inanılmaz bir bebek. Böyle bir şey olamaz; "üç, iki, bir" deyince oyun veriyor. 12 bölüm çektik şu ana kadar, bir ya da iki kere ağlamıştır. Nurgül'le benden iyi oynuyor vallahi; bebek işte, işi gücü oyun oynamak!

 

Tabii Nurgül Yeşilçay deneyimli, oğlu var, sende o deneyim de yok.

Nurgül de şaşırdı, deneyim meneyim fark etmiyor.

 

İyi anlaşıyor musunuz?

Nurgül'le sabah 10.30 hariç gayet iyi anlaşıyoruz.

 

Uyanma problemi mi?

Yok onun sabah 10.30 esprileri var, atlattık mı güzeliz yani!

 

Bir tane alalım...

Yok günlük, spontan gelişir, anlatılmaz. Yapmaya çalışıyor ama olmuyor. Ben de bozmuyorum. Yok yahu, çok sevdim. Bu işte tanıştık ama iyi olduk, ekrandan da güzel görünüyor sanırım.

İnsanlar onu iyi tanıyor, ama şimdi senin içini merak ediyorlar.

İçimiz dışımız bir...

 

Ama ürkütücü bir yanın var, eğlenirken birden atarlanacakmış gibisin!

Dışarıdan biraz öyle görünebilirim, ama inan tanışana kadar. Kendimi geri çekiyorum, diyelim. Bunu çok insan söylüyor, baştaki o mendeburluğu, yabaniliği kıramıyorum.

 

Peki Yankı çok tatlı bebek de acaba Timur'dan iyi baba olur mu?

Bana olurmuşum gibi geliyor.

 

Kucağına alınca bomba tutuyormuşsun gibi oluyor musun?

Hayır, çok zevkli kucağa almak. Arkadaşlarımın, kuzenlerimin bebekleri var. İdare ediyoruz.

 

"En iyi bebek arkadaşımın bebeğidir" diyorsun...

Bebek işi biraz zor ya...

 

'Moda Sahnesi'ni kuruyoruz yeniden'

Doğaçlama senin sanatının neresinde?

Projeye göre her yerinde, Bebek İşi'nde de yapıyorum. Kötüyse, yönetmen "Timurcuğum bunu yapmayalım" diyor zaten. Nurgül ile olan sahnelerde yapmazsam, iş bir süre sonra rutine binmeye başlıyor. Ben bir şey yapıyorum, Nurgül bir şey yapıyor, sahne fokurdamaya başlıyor. İkili oynamanın avantajları bunlar. Yan yana çok sahnemiz var ve bir süre sonra alışıyorsun. Ters köşe yapıyoruz bazen birbirimize. O biraz da "kendine gel" etkisi yapıyor.

 

Tiyatronun etkisi var tabii...

Sürekli algıların açık tiyatroda. Bir de her oyunda yeni bir hikâye, yeni insanlar ekleniyor işin içine. Niyet iyi olduktan sonra hiçbir problem yok.

 

Tiyatro demişken, mutlaka bir dizi giriyor hayatınıza. Avrupa'da falan bu durum böyle değil sanırım.

Şartlar çok farklı, kıyaslamak doğru değil. Şimdi mesela saatlerimiz çok güzel, 25 dakika. Bu da bir adım. Çok doğru bir şey. Şimdiye kadar haftada 5 gündü çekimler, oturunca 3 güne inecek. Tiyatro gelecek onun yerine.

 

Nedir?

Moda Sahnesi'ni kuruyoruz yeniden.

 

Çok güzel haber. Kim kim?

Ben, Mert Fırat, Onur Ünsal, Ulaş Torun'la eski Moda Sineması'nı kiraladık Bahariye Caddesi'nde. 6-7 aydır inşaat devam ediyor, bu ayın sonuna doğru bitecek.

 

İlk ne zaman oyun?

Ekim'de Hamlet'le başlıyoruz. Sonra bir çocuk oyunu olacak. Konser alanı orası aynı zamanda. Küçük bir sinema salonumuz da olacak. Ödüllü filmler, yönetmeniyle söyleşiler falan gerçekleştireceğiz. Çok kapsamlı bir yerimiz olacak yani.

 

İnatla tiyatro diyorsun...

Aynene öyle diyorum, kapatılanlara rağmen. Tiyatrosuz olmaz. Karışanın edenin yok, "Bunu oynayalım" diyorsun, "Bunu uzatalım" diyorsun... Tiyatro bizim özelimiz. Testosteron'u 4 yıl oynadık, o kadar sevildi ki...

 

'Fabrika çıkışı bıyıklıyım'

Bıyık meselesi...Şimdi epey bir moda ama sen yıllardır böyleydin.

Fabrika çıkışı bıyıklıyım. Artık nereden moda olduysa... Ben bir tiyatro oynu için bırakmıştım aslında. O sırada Avrupa Yakası teklifi geldi. Böyle başlayınca mecbur kaldım, ama şimdi bıyıksız resimlerime bakıyorum da, iyiyim böyle. Hey bıyıklı! Sevdiğim bir iş olursa seve seve keserim ama...

 

Yakışıyor bence.

Bence de...

 

İlginç bir tipin var, biraz geçmişi anımsatıyor. "Cem Karaca'nın hayatı çekilse Timur Acar oynasın" diyenler var.

Seve seve... Cem Karaca gibi bir değerin hayatını oynamak güzel olur.

 

Barış Manço'ya benzetenler oldu, Timur Selçuk'a benzetenler var.

Benim adım o yüzden Timur zaten.

 

Nasıl yani, psikolojik olarak benzedin mi acaba?

Doğduğumda Münih'e Timur Selçuk gelmiş. Bizimkiler de çok seviyorlarmış. Adım da Timur olmuş. Bu çok sevdiğim bir hikâyedir.

 

'Arada kedimin ziyaretine gidiyorum'

İdealist misin?

Çok değilim. Ama bir derdimiz var, peşinden koşuyoruz. Doğaya karşı çok duyarlıyımdır. Kedim vardı, bahçeli bir evi olan arkadaşıma verdi. Doğada yaşamak onun da hakkı. Arada ziyaretine gidiyorum.

 

Sakaryaspor taraftarıymışsın. Hem de Fenerbahçe...

Aslında iyi bir Fenerbahçe taraftarıyım ama Sakaryaspor'a destek vermeyi çok seviyorum. Oradan ne değerler yetişti, her zaman yanlarında olmak istiyorum. O biraz gönül borcu benim için.

 

Hayat sana güzel Timur...

Hayat Sana Güzel nasıl oldu?

İnşaat sektörünün önde gelenlerinden bir işadamının yanındaki adamı oynuyorum. Çok güzel geçti. Yine Şevket Çoruh'layız. Artık iyice yakınlaştık birbirimize.

 

Ben Murat Şeker'le ilişkinizi Tarantino'nun sürekli Harvey Keitel ve Michael Madsen'la çalışmasına benzetiyorum. O da sürekli sizi istiyor projelerinde...

Güzel bir çizgi yakaldık. Umarım bozulmaz bu birliktelik. Tabii hep onun projelerinde olacağım diye bir şey yok.

 

Çakallarla Dans 3 gelir mi? Halk çok istiyor...

Gelsin tabii, ama ilk ikisi çok iyiydi, o düzeyde olacaksa gelsin. 2, rakam olarak 1'in üstüne çıktı. Onun için beklemek lazım.

 

Bu konuk oyuncular olayı Murat Şeker'in çok önemsediği bir şey. Ben de yer aldığım için söylemiyorum da güzel, eğlenceli seçimler yapıyor. Siz ana kadrosunuz zaten.

Evet, Murat öyle çalışmayı seviyor, süslüyor filmini. Bakalım 3'te enteresan kimler olacak?

 

Eğlenerek film çekmede son nokta zaten...

Boğuluyoruz gülmekten. Seninle çektiğimiz sahne de öyleydi, gördün işte.

 

Beni güldürdüğün için kaç tekrar yapıldı.

O sahne de insanı gevşetiyordu ama, patlıcanlar, kabaklar, sıcak...

 

11.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
ERKEKLİĞİMİZLE YÜZLEŞTİK

“Testosteron” oyunundan uyarlanan “Erkek Tarafı” filminin çekimleri tamamlandı. Düğün günü damadın terk edilmesi sonrası bir restoranda oturup dertleşen 7 erkeğin hikayesi üzerinden kadın-erkek ilişkilerini anlatan filmin yönetmeni İlksen Başarır... Filmin başrol oyuncuları Mert Fırat, Emre Karayel, Timur Acar, Onur Ünsal, Metin Coşkun, Tuna Kırlı ve M. Cihan Ercan’la buluştuk, bu kadın-erkek hallerini bir de onlarla konuştuk ve enteresan bir söyleşiye imza attık.

 

“Testosteron”u oynadığınız dönemde, “Bunun bir de filmini çekelim” gibi bir düşünce aklınızda var mıydı?

- Mert Fırat: Vardı. Okuma provalarında bile “Keşke olsa, acaba olur mu? Olursa ne güzel olur” diye konuşuyorduk kendi aramızda... Ama hepimizin zamanının uygun olduğu bir dönem bulamıyorduk. Çünkü her sene dizi ya da filmlerimiz oluyordu.

- Timur Acar: En uygun zaman da bu sene oldu işte...

 

Neden özellikle bu sene, işleriniz mi durgun?

- Mert Fırat: Yok, bu sene biz İlksen Başarır, Kemal Aydoğan, Onur Uysal, İnan Ulaş Torun ve Timur Acar’la yeni bir oluşum içine girdik; Moda Sahnesi olduk. Onun da ivmesiyle “Bu sene hem tiyatromuzu açalım hem de ‘Testosteron’un filmini yapalım artık” dedik.

 

Oyunun yazarı da sıcak bakmış bu konuya belli ki...

- Mert Fırat: Oyunun yazarı Andrzej Saramonowicz’le irtibata geçtik, o da uygun bulduğunu söyledi. Sonrasında hayal ettiğimiz projeyi hayata geçirdik.

 

Bu arada Moda Sahnesi’nde neler olacak?

- Mert Fırat: Bu sene üç oyun çıkaracağız. Bir yandan da film hazırlığımız var. Üretimin had safhada olduğu bir dönem yaşıyoruz.

 

SUÇ BİZİM DEĞİL HORMONLARIMIZIN!

Filmin çekimleri ne kadar sürdü?

- Mert Fırat: İki hafta...

 

Filmdeki damat hanginiz?

- Onur Ünsal: Benim. Aldatılan, üzerinde oyunlar oynanan damat... Filmde eksen karakter olarak duruyor, kurguda her şey onunla başlıyor. Oyunun yazarı da bu oyun sahnelendikten sonra Polonya’da filmini çekmiş bu arada... Bu metnin tuhaf bir şansı var, nerede ne şekilde izleyiciyle buluşursa buluşsun herkesin ilgisini çekiyor. Bize de şans getirecek inşallah.

 

Neden bu kadar ilgi çekiyor sizce?

- Onur Ünsal: Bu konunun ucu bucağı yok. Bir de kadın-erkek ilişkisi insanların hep gündeminde yer alır. Bence bu senaryoda “Neden böyle oluyor”u merak edenler için çok önemli referanslar var.

 

Peki alt metinde hangi konular işleniyor?

- Onur Ünsal: Ergenlikten erkekliğe geçiş dönemi, Darwin teorileri, neden erkeğin bu şekilde davrandığı, az önce selamlaştığı bir insanı iki saniye sonra nasıl öldürebilecek hale geldiği... Erkekteki saçma ve komik yapı özetle...

 

BİZ DE O SEFİL ERKEKLERDENİZ

Sonuç olarak her şeyin suçlusu erkek mi?

- Onur Ünsal: Biz suçu hormonda buluyoruz, bizim hiçbir suçumuz yok!

- Mert Fırat: İşin ironisi tam da orada... 7 ayrı meslek grubundan erkeğin toplanıp, farklı bakış açılarıyla kadını ortak noktada tutuyor olmaları bir tesadüf değil.

- Onur Ünsal: Aslında erkeğin ergen olma hali var bu işte... Yenilgiyi yok olmak sayıp tamamen kontrolü kaybediyor ya...

- Mert Fırat: Kadın-erkek ilişkisi, erkeğin kadına bakışı, zaten merak uyandıran bir şey. Bir de bunu komediyle harmanlayınca daha da izlenesi ve takip edilesi bir işe dönüşüyor. Genelde komedi filmlerinde kimse bir derinlik anlayışında olmaz. Ama bu metnin bir derinliği de var. Erkek meselesine sürekli bir ironiyle yaklaşan, sonunda da “sefil erkekler” noktasına getirdiği bir bakış açısı ve duruşu var.

 

Bu sefil erkekler görüşüne siz katılıyor musunuz?

- Mert Fırat: Tabii ki katılıyoruz. Biz bununla hesaplaşmak için beş yıl boyunca bu oyunu oynadık ve prova sürecinde de hepimiz tek tek hesaplaştık.

 

Nasıl bir hesaplaşma durumuydu bu?

- Mert Fırat: Biz de bu adamalardan biri miyiz? Evet biriyiz. İster istemez düşünüyorsun bunu...

- Timur Acar: Biz erkekliğimizle yüzleştik bu oyunda. Oyunun içerisinde erkeğin her yaştaki yenilgisini görüyorsunuz. Biz oyunda da, filmde de erkeğin zokayı yutma halini anlattık hep.

 

OYUNU İZLEYEN KADINLARIN DEĞMEYİN KEYFİNE

Oyunu izleyen kadınların tepkisi ne oluyordu?

- Timur Acar: Kadınlar muazzam zevk alıyordu... Hele yanında erkek arkadaşı varsa değmeyin keyfine.

 

Az önce “erkekliğimizle yüzleştik” dediniz. Bu yüzleşmenin hayatlarınıza etkisi ne oldu?

- Mert Fırat: İlk seneler çok değiştik de sonra yine aynı olduk (gülüyor)...

- Metin Coşkun: Yazar, erkeklik hormonunun yaşamdaki yönlendirici özelliğini anlatmaya çalışmış. Bu insanlarda o kadar belli değil ama filde bir mast dönemi oluyor, bu dönemde testosteron 40-50 kat artıyor ve hayvan o dönem zaptedilemiyor. Her şeye saldırıyor, hemcinslerini ve insanları öldürüyor. Hormonlar yaşam dengemizde gerçekten çok önemli ve biz de bunu mizahi bir üslupla anlatıyoruz.

 

Bu, suçu tamamen hormonlara atmak olmuyor mu biraz?

- Mert Fırat: Bizi hayvanlardan ayıran özelliğimiz muhakeme kabiliyetimiz ya güya, yer yer bu kabiliyeti neden yitirdiğimizi anlatıyoruz. Bu tabii ki bir özür ve gerekçe olamaz.

 

BİZ HEP ERGENİZ

Erkeklerin ergenliklerinin her daim devam ettiği konusunda hemfikir miyiz?

- Onur Ünsal: Evet, ben o düşüncedeyim.

- Mert Fırat: Biz “Testosteron”dan önce de böyle düşünüyorduk zaten.

 

Sizce bir erkeğin en ergen hareketi nedir?

- Onur Ünsal: Kız arkadaşının seni aldattığını düşündüğün an ne hale geliyorsan, en ergen hareket o işte. Serinkanlı düşünemez hale geliyorsun, bu durumu yenilgi ve yok olma kabul ediyorsun. Bu durum çok komik değil mi?

 

Filmde gelin karakterini neden göremiyoruz?

- Onur Ünsal: Bir kadın gösterdiğiniz zaman, her şeyi onun üzerine kurmuş oluyorsunuz. Halbuki hikaye kadınlık ve erkeklik üzerine... Bir karakter değil o aslında, tüm kadınları temsil ediyor.

 

BU ADAMLARIN HEPSİ MAĞDUR

Filmdeki hangi karakterin testosteronu daha yüksek?

- Mert Fırat: Hikayeler sayesinde hepsinin testosteronunun ne kadar baskın olduğunu çok net görüyoruz. En sakin, en zararsız gibi görünen kişinin, o testosteron seviyesi artınca ne hale gelebileceğini yedi farklı hikayeyle yansıtıyoruz. Ama galiba Adem’inki daha yüksek.

 

En mağdur karakter hangisi?

- Onur Ünsal: Film bir tanesi mağdurmuş gibi başlıyor ama hepsinin mağduriyeti çok büyük aslında...

- Mert Fırat: Bu mağduriyetlerin sebepleri de başkaları değil, hepsinin sebebi aslında kendileri. Hikayenin en güzel kısmı da o.

 

Film bir düğünde başlayıp düğünde mi bitiyor peki?

- Mert Fırat: Düğünde başlıyor ama düğünde bitmiyor. Bir nikah ve o nikahın etkileri...

 

İŞTE “ERKEK TARAFI”NIN ERKEKLERİ

- Onur Ünsal: Benim karakterim Korcan Bilir. Yanlışlıkla ünlü olmuş bir kuş bilimci... Aynı zamanda filmdeki damadımız.

- M. Cihan Ercan: Benim canlandırdığım karakterin adı Seçkin. Korcan’ın en yakın arkadaşı. O da mikrobiyolog. Korcan ve o kadın, erkek ve aldatılma konularına bilimsel açıdan yaklaşıyorlar ama kendi başlarına gelince bilimin uzağında davranışlar sergiliyorlar.

- Mert Fırat: Ben Tankut Sezer, bir magazin gazetecisi. Eşi de bir başka magazin gazetesinde çalışıyor. Aslında görevi sadece bu bir kuş bilimciyle bir şarkıcının nikahını haber yapmak. Ama başına hiç beklemediği, sebebini de hiç anlamadığı olaylar geliyor. Olayın en büyük mağdurlarından biri.

- Timur Acar: Ben damadın ikiz kardeşiyim ama sadece babalarımız bir. Ve ikimiz de baba sendromu yaşıyoruz. Avukat ve evli bir adam... Tam olarak kılıbık denemez ama karısına başka bir açıdan bakıyor. Annesiyle güne bile gitmiş bir adam bu...

- Metin Coşkun: Ben de baba rolündeyim. Adım Adem... Yaşamak için değişik işler yapan, bu işleri yaparken de çapkınlıklarını sürdüren, her gittiği yerde iz bırakan bir tip.

- Emre Karayel: Gelinin orkestrasında çalan davulcu Kamber’i oynuyorum. Gelini de kapsayan bir macerası var Kamber’in.

- Tuna Kırlı: Volkan Taşan rolündeyim ben de... Nikâh sonrası gelinen mekandaki bir servis elemanı. Hikayeye bir garson olarak dahil oluyor ama hikayenin sonunu belirleyen kişi kademesine kadar yükseliyor.

 

11.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

 

Haberin Devamı
YARIŞMANIN SUNUCUSU ZATEN BENDİM

Ünlü tiyatrocular Nevra Serezli ile geçtiğimiz martta hayatını kaybeden Metin Serezli’nin oyuncu ve sunucu oğulları Murat Serezli, babası olmadan geçirdiği ilk bayramı anlattı. Babasına özlemini ve hislerini açıklamak istemeyen Serezli, babası hayattayken yaşadıkları bayram ritüelini aynen devam ettirdiklerini, baba evinde sabah buluşup öğlene kadar bayramlaştıklarını ifade etti. ‘Kapanmadan Kazan’ adlı yarışmaya Oktay Kaynarca’nın yerine sunucu olduğu konusundaysa, bildiğimizin tersine açıklamalar yaptı. Serezli, Kaynarca’dan önce kendisinin yarışmanın sunucusu olduğunu belirtip geri döndüğünü söyledi.

 

Çocukluğundan bir bayram sabahı dersem nasıl bir sofra ve bayram günü anlatırsın?

Anneannem gün boyunca bayram akşamının yemeği için, başta kardeşimle benim sevdiğimiz yemekler olmak üzere mükellef bir sofranın hazırlığına girişirdi. Bayramın ilk günü babamın elini öperek bayramlaşmamız değişmez ritüelimizdi. Yıllar sonra ayrı evlerde oturduğumuzda da, kesinlikle bayramlaşmalarımız her zaman bayramın ilk günü, öğlen saatleri geçmeden olmalıydı. Akşam yemeğinde de tüm aile sofrada olur, 2 saatten önce muhabbetten kalkmazdık.

 

HARÇLIKLAR EŞİTTİ

 Kardeşiniz Selim Serezli ile aranızda harçlık toplama rekabeti yaşanıyor muydu?

Hayır. Sadece o gün evimize gelmiş aile büyüklerinden ya da ailemizden harçlık aldığımız için, genellikle tam bir rakamsal eşitlik söz konusu oluyordu.

 

Bayramı nerede geçiriyorsun? Aile ve akraba ziyaretleri geleneği sizde devam ediyor mu?

Akraba ziyaretleri pek olmuyor ama çekirdek aile ve teyzemlerin ailesi olarak aynı zamanda babamın evinde olup her zaman bayramın ilk günü bayramlaşırız.

 

Bu, baban Metin Serezli’nin yanınızda olmadığı ilk bayram. Bu konuda neler söylemek istersin?

Hiçbir şey.

 

BAYRAM KARDEŞLİĞİ GETİRSİN

 Anne-babanızın ünlü sanatçılar ve muhtemelen istediğiniz kıyafetleri her zaman alıp giyebilmişsinizdir. Buna rağmen bayramlık kıyafet farklılığı yaşıyor muydunuz?

Bayramlık kıyafet diye bir mefhumum yok. Bunlara şimdi de, çocukken de hiç ehemmiyet vermezdim. Temiz, rahat ve düzgün, her zamanki kıyafetlerimden giyerdim bayram günleri de. Ayrıca çocukluktan beri marka, pahalı ya da seçkin giyinme gibi bir ilgim de olmadığı için son derece ucuz, pazardan ya da eski de olsa öncelikli olarak rahat giyimi tercih ederdim.

 

Savaş ve çatışmaların eksik olmadığı bir yıl geçiriyoruz. Bayram mesajın nedir?

Bayram barışı, empatiyi, anlayışı, dostluğu, sevgiyi, özgürlüğü, kardeşliği getirsin.

 

YARIŞMANIN SUNUCUSU ZATEN BENDİM

 Herkesin tatile çıkarken, ‘Kapanmadan Kazan’ yarışmasıyla yoğun bir ekran macerası başladı. Nasıl gidiyor?

Oldukça yoğun. Haftanın 5 günü, prime-time’dayım. İçeriği hazırlamak için haftanın 3 günü, günde 8 yarışmacı çekiyoruz. Yani 3 gün, 12 saat boyunca çekimdeyim. Muazzam bir konsantrasyon, enerji, dikkat ve ritim gerektiriyor. Günün son saatlerinde yorgun şekilde çektiğim segment, yayında bir akşamın ilk segmentine denk gelebilir. Her zaman enerjik, eğlendirici ve dinamik olmalıyım. Çekim gününün sonunda maraton koşucusu gibi yorgun oluyorum.

 

Önce Oktay Kaynarca’nın sunacağı duyurulan bir programın sunucusu olmak kıyaslanma hissi yaratıyor mu?

‘Önce başka birisinin sunacağı’ diyorsunuz ya, aslında ben sonradan gelmedim. Yarışmanın zaten daha önceki sunucusu bendim. Tanıtım ve fotoğraf çekimlerini bile yapmış, kanalla anlaşmıştık. 2 gün sonra da bölümleri çekecektik ki karar değişti. Bunların internette haberleri de var. 3 hafta sonra teklif yine geldiğinde, ertesi gün çekimlere başlanması gerekiyordu. En hazır sunucu bendim. Yani ben ‘yerine’ değil, ‘geri’ geldim. Bu değişikliklerin gerçek nedenleriyse hala meçhul.

 

ÇOCUKLARIM SEVDİKLERİ İŞİ YAPSIN

 Sen de babasın. İkizlerin Beste ve Bade ile birlikte bayramda her zamankinden farklı ne yapıyorsun?

Henüz bayramdan anlayabilecek yaşlara gelmediler. Bu belki de farklı bir şeylerin döndüğü bir gün yaşadıklarını fark ettikleri ilk sene olacak. Daha 3 yaşında bile değiller. Zamanla hediyeler, kutlaşmalar yüzünden bayram duygusu geliştirirler. Ben de herhalde babamın ritüelini devam ettireceğim.

 

Çocukların için ileride sanatçılık planları yapıyor musun? Ailen sanat dünyasından uzak durmanı istemiş miydi?

Hayır. Hangi, meslekte mutlu olacaklarsa, o işi seçsinler. Yapmakta oldukları işi sevmek zorunda kalmasınlar da… Her zaman sevdikleri işi yapsınlar. Sanatı seçerlerse, o meslek olmadan yapamayacakları için olmalı. Ailem de benim için hep aynı düşüncedeydi. Oyunculuğu seçmem konusunda kararı bana bıraktılar.

 

10.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
UÇAĞA BEN BİLE İNANMADIM

‘Kapış Kapış’ adlı programla yarışma formatları arasında farklı bir yer edinen Sinan Çalışkanoğlu, mütevazı yaşamaya çalışan sıradan biri olduğunu ve oyunculuğa 15 yıl önce devlet tiyatrolarında figüranlık yaparak başladığını söylüyor. Bugünlerde Kanal D’nin beğeniyle izlenen yarışma programını sunan Çalışkanoğlu, ‘Birçok önemli isimle birlikte bir dizide oynuyorum ama hala ilk günkü amatör ruha sahibim’ diyor.

 Bu işe ilk adımı nasıl attınız?

Küçükken bir mahalle düğününde şarkı arası verildiğinde taklitler yapmıştım. Sonrasında popüler oldum. Herkes düğününe beni çağırmaya başladı. Yetenekli olduğumu hep söylerlerdi ama beni asıl keşfeden ve Pera Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmemi sağlayan annemdir.

 

‘Şanslı Masa’ ve ‘Selena’ dizisiyle sizi tanıdık. Şimdi çok daha farklı bir programla ekrandasınız. Bu projeye başlamaya nasıl karar verdiniz?

Kendimi tekrar etmek durumunda kalmadığım projelerde yer aldığım için şanslı olduğumu düşünüyorum.

‘Şanslı Masa’ sonrasında ‘Kapış Kapış’ programından teklif geldiğinde ön görüşmeye gittim ve deneme çekiminde çok eğlendik. Eğlenceli bir ekiple farklı bir formatı hayata geçirmek beni çok mutlu etti.

 

Program nasıl geçiyor?

Çok eğlenerek çektiğimiz montajsız halinde bile tansiyonun hiç düşmediği bir program… Yarışmacıların kaydığı borudan defalarca kaydığım için bazen ellerim su topluyor, bazen sesim kısılıyor ama yorulduğumu bile anlamadığım kadar eğlenceli ve hareketli geçiyor.

 

Türkiye’deki yarışma formatlarını nasıl buluyorsunuz?

Son zamanlarda farklı formatlı birçok yarışma var. Bu çok güzel… Sektör gittikçe gelişiyor, yeni formatlar denenip hepsine bütçeler ayrılıyor. Ama geliştirilen format dünyanın en çok izlenen programı bile olsa Türk halkının nabzını yakalayamayan işlerin kalıcı olamayacağını düşünüyorum.

 

Uçak, tekne gibi büyük hediyeler söz konusu. Bunlar iddialı hediyeler…

Açıkçası ilk başta ben bile inanmamıştım. Devasa bir stüdyoda hem uçak hem karavan hem araba bir de üzerine tekneyi görünce “Hem sunup hem yarışabilir miyim?” diye bir düşündüm. En sakin yarışmacı bile stüdyoya adım attığı anda hırslanıyor. Çünkü birkaç saat içinde neredeyse bir servete sahip olabiliyor.

 

Yarışmanın sunucusu siz olmasaydınız, bir yarışmada uçak kazanma şansı olduğunu duysaydınız tepkiniz ne olurdu?

“Olur mu öyle şey” derdim mutlaka. Eğer uçak veriyorsa, imkansız oyunları olacağını düşünürdüm.

 

Hazırlık aşamaları nasıl geçiyor? Kaç kişilik bir set ekibiniz var?

Yaklaşık 15 kişilik tamamen iş kafasıyla hareket eden profesyonel ama bir o kadar da eğlenceli bir ekiple çalışıyorum. Her yarışma gününde erkenden buluşup mutlaka ön toplantı ve oyun denemeleri yapıyoruz. Kamera arkasında titiz ve hiçbir detayı atlamayan bir ekip, adeta eliniz kolunuz oluyor.

 

Çalışma saatleriniz nasıl?

İnsani şartlarda, aralarda uzun bekleme sürelerinin olmadığı, “Bitsin de gidelim” demediğimiz şartlarda çalıştığımı söyleyebilirim.

 

Yarışmacıları seçerken belli bir kriteri göz önünde tutuyor musunuz?

Bu aslında yapım ekibinin cevaplaması gereken bir soru ama bildiğim kadarıyla bir hikayesi olan çiftler daha çok tercih ediliyor.

 

7 EYLÜL’DE DÜĞÜN VAR

 İzleyicilerden dönüşler nasıl?

Çok güzel tepkiler alıyorum. Zaten yaptığınız işin başarılı olması halkın nabzından geçiyor. Sokakta yürürken bile yarışmayla ilgili güzel yorumlar alıyorum. Oyunculuktan farklı olarak bir karaktere hayat vermeden insanlara kendimi tanıtabilmek de benim adıma çok güzel.

 

Yeni bir projeyle ilgileniyor musunuz?

TRT’de ‘Bir Yastıkta’ adlı dizide rol alıyorum. Diziye yaz döneminde kısa bir ara verdik. Son olarak bahsetmesi kısa sürer ama bir koşuşturmaca içerisindeyim. 7 Eylül’de heyecanla beklediğimiz bir düğün bizi bekliyor.

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
ARA VERMEDEN DEVAM EDİYOR

‘Menekşe ile Halil’, ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Muhteşem Yüzyıl’ gibi fenomen dizilerde oynayan Hasan Küçükçetin, oyunculuğa ara vermeden devam ediyor. Son olarak yaz aylarında ‘Gulyabani’ filminin çekimlerinde yer alan oyuncu, yeni sezonda atv’nin ‘Kaçak’ dizisiyle seyirci karşısına çıkacak. Küçükçetin, Süreç Film, imzalı diziye senaryosunu çok beğendiği için tatil yapmadan dahil oldu. Çekimlerinin bir kısmı Sivas-Divriği’de gerçekleşecek dizide, Gürkan Uygun, Berk Hakman, Mustafa Avkıran, Begüm Birgören ve Özlem Yılmaz gibi isimler rol alıyor.

 

10.08.2013 – MİLLİYET TV

Haberin Devamı
İKİ KEZ EVLENME TEKLİF ETMİŞ

Düğün tarihini 20 Eylül’den erkene almak isteyen Tolga Güleç, nişanlısı Yeliz Şar’ı Muğla’da çekilen “Sürgün İnek” filminin setine çağırdı. Güleç, rol arkadaşı Vildan Atasever’e diz çökerek evlenme teklifi edeceği sahnede, kamera arkasındaki Şar’a dönerek, “Vildan git buradan... Benim gerçek aşkım kamera arkasında.Yeliz, benimle evlenir misin?” dedi.  Güleç, daha sonra nişanlısıyla konuşarak evlilik tarihini eylülden ağustosun ilk günlerine alarak, evlendi.

 

07.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
HAYATTA UZUN VADELİ DÜŞÜNMÜYORUM

Pis Yedili’ dizisinde Ferit rolü ile ekrana gelen Barış Akan (Üregül), genç yaşına rağmen son derece olgun, bilinçli ve mesleğinde emin adımlarla ilerleyen genç bir oyuncu. “Düzgün ve doğru insan olursam iyi şeylerin beni bulacağına inanıyorum” diyerek hayata dair bakış açısını dile getiriyor. Sinemaya olan tutkusu, mesleğine verdiği önem ve aldığı eğitimle umut vaad eden Barış Akan ile oyunculuk kariyerinin başında, hayata ve sağlıklı yaşama dair konuştuk.

 

Çekimler dolayısıyla yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz. Bu yoğunlukta sağlıklı beslenme konusunda dikkat edebiliyor musunuz?

Ben yalnız yaşıyorum. Tabii yalnız yaşayan, bekar bir erkek için sıcak ev yemeği her zaman kolay bulunmuyor. Genelde dışarıda yemediğim zamanlar eve sipariş veriyorum. Sipariş verdiğinizde karşınızda yüzlerce fast-food tarzı, sağlıksız yemek seçeneğiniz oluyor fakat düzgün, kaliteli ve sağlıklı yemek bulmak zor oluyor.  Uzun zamandır tek yaşadığım için hangi restoranların iyi, temiz ve sağlıklı yemek yaptığını deneyimleyerek öğrenme zamanım oldu. Fakat bu meslekte çalışma zamanlarınız hiç belli olmuyor. Bu da yemek düzenime olumsuz yansıyor. Örneğin sabah 2-3 gibi setten eve gelince, tost yiyip yattığım çok oluyor.

 

Spor yapıyor musunuz? Özel olarak ilgi alanınıza giren bir spor dalı var mı?

Üniversitenin ilk yıllarından bugüne düzenli bir spor alışkanlığım gelişti. Bu alışkanlığımı o zamandan bugüne yaşadığım her yerde korudum. Spor yapmak istendiğinde aslında imkanlar sonsuz. Zamanında pek çok değişik spor merkezine kayıt olup düzenli olarak gittim. Bu aralar evde spora vakit ayırıyorum. Evde kısa bir zaman ayırıp yapılan şınav, mekik, barfiks bile yararlı oluyor. Bunların dışında çocukluğumdan beri mevsimsel olarak, yüzme, rüzgar sörfü ve kayak yapıyorum.

 

Sağlıklı beslenme konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Tabii benim de sağlıklı beslenmeyle ilgili bazı doğrularım var. Gece yatmadan 3-4 saat önce hiç bir şey yememeye özen gösteriyorum. Protein ağırlıklı beslenmek insanda tokluk hissini arttırıyor. Bu nedenle genelde et, tavuk ya da balık ağırlıklı beslenmeye dikkat ediyorum. Nişasta ağırlıklı yemekler yediğimde çok daha çabuk acıkıyorum. Yaptığım en büyük yanlış, sağlıklı bir yemek düzeni geliştirdikten sonra ipleri gevşetmem. Sağlıklı yemek yemeği geçici bir proje olarak değil, yaşam tarzı olarak benimsemek gerektiğini düşünüyorum.

 

Çok gençsiniz ama yine de sormak istiyoruz, sağlık kontrolleri yaptırıyor musunuz?

Açık söylemek gerekirse check-up’ları atlıyorum. Sağlık konusunda aileme gösterdiğim özeni pek kendime gösteremiyorum.

 

Çekimler yoğun olduğu dönemlerdeki iş stresinizi en aza indirebilmek adına nasıl bir formülünüz var?

Çok stresli olduğum zamanlar kendimi kapatırım. İnternetten film ya da dizi izlerim. Kafamı en azından başka bir dizi ya da filmle dağıtmak stresimi kontrol altına almama çok yardımcı oluyor.

 

Kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? Bu zamanlarda neler yaparsınız?

Benim için kendimle baş başa kaldığım zaman çok önemlidir. Her gün en azından bir kaç saat hiç bir şey yapmadan kafamı dağıtmak, her zaman ihtiyaç duyduğum bir şeydir. Kendi başıma olmasam da çok sevdiğim bir ya da iki kişiyle sinemaya gitmek, karanlıkta tam konsantre güzel bir film izlemek stresimi en aza indirgediğim anlar oluyor.

 

Genç bir oyuncu olarak, kendinizi yetiştirmek adına, oyunculuğunuza katkı sağlayacağını düşündüğünüz nefes egzersizi, oyunculuk eğitimi gibi çalışmalar yapıyor musunuz?

Ben iki seneden fazladır Ümit Çırak’tan oyunculuk dersleri alıyorum. Beden ve nefes kontrolü egzersizleri de yapıyoruz. Diyafram kullanımı ve duruş oyunculukta çok önemli. Özellikle yoga tarzı nefes egzersizleri, stresi uzaklaştırma ve daha iyi odaklanma anlamında bana yardımcı oluyor.

 

Bir erkeğin sağlığına ve düzenli yaşamına gösterdiği önemi dış görünüşüne de göstermesi konusundaki düşüncelerinizi neler?

Her erkeğin duruşuna, tutumuna ve hayatına yakışır şekilde dış görünüşünü şekillendirmesi gerekir. Ben oyuncu olduğum için tabi ki dış görünümüme dikkat ediyorum. Erkeğin iyi görünebilmesi kolay ve etkisi büyük. Kadınlar kadar titizlenmemiz gerekmiyor.

 

Birer cümleyle; hayat, sağlık, spor, gençlik, şöhret ve mutluluk sizin için ne ifade ediyor?

Hayat benim için kısa ve tadının çıkarılması gereken bir süreç. Sağlık, kısa olan hayatın daha da kısalmaması için dikkat edilmesi gereken. Gençlik, yaşlandığında pişmanlıklarla değil, güzel anılarla dolu olması gereken bir hayat dilimi. Şöhret, gelip geçici ve sadece daha büyük bir amaca hizmet ediyorsa gerçekten değeri olan bir kavram. Mutluluk, ailem, arkadaşlarım, sevgilim.

 

Hayata bakış açınız nedir?

Hayata her zaman pozitif bakmaya çalışırım ama ne yazık ki bu bakışı korumak çok zor. Düzgün ve doğru bir insan olursam iyi şeylerin eninde sonunda beni bulacağına inanıyorum.

 

Gelecek planlanmasında kendinizi hangi konumda görüyorsunuz?

Bu konuda hiç bir zaman iyi olmadım. Bunu olumsuz olarak söylemiyorum ama kafamda nasıl bir gelecek kurarsam kurayım eninde sonunda hayat beni başka bir tarafa sürükledi. O yüzden bu aralar çok uzun vadeli düşünmüyorum.

 

07.08.2013 – www.erkeksagligi.com

Haberin Devamı
ANNEANNEMİN MEZARINI ZİYARET EDERİM

Her bayram Ankara’ya ailemin yanına gitmeye özen gösteririm muhakkak. Anneannemin mezarını ziyaret ederim. Önemlidir benim için bayramlar… Özellikle ilk gün ailemle olmayı tercih ederim. Ama bu bayramı İstanbul’da geçireceğim.

 

07.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
BÜYÜKADA İYİ BİR ALTERNATİF

Bayramda Büyükada'da olacağız. Ailem, arkadaşlarımız hep bir arada. Genelde bayramlar hep böyle keyifli geçer. Sıkışık çalışma ortamlarından dolayı insanlar bir araya gelemiyor. Ama bayramlar bunun için bir fırsat. Keyifli sohbetlerimiz olacaktır.

 

07.08.2013 - MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
EN GÜZEL MİÇO

Geçenlerde Ceyda Ateş botta kürek çekerken, sevgilisi Buğra Toplusoy ayaklarını uzatmış keyif yaparken objektiflere takılmıştı. Toplusoy, önceki gün de botla Ceyda Ateş'i Gümüşlük'teki markete alışverişe gönderdi. Oyuncu, alışverişten döndükten sonra dürbünle kıyıyı yokladı.

 

10.08.2013 - MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
ÇEŞME'DE BALAYI

Geçtiğimiz gün evlenen ünlü oyuncular Tolga Güleç ve Yeliz Şar Çeşme'de balayı tatili yapıyor. Akşam gezmesi için Alaçatı sokaklarına çıkan Tolga Güleç ve Yeliz Şar balayının tadını çıkarıyor. Bayramı Çeşme'de geçireceklerini belirten yeni evli çift Alaçatı'dan vazgeçemediklerini belirtti.

 

07.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
KAPTAN VE MİÇOSU

Ceyda Ateş, yazı sevgilisi Buğra Toplusoy’la tatil yaparak geçiriyor. Tekneyle denize açılan çift, sırasıyla Göcek, Fethiye, Simi, Pserimos, Kos ve Kalymnos adasını gezdi. Denizin kurallarını öğrendiğini söyleyen Ateş, “Teknede yaşam zor olmasına rağmen kaptan-miço ilişkisini bozmuyoruz” diyor

 

 Daha uzun süre dinlenmek ister gibi bir haliniz var. Tatiliniz nasıl geçiyor?

Tatil güzel geçiyor. Hem dinleniyorum hem yoruluyorum (gülüyor). Bu sene değişik bir tatil geçiriyorum. Çoğunlukla karada değil, deniz üstünde koyları, Yunan adalarını gezerek ve yelken yaparak geçiyor. Bu süreçte yelken yapmayı ve denizin kurallarını öğrendim.

 

 Rotanızda ilk durağınız neresiydi?

Yazın çok başında olduğu için tatile Göcek ve Fethiye koylarında başladık. Çünkü hava ve su Göcek’te daha sıcak oluyor.

 

 Sonra?

Sırasıyla Fethiye, Simi, Pserimos, Kos ve Kalymnos adasıyla devam etti. Hepsinde birkaç gün geçirdik. Her gezinin sonunda da Bodrum’a geliyoruz.

 

 En çok hangi koydan keyif aldınız?

Bazen yaşam olan adalarda vakit geçiriyoruz, bazen yaşam olmayan ıssız koylarda... İki favorim var. Birincisi, Simi Adası. Diğeri de, Türk denizcilerin çok gitmediği Pserimos Adası’ndaki Vathy Koyu. 300 kişinin yaşadığı küçücük bir ada dibi. Bembeyaz kum, cam gibi

deniz... Buğra’yla sessizliğin ve doğanın tadını çıkarıyoruz.

 

Buğra Toplusoy nasıl bir tatil  arkadaşı?

Buğra’yla tatil çok güzel geçiyor. Teknede yaşam zor olmasına rağmen kaptan-miço ilişkisini bozmuyoruz. Her anın keyfini çıkarmaya bakıyoruz.

 

 Uyumlu bir çift misiniz?  Birlikte nasıl eğleniyor, nelerden  keyif alıyorsunuz?

Aynı şeylerden keyif alıyoruz.

Sevgili olmak dışında çok iyi arkadaş olmayı becerebildik. Bu yüzden de ilişkimiz keyifli bir hal aldı. Birlikte tavla oynuyoruz, yemekler yapıyoruz, kitap okuyoruz, gittiğimiz yerleri motosikletle keşfediyoruz... Uzun değil, sık sık tatil yapıyoruz. İşlerimizden dolayı sürekli

İstanbul’a geliyoruz. 

 

 Evlilik planınız var mı?

Henüz bunu söylemek için çok erken. Bunları konuşup ilişkimizi yorucu hale getirmek istemiyoruz. Şu an sadece yaşamak istediğimiz gibi yaşıyoruz.

 

İKİ FİLMLE BEYAZ PERDEDE

 

 Bu arada iki filmin çekimlerini tamamladınız. “Rüya Gibi Geçti”nin  nasıl bir hikayesi var?

Mehmet Taşdiken çekti. Partnerim Melih Selçuk. Filmde hüzünlü bir aşk hikayesini anlatıyoruz. Benim oynadığım Lale, iki aşk arasında kalıp, seçtiği kişiden gördüğü acıyı, hayal kırıklıklarını, vazgeçilmeyi ve vazgeçebilmenin ne demek olduğunu yaşıyor. Tabii ki konu sadece bu değil. Filmde diğer oyuncuların da anlam yüklediği ayrı konular var.

Bu filmde hüzünlü bir aşk hikayesinin yanı sıra normal yaşamdan da çok şey görecekler. 

 

 “Gulyabani”nin türü ne? 

Gerilim-komedi tarzında bir film. Çünkü insanlar izlerken hem gerilecekler hem de gülecekler. Kadromuz çok iyi: Deniz Uğur, Didem Balçın, Melike Öcalan, Mustafa Üstündağ, Sarp Bozkurt, Kenan Ece, Cüneyt Arkın ve Perihan Savaş. Filmde, 4 genç kadın senaryo yazmak için dağ evine gidiyor. Kızların kendince olan hikayeleri, aralarındaki iletişimler, çatışmalar ve ardından da başlarına gelen olaylar yansıtılacak. 

 

 Dizi projeniz var mı?

Var ama yapımcımızın isteği üzerine bu proje ve rolümle ilgili konuşamıyorum. Zaten çok yakında çekimlerine başlayacağız. Çok güzel bir hikaye.

 

 Yurt dışında bir kariyer düşünüyor musunuz?

Evet. Buradaki yaptığım işleri CD’ler hazırlayıp, CV’imle birlikte yurt dışındaki bazı önemli cast ajanslarına ve menajerlere göndereceğim. Bunun çalışmalarına başlandı.

 

 Zeren Akman’la işbirliğinizden bahseder misiniz? Nasıl bir koleksiyon hazırlayacaksınız?

Zeren Akman, çok sevdiğim ve birçok ayakkabımın tasarımını yapan kişi. Ablam gibi. Zeren Akman-Ceyda Ateş imzalı ayakkabılar tasarlayacağız.

 

11.08.2013 – MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
ÇEŞME'DE BALAYI

Geçtiğimiz gün evlenen ünlü oyuncular Tolga Güleç ve Yeliz Şar Çeşme'de balayı tatili yapıyor. Akşam gezmesi için Alaçatı sokaklarına çıkan Tolga Güleç ve Yeliz Şar balayının tadını çıkarıyor. Bayramı Çeşme'de geçireceklerini belirten yeni evli çift Alaçatı'dan vazgeçemediklerini belirtti.

 

07.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
PERİ MASALI 14 ŞUBAT'TA VİZYONA GİRİYOR

Yönetmen Biray Dalkıran, modern Selvi Boylum Al Yazmalım olmaya aday olan Peri Masalı'nın çekimlerine başlayacak. Çekimleri Kıyıköy’de gerçekleşecek olan Peri Masalı filminin kadrosu hemen hemen tamamlandı. Filmin kadrosunda; Emre Kızılırmak, Sedef Şahin, Alp Korkmaz’in yani sıra Temel filmlerinden tanıdığımız Çetin Altay, Suskunlar dizisinin Takoz İrfan’ı Mehmet Özgur, Sema Mortiz ve Nuri Bilge Ceylan’in son filminde başrol oynayan Tamer Levent’in yer alacağı netleşti.

Dalkıran’ın büyük bir özenle seçtiği oyuncu kadrosu bu hafta tamamlanacak ve film çok yakında start alacak. Fakat kadın başrol oyuncusu Peri karakteri hala bulunamadı. Elemelerin tamamlandığını ve 3 kisi içinden seçilecek Peri’nin çok yakında açıklanacağını söyleyen ünlü yönetmen; ‘Peri Masalı’ benim bugüne kadar yazdığım en iyi senaryo. 14 Şubat’ta vizyona girmesini planlıyorum. Modern Selvi Boylum Al Yazmalım olarak nitelendirebilirim’ dedi.

 

01.08.2013 - SÖZCÜ

Haberin Devamı
PERİ MASALI ÇEKİMLERE BAŞLADI

Yönetmen Biray Dalkıran’ın son filmi “Peri Masalı”nın çekimlerine Kırklareli-Kıyıköy’de start verildi. Burcu Kıratlı da bu projeyle ilk başrol deneyimini yaşamaya başladı. Kıratlı, “Peri Masalı”nda ünlü oyuncu Emre Kızılırmak ile birlikte kamera karşısına geçti.

 

06.08.2013 – www.gecce.com

 

 

 

Haberin Devamı
ÜNLÜ ÇİFT EVLENDİ

Oyuncu Tolga Güleç meslektaşı Yeliz Şar ile Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde dünya evine girdi. Nikahı Kadıköy Belediyesi'nde İsmet Karakus kıydı. Nikaha "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisinden Aras Bulut İynemli ve oyuncu Buket Dereoğlu katıldı. Nikah şahitliğini ise Zeynep Günaytan, Beliz İnal, Erman Erbek ve Doğan Holding CEO'su İrfan Şahin yaptı. Yeliz Şar "Evden çıkmadan önce ağladık. Davullar zurnalar gelmiş, böyle bir jest yapmış. Çok mutluyum Allah herkese ilk aşkıyla evlenmeyi nasip etsin" dedi.

 

04.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
“TESTOSTERON” SİNEMAYA UYARLANIYOR

Oyun Atölyesi’nde beş yıl boyunca kapalı gişe oynayan Testosteron oyunu, Erkek Tarafı adıyla sinemaya uyarlanıyor. Andrzej Saramonowicz’in oyunundan uyarlanan ve İlksen Başarır’ın yönettiği filmde Mert Fırat, Emre Karayel, Onur Ünsal, Timur Acar, Metin Coşkun, Tuna Kırlı ve Cihan Ercan başrolleri paylaşıyor. Yedi erkeğin iptal edilmiş düğün sonrası bir resoranda yaşadıkları hesaplaşma üzerine kurulan filmin yapımcılığını ise Mars Entertainment Group üstleniyor. Çekimleri devam eden Erkek Tarafı, aynı zamanda İlksen Başarır ve Mert Fırat’ı üçüncü kez bir araya getiriyor. İkili daha önce de Atlı Karınca ve Başka Dilde Aşk filmlerinde birlikte çalışmıştı.

 

04.08.2013 - HABERTÜRK

Haberin Devamı
YELİZ ŞAR VE TOLGA GÜLEÇ EVLENDİ

Yeliz Şar ile Tolga Güleç dün Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde kıyılan nikâh ile evlendiler. Daha önce 20 Eylül’de evlenmeyi planlayan Yeliz Şar ve Tolga Güleç, düğün tarihlerini öne çekmiş ve 2 Ağustos Cuma günü olarak belirlemişlerdi. Çiftin Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde kıyılan nikâhını çok sayıda gazeteci takip etti. Ünlü oyuncuları bu mutlu gününde yakın arkadaşları yalnız bırakmadı.

 

03.08.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

Haberin Devamı
ÜNLÜ AKTÖRÜN YENİ SÜRPRİZİ

Şarap dünyamızın yeni üreticilerinden biri de ünlü aktör Cezmi Baskın oldu. Baskın, Bozcaada’daki kendi bağlarında yetiştirdiği üzümleri Ezine’de şaraba işliyor

 Unutulmaz “Baba” filminin rejisörü Francis Ford Coppola 1975’te Kaliforniya’nın en saygın şaraphane ve bağlarından birini satın alıp burada adını verdiği şaraplar üretmeye koyulmuştu. Mafya filmlerini özellikle seven, iri kıyım cüsseli İtalyan kökenli aktör “Şarabım gümbür gümbür bir şarap olsun. Tadanların damağını doldursun, iz bıraksın. Doğayı yansıtsın, beni yansıtsın” diyordu. Nitekim öyle de bir şarap yaptı... Ancak ilk örneklerden valizine attığı birkaç şişeyi Paris’teki şarapsever dostlarına ne olduğunu söylemeden tattırdığında “Bu ne yahu? Cezayir şarabı filan mı? Ne kadar kaba bir şarap!” tepkisini aldı. “Beyler, bu benim şarabım. Onca emekle yaptım” dediğinde de tepki değişmedi. Dostları açıksözlüydü: “Şarabın sağlam, sıkı dokulu ve gövdeli olması her şey değil. Böyle şarap yapmak kolay. Asıl maharet, hem güçlü hem de içim zarafeti sergileyen, damaktan kadife gibi kayan bir şarap yapabilmek”...

Ünlü yönetmen bu dersin ardından, şaraplarının kaba tanenlerini yontmaya, onlara incelikler aşılamaya, dengeli bir içim elde etmeye çalıştı. İlk rekolteleri eleştirilen şaraplar, bugün ise Amerika’nın en iddialıları arasında. Beyaz Saray’da bile servis ediliyor...

 Karanfil ve tütün kokuları hissediliyor

Bozcaada’da bağ ve şarap yatırımına giren ünlü aktör Cezmi Baskın da

şaraba biraz Coppola gibi, romantik yaklaşmış. Uzun yıllar sosyalist çizgideki Ankara Sanat Tiyatrosu’nda aktörlük yapan Baskın, tıpkı AST’da da sahneye konan Maksim Gorki’nin biraz “kaba gerçekçi” eserleri gibi, doğayı artıları ve eksileriyle şaraba yansıtmaya çalışmış. Çok rafine, işlenmiş bir şarap elde etmeye uğraşmamış, bardakta adeta doğanın dile gelmesine, onun kendini ifade etmesine izin vermiş.

Bu yönüyle biraz Coppola’nın ilk şaraplarını da anımsatıyor.

Cezmi ve Çisel Baskın’ın bağcılığa girişmesi, 1993’te Kuzey Ege’ye yaptıkları bir geziyle başlamış. Toprak tutkusu o yıl kanlarına işlemiş. Birkaç yıl sonra da ortasında eski bir ağıl da olan Bozcaada’daki ilk bağlarını almışlar. Baskın, o günler için “Hep merakım olan bağcılığa başlamak için daha iyi bir fırsat olamazdı. Bağın içinde bir de küçücük bir ev... İnsan daha ne ister?” diyor.

Baskın’lar toprakla uğraşmayı sevmiş, zamanla Geyikli’de bir zeytinlik alıp Cezz markasıyla kendi zeytinyağlarını üretmişler. Bağlarının ilk şaraplarını da geçen yıl piyasaya çıkarmışlar. Cezmi Baskın şaraplarda yerli ve yabancı üzümleri birlikte ve ayrı ayrı kullanmış. Fransız kökenli ama daha çok Arjantin’de yetiştirilen Malbec üzümünü adanın Sulubahçe bölgesinde yetiştirmiş. Ezine’deki ufak tesisinde şaraba işledikten sonra 12 ay fıçıda dinlendirmiş. Sonunda ortaya burunda egzotik rayihalara sahip, yabanmersininden karanfile, topraktan tütüne değişik çağrışımlar uyandıran bir şarap ortaya çıkmış. Şarap, güçlü yapısı, yoğun dokusu ve demirden tanenleriyle biraz “kalın” ama sevimli, adeta Coppola’nin ilk dönem şaraplarının bir akrabası. 4-5 yıl eskitilme potansiyeline de sahip.

Baskın’ın yine 2011 rekoltesinden yaptığı diğer şarabı ise Çayır bağlarından, Cabernet Sauvignon ve Syrah (Şiraz) kupajı. Diğer şarap 13 alkollü iken, bu 14.5 derece alkollü. Bu şarap gövdece daha mülayim ama tanenler hayli sert, kompleks bukelere sahip. Vişne, karanfil, tarçın ve karamel kokularına deri ve kuru meyve nüansları da eşlik ediyor. Baskın, bu ürünlerinin ardından Kaz Dağları’nda yeni bağlar dikmiş ve Malbec’ten Emir’e, Boğazkere ile Öküzgözü’nden Merlot ile Cabernet Sauvignon’a uzanan bir yelpazede üzümler yetiştirmeye başlamış.

Baskın ailesi, yılın büyük bölümünü adada, bağların ve zeytinliklerin içinde geçiriyor. Cezmi Bey dizi çekimlerine gidip gelirken, eşi işlerin başında olduğundan gözü arkada kalmıyor. Birkaç yıl önce açtıkları küçük aile lokantasını kapatmış olsalar da, yolu adaya düşenleri bağlarına, zeytinliklerine ziyarete bekliyorlar. Yaptıklarını naif bir dille anlatıyorlar ama, gerek zeytinyağları gerek şarapları, tecrübesi az bir yeni üreticiden beklenenden çok daha iyi. Şarap dünyamız, daha ilk yıldızı parlayan yeni bir üreticiyle renklenmiş durumda...

 

04.08.2013 – MİLLİYET PAZAR

Haberin Devamı
HETEROSEKSÜELLERİN DEHŞETİ DAHA FAZLA DEĞİL Mİ?

“Kayıp Şehir” dizisinin Duygu’su Ayta Sözeri’yi Sezen Aksu’nun son Açıkhava konserinde sahnede izledik. “Benim zorlu geçen yıllarımın ödülü Sezen’le tanışmak” diyor. Hayatının güzel bir dönemi ama “trans dehşeti” haberlerine öfkelendiğini söylüyor: “Aç gazeteyi bak, kim yengesini bilezikleri için öldürmüş, kim sevgilisiyle kocasını öldürmüş... Heteroseksüellerin dehşeti daha fazla değil mi?”

 

Ayta Sözeri’yle tanışmayı “Kayıp Şehir”den beri istiyordum. Aysel’in akıl hocası Duygu olarak sevip bağrına basmıştı seyirci onu, dizinin ömrü kısa oldu. Ayta’nın hikayesi ise yıllardır asıl yaptığı meslek olan şarkıcılıkla devam etti ve ben onu nihayet Kınalıada Boncuk’taki meşhur programında tanıdım. Cuma, cumartesileri iğne atsan yere düşmüyor mekanda.

Ayta bütün görkemi, kendi tasarladığı şahane kostümleriyle bir boy gösteriyor, siz de onu tanıyan herkesin dile getirdiği o “sahne ışığıyla” tanışıyorsunuz. En son, Sezen Aksu’nun Harbiye Açıkhava’daki konserine çıktığında çok daha fazla kişinin gözünü alan ışığıyla...

Ayta’yla Cezayir Sokak’ta buluşurken aklımda onun merak ettiğim hikayesini öğrenmek var elbette.

Ama bir o kadar da son haftalarda iyice artan transseksüel cinayetleri var. Ben bu kadar dehşete düşerken, her okuduğum ölüm haberiyle, birçok LGBT derneğinde görev yapan, aktivist bir trans birey olan Ayta Sözeri ne düşünüyor, ne hissediyor, kim bilir? “Hiç senin tanıdığın biri öldürüldü mü?” diye sorduğum anda gözlerinden yaşlar dökülüyor, çok fena hissediyorum kendimi. Biz gazetede “Bir trans cinayeti daha” diye bir haber okuyoruz, ondaki karşılığı “Kardeşim öldürüldü” oluyor.

Konuşurken insanın gözünün tam içine bakan bir kadın Ayta. Gözleri yaşarmadığı zaman yüzünde hep çok güzel bir gülümseme var, çok da matrak, herkese tatlı tatlı takılıyor sürekli. Sanki dünyanın en kolay hayatını yaşamış ve yaşamakta, ne dert, ne tasa... Ama öyle şeyler anlatıyor ki benim gidip ona ev vermeyen o emlakçıyı, yanına yolcu oturtmayan otobüs firmasını basasım geliyor. Nasıl katlanıyor buna, hayata nasıl hâlâ gülümseyerek bakabiliyor, bir de üstelik insanları sevmeye devam ediyor hâlâ, anlamaya çalışarak geçiyor saatlerimiz.

  Son altı ay içinde dört trans birey öldürüldü... Dehşet verici bir rakam...

Ayrıca intihar eden iki arkadaşımız var mesela, insan durup dururken intihar etmez ki. Biyolojik bir kadının çektiği bütün sıkıntıları çekiyorsun ve üzerine trans birey olmanın sıkıntıları ekleniyor. Ben balık çok seviyorum, alayım istiyorum ama bakmak lazım, öldürürüm diye korkuyorum ufacık bir süs balığını. Ve bir insanın başka bir insanın hayatına son vermeye karar vermesini anlayamıyorum. Psikolog değilim, bu insanların ne derece hasta olduğunu bilmiyorum ama kuracak cümle bulamıyorum bunları duyduğum zaman.

  Bireysel hastalıklardan ziyade belki bu ülkede bu zemin neden buna bu kadar müsait, onu konuşmalıyız...

Doğrusu bu, evet. Acilen bir yasa lazım, nefret cinayetlerine büyük cezalar getirilmeli. Hafifletici sebeplere güvenememeli insanlar. Devlet tarafından koruma altına alınması lazım insanların yaşama hakkının.

 “Annem diziyi izledi mi bilmiyorum”

  Bu haberleri okuduğunda ne hissediyorsun?

“Acaba benim sıram ne zaman gelecek?” diye düşünüyorsun... Yaptığın iş hiç önemli değil, her gün sokağa çıkarken sadece ona benzemediğin için senden nefret eden birinin gelip sana bir bıçak sokabileceği bir ülkede yaşıyorsun. “Yarın ben de olabilirim” diyorsun, “Trans bireyler için bir şey yapabildim mi?” diye düşünüyorsun. Aslında ölmekten korkmuyorsun, senden sonra gelecek olan trans bireylere rahat bir hayat yaşatabilmek, rahat da değil aslında, hayatı tırnak içinde normal şekilde yaşatabilmek için bir şey yapabilmek istiyorsun.

  Sormak bile zor ama hiç öldürülen tanıdığın oldu mu Ayta?

Bizde annelik denen bir sistem vardır. Çok küçük yaşlarda baskılar yüzünden ailenin yanından ayrıldığın için hayatı tanımıyorsun ve dünyadaki en zor mesleği yapacaksın, seks işçiliği... Tanrı bana bir yetenek verdiği için, şarkı söyleyebildiğim için seks işçiliği yapmadım ama sana bu hayatı öğreten, tehlikeleri öğreten annelerin var. Benim de annem var, Ankara’da. Ayda ismi. Onun yetiştirdiği her kız birbiriyle kardeş oluyor. Yani Türkiye’nin dört bir yanındansın, her şeyin farklı ama kardeşsin. Ve benim annemin iki tane kızı öldürüldü, iki kardeşim öldürüldü benim. Onlardan konuştuğumuz zaman, Ayda’nın, anne dediğimiz kadının gerçekten anneleriymiş gibi ağladığını görüyorum, dayanamadığını, onların sevdiği şarkıları dinleyemediğini...

Bu nasıl bir acımasızlıktır ya Rabbim?

  Üniversiteyi baban “Okuyamazsın” dediği için okumuşsun. Niye öyle dedi?

E tek başına kalıyorsun, evden kovuluyorsun, hayatın zorluklarını biliyor adam, ne yapacağım, o hayatta kaybolmamak için çalışmak zorunda kalacağım. Çalışırken okuyamazsın diye düşündü ama ben hem çalıştım hem okudum. Babama şimdi biraz daha hak veriyorum, ne yapacaktı yani, sen kendini tanımıyorsun, baban nereden bilecek nasıl bir birey olduğunu?

  Annen daha ılımlı mıydı?

Daha anneydi. Ama benim kadar acı çektiğine inanmıyordum. Hatta bir konuşmamızda şöyle dedim ona, “Sen de haklısın, başka evlatların da var. Ama benim bir tane annem var”.

  Annen oyunculuğunu beğeniyor mu?

Ketum bir kadın, çok söylemiyor. Bir de birkaç karikatürize rolüme denk geldi, herhalde diğerlerini de izlemiyordur. “Kayıp Şehir” hakkında hiç konuşmadık, izledi mi bilmiyorum. Garip bir tespiti vardı, “Gene orospuyu mu oynuyorsun?” diyordu. Ama Türkiye’deki bu zihin haritasının değiştiğini düşünüyorum “Kayıp Şehir”le.

 “Yanına yolcu vermeyin yazıyordu bilette”

  Hangi derneklerde aktifsin sen?

Pembe Hayat Derneği’nin aktivistiyim, KAOS GL’nin gönüllüsüyüm, SPoD’un üyesiyim, İstanbul LGBT’nin de kurucu üyesiyim.

  Bu hafta sonu bir atölye var Lambda’da, “Polis LGBT olduğunuz için işleminizi aksatırsa ne yapmalısınız” diye. Çok oluyor mu böyle şeyler?

Tabii, hastanede bile tedavi edilmediğin oluyor. Devlet kurumlarını bırak, restoranda sana servis açmıyorlar.

  Senin başına geldi mi böyle bir şey?

Geldi, hem de çok ünlü bir yerde. Kapıdan almadılar,  “O tarzları almıyoruz” dediler, beni göstererek. Şimdi inadına gidiyorum ama. Görmeye tahammül edemeyeler görsünler diye.

  Bir de otobüs hikayen var, korkunç...

Bilet hâlâ bende, saklıyorum. “Tro’dur, yanına yolcu vermeyin” yazıyor üstünde. Alırken fark etmedim, otobüse binmeden önce bilete bakayım dedim. Ailemin yanına gidiyorum, Bandırma’ya. Ve orada yeri yerinden oynattım. Annemlere gittiğimde müdürler ellerinde çiçekler, çikolatalarla geldiler, “İstemiyorum, açma kapıyı” dedim anneme. Sonra bir banko görevlisinin yaptığını bütün şirkete mal etmek istemedim, bazı sözler aldım, açıklama ibaresini tamamen kaldırdılar.

  Bir de diziden sonra tanınır olmana rağmen ev bulamamışsın...

Apartmanın önünde emlakçıyı bekliyoruz, Cihangir’de. Apartmandan altı kişi falan çıktı, “Seni çok seviyoruz yavrum, ne güzel akıllar verdin sen o Aysel’e” deyip fotoğraf çektirdiler benimle. Ve emlakçı geldi. “Kim tutacak evi?” dedi, “Ben” dedim. “Burada travestiye ev vermiyorlar” dedi. “Neden?” dedim, “Bu apartmandakiler sevmiyorlar travestileri” dedi. “Ama biraz önce benimle fotoğraf çektirdi bu apartmandan çıkan insanlar?” dedim, “Yok yok, boşuna uğraşma” dedi.

  Çok sinirlenmiyor musun?

Artık sinirlenmemeye çalışıyorsun, çünkü sinir sana zarar veriyor. Yıllar içerisinde kolit oldum. “Ne zaman değişecek?” diye düşünüyorsun, “Herhalde ben göremeyeceğim” diyorsun, “Yok yok, göreceğim” diyorsun sonra. Kendini kandırıyorsun.

  Şimdi ne gibi planların var?

Belgeselim çekildi benim. Bir ödev olarak başladı, Çağnur Öztürk diye bir öğrencinin yüksek lisans tezi olarak. Ama çekmeye başladıktan sonra 20 dakika diye yola çıktığı şey 45 dakika falan oldu ve Altın Portakal’a gönderdi onu. Adı “Gizli Özne”. Benim bir günümle alakalı. Bir de dizi var ama detaylarını kesinleşince konuşuruz.

 “Bazı cümleler yüzünden geri çevirdiğim çok rol oldu”

 Bir röportajda, “Bir replik yüzünden reddettiğim diziler oldu” demişsin... Nedir o?

“Yabancı Damat”ta dört bölümlük bir rol vardı. Sonunda trans birey olduğunu anlıyor adam ve o da “Ne zannettin, ben tabii ki erkeğim” diyor. Öyle cümleler yüzünden çok geri çevirdiğim roller oldu. Ajansım böyle rolleri bana önermiyor bile. Pazarlık yapan, birini bıçaklayan, hapse düşmüş trans bireyleri oynamıyorum.

  Bunları göstermemek gerektiğini mi düşünüyorsun?

Böyle şeyler yok ki zaten. Gazetelerin ‘trans dehşeti’ diye yazdığı ne? 20 tane polis var, o da gözaltına alınmamak için kendini kesiyor. Dehşet başka bir kişiye uygulandığı zaman dehşet değil midir? Kendine uyguluyor. Yoksa aç gazeteyi bak bakalım kim yengesini bilezikleri için öldürmüş, kim sevgilisiyle birlikte olup kocasını öldürmüş... Heteroseksüellerin dehşeti daha fazla değil mi?

 “Hayatımın her anında vardı Sezen Aksu”

  Sezen Aksu’yla tanışmanız “Kayıp Şehir” dizisinden sonra mı oldu?

Aslında dizi sırasında Sezen, Yıldırım’a (Türker) soruyormuş beni. Bir gün uyuyorum otel odasında, telefon çaldı, açtım, “Ayta, Sezen ben Sezen” dedi. Ya uyuyorum ya da öldüm dedim. Çünkü hayatımın her anında vardı Sezen. İlk âşık olduğumda vardı, evden ayrıldığımda vardı, kendimi öğrendiğimde vardı, annemi görmeye çalıştığım ve göremediğim zamanlarda vardı, parasız kaldığımda vardı, aç kaldığımda vardı. Sanki beni takip eder gibiydi. Anlattım ya annelik sistemini, Ayda çok büyük bir hayranı Sezen’in ve bir elektrikle ona bağlı olduğunu düşünüyor. Ben o evin salonunda çerçevenin içinde Sezen Aksu fotoğraflarıyla yaşadım. Her yerde kendisi yoksa bile eli vardı, hata yaptığım zaman “Küçüğüm” diyordu, çok üzgündüm, “Gülümse hadi” diyordu.

Benim yaşadığım zorlu yılların ödülü Sezen’le tanışmak.

  Ama daha fazlası oldu, adeta sana kol kanat gerdi...

Bu hayatta yalnız olmadığımı hissettiriyor Sezen Aksu bana. Ve bunu bazen çok küçük şeylerle, bazen de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’na çıkartıp şarkı söyletmek gibi çok büyük şeylerle yapıyor.

  Ne hissettin o gün konserde?

Sezen Aksu’nun seni anlatması, sahneye çıkartması ve şarkı bittikten sonra büyük alkışlarla ve tekrar övgülü cümlelerle seni geri göndermesi... O an bir hissim var mıydı sence? Daha sonra videoları izlediğim zaman gördüm, kaçmışım zaten içeriye.

 

04.08.2013 – MİLLİYET PAZAR

 

Haberin Devamı
KENDİ KAFEMDE MANTI AÇMAK İSTİYORUM

Yurtdışında yaşamak istiyor, iyi yemek yapıyor, ufak bir kafe açma hayali kuruyor. “Gulyabani” ve “Rüya Gibi Geçti” filmleri için bu yaz kamera karşısına geçen 25 yaşındaki oyuncu Ceyda Ateş, yeni sezonda bir TV dizisinde yer alacağını söylüyor

 

Ceyda Ateş sinema ve televizyon dünyasının yıldızı parlayan isimlerinden... Beş yaşında çocuk güzeli seçilmesiyle başlayan oyunculuk kariyerinde her yıl çıtayı biraz daha yükseltiyor. Kavak Yerleri, Yer Gök Aşk, Elveda Rumeli gibi onlarca dizide konuk oyuncu olarak ekranlarda boy göstermeye başlayan Ateş, ardından Adını Feriha Koydum'da ikinci role ve başrole kadar yükselmeyi başardı. Şu sıralar onu daha çok Ege sahillerinde erkek arkadaşıyla tatil yaparken görsek de o boş durmuyor. Şan dersleri alıyor, yurtdışında dil eğitimi görmek için okul araştırıyor. Yaz tatiline “Rüya Gibi Geçti” ve “Gulyabani” isimlerinde iki de sinema filmi sığdıran 25 yaşındaki genç oyuncuyla yeni projelerini, ilişkisini ve gelecek hayallerini konuştuk.

 

ÇIKMAM GEREKEN ZİRVELER VAR

Röportaj için Galata'da buluşuyoruz. Buranın Ceyda Ateş için önemi büyük. Çünkü ilk başrol projesi olan Evlerden Biri'nin bazı bölümleri bu semtte çekilmiş. "Bu semtin ruhunu seviyorum. Bir de sokaklarındaki küçük butiklerinden alışveriş yapmak hoşuma gidiyor. Tasarım ayakkabı, çanta ya da elbise bulabiliyorum," diye söze giriyor. İki sinema filminde birden başrol oynamaktan mutlu. Hemen sinema projelerinden söz etmeye başlıyor. Ekim ayında vizyona girmesi beklenen “Rüya Gibi Geçti”de hüzünlü bir aşk hikayesi anlatılıyormuş. Bu filmde kalp kırıklığı yaşayan genç bir kızı canlandırmış. İkinci filmi ise dört arkadaşın dağ evinde başından geçen hikayelerden oluşuyor. "Herkes korku sanıyor ama gerilimle komedinin bir arada olduğu ilginç bir film," diye özetliyor. Yeni sezonda televizyonda olup olmayacağını soruyorum. Ağustos’ta çekime başlayacağı ve eylülde yayınlanacak bir projede yer alacağını söylüyor. Hatta bu proje için şan dersleri bile alıyormuş. "Ama yapımcımla sözleşmem gereği bilgi vermem yasak," diyerek bu konuyu geçiştiriyor. 20 yıldır objektifler ve kameralar önünde geçen bir hayat onunki... Peki ama geldiği noktadan mutlu mu? Gururla anlatmaya başlıyor: "20 yıl boyunca her sene yenilendim, kendime daha çok şey kattım. Şu anda yaşıtlarımla karşılaştırdığımda olmam gereken yerdeyim. Ama daha çıkmam gereken zirveler var."

 

MUTFAKTA ÇOK HAMARATIM

Söz kazançlarına ve yatırımlarına geliyor... "TV dünyasında astronomik rakamlar konuşuluyor. Siz de onlarca projede yer aldınız. Para biriktirdiniz mi? Nelere yatırım yaptınız?" diye soruyorum. Yanıtı "Evet, çok büyük paralar var. Ama isminiz belli bir yere gelince bu rakamlar geçerli. Ben Gurbet Kadını projesinden sonra iyi kazanmaya başladım. Kazandıklarımı da hep eğitime harcadım. Aileme de hiç yük olmadım. Bir otomobil aldım, şu an onu ödüyorum. Bir de ev alma hayalim var. Ticaret soruyorsanız çok anlamam. Ama hayalimde ufak bir kafe açmak var. İnsanlarla ilgilenmeyi ve yemek yapmayı çok seviyorum. Mantıyı bile kendim açarım. Dışarıdan yemek yapmayı bilmeyen bir kız gibi görünüyorum ama her türlü yemeyi yapabiliyorum" oluyor.

 

TEK ZAAFIM AYAKKABI

Lüksle arasının ayakkabı dışında pek olmadığını da şu sözlerinden anlıyoruz: "Pasajdan 5 liraya bir tişörtü çekimde dahi giyiyorum. Lüks çanta, elbise tutkum yok. Tek zaafım ayakkabılar. Zeren Akman'ın tasarladığı ayakkabıları çok seviyorum. İleride onunla birlikte bir ayakkabı koleksiyonu yapmayı da düşünüyorum."

 

YAŞIMIN OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ İLİŞKİ YAŞIYORUM

Aşk konusunda oldukça dürüst. "Gizleyecek, saklayacak bir şeyim yok," diyor. Bir süredir cemiyet hayatının yakından tanıdığı ailelerden birinin oğluyla, Buğra Toplusoy ile aşk yaşıyor: "Ben bugüne kadar yaşadıklarımı ne ailemden ne de basından sakladım. Yaşım 25 ve olması gerektiği gibi bir ilişki yaşıyorum. Bunu da dolu dolu yaşıyorum. Bunun iyi ya da kötü yanını düşünmedim. Bazılarının yakalanmamak için kaçmalarını strateji ve oyun olarak değerlendiriyorum. Evet, erkek arkadaşımla tatile gittim. Güzel bir ilişkim var. Mutluyuz, huzurluyuz. En önemlisi birbirimizi anlıyoruz ve saygı duyuyoruz. Kaçmak, saklanmak, "Biz arkadaşız," demek bana komik geliyor." Yine de ailesi ve menajeri zaman zaman onu "Geride kal, çok kendini gösterme," diye uyarıyormuş. "Ben gece kulüplerinde gezmiyorum ki, tatilde yakaladıklarında çekiyorlar," diye durumu açıklıyor.

 

YURTDIŞINDA YAŞAMAK ÇOCUKLUK HAYALİM

Gelecekle ilgili birçok hayali var Ateş'in. Bunlardan biri de yurtdışında yaşamak. Çocukken annesine "Ben ileride yurtdışında yaşayacağım," dermiş. Amerika hayali hâlâ içinde ukde... İngilizce CV bile hazırlatmış. "Belki Hollywood olmasa da Avrupa'da şansımı denerim," diyor. Kazandıklarıyla da bir oyunculuk okulu açmak istiyor. "Maddi gücü yetmeyen çocuklara tiyatro sevgisi aşılmak istiyorum," diye anlatıyor.

 

AŞK UĞRUNA İŞİ BIRAKAMAM

Sıkı bir Instagram kullanıcısı. Ve hesabından sık sık özel hayatıyla ilgili kareler paylaşıyor. Sevgilisinden o kadar içten ve aşk dolu bahsediyor ki sanki o istese oyunculuktan vazgeçermiş gibi geliyor. Ama o sevginin sınırsız fedakarlık olmadığı kanısında: "Sevdiğiniz insan için fedakarlık yaparsınız. Zaten sevgi demek, paylaşım demek. Ama kimse kimseye 'Her şeyi bırak,' diye bir yaptırımda bulunamaz. Her şeyden vazgeçmek sevginin ispatı değildir. Benim önceden kurduğum bir hayatım var. Fedakarlık yapabilirim ama bu her şeyi bırakmam anlamına gelmez," diyor.

 

AT BİNİYOR, BAL MASKESİ YAPIYOR

Göz önünde olunca ve güzel olunca herkes bakım için ne yaptığını merak eder. Çocuk yaştan itibaren at binen oyuncu ayrıca yüzüyor ve pilates yapıyor. Günlük hayatta makyaj yapmıyor ve her gün cildini soda ve gül suyu ile yıkadığını anlatıyor. Maske yerine üzüm çekirdeği sürüyor. Haftada bir gün de bal maskesi yapıyor. Saf balı cildinde 15 dakika bekletip yıkıyor.

 

KİTABA ÇOK PARA HARCARIM

Tatil yapmayı, otantik yerler keşfetmeyi çok seviyor. Balat ve Galata İstanbul'da en sevdiği semtler. Bodrum, Gümüşlük'ün de Ateş için ayrı bir yeri var. Bu yaz erkek arkadaşı Buğra Toplusoy ile Yunan adalarını gezmişti. Simi adasından çok etkilendiğini söylüyor. Dubrovnik de en favori tatil destinasyonları arasındaymış. Tatile çok para harcamadığını söyleyen Ateş, "Kitaba çok para yatırırım. Sırf cildini beğendiğim için bile kitap alabilirim. Özellikle mesleğimle ilgili bütün kitapları alıyorum," diyor.

 

03.08.2013 – SABAH GÜNAYDIN

 

Haberin Devamı
EN BÜYÜK HAYALİM YÖNETMENLİK

Oyunculuğun yanı sıra “Aşk ve Baştan Çıkarma Üzerine” ve “Bağlanma Korkusu” adlı kitapları ve köşe yazılarıyla dikkat çeken Başak Sayan, bilmediğiniz yönleriyle karşınızda! Düzenli olarak meditasyon yapan Sayan, bu şekilde daha sakin ve huzurlu kalıp her şeyi akışa bırakabildiğini söylüyor.

 

Oyunculuk çocukluk hayaliniz miydi? Hikayeniz nasıl başladı?

Oyunculuk çocukluk hayalimdi. Çocukken hem oyuncu hem de yazar olmak isterdim. Çok şanslıyım ki ikisini birden yapabiliyorum. Çocukken katı kuralları olan bir evde büyüdüğüm için benim gerçek dünyadan kaçış noktam kitaplar ve filmlerdi. Tüm çocukluğum boyunca bambaşka bir hayal dünyasında yaşadım filmler ve kitaplar sayesinde. Annem çok kızardı fazla hayalperest olduğum için. Şansa bakın ki şimdi yazdığım kitaplar ve yarattığım kahramanları hayal gücümün zenginliği sayesinde yaratabiliyorum. Çocukken izlediğim her filmden sonra günlerce filmde beni en çok etkileyen kahraman olarak yaşardım. Tamamen o olurdum. Her gece kendimi banyoya kilitler ve ayna karşısında o kahramanın mimiklerini çalışır, onun gibi konuşmaya çabalardım. Ailem psikolojik destek almam gerektiğini bile düşünmüş olmalı. Yazdığım küçük öykülerdeki kahraman da aslında hep bendim. Hayal ettiğim, olmak istediğim kişiyi yazardım aslında o hikayelerde… Hala yazdığım romanlarda kahramanla kendimi özdeşleştirmeden yazamam. Erkek kahramanlarımı yaratırken bile kendimle özdeşleştirebileceğim bir tarafı olur.

 

 Şimdiye kadar en severek canlandırdığınız karakter hangisiydi? Oyunculuktaki hedefiniz nedir?

Şimdiye kadar en severek canlandırdığım karakter Araf Zamanı’ndaki Gülşen karakteriydi. Harem’deki Çeşmi-Fesat karakterini de ilk başlarda çok sevmiştim ama son bölümlere doğru hikaye tıkandığından karakterle ilgili sıkıntılarımız oldu.

 

 Örnek aldığınız oyuncu var mı? Beğendiğiniz Türk ve yabancı isimler?

Örnek aldığım kimse yok, hiç olmadı da.. Birini örnek alırsanız kendi özünüzden kaybedersiniz. İster istemez onun gibi olmaya çalışırsınız. Bu da sizin kendi ışığınızı, size has yönleri görmenizi önler. Her insan eşsizdir ve herkesin kendine has, kimsede bulunmayan özellikleri vardır. Onları fark edip ortaya çıkartmak daha önemlidir. Beğendiğim isimlere gelince, Edward Norton, Anthony Hopkins, Sir Ian McKellen, Jean Reno, Johnny Depp ilk aklıma gelenler. Kadınlardan Audrey Tautou ve Penelope Cruz’u beğeniyorum. Angelina Jolie’nin son yıllardaki çizgisini ve çabasını da takdir ediyorum.

 

En çok hangi türdeki projelerde yer almayı istiyorsunuz?

Ben tarihi filmlerin ve fantastik sinemanın aşığı birisiyim. Ülkemizde fantastik sinema yapılmıyor ancak en çok istediğim şeylerden birisi bu. Tarihi projelerde yer almak da bana ayrı bir haz veriyor.

 

Güzellik ve bakımınıza özen gösterir misiniz? Kullandığınız ürünler, yanınızdan ayırmadığınız kozmetikler neler?

Çok makyaj yapan birisi değilimdir. Gece bir yere gideceksem eyeliner ve rimel ile ruj yeterli oluyor. Ancak cilt temizliğine çok önem veriyorum. Hiçbir zaman cildimi temizlemeden uyumam. Düzenli nemlendirici ve sıkılaştırıcı kremler kullanıyorum. Yılda birkaç defa vitamin iğnesi enjeksiyonu yaptırıyorum cildime. Estee Lauder ürünlerini çok kullanıyorum. Özellikle İdealist favori ürünüm diyebilirim. Kadife gibi yapıyor cildimi. Yanımdan ayırmadığım ürünler ise dudak nemlendiricisi, dudak renklendiricisi, nemlendirici…

 

 Spor yapıyor musunuz? Beslenme rutininiz nasıl?

Spor düzenli olarak yapıyorum. Haftada 4 gün ağırlık ve fitnes çalışıyorum. Vücudu bölerek yapıyorum bunu. Yani bir gün sırt ve arka kol, bir gün omuz ve ön kol, bir gün bacak ve popo, diğer gün ise kardiyo… Bunun dışında yoga ile vücudumu esnetmeye özen gösteriyorum. Beslenmeye gelince, asla kızartma veya benzeri şeyler tüketmiyorum. Kırmızı eti yılda belki bir ya da iki sefer yerim. Genelde balık ve beyaz et tercih ediyorum. Spor yaptığımdan dolayı yumurta oldukça önemli. Fast food hayatta yemem. Meyve ve sebze çok tüketirim. İçki ve sigara kullanmam. Ve uykuma çok dikkat ederim. Bunlar dışında düzenli olarak meditasyon yaparım. Bu şekilde daha sakin ve huzurlu kalabiliyor ve her şeyi akışa bırakabiliyorum.

 

 Kendinizde en beğendiğiniz özelliğiniz? Değiştirmek istediğiniz bir huyunuz var mı?

Çok sabırsızım ve kolay öfkeleniyorum. Bunları değiştirmeyi isterdim ama bunlar da beni ben yapan özellikler farkındayım. Meditasyonla bunlarda müthiş bir azalma olduğunu söyleyebilirim. Meditasyonu düzenli yaptığım dönemler daha sakin, daha hoşgörülü ve daha az öfkelenen biri oluyorum. Erkek arkadaşım meditasyonu düzenli yapmadığım günleri hemen fark ediyor ve kaç gündür meditasyon yapmadığımı soruyor. Sevdiğim özelliklerime gelince çok disipliyim, kolay kolay pes etmem ve ne olursa olsun her şeyi yeni baştan inşa edebilirim. Her şeye objektif bakabilme gibi bir yeteneğim var. Bazen yakınların bu özelliğimden yakınsa da her zaman objektifim. Bir de araştırma ruhum var benim, bilgi açlığıma iyi geliyor ve bu özelliğim bana yaşama sevinci veriyor.

 

Yurtdışına oldukça sık çıkıyorsunuz. Özellikle takip ettiğiniz modacılar ya da ünlü markalar var mı?

Evet yurt dışına oldukça çok çıkıyorum. Balmain’in çizgisini çok beğeniyorum ama inanılmaz pahalı olması pek hoşuma gitmiyor. Stella McCartney, İsabel Marant, Alexander Wang, Proenza Schouler’a bayılıyorum. Dolce and Gabbana’nın da bazı kreasyonlarını çok başarılı buluyorum ve o etnik temayı seviyorum. Türklerden Arzu Kaprol ve Hakan Yıldırım’ın çizgisini de çok beğeniyorum.

 

 Modayla ne kadar ilgilisiniz? Alışverişe ne sıklıkta çıkarsınız? Nerelerden alışveriş yaparsınız?

Modayla elbette ben de epey ilgiliyim ama ona körü körüne bağlı değilim yani onun için yaşamıyorum. Kendime göre bir çizgim. Zamansız parçalarla trendy olanları karıştırmayı seviyorum. Aslında her şeyi karıştırmaya bayılıyorum. Şifon eteklerle kalın salaş kazakları, gece elbiseleriyle deri ceketleri kombinlemeyi, zarif elbiselerle askeri parkaları birlikte giymeyi seviyorum. Alışverişse sezon başlarında ve sonlarında çıkarım. Sezon sonlarındaki indirimlerde zamansız parçalar bulabiliyorum kolaylıkla üstelik yarısından bile daha az bir fiyata. İstanbul’da devamlı alışveriş yaptığım yerler Beymen ve Harvey Nichols… Bir sürü markayı aynı anda bulabilmeyi seviyorum. Onun dışında Tünel’de, Galata’da ve Nişantaşı’ndaki butikleri de gezmeyi ihmal etmiyorum.

 

Dolabınızın en gözde parçaları neler?

Dolabımın en gözde parçaları Dolce and Gabbana’dan, Alexander Wang ve Stella McCartney’den aldığım elbiseler, Burberry elbiseler ve trençkotlar, Chanel 2.55 çantalarım ve Rick Owens deri ceketlerim epey kıymetliler benim için.

 

 Hayatınızda oyunculuk dışında neler var?

Hayatımda oyunculuk dışında elbette yazmak var. Hafta sonları vatan da yazıyorum. Bunun dışında şu an yeni romanımı yazıyorum. Bu üçüncü kitabım olacak. Yazma ve oynamanın dışında en sevdiğim diğer şey okumak… Çok iyi bir kütüphaneye sahip olduğumu söyleyebilirim. Film izlemek de okumak kadar bana zevk veren diğer şey. Bir de seyahat etmek… Her seyahatten dönüşte kendimi yenilenmiş ve ilham dolmuş hissediyorum. Bunlar olmadan yaşayamam sanırım.

 

 Okuyucular sizin yazılarınızı kitaplarınızı çok sevdi.  Yakın zamanda var mı sürpriz bir proje?

Evet, şu an üzerinde çalıştığım bir kitabım var. Türkiye’de çok denememiş bir şey yapmaya çalışıyorum. Umarım sonucu hayal ettiğim gibi olur. Her zaman okuyucuların kalbine dokunan ve onları düşündüren şeyler yazmayı seviyorum.

 

 Senaryo yazıyor musunuz? Yönetmenlik düşündünüz mü hiç?

Senaryo yazıyorum. Bağlanma Korkusu’nun film olma durumu vardı. Son aşamada bazı sorunlar oluştu. Senaryosunu ben yazmıştım. Ancak dizi senaryosu yazmayı düşünmüyorum. Onun matematiği tamamen farklı. İlerideki en büyük hayalim yönetmenlik yapmak. Kendi hikayelerimi kendim yönetmek istiyorum ama daha var buna…

 

 Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz, inanıyor musunuz? Hayatınızda biri var mı?

Aşk benim için oldukça önemli. Ve ne önemlisi aşkın bir tanımı yok. O sadece yaşanır ve yaşanırken değil daha sonra anlaşılır çoğu kez. Sadece kalp atışlarının nedensiz yere hızlandığında, karnına sebepsiz yere ağrılar girmeye başladığında ve en önemlisi sürekli bir endişe hali ortaya çıkmaya başladığında aşıksındır demektir. Aşk inansanız da inanmasanız da o var. Bir şeye inanmıyor olmak onun gerçekliğini değiştirmez. Bundan yüzyıl önce insanlara havada yüzen manyetik dalgalarda ses ve görüntü taşınabileceğini söyleseniz sizinle alay ederlerdi ama şimdi radyo, telefon ve tvlerde bunu kullanıyoruz. Ona inanmamak onun gerçekliğini değiştirmedi o zamanlarda da… Evet, hayatımda birisi var.

 

 En çok ne tarz yerleri seversiniz? Bu yaz için planlarınız neler?

Ben hem tarih ve sanat kokan yerleri severim hem de doğayla iç içe olabileceğim yerleri. Tarih ve sanat açlığımı geçen ay çıktığım Venedik ve Floransa gezim sırasında tatmin ettim. Şimdi doğayla iç içe olacağım yerlere çeviriyorum rotamı.

 

Hayat felsefeniz nedir?

Hep ileri bakmak… Pişmanlığım yaşadıklarımdan çok yaşamadıklarıma olması hayat felsefem diyebilirim…

 

Kısa kısa

En son izlediğiniz film

En son izlediğim film Azrail’i Beklerken…

En sevdiğiniz kitap

En sevdiğim kitap Anna Karanina ile Tanrılar Okulu…

En çok gittiğiniz kafe veya restoran

En son gittiğim restoran Ankara’da bir balıkçı…

En son aldığınız hediye

En son aldığım hediye annemden çok güzel bir elmas set…

 

AĞUSTOS 2013 – www.trenderamagazine.com

Haberin Devamı
ARTIK AKLIMLA AŞIK OLUYORUM

“Harem” dizisinin naif sultanı Abide’yi canlandıran Gamze Karaman, “İlk görüşte aşk 18’li yaşlarımda kaldı. Ben artık aklımla aşık oluyorum” diyor.

Komedi dizisi “Harem”de canlandırdığı Abide Sultan karakteriyle sempati kazanan Gamze Karaman, her ne kadar Abide’yi en sevdiği karakteri olarak tanımlasa da söz konusu aşk olunca, ona hiç benzemiyor. Karaman, ilk görüşte aşka inanmıyor.

 

“Harem” bitti. Yeni projeler var mı?

Görüşmeleri devam eden iki-üç dizi projesi var. Henüz tam netleşmedi ama yeni sezonda komediden farklı bir iş yapacağım.

 

Abide karakteri eğlenceli miydi sizin için de?

Dört dörtlük bir kızdı Abide... Sultan’ı öldürmek için girdiği sarayda ona aşık olmuş, eli ayağına dolanmış iyi bir kız. İnsancıl... Aşık olunca gözü bir şeyi görmüyor. Aynı benim gibi!

 

İtiraf gibi oldu, aşık olunca gözünüz hiçbir şey görmez mi gerçekten?

Hepimiz öyle değil miyiz? Aşk mantıksız bir duygudur; yoksa nasıl açıklayabiliriz ki onu gördüğümüzde midemizde uçuşan kelebekleri ya da sokakta yürürken aklımıza geldiğinde yüzümüzde beliren komik sırıtışları... Bu durumu kabul etmezsek, akıl hastanesine yatmamız gerekir! Güzel bir duygu, hoş bir delilik hali bence aşk.

 

İLK GÖRÜŞTE AŞK 18 YAŞINDA OLUR

 Sizin için ilişkide neler önemlidir?

Hiç o “Önce ruh güzelliği... Dış güzellik uçar gider, o yüzden önemli değil” yalanlarını söylemeyeceğim! Benim için görünüş önemli. Ayrıca ilgi delisi bir kızım. Bana karşı nasıl davrandığı da bir ölçü. Karşı tarafın bana davranışı, tavrı çok önemli.

 

Var mı yeni bir ilişki?

Birkaç haftalık bir ilişkim var. Aslında uzun zamandır tanışıyoruz ama ilişkimiz yeni yeni bu yöne ilerledi.

 

İlk görüşte aşk değildi yani...

İlk görüşte aşkın 18’li yaşlarımızda kaldığını düşünüyorum. Ben bu yaştan sonra bir insanı ancak onu tanıdıktan sonra sevmeye başlıyorum. Artık daha akıllı aşık oluyorum yani... O kişinin hayatımda nerede olduğuna, hayatımın ne kadarını kaplamaya başladığına bakıyorum. Aynı şekilde ben onun hayatında ne olabilmişim... Bunlar da zamanla anlaşılacak şeyler. Birbirinizi tanıdıkça oluşur zaten.

 

Komedide oynayınca neşeli olmak mı gerekiyor?

Gülmeyi severim. Karşımda asık suratlı insan görmek istemem. Çünkü enerjimi alır. Fazla hareketliyimdir hatta hiperaktif diyebilirsiniz bana. Çalışmadan duramam. Tatildeyken bile mutlaka bir uğraşım vardır. Telefonla bile oturarak konuşamam, mutlaka dolaşmam lazım.

 

Set bitti, tatil zamanı... Rota nereye?

Tatil sezonumu Çeşme ve Bodrum’la açtım. Bayram tatilindeyse Roma’ya, oradan da Capri’ye...

 

Roma ve Capri’ye ilk seyahat mi?

Roma’yı çok seviyorum. Tarihi havasıyla beni çok etkiliyor. Her yıl Roma’ya bir kez giderim. Oraya gitmişken Capri adasına mutlaka uğrarım.

 

2004’te Miss Globe’da ikinci oldunuz. Yarışma sonrası yurtdışına açılmayı düşünmediniz mi?

Yarışmayı kazandığımda yaşım küçüktü. Ailem üniversite eğitimi almamı istedi. Bu nedenle yarışmadan ancak 6 yıl sonra, tam insanlar beni unutmak üzereyken ortaya çıktım. Oyunculuğu tercih ettim. Hiç mütevazı olamayacağım, çaba gösterdim ve karşılığını aldım. Bu iş için çok uğraştım. İkinci rolleri oynadım, setlerde süründüm. Özel dersler aldım. Maddi-manevi çaba gösterdim. Ama yurtdışı hayalim hiç olmadı. Türkiye’de iş yapıp yurtdışında onunla beğeni toplamak, o işi oralarda izlettirmek daha çok hoşuma giderdi, ama ben çok hayal peşinde koşan biri değilim. Türkiye’den başka bir ülkeye gidip kendini ispatlamak kolay değil. Ama yapan meslektaşım olursa onunla gurur duyarım. Mesela Saadet Aksoy güzel işler yaptı.

 

Yurtdışında yaşayabilir misiniz peki?

Yaşayamam. 10 gün tatile gitmek güzel de, orada yaşayamam ben. Sıkılırım. Ailemi ve arkadaşlarımı özlerim. Aileme çok bağlıyım. Kalabalık bir aileyiz. Üç kız kardeşiz. Onlardan ayrılmak istemiyorum. Hâlâ ailemle yaşıyorum zaten, evlenene kadar da onlarla oturacağım. Yalnız kalma korkum var.

 

Sizin de kalabalık aileniz olsun ister misiniz?

Kalabalık bir ailem olsun çok isterim. Ama bu işler planla olmaz. Bir bakarsınız, bir anda bir adamla tanışırsınız. Bir bakarsınız o sizin için doğru adamdır ve siz onun için doğru kadınsınızdır, evlenirsiniz.

 

“Aşık olacağım erkekte çok şey aramam ama evleneceğim adamda çok şey ararım” demişsiniz. Ne arıyorsunuz?

Bir erkek arkadaşımızı ve kocalarımızı seçeriz ama çocuklarımız babalarını seçemezler. Bunun sorumluluğu bize ait. Erkek için de bu böyle. Çocuğunun annesini seçiyor. Yani olay sevgili olmanın ötesine, başka bir boyuta geçiyor. Erkek bu sorumluluğu taşıyabilmeli. Bu sorumluluğu taşımayanla o yola çıkmam. Erkeğin kişiliği önemli. Saygı uyandırmalı. Bunun da parayla ilgisi yok. Fikirleriyle, tavırlarıyla, oturup kalkmasıyla saygı uyandırmalı. Ayaklarının üstünde durmalı.

 

Güzellik yarışması, oyunculuk filan olmasa bugün nasıl bir hayatınız olurdu?

Spor akademisi mezunu olduğum için beden eğitimi öğretmeni olurdum sanırım. Belki modayla ilgilenirdim ya da restoranım olurdu. Zaten var bir restoranım biliyorsunuz, Anadolu Yakası’nda Koşuyolu’nda “Müzeyyen”.

 

Hem fitsiniz, hem yemekle aranız iyi. İşin sırrı nedir?

Yemek yapmayı severim ama elbet orada ben pişirmiyorum. Ama çok yerim. Hareketli olduğumdan almıyorum.

 

Modayla aranız nasıl? Nasıl giyinmeyi seviyorsunuz?

Düz, yalın şık giyinirim. Alışveriş hayatımda önemli bir yerde. Alışverişe çıkmayı, vitrinlere bakmayı çok severim. Bu iş için saatler ayırıp mağaza mağaza dolaşırım. Nereye yeni ne gelmiş, son koleksiyonlara ne eklenmiş takip ederim. En çok ayakkabı, çanta ve saat alışverişini seviyorum. Ayakkabı benim için en önemli parça. Zanotti ve Christian Louboutin favori markalarım.

 

‘Vintage’ merakınız var mı?

İstanbul’da hiç yapmadım ama Paris’te arada sırada baktığım birkaç ‘vintage’ mağaza var. Hatta oradan aldığım bir Chanel çantam var, en sevdiğim çantam hala.

 

“Güzeller şanssız olur” derler ya, bu klişe size hiç uymuyor değil mi? Siz kendinizi en çok ne konuda şanslı buluyorsunuz?

İnsan şansını kendi yaratır. Kader vardır elbette. Çok önemli bir payı bile vardır hayatımızda. Ama ben asla teslimiyetçi olmadım. Kendi kaderimi kendi ellerimle çizmeye ya da değiştirebildiğim oranda değiştirmeye çabalarım. En azından yüzde elli şansımız olmalı diye düşünüyorum.

 

‘Keşke’ler var mı hayatınızda?

Kimin yok ki… Ama yine burada da önemli olan keşke’leri en aza indirgeyebilmek. Bazen keşke’lerin de ‘iyi ki öyle oldu’ya dönüştüğü de oluyor. Yıllar sonra bugün keşke dediğimiz bir şey için iyi ki de öyle olmuş demedik mi hiç?

 

01.08.2013 - SENİNLE

Haberin Devamı
MODERN SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

Ünlü yönetmen Biray Dalkıran'ın yazdığı ve yöneteceği, çekimlerinin ise kendi memleketi Kıyıköy'de gerçekleşeceği yeni filmi 'Peri Masalı'nın kadrosu nerdeyse tamamlandı. Emre Kızılırmak, Sedef Şahin, Alp Korkmaz'ın yanı sıra Temel filmlerinden tanıdığımız Çetin Altay, Suskunlar dizisinin Takoz İrfan'ı Mehmet Özgür, Sema Mortiz ve Nuri Bilge Ceylan'ın son filminde başrol oynayan Tamer Levent'in yer alacağı netleşti. Dalkıran'ın büyük bir özenle seçtiği oyuncu kadrosu bu hafta tamamlanacak ve film çok yakında start alacak. Fakat kadın başrol oyuncusu Peri karakteri hala bulunamadı.

 Ünlü yönetmenin tek sıkıntısı filmin peri karakterini canlandıracak oyuncuya karar verememesi olduğu konuşuluyor.  Elemelerin tamamlandığını ve 3 kişi içinden seçilecek Peri'nin çok yakında açıklanacağını söyleyen ünlü yönetmen; “'Peri Masalı' benim bugüne kadar yazdığım en iyi senaryom. 14 Şubat'ta vizyona girmesini planlıyorum. Modern “Selvi Boylum Al Yazmalım” olarak nitelendirebilir” dedi.

 

01.08.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
TUĞBA SARIÜNAL VE SİNAN ÇALIŞKANOĞLU EVLENDİ

Sinan Çalışkanoğlu, Türk'ün Uzayla İmtihanı dizisindeki rol arkadaşı Tuğba Sarıünal ile nikah masasına oturdu. “Şanslı Masa” ve “Kapış Kapış” programlarının sunucusu Sinan Çalışkanoğlu, kendisi gibi oyuncu olan Tuğba Sarıünal ile dünya evine girdi. 8 Temmuz'da nikahları kıyılan çift düğünlerini 7 Eylül'de yapmaya karar verdi. Ünlü çiftin hazırladığı düğün davetiyesindeyse Tuğba Sarıünal'ın gelinlikle verdiği poz yer alıyor.

 

31.07.2013 - VATAN

Haberin Devamı
SİNAN ÇALIŞKANOĞLU VE TUĞBA SARIÜNAL EVLENDİ

Sinan Çalışkanoğlu, Türk'ün Uzayla İmtihanı dizisindeki rol arkadaşı Tuğba Sarıünal ile nikah masasına oturdu. “Şanslı Masa” ve “Kapış Kapış” programlarının sunucusu Sinan Çalışkanoğlu, kendisi gibi oyuncu olan Tuğba Sarıünal ile dünya evine girdi. 8 Temmuz'da nikahları kıyılan çift düğünlerini 7 Eylül'de yapmaya karar verdi. Ünlü çiftin hazırladığı düğün davetiyesindeyse Tuğba Sarıünal'ın gelinlikle verdiği poz yer alıyor.

 

31.07.2013 - VATAN

Haberin Devamı
ÇALIŞTIĞIM EN KEYİFLİ SETLERDEN BİRİ

Ünlü yönetmen Ersoy Güler, internet de ve korsan film piyasasında izlenme rekoru kıran 2012’nin en komik filmi ‘Sağ Salim”in devamı için motor dedi. “Sağ Salim 2”nin çekimleri Kastamonu Cide’de gerçekleştiriliyor. Burçin Bildik (Salim), Ezgi Asaroğlu (Nihal), Hüseyin Avni Danyal, Nazlı Tosunoğlu (Sütlü Nuriye), Murat Akkoyunlu ((Kısa Cemal), Metin Yıldız (Mahir), Erkan Bektaş (Sacit), Yakup Yavru (Halit) ve Burak Demir’in oynadığı “Sağ Salim 2” ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. Filmin zengin oyuncu kadrosunda Nijeryalı üç oyuncu da yer alıyor. Ersoy Güler, “Birinci filmden en az dört kat daha komik, daha aksiyonel, daha tempolu bir film çekiyoruz. İzleyenler asla beklemediği şeyleri, tahminlerinin ötesini görecekler” diyor.

 Salim karakteri ile Türkiye’yi güldüren Burçin Bildik de “Filmin bu kadar ilgi görmesi kulak gazetesi sayesinde. İnsanların beğenip birbirine anlatmasından dolayı bu kadar ilgi çekti. Biz birinci filmde öyle bir çıta yükseltisi yaptık ki seyircinin hiç beklemediği sonlar oluştu. Konunun ne zaman sakinleşeceği, ne olacağı hiç belli değil.

 Tempoyu daha da yoğunlaştırarak ikinci filme aktardık. Hiç beklemediğimiz bir yerde, aniden bir aksiyon oluşuyor. Bu yüzden ben sadece bir komedi filmi çektiğimize inanmıyorum. Türkiye’de “Aksiyon Komedi” tarzını başlattık” şeklinde konuşuyor.

 Salim’in arabasına otostop yaptıktan sonra kendini bambaşka bir dünyanın içine bulan Nihal’i canlandıran Ezgi Asaroğlu da ‘Kastamonu Cide’ye ilk kez geliyorum. Hasret kaldığımız bir doğanın içindeyiz. Senaryolarda pek es yok. Oyuncuların birbirlerinin suratına cümlelerini söyleyecekleri yerler yok. Hep bir aksiyon var. Biz de bu akışın içinde sürüklenip gidiyoruz. Nihal de bu macerada Salim’le bir takım oluşturuyor. Nihal, Salim’in iyi niyetli olduğunu biliyor. Kurtarmaları gereken bir durum var ve Salim işleri yavaşlatan bir talihsizliğe sahip. Bu da Salim karakterini sevimli kılan bir şey” diyor.

 Kendi halinde bir köylü kadınıyken olayların akışı yüzünden Rambo’ya dönüşen Sütlü Nuriye’yi canlandıran Nazlı Tosunoğlu’da ağaçlardan peşinde ki mafya üyelerinin üzerine atladığı, nehirden çıkarak orak’la peşindekileri bertaraf ettiği sahneleri ile adından çok söz ettirecek.

 Tosunoğlu, “Senaryoyu okuduğum zaman o sahneler beni cezbetti. Ağaçlardan uçma sahnelerinde Vertigo gibi profesyonel bir ekiple çalışma şansım oldu. Özellikle nehir sahnelerinde sıkıntı çektim, zorlandım, ama hiç pişmanlık duymadım. Çalıştığım en keyifli setlerden birindeyim” diyor.

 

31.07.2013 – www.magazinsortie.com

Haberin Devamı
"SÜRGÜN İNEK" FİLMİ ŞUBAT'TA VİZYONDA

Dört yıl önce Malatya’da bir okulun bahçesindeki Atatürk büstünü kırınca sahibi tarafından ‘sürgüne’ gönderilen ineğin öyküsünden yola çıkılarak çekilen ‘Sürgün İnek’ filmi 28 Şubat 2014’te vizyona girecek.

 Temmuzun ilk günlerinde Muğla-Yatağan ilçesinin Bözüyük Köyü’nde başlanan filmin çekimleri devam ediyor. Çekimlerin bitmesine yakın oyuncular filmdeki inekle birlikte basına poz verdi. En renkli fotoğraf filmin başrol oyuncusu Hasan Kaçan’ın ineği öpmesi oldu. Atmosfer Film’in yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosu Serkan Öztürk’e ait. Ayhan Özen’in yönettiği filmde Hasan Kaçan, Şebnem Sönmez, Fırat Tanış, Cezmi Baskın, Eşref Kolçak, Yılmaz Gruda ve Vildan Atasever gibi isimler yer alıyor.

 

30.07.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
"SÜRGÜN İNEK" ŞUBAT'TA VİZYONDA

Dört yıl önce Malatya’da bir okulun bahçesindeki Atatürk büstünü kırınca sahibi tarafından ‘sürgüne’ gönderilen ineğin öyküsünden yola çıkılarak çekilen ‘Sürgün İnek’ filmi 28 Şubat 2014’te vizyona girecek.

 Temmuzun ilk günlerinde Muğla-Yatağan ilçesinin Bözüyük Köyü’nde başlanan filmin çekimleri devam ediyor. Çekimlerin bitmesine yakın oyuncular filmdeki inekle birlikte basına poz verdi. En renkli fotoğraf filmin başrol oyuncusu Hasan Kaçan’ın ineği öpmesi oldu. Atmosfer Film’in yapımcılığını üstlendiği filmin senaryosu Serkan Öztürk’e ait. Ayhan Özen’in yönettiği filmde Hasan Kaçan, Şebnem Sönmez, Fırat Tanış, Cezmi Baskın, Eşref Kolçak, Yılmaz Gruda ve Vildan Atasever gibi isimler yer alıyor.

 

30.07.2013 - MİLLİYET

Haberin Devamı
REYTİNGDE SINIFTA KALMADI

Cem Davran, Defne Samyeli ve Melis Tüzüngüç’ün başrollerini paylaştığı Gani Müjde imzalı ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisi pazar günü reytinglerine damgasını vurdu. Gani Müjde imzalı Cem Davran, Defne Samyeli, Mesut Yar ve Melis Tüzüngüç’ün başrollerini oynadığı ‘Babam Sınıfta Kaldı’ dizisi pazar gününe damgasını vurdu. Fox TV’de yayınlanan dizinin dördüncü bölümü ‘Tüm Kişilerde’ birinci olurken AB Gurubu’nda ise ikinci sırada yer aldı. ‘Tüm Kişilerde’ yüzde 3,62 reyting alırken her 100 kişiden 16’sı tarafından izlendi. AB Grubu’nda ise yüzde 3,16 reyting almayı başaran ‘Babam Sınıfta Kaldı’ her 100 kişiden 15’i tarafından izlenerek büyük başarıya imza attı. AB Grubunda Cem Yılmaz, Ozan Güven, Zafer Algöz ve Nil Karaibrahimgil’in başrolünü paylaştığı ‘A.R.O.G’ filmi yüzde 3,22 reyting oranı ve her 100 kişiden 18 kişi tarafından izlenerek birinci sırada yer aldı.

 

30.07.2013 - MİLLİYET CADDE

Haberin Devamı
ARTIK AKLIMLA AŞIK OLUYORUM

Geçtiğimiz günlerde Çeşme’de Nedim Keçeli ile objektife takılan Gamze Karaman, Seninle’ye özel hayatındaki son durumu anlattı: “Birkaç haftalık bir ilişkim var. Aslında uzun zamandır tanışıyoruz ama ilişkimiz yeni yeni bu yöne ilerledi. Zaten ilk görüşte aşk 18’li yaşlarımda kaldı. Ben artık aklımla aşık oluyorum.”

 Rol aldığınız “Harem” dizisi sona erdi. Ufukta yeni projeler var mı?

Görüşmeleri devam eden iki-üç dizi projesi var. Henüz tam netleşmedi ama yeni sezonda komediden farklı bir iş yapacağım.

 

Abide karakteri eğlenceli miydi sizin için de?

Dört dörtlük bir kızdı Abide... Sultan’ı öldürmek için girdiği sarayda ona aşık olmuş, eli ayağına dolanmış iyi bir kız. İnsancıl... Aşık olunca gözü bir şeyi görmüyor. Aynı benim gibi!

 

İtiraf gibi oldu, aşık olunca gözünüz hiçbir şey görmez mi gerçekten?

Hepimiz öyle değil miyiz? Aşk mantıksız bir duygudur; yoksa nasıl açıklayabiliriz ki onu gördüğümüzde midemizde uçuşan kelebekleri ya da sokakta yürürken aklımıza geldiğinde yüzümüzde beliren komik sırıtışları... Bu durumu kabul etmezsek, akıl hastanesine yatmamız gerekir! Güzel bir duygu, hoş bir delilik hali bence aşk.

 

İLK GÖRÜŞTE AŞK 18 YAŞINDA OLUR

 Sizin için ilişkide neler önemlidir?

Hiç o “Önce ruh güzelliği... Dış güzellik uçar gider, o yüzden önemli değil” yalanlarını söylemeyeceğim! Benim için görünüş önemli. Ayrıca ilgi delisi bir kızım. Bana karşı nasıl davrandığı da bir ölçü. Karşı tarafın bana davranışı, tavrı çok önemli.

 

Var mı yeni bir ilişki?

Birkaç haftalık bir ilişkim var. Aslında uzun zamandır tanışıyoruz ama ilişkimiz yeni yeni bu yöne ilerledi.

 

İlk görüşte aşk değildi yani...

İlk görüşte aşkın 18’li yaşlarımızda kaldığını düşünüyorum. Ben bu yaştan sonra bir insanı ancak onu tanıdıktan sonra sevmeye başlıyorum. Artık daha akıllı aşık oluyorum yani... O kişinin hayatımda nerede olduğuna, hayatımın ne kadarını kaplamaya başladığına bakıyorum. Aynı şekilde ben onun hayatında ne olabilmişim... Bunlar da zamanla anlaşılacak şeyler.

 

2004’te Miss Globe’da ikinci oldunuz. Yarışma sonrası yurtdışına açılmayı düşünmediniz mi?

Yarışmayı kazandığımda yaşım küçüktü. Ailem üniversite eğitimi almamı istedi. Bu nedenle yarışmadan ancak 6 yıl sonra, tam insanlar beni unutmak üzereyken ortaya çıktım. Oyunculuğu tercih ettim. Hiç mütevazı olamayacağım, çaba gösterdim ve karşılığını aldım. Bu iş için çok uğraştım. İkinci rolleri oynadım, setlerde süründüm. Özel dersler aldım. Maddi-manevi çaba gösterdim. Ama yurtdışı hayalim hiç olmadı. Türkiye’de iş yapıp yurtdışında onunla beğeni toplamak, o işi oralarda izlettirmek daha çok hoşuma giderdi, ama ben çok hayal peşinde koşan biri değilim. Türkiye’den başka bir ülkeye gidip kendini ispatlamak zor.

 

EVLENENE KADAR AİLEMLE OTURACAĞIM

 Yurtdışında yaşayabilir misiniz peki?

Hayır. 10 gün tatile gitmek güzel de, orada yaşayamam ben. Sıkılırım. Ailemi ve arkadaşlarımı özlerim. Aileme çok bağlıyım. Kalabalık bir aileyiz. Üç kız kardeşiz. Onlardan ayrılmak istemiyorum. Hâlâ ailemle yaşıyorum zaten, evlenene kadar da onlarla oturacağım. Yalnız kalma korkum var.

 

BAYRAM ROTASI ROMA VE CAPRI

 Set bitti, tatil zamanı... Rota nereye?

Tatil sezonumu Çeşme ve Bodrum’la açtım. Bayram tatilindeyse Roma’ya, oradan da Capri’ye...

 

Roma ve Capri’ye ilk seyahat mi?

Roma’yı çok seviyorum. Tarihi havasıyla beni çok etkiliyor. Her yıl Roma’ya bir kez giderim. Oraya gitmişken Capri adasına mutlaka uğrarım.

 

30.07.2013 – HÜRRİYET KELEBEK

 

Haberin Devamı
HAYAT ONLARA GÜZEL

Yapımcılığını Erler Film’in, yönetmenliğini Murat Şeker’in üstlendiği, Tuba Ünsal, Şevket Çoruh, Timur Acar ve Hande Katipoğlu gibi önemli isimlerin rol aldığı “Hayat Sana Güzel”in çekimleri tamamlandı. Eşi ile mutlu bir yaşam sürerken öleceğini öğrenen 45 yaşındaki Azmi’nin komik öyküsünü konu alan filmin setini son gününde ziyaret ettik, detayları ekiple konuştuk.

 

MURAT ŞEKER: TARLADAKİ YAZLIK İŞÇİLER GİBİYİM  

 * “Hayat Sana Güzel”i sizden dinleyelim. Nasıl bir film oldu?

- “Hayat Sana Güzel” bu yılın sürpriz filmi olacak gibi görünüyor. Sıra dışı bir komedi...

* Çok iddialısınız...

- Şöyle bile diyebiliriz; Şener Şen’den sonra oluşan boşluğu Şevket Çoruh’un dolduracağına inanıyorum.

* Neden filmin adı “Hayat Sana Güzel”?

- Bu bir müteahhit öyküsünü anlatıyor. Milyarları olan bir adam ama panikatak, hastalık hastası... Dışarıdan hayat ona güzelmiş gibi gözüküyor, oysa iç dünyası o kadar da güzel değil. Aslında biz hayatın kime güzel olduğu anlatıyoruz. Her şeyin para demek olmadığını... Toplumsal bir mesaj veriyoruz yani...

* Yeni projeler var mı?

- Olmaz mı... Seneye “Çakallarla Dans 3”ü çekeceğiz. Sonbahara da bir film projesi daha. Dizilerden dolayı filmleri yazın çekmek zorunda kalıyoruz, tarladaki yazlık işçiler gibi... Kendi kendime söz verdim, bu sonbaharda film çekeceğim diye. Artık ben de paltolu oyuncularım olsun istiyorum.

 

HAKAN BİLGİN: BU FİLM GÜZEL BULUŞMA OLDU

 * Setin son günü bugün... Nasıl geçti sizin için çekimler?

- Murat Şeker ve Şevket Çoruh’la daha önce çalıştığım için, bunun öncelikle güzel bir buluşma olduğunu söyleyebilirim. Ortaya çok eğlenceli bir film çıkacağından eminim, heyecanla gala gününü bekliyorum.

* Bize canlandırdığınız karakterden biraz bahseder misiniz?

- Şevket Çoruh’un oynadığı Azmi karakterinin çocukluk arkadaşı rolündeyim. Varlıklı, evli ve mutlu bir doktor... Aynı zamanda sabırlı ve sadık...

* Hayat size güzel mi diye sorsam?

- Açıkçası halimden gayet memnunum. Film çektiğim sürece daha da memnun olacağım.

 

TİMUR ACAR: KOMEDİ RUTİNİNDEN SIKILMAYA BAŞLADIM

 * Filmin çekimlerine ne zaman başlamıştınız?

- Temmuz başında... Yaklaşık bir ay sürdü.

* Sizi hangi rolde izleyeceğiz?

- Aslında benim bu filmde çok fazla rolüm yok. Şevket’in oynadığı karakterin yardımcısını canlandırıyorum.

* Karakterin ayrıntılarından biraz bahseder misiniz? Nasıl biri bu yardımcı?

- Azmi &c